aynı yazarın aynı baslıkta arastırmasının parcası....
Büyük devletlerin savaş aracı
Son yıllarda yaygınlaşan parapsikoloji kavramları ve araştırmalar, devletlerin de önemli gündemleri arasında yer alıyor. Bu nedenle, birçok araştırmacı, parapsikoloji üzerinde artık daha ciddi düşünmeye başladı.
Bu noktada, bazı devletlerin ve gizli servislerin bünyesinde, özellikle devam eden PSİ araştırmaları, akıllara önemli bir soruyu getiriyor: 'Parapsikoloji harp tehdidi olarak kullanılabilir mi, kullanılırsa ne olur?'
Soruya tatmin edici bir cevap vermek bir hayli zor görünüyor. X-Files'ın yazarı Emrullah Tekin: 'Düşman ilerledi, sağ cenaha saldırmak üzere hazırlık yapıyor. Düşman, bazı bölgelerde 27 silonun yapımını tamamlamış durumda... Bunlar aslında tipik istihbarat raporları. Fakat bu raporlar ruhsal istihbarat raporlarıysa neler olur? PSİ araştırmalarının askeri faaliyetlerde kullanılmasının anlaşılması tahayyülümüzün sadece küçük bir parçasını teşkil edecektir. Bir ülke, karşı tarafı, bu şekilde izleyebilir, planlarını ve sırlarını öğrenebilir. Bunun yanında aynı teknikle, kendi telepatik sinyallerinizi bölgede bulunan ajanlarınıza gönderebilir, hatta uzak araçlar üzerinde de aynı çalışmayı yapabilirsiniz' diyor.
Savaşta kullanıldı mı?
İşin ilginç yanı, dünya tarihinde yaşanan iki büyük savaşta, PSİ tekniklerinin kullanıldığı iddia ediliyor. Dr. Rejdak, adı geçen savaşlar sırasında, radyostezi tekniğinin kullanıldığını iddia ediyor. Bu tekniğin, Vietnam savaşı sırasında, bubi tuzaklarının tesbiti amacıyla kullanılmış olması ise oldukça düşündürücü.
Yine ABD ve diğer bazı gelişmiş devletler tarafından, PSİ enerjilerinin kullanım alanlarına dair denemelerin yapıldığı, son yıllarda gün yüzüne çıkan önemli gerçeklerden.
Tüm bunlarla ilgili en çarpıcı tanımlamayı ise 'PSİ enerjinin keşfini, atom enerjisinin keşfine' benzeten Dr. Vasiliev yapıyor. Yine Amerikalı olan araştırıcı Dr. Louisa Rhine ise PSİ'yi 'büyük bir silah' olarak niteliyor. Bazı kişi, kuruluş ya da tarikatlar tarafından yürütülen PSİ araştırmalarının, askeri istihbarat birimleri tarafından, yakından takip edilmesi, konunun önemine işaret ediyor.
Araştırmacı- yazar Aytunç Altındal, dünyanın önde gelen birçok liderinin bu konuyla ilgilendiği belirtiyor. Altındal, özellikle, Hitler ve yakın çevresinin astrolojiye, ezoterizme ve gizli ilimlere aşırı derece düşkün olduğu görüşünde. Altındal araştırmalarından yola çıkarak ulaştığı bilgilere göre; SS'leri yöneten Heinrich Himmler'in, Rudolf Hess'in ve Alfred Rosenberg'in ve diğerlerinin özel astrologları ve okültizmle uğraşan elemanları vardı.
Adolf Hitler'in 1 Mayıs 1945'te öldüğü ya da ortadan kaybolduğu gecenin sabahı Berlin'e giren Kızıl Ordu Birlikleri işgal ettikleri terk edilmiş bir nazi karargahında gözlerine inanamadıkları bir olayla karşılaştılar. Bundan sonrasını, X-Files'ta 'Parapsikoloji ve Liderler' başlıklı yazısında anlatan Aytunç Altındal, şöyle devam ediyor: 'Bina terk edilmişti ama büyük salonlarda yan yana dizilmiş 1000 kadar Nazi üniformalı ceset yatıyordu. Askerler, cesetlerin kimliklerini incelediklerinde, bunların Himalaya'dan gelmiş Tibetli Budist Keşişler olduklarını görmüşlerdi. Bu keşişler niçin ve ne zaman Berkin'e getirilmişler ve niçin topluca intihar etmişlerdi, hiçbir zaman anlaşılamadı.'
Büyücü papa
Hitler'in kişisel kütüphanesinin ise okültizm ve ezoterik ilimler alanında yazılmış birçok eserle dolu olduğu biliniyor. Adolf Hitler ve Nazilere gelinceye değin Avrupa tarihinde, büyü, sihir, astroloji ve okültizmle uğraşmış, gündelik siyaseti ve halkının yaşamını bu gizli ilimlerle yönlendirmiş sayısız kral, devlet adamı, din adamı, siyasetçi ve askerin varlığını da yine Aytunç Altındal'ın yazılarından öğreniyoruz.
Yine, ilginç olan başka bir gerçek ise Papa 9. Benedict'in çok ünlü bir büyücü olması. Üstelik bu büyücü papa, kara büyünün her türlüsünü de yapabiliyordu. Yaptığı büyülerle en güçlü siyasi rakibi Malatesta'yı hastalandırarak öldürdüğü söyleniyordu. Martin Luther, bu papayı kast ederek 'Katolik Kilisesi'ndeki törenlerin çoğu diyabolik büyünün kopyalarıdır' demişti.
Bunun dışında batıl inançlara çok güçlü bağlılık duyan başka bir devlet adamı da Napolyon Bonaparte'dir. Astroloji ilimine çok meraklı olan Bonaparte, Paris'in ünlü kadın kahini Marie Le Normand (1793-1843)'da düzenli olara fal baktırırdı. Napolyon, bir tam günü gerçekten de özel yetenekli bu falcıyla geçirirdi.
Aslında günümüzdeki bazı devlet adamlarının da ismi geçen bu devlet adamlarından pek farkı yok! Mesela Hillary Clinton, bayan Reagan, Sovyetler Birliği'nin unutulmaz devlet başkanı Leonid Brejnev, bunlardan sadece birkaçı. Araştırmacı- yazar Aytunç Altındal'ın, 1989'da, KGB'nin izniyle Brejnev'in özel şifacısı ile görüştüğü ve bu görüşmeden enteresan bilgilere ulaştığı biliniyor.
Tabii, parapsikoloji ve okült ilimlerle ilgilenen devlet adamlarının yanı sıra günümüzde birçok ülke de bu alandaki çalışmalarını gizli gizli yürütüyor. Özellikle duyudışı algılamanın varlığına dair birçok anektodun bulunmasına ve konu üzerine bilimin eğilmemesine rağmen, dünyanın çeşitli yerlerindeki askeri ve istihbari teşkilatlarının saldırı ya da savunma amaçlı parapsikoloji üzerine çalışma yaptığı biliniyor.
Artık gün yüzüne çıkan bu çalışmalarda elde edilen sonuçlarsa gerçekten enteresan. Örneğin, İngiliz Kanal 4 televizyonunun, 27 Ağustos 1995'te yayınladığı 'The real X-Files' programında, ABD'deki psişik araştırma programlarının geçmişiyle ilgili şok edici bilgiler sunuldu. Programın, 'kara çalışmalar' olarak adlandırılmasından dolayı, programın sonuçları, halktan ve kongreden gizli tutuldu.
Peki, ABD, neden parapsikoloji alanındaki çalışmaları hızlandırdı? İşte bu soruya verilecek cevap, yine başka bir devlet.
Devlet desteği
Bugün gelinen noktada, Amerikan resmi çevrelerinin konuya karşı ilgi duyduğu belgelerle ispat edilmiş durumda. Kanada yayınlanan 'A Canadia Journal of Science and Technology' dergisi, gizli servisler tarafından yürütülen PSİ araştırmalarını çarpıcı bir şekilde dile getiriyor: 'CIA astral seyahat tecrübeleri üzerinde çalışmalar sürdürmektedir. Bu yeteneğe sahip medyumlar casuslukta kullanılabilir. CIA, bu konuda da Ruslardan geri kalmamaya çalışıyor.'
Söz konusu makalede devamla şöyle deniyor: 'Ruhsal araştırmaların buradan nereye gideceğini, hangi boyutlara ulaşacağını kestirmek zor değil. Cihazlar geliştiriliyor, devletten para ayrılıyor, federal bilimciler de konuya eğilmiş durumda. Özel enstitüler değişik laboratuarlarda araştırmalar yapıyor. Özellikle zihinsel-kontrol alanında güçlü ve tehlikeli gelişmeler olabilir.'
Evet... Artık, dünyanın gelişmiş ülkelerinde bu tür bilgiler günlük yayınlarda sıklıkla yer alıyor. Özellikle, Rusya ve ABD başta olmak üzere birtakım ülkeler ve devletlerin yürüttüğü gizli beyin kontrol çalışmaları ise gerçekten düşündürücü. Üstelik bu tür çalışmalarda kobay olarak kullanılmış, deyim yerindeyse, beyin-kontrol sistemiyle işkenceye maruz kalmış Türklerin şikayetleri de ülkemizde gündeme gelen önemli konuların arasında yer alıyor. Başka bir ifadeyle, PSİ araştırmalarında söz konusu olan; beyin-kontrol teknikleri, ciddi anlamda, hem bireyin hem de toplumların sağlığını ve güvenliği tehdit eder nitelikte bir görüntü çiziyor.
Hazırlayan: Nurcihan Azar