Yazar: Efe Elmas | Aralık 2009 |
Geleceği Öngörmek Yaşamın içinde var olurken, tuhaf sürprizlerle karşılaşmamak mümkün değildir. Bazen öyle bir an olur ki, bir dakika önceki siz ile bir dakika sonraki siz bambaşka olursunuz. Bu yüzden birkaç dakika sonrasını bile kestirmek mümkün değildir. Verdiğimiz kararın etkisi ne olacak? Eğer akışa bırakırsak seyir nereye gidecek? Bir gün sonra hala aynı ruh halinde kalabilecek miyim? Bunlar her ne kadar basit sorular gibi gözükse de, daha objektif bir bakış açısıyla bilinemezlikler içeriyor.
Otobüste eve doğru ilerlerken kendimce bir deney yapmak istedim. Beş dakika sonrasını safi mantıkla, ne kadar kestirebileceğimiz sorusu geldi aklıma. Durağa yaklaşırken etrafa şöyle bir göz gezdirdim. Durağın kapısının hemen önünde genç bir bey vardı. Arkasında ise daha yaşlı bir bayan duruyordu. Kapının karşısında ise yaşlı bir amca öylece bekliyordu. Otobüs iki katlıydı. Kafamda bir iniş sıralaması yaptım. Önce gençliği ve atikliğinden dolayı genç bey iner, ardından yaşlı amca, yaşlı bayana yol verir. Hemen ardından ben, yaşlı amcaya yol veririm. O iner ve sonra da ben inerim. Ardından da otobüsün ikinci katındakiler iner. Kafamda kurguladığım bu “mantıklı” senaryonun gerçekliğini merak ettim. Ve otobüs durdu. Öyle bir sirkülasyon ve karmaşa oldu ki, bu olayın tam tersi gerçekleşti. İlk önce atiklik yaparak yaşlı bey indi. Yaşlı beyin ardından ikinci kattaki herkes indi. Genç bey inmeye çalışırken oradaki karmaşadan dolayı olsa gerek, yaşlı kadın, ardından da ben indim. Ve ilk inmesi gereken genç bey, en son inen oldu. Bu basit deneyde bir daha olanları aklımdan geçirdim ve gülümsedim. Evet, bir-iki dakika sonrasını bile net olarak göremiyoruz.
Öyleyse hayat nasıl yaşanır kılınabilir? Biraz daha ilerisini, nasıl görebiliriz sorularına iç sesim, “sezgi” diye cevap verdi. Hayatın akışında ilerlerken, biraz sonrasını görmek öngörünün ötesinde sezgilerimize kulak asmayı da gerektirir. Bunu düşününce Mustafa Kemal Atatürk’ün savaşlarda verdiği kararları yeniden takdir ettim. En küçük yanlış karar veya adım tüm devletin ve tarihin gidişatını değiştirebilirdi. Ama o muhteşem bir öngürüyle (eminim ki sezgiyle de) en doğru kararları vermişti.
Bu bağlamda yüce Yaratıcı’nın uzak geleceği olmasa dahi yakın geleceği kestirmemizi sağlayacak yetiler vermesi bu yüzden saçma gelmemelidir. Parapsikolojinin “duyular dışı algılar” terimi, bu sezgiler için geçerlidir. Mutlaka hepimizin başına rüyada geleceği görme durumu meydana gelmiştir ya da herkes, hayatında en azından bir kere, büyük bir felaketi, kazayı hissetmiştir. O zaman görüyoruz ki, hepimizde olan bir yetidir bu. Ve daha da ileri götürülebilir.

Kestirilebilecek Gelecek
Geleceği kestirmek, bu yetenekle mümkün olsa dahi zorlukları vardır. Büyük olaylar dışında, geleceğe dair kestirebildiğimiz şeyler ancak daha küçük ve olası durumlardır. Yani kişi, ne kadar uzak geleceği kestirmeye çalışırsa, o kadar yanılma olasılığı da artar. Bunun nedeni, bizlerin mutlak geleceği değil, olası geleceği kestirmesinden dolayıdır. Bu yüzden yakın zamanda sezilen şeylerin gerçekleşme olasılığı çok yüksekken, daha ilerilerini kestirmek veya görmek zorlaşır. Bu görülerin doğruluğu kişinin sezgilerine ne kadar güvendiğiyle ve kalbinin saflığıyla doğru orantılıdır.
Bu sebeplerden dolayı kimse mutlak geleceği bildiğini iddia edemez. Mutlak geleceği ancak “O” bilebilir. Bizler ise olası gelecekleri bilebiliriz ve olası gelecekler değişebilir. Bu yüzden ölüm, büyük felaketler, kazalar gibi daha büyük olaylar daha rahat önceden hissedilebiliyorken, kişisel meseleler daha zor hissedilmektedir. Hissedilse de yanlış çıkma olasılıkları vardır.
Falların İç Yüzü
Biraz araştırıldığında yüzlerce fal çeşidi olduğu görülmektedir. Kahve falı, bakla falı, taş falı, kaburga falı, rune falı, yıldız falı, bulut falı, el falı, parlak yüzey falı vb… gibi. Çok çeşitli fallar vardır ve bunların çoğu sezgilerle bağlantılıdır. Bazıları ise daha farklı felsefeler üzerine oturtulmuştur. Mesela geçmiş yüzyıllar da Fransa’da bakılan buğday falı daha ilginç bir şekilde bakılırdı. Bu falda on iki buğday seçilirdi. Her bir buğdaya bir ay ismi verilirdi. Daha sonra bunlar temiz ve sıcak bir ocağa konulurdu. İnanca göre yanan buğday taneleri hangi aylarda buğday fiyatlarının yükseleceğini gösterirdi. Bu tür daha farklı fal kültürler de mevcuttur.
Ayrıca okultizmde piromansi (yanmakta olan ateşe bakarak), kapnomansi (ateşten çıkan dumana bakarak), lebanomansi (tütsüden çıkan dumana bakılarak), kritomansi (yere dökülen una bakarak),

lampadomansi (bir lambanın ışığına bakarak), jeomansi (topraktaki çatlaklara bakarak ya da toprağa taşlar atarak), aeromansi (rüzgarın su üzerinde oluşturduğu şekillere bakarak), alektriomansi (horoz yardımıyla bakılan), miyomansi (fareleri hapsedip, çıkardıkları sesleri yorumlayarak), ofiomansi (özellikle eski mısırda yaygın olan, yılanlara bakarak yapılan) belki de en karanlık yöntem olan necromansi gibi fal-kehanet yöntemleri vardı. Bunlar kültürden kültüre değişiklik göstermekle beraber, sayılamayacak derecede çoktur.
Dikkatlice incelendiğinde aslında birçok falın birer araç oldukları görülebilir. Kişi, bu nesnelere yoğunlaşarak sezgi ve görü gücünü harekete geçirmektedir. Haliyle fallar aslında kişinin sezgisel gücünü yönlendirdiği araçlardır. Kişi, tüm konsantrasyonunu o nesneye odaklar. Durugörüsel ya da diğer duyular dışı algılarıyla geleceğe dair kestirimler yapmaya çalışır. Dikkat ederseniz bazıları çıkar, bazıları ise çıkmaz. Çünkü dediğimiz gibi o sırada kestirilenler olası geleceklerdir. Mutlak gelecek değildir. Kimisinin kalbi daha saftır ve sezgisel gücü gelişmiştir, çok daha net şeyler hisseder. Kimisi daha karmaşık hislerine uydurmalar katarak süsler. Aslında bunlara ihtiyaç yoktur. Kişi kendi yetilerini kullanmayı bildiğinde, vizyonsal olarak dahi bir şeyleri görebilmektedir.
Tabi ki bazı geri seviyeli bedensiz varlıkların yardımlarıyla geleceği görmeye çalışan insanlar da vardır. Onları bu söylediklerimden tamamen ayırıyorum. O tür yöntemlere meyil edenler, kendi iç güçlerinin farkına varamayıp, gücü dışarıda arayan insanlardır. Bu da tekâmül seviyesinin pekte yüksek olmadığını gösterir.
Bu sezgisel, görüsel kısım dışında bir kısım falların ise dayandığı felsefe; “Evrende hiçbir tesadüf yoktur. Her şey birbiriyle bağlantılıdır.” Felsefesidir. Bu felsefeye göre evrenin hiçbir noktasında tesadüfler yoktur. Sadece
“anlamlı rastlantılar” yani
“eşzamanlılık” vardır. Bu yüzden karşınıza çıkacak her işaret size bir şeyleri söyleyebilir. Buna sebep-sonuç yasası denmektedir. I-ching gibi bazı fallar bu prensip üzerine kurulmuştur. Bizim kültürümüzdeki bakla falı, zar falı hep bunlara örnektir. Mesela zar falında üç adet tavla zarı alınır ve bir kabın içine konur. İyice sallanır ve masanın üstüne dökülür. Zarların sayısının toplamı, kişiye mesaj verir. Toplam üç gelirse tüm düşlerin gerçekleşeceği ve hoş bir süprizin olacağı, dört gelirse sabırla beklenen bir şeyin kısa zamanda geleceği, beş gelirse yeni biriyle tanışacağınız gibi anlamlar çıkarılır.
Falların Tehlikeli Tarafı
İnsanoğlu, O’nun bir parçasına sahip olduğu için muhteşem bir ol’durma gücüne sahiptir. Yüksek bir inanç ve odaklanma ile yapamayacağı şey yoktur. Hepimizin medyadan bildiği “the secret” olayı ve benim de geçmiş sayılarda yazmış olduğum “varoluşu sürekli kılan evrensel yasalar” yazım da belirttiğim gibi, yüksek odaklanma ile bazı şeyleri oluşturabiliriz. Bu yüksek oluşturma gücünün koşulları, ilk olarak irade yasasıdır. Yani kişinin iradesiyle istemesi ve niyet etmesidir. Ardından bir şeyleri ol’durmak için kişinin benzeşim yasası açısından o duygu ve düşüncelere kendini kaptırması ardından da çekim yasasının devreye girmesi gerekir. Bu üç yasa ile kişi hayatına olumlu ve olumsuz enerjileri, olayları çekebilir.
Fal denen olguda kişi kendini fazla kaptırırsa, o şey olmayacaksa bile kişi oldurur. Mesela biri size, kaza yapacağınızı söyledi. Siz kaza yapacağınıza inanır ve korku ile bir beklentiye girerseniz irade yasası çalışmaya başlar. Korkular ve o şeyin olacağına inanmak, o olayın gerçekleşmesine
izin vermek demektir. Çünkü kişi korkuları ile o olaya yoğunlaşır ve enerji o olayın gerçekleşmesi için akmaya başlar. Ardından o olayın hayallerini de kişi kurarsa, olmayacaksa bile o kaza meydana gelir. Bu yüzden falda söylenen bir şeye fazla kafayı takmak yasalar gereği o şeyi meydana getirmeye yeterlidir.
Bu açıdan oldukça tehlikeli bir durumdur. Hem psikolojik olarak hem de ruhsal olarak kişiyi etkiler ve olmayacak şeyleri oldurabilir. Bunlara ek olarak da kişinin, falı bakan yüzünden çektiği bu ruhsal acıların vebali (yükü, karması) fal bakan kişiye geçmektedir. Bu da fal bakan kişinin tekâmülünü yavaşlatan ya da gerileten bir boyuta ulaşabilir. Bu açıdan da falda kötü olayların söylenmemesi veya görülen şeylerin gerçekmiş gibi lanse edilmemesi gerekir. “Evle ilgili bir taşınma yaşayacaksın.” cümlesi ile “Evle ilgili bir taşınma yaşayabilirsin.” cümlesi arasında dünyalar kadar fark vardır. Birinci cümle kesinlik içerir ve evrendeki yaratım yasalarını devreye sokar, ikinci cümle ise olasılığı bahseder ve karşıdaki kişiye seçim şansı tanır. Bakarken bu cümlelerin kurulmalarına da çok dikkat edilmesi gerekir.
İkinci tehlikeli tarafı, kişi geleceği görmek için yetilerini kullandığında tabiri caize dikkat çeker. Yanlış kullanımlar, fallara aşırı yoğunlaşmalar, enerji artışına ve enerji dengesizliğine sebep olur. Bu da geri seviyeli bedensiz varlıklara davet göndermekle eş anlamlıdır. Dikkat ederseniz, çok fal bakanlar belli bir süre sonra içsel bir sıkılışa girmektedir. Bazıları daha hoş olmayan paranormal olaylar deneyimlemektedir. Yani bu açılımlar, manevi boyutta dikkat çeker. Kişi, enerjisel olarak da hassassa obsede olabilir.
Bu tehlikelerin dışında, kişinin nefsine kendini kaptırması da söz konusu olabilir. Görüsü arttıkça daha da ileri gidip, nefsini azdırabilir. Bu da kişinin tekâmülünü gerileten bir olgudur.
Bu sebeplerden dolayı fallar yasaklanmış, tehlikeli olarak gösterilmiştir. Gerçekten de kontrolsüz ve aşırı fal merakı kişinin hayatını zehir etmekte hatta kimisinde bağımlılık yapmaktadır. Aşırı hırs ile daha ötesini bilme isteğini dizginleyememekte ve bu yoğun hırs ve neftsen dolayı kişi yitip gidebilmektedir. Bunlar sezgilerin
kontrollü kullanılması ve
gereksizkullanılmaması gerektiğinin en iyi göstergeleridir.
Kehanet Sanatı
Okültizm'de kehanet kendi başına bir ilim ve sanat kabul edilmektedir. Bunun nedeni ise kehanetin çok kapsamlı bir olgu olmasıdır. Fal gibi bireysel ve kişisel tatminler yerine, dünya da ve evrende var olacak değişimleri önceden kestirme anlamı taşır. Yani amaç olarak büyük olayları önceden en yüksek olasılıkla tahmin edebilmektedir. Bu açıdan ciddi bir disiplin ve çalışma gerekir. Bu ilimin amacı, geleceği görüp nefsi tatmin etmektense, gelecekte olabilecek şeyleri fark edip ona göre önlem almak ya da hazırlanmaktır. Haliyle bu sistemler hayatta ilerlerken kişinin biraz daha ilerisini görebilmesi için birer kılavuz olarak kullanılır. Astroloji, tarot, i-ching, numeroloji, remil, ebced hesabı bunlardan bazılarıdır.
Astroloji
Kehanet sanatı birçok yönden kullanılabilir. Bu kullanımlardan belki de en çok kullanılanı eski kadimlerin parmak gösterdiği çark-ı felek denen kader çarklarını tespit etmektir. Yani Zodyak, Maya,Hint, Türk, Çin takvim sistemlerine göre burçları tayin edip, gezegensel yörüngelerine göre olacak olayları önceden ifşa etmektir. Bu ilime kısaca astroloji diyebiliriz.
Astrolojiye göre, her bir gezegen kendine ait enerjisel sembollere sahiptir. Güneş ve ay gezegen olmamasına rağmen astrolojide ikisi de gezegenler içerisinde yer alır. Ayrıca bazı kaynaklarda hepsine birden “yıldız” denir. Özellikle havasta ve kabalada geçen yıldız saatleri terimi, gezegenlerin saatlerine göre enerjisel durumları tahmine dayanır. Venüs gezegeni aşk, sevgi, güzellik, sanat anlamlarına gelirken, mars gezegeni savaş, zafer, mücadele, hırs gibi unsurları taşır. Bu iki gezegen dışında;
Güneş: yaratıcılık, cömertlik, yumuşak kalplilik, kibir, gurur, mertlik, kendini beğenme, soyluluk, çevreyi etkileme isteği
Ay: derin duygular, sezgiler, yuva sevgisi, kararsızlık, gizli düşünce ve duygular, manevi yön
Merkür: zeka, kıvraklık, şirinlik, merak, kaypaklık, mantık
JüpiterL talih, zenginlik, genişleme, yükselme arzusu, geniş fikirlilik, iyimserlik, olgunluk
Satürn: sabır, sebat, güven, disiplin, sorumluluk, cimrilik
Uranüs: bağımsızlık, özgürlük, yaratılıcılık, çekicilik, yenilik, akıl, deha
Neptün: sezme gücü, hayaller ve düşler, ispiritizma, kandırma, aldatma
Pluto: yok etme, yeniden yaratma, mükemmelleştirme, bilinmeyen istekler gibi anlamlara gelmektedir.
Astrolojide, gezegenlerin anlamları dışında bulundukları on iki ev, aralarında ki açılar gibi detaylar da dikkate alınmaktadır. Yorumlar bu titizlilikle yapılır ve konumlarına göre olası yorumlar meydana getirilir. Çok geniş bir konuyu içeren astroloji, başlı başına bir yazı serisi oluşturabilir.
Yıldız (Gezegen) Saatleri Birçok kültüre göre her gün bir gezegenin etkisi altındadır. Ve o gün içindeki bazı saatler farklı gezegenlerin etkisi altına girer. Bu şekilde bazı matematiksel hesaplar ile hangi saatlerin hangi gezegenlerin etkisi altına girdiği bulunabilir.
Bunun yapılma amacı, öncelikle kişinin hayatında bu saatleri dikkate alarak anlaşmalar yapması, buluşmalar düzenlemesidir. Yani hayatının akışında bu şemaya dikkat etmesidir. İkinci amaç ise eğer bir meditasyon ya da enerji-dua çalışması yapılacaksa, o çalışmayla bağlantılı gezegenin saatine dikkat etmektir. Mesela Venüs saati, sevgi, aşk ve sanat enerjilerinin yüksek olduğu bir saattir. Bu saatte sevdiğiniz biri ile buluşmanız, daha güzel bir an yaşatacaktır. Ya da birine çıkma teklif edecekseniz, bu saatte çıkma teklifini etmeniz, karşıdakinin kabul etmesini kolaylaştırır. Mars saatinde bunu yapmak ise ters etki yapabilir. Çünkü mars saati, savaş, hırs anlamlarına gelmektedir. Eğer bu tür romantik bir buluşma mars saatine denk gelirse çok daha gergin geçebilir. Genelde fark ettiğim mars saatinde kişilerde gerginliğin meydana gelmektedir. Çok ilginçtir ki genelde kavgalar mars saatinde patlak vermektedir. Bu açıdan mars saati savaş için uygun saatlerdir.
Yukarıdaki örnekten de anlaşılabileceği gibi eskiden çoğu savaş, anlaşma ya da buluşma bu saatlere göre ayarlanırdı. Aylık ya da haftalık saat şeması çıkarılırdı ve ona göre hareket edilirdi.
Yıldız saatlerini çıkarmak, lise matematiği bilen herkes için kolay bir işlemdir. İlk olarak bilinmesi gereken;
her gün o güne ait gezegenin saati ile başlar. Mesela pazartesi, ay’ın günüdür. Bu yüzden pazartesinin ilk saati (güneş doğduktan sonra) ay gezegeninin enerjisi altındadır. -Burada günlerin İngilizce isimlerini dikkat çekmek istiyorum. Monday; moon day (ay günü), Saturday; Saturn day (Satürn günü), Sunday; Sun day (güneş günü). Yani İngilizceye geçen bu gün isimleri, bu ilimden dolayı geçmiştir. Bu gezegenlerin enerjisel konumları hemen hemen her kültürde ortaktır. Yıldız saatleri hesaplaması özellikle İslam âlimlerinin bazı kitaplarında yer almaktır ve detaylıca anlatılmaktadır - Ama bunun için öncelikle gezegenlerin bu açıdan anlamlarına tekrardan göz atmak gerekir;
Güneş: Günü pazardır. Bu yüzden pazarın ilk saati güneş ile başlar. Enerjisel anlamı; para, ümit, yöneticiler, başkanlar, arkadaşlık, düşmanlığa karşı koymak, sportif başarılar, fiziksel sağlamlık, genelin hayranlığını kazanmak.
Ay: Günü pazartesidir. Bu yüzden pazartesinin ilk saati ay ile başlar. Enerjisel anlamı; denizcilik, yolculuklar, aşk ve yenilenme, su, hırsızlıkla ilgili şeyler, vizyonlar, haberciler, sezgiler, rüyalar.
Merkür: Günü çarşambadır. Anlamı; konuşma gücü, iş, sanat, bilim, kehanet, hırsızlığı keşfetmek, hile gerektiren işler.
Venüs: Günü cumadır. Anlamı; aşk, arkadaşlık, seyahat, nezaket, eğlence, cinsel konular, baştan çıkarma.
Mars: Günü salıdır. Enerjisel anlamı; savaş, askeri başarılar, imha, katliam, ölüm ve acı olaylar, düşmanlıklar, düşmanlara karşı çalışmalar, erkeklere yönelik çalışmalar.
Jüpiter: Günü perşembedir. Anlamı; şeref, zenginlik, arkadaşlık, fiziksel sağlık, kalpteki arzular, para, bilgi kazanmak.
Satürn: Günü cumartesidir. Anlamı; iyi ve şerli çalışmalar, hadim davetleri, rüyalara girmek, telkin, mesleki şans veya bela, mülk, mal, bilgi kazanma, ölüm ve bela
Bunlar dışında bilinmesi gereken ise gezegenlerin etkisi hep aynı sıra ile tekerrür eder;
Güneş, Venüs, Merkür, Ay, Satürn, Jüpiter, Mars. Mesela cumartesi gününü hesaplıyorsunuz. İlk saati Satürn demiştik. Ondan sonraki saati Jüpiter’dir ve sıralama şöyle devam eder; Satürn, Jüpiter, mars, güneş, Venüs, Merkür, ay ve yine Satürn. Yani bu zamansal dönüşüm hiç değişmez.
Hesaplamaya geçmeden önce mantığı çok basittir. Öncelikle sabah ve akşam hesaplanıp 12’ye bölünür. Böylelikle bir gün 12 saat dilimine bölünmüş olur. Ardından ilk saat o günün gezegeniyle başlanır ve yukarıdaki sıralama ile 12 saat tamamlanır. (Ayrıca saat hesaplaması yapıldığı için 1 saatin 60 dakika olduğu unutulmamalıdır. Mesela 13.30 a 60 dakika eklemek 14.30 yapar.)
Hesaplama
Öncelikle bir maarif takvim alın. Maarif takvimde bizi ilgilendiren kısım Güneş ve Akşam bölmesidir. Güneş kısmındaki saate 12 dakika ekleyin. Akşam kısmındaki saatten de 12 dakika çıkarın. Çünkü güneşin gerçek doğuşu, maarif takvimlerde yazan güneş kısmındaki saatten 12 dakika sonradır ve güneşin batışı, yine akşam bölümünden 12 dakika öncedir. Bu işlemi yapmamızdaki amaç güneşin doğuşu ile batışını hesaplamaktır.
Güneşin doğuşu ile güneşin batışı arasındaki
saat farkını bulun.
Bulduğunuz bu saat farkını dakikaya çevirin ve 12’ye bölün. Böylelikle bir günü 12 zaman dilimine ayırmış olduk.
Böldüğünüzde bulduğunuz dakikayı, güneşin doğuşuna ekleyin. Ardından ekleye ekleye 12 bölümlük süreci çıkartın.
Örnek Hesaplama;
22 Kasım 2009 Pazar gününün
İzmir için yıldız saatlerini çıkarmak istiyorum. Öncelikle maarif takvimi alıyorum. İmsak, güneş, işrak, öğle, ikindi, akşam, yatsı diye gidiyor. Bizim için önemli olan güneş ve akşam kısmı. İzmir’in güneş ve akşam kısımlarına bakıyorum.
Güneş; 6.53
Akşam; 17.03
Öncelikle güneşe 12 dakika ekliyoruz, akşamdan 12 dakika çıkarıyoruz (Güneşin doğuşunu ve batışını hesaplamak için.
Güneşin doğuşu; 6.53+00.12 = 7.05
Güneşin batışı; 17.03–00.12= 16.51
7.05 ile 16.51 arasında 9 saat 46 dakika var.
1 saatin 60 dakika olduğunu biliyoruz.
Bunu dakikaya çeviriyorum; 9*60=540 (9 saat 540 dakika ediyor)
540+46=586 dakika. Yani güneşin doğuşu ile batışı arasında 586 dakikalık bir zaman varmış.
Şimdi bunu 12’ye böleceğiz. Böylelikle güneşe kaçar kaçar ekleyip, yatsıya ulaşacağımızı bulacağız; 586/12=48,833… Bu sayıyı yuvarlarsak 48 dakika alacağız.
Şimdi tek tek ekleyelim.
Bu sırada genel sıralamayı tekrar hatırlayalım; Güneş, Venüs, Merkür, Ay, Satürn, Jüpiter, Mars
Güneşin doğuşu 7.05 idi. Buna 48 dakika ekleyerek ilk zaman dilimimizi bulacağız . Pazar günü olduğu için
ilk saat güneş olacak.
7.05+48=7.53 yani 7.05 ile 7.53 arasında ki 48 dakikalık zaman dilimi güneş saati oluyor. 7.53+48= 8.41 yani 7.53 ile 8.41 arasında ki 48 dakikalık zaman dilimi Venüs saati oluyor.
Ekleye ekleye devam edelim;
Pazar
1.saat; 7.05 güneş
2.saat;7.53 Venüs
3.saat; 8.41 Merkür
4.saat; 9.29 ay
5. saat; 10.17 Satürn
6. saat; 11.05 Jüpiter
7.saat; 11.53 mars
8.saat; 12.41 güneş
9.saat;13.29 Venüs
10.saat,14.17 Merkür
11.saat; 15.05 ay
12.saat 16.53 Satürn
Küsuratlardan dolayı tam son bulunmaz. Ama bu şekilde alınır. Bu saatler o gezegenin enerjisini içermektedir. Bu gündüz saati bulmadır. Gece saatini bulmak için ise aynı işlem basamağı uygulanır. Sadece alınan zamanlar farklıdır. Mesela 22 Kasım 2009’un gece saati alınacaksa; 22 Kasım 2009 akşam saati ile 23 Kasım 2009’un güneş saati hesaplanır. Böylelikle 22 Kasım’ın akşamından, 23 Kasım’ın sabahına kadar olan gezegen saatleri bulunmuş olur.