4 Sayfadan 1. 123 ... SonSon
Toplam 33 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Geçmişten Günümüze Mizah Dergileri

  1. #1

    Geçmişten Günümüze Mizah Dergileri


    Karikatürün Başlangıç Dönemi




    Osmanlı döneminde ilk karikatür 1867′de yayımlanmıştır. 1870′te Teodor Kasap’ın yayımladığı Diyojen ise ilk Türk gülmece dergisidir. Bu dergiyi başkaları izlemekle birlikte, ilk karikatürlerin yayımlanmasından sonra uzunca bir süre karikatürsüz bir dönem yaşandı. II. Abdülhamid’in baskıcı yönetimi gazete ve dergilerin çıkmasını engellemiş, çıkabilenlerde de eleştiri amaçlı gülmeceye izin verilmemiştir.
    Bu dönemde Türk karikatürü Türkiye dışında yayımlanan gazete ve dergilerde yer alarak sürdü. 1908′de II. Meşrutiyet’ten hemen sonra bu tür yerli yayınlar yeniden çoğaldı, bu da karikatürde bir canlanmaya neden oldu.
    İlk dönem Türk karikatürünün özelliklerinden biri çizimlerin resim gibi oluşudur. Başka bir deyişle, karikatürler gerçekçi çizimler üstüne kuruluydu. Abartıyı sağlamak için düzenleme ve çizim özelliklerine önem veriliyor, gülmece daha çok yazıya dayanıyordu. Altyazılarda açıklamalar, karşılıklı konuşmalar yer aliyor, ayrıca çizimde gösterilen figürlerin üstüne de kim ya da ne oldukları yazılarak açıklanıyordu.
    Türkler’in dışındakı Osmanlı uyrukları batılılasma hareketine önemli katkıda bulunmuşlardır. Özellikle Ermeni kökenli sanatçılar, tiyatro ve mimarlık alanında olduğu gibi, karikatür alanında da batı etkilerine açık çalişmalarıyla tanınırlar. İlk dönem karikatürcüleri, arasında Nişan Berberyan, Santr, Opçandassis’in yanı sıra Ali Fuat Bey gibi adlar vardır. Bu dönemde pek çok karikatür de imzasız olarak yayımlanmıştır. II. Meşrutiyet’i izleyen dönemde ise Sedat Nuri İleri, Scarselli, A. Rigopulos, Mehmed Baha, Halit Naci, Münir Osman yer alir. Dönemin en önde gelen sanatçısı ise Cemil Cem’dir.


    Klasik Karikatür Dönemi


    Türk karikatürünün ikinci dönemi cumhuriyetin kurulmasını izleyen yıllarda ortaya çıkmıştır. 1928′de yeni Türk alfabesinin benimsenmesi okuryazar sayısını çoğalttığı gibi basın yayın alanında da önemli bir canlanmaya yol açtı. Bu değişme ve gelişmeleri izleyen yıllarda karikatürün günlük gazetelerin ayrılmaz bir parçası olmuş ve klasik Türk karikatürünün en büyük ustaları yetişmiştir.




    Bu dönemin karikatürünün en belirgin özelliği çizimdeki değişmedir. Bir önceki dönemin sonlarına doğru başlayan çizimlerdeki yalınlaşma süreci bu dönemde de sürmüştür. Çizimlerde artik en ince ayrıntılardan vazgeçilmiştir. Karikatürün gündelik olması bu ayrıntı düzeyinde çalışmayı olanaksız kılmaktaydı. Dönemin bir başka çizim özelliği de insanların dışındaki varlık ve olguların da karikatür kalıpları içinde çizilmeye başlanmasıdır. Çizim düzeyindeki üçüncü gelişme ise bazısı batıdan alınmış simgelerin ve kalıpların kullanılmasıdır. Örneğin şaşıran birinin şapkası uçar, birinin başının üstünde uçuşan yıldızlar onun canının yanmış olduğunu anlatır. Yazı bu dönemde de gülmeceyi iletmede en önemli öğe olmayı sürdürmüştür. Karikatürler resimlendirilmiş birer fıkra gibidirler. Bir önceki döneme göre bu alanda da bir yalınlaşma gözlenmektedir. Artık olayın hangi ortamda geçtiği, konuşmaların kimler arasında olduğu gibi, çizimin açık seçik gösterdiği şeyler yazıyla açıklanmaz olmuştur. Eskiden olduğu gibi bu dönemde de tümüyle yazısız anlatımların kullanıldığı olmaktadır, ama bunların sayısı çok değildir. Yeni yazıyla yayımlanan ilk karikatür albümlerinin çıkması, ilk karikatür sergilerinin açılması, ilk kadın karikatürcünün yetişmesi yaklaşık 1950′ye kadar süre bu dönem içinde olmuştur.



    Dönemin en önemli sanatçısı Cemal Nadir Güler’dir. Bu dönemin özelliği olarak söylenenlerin hepsinde katkısı olan bu sanatçı çizgide sağlam bir anlatım dili kurmuştur. İlk çizgi roman sayılabilecek Amcabey’i yaratmış, onun öykülerini çizgi film biçimine getirmeye çalışarak bu alandaki ilk denemeleri yapmıştır. İlk kadın karikatürcü olan Selma Emiroğlu’nun da öğretmenidir. Cemal Nadir karikatür sanatının sevilmesinin, benimsenmesini sağlamış, genç karikatürcüleri özendirmiştir. Dönemin önde gelen öteki adları arasında Münif Fehim Özarman, Ramiz Gökçe, Ratip Tahir Burak, Kozma Togo, Salih Erimez, Orhan Ural, Necmi Rıza Ayça bulunmaktadır. Bu sanatçılardan birçoğu sonraki dönemlerde de karikatürcülüğü sürdürmüştür.

    Çağdaş Karikatür Dönemi

    Türk karikatürünün üçüncü dönemi 1950′de başlar. II. Dünya Savaşı’nın bitmesinden sonra Türkiye’nin dış dünyaya açılmasına, siyasal ve ekonomik alanda liberalleşmesine paralel olarak basın-yayın yaşamında gözlenen canlanma ve çeşitlenme karikatüre de yansımış, Türk karikatürü yenilenip çağdaşlaşmaya başlamış, çalışmalarını uluslararası düzeyde kabul ettiren sanatçılar yetişmiştir. Yeni karikatür anlayışının en etkin olduğu dönem 1950-1960 arasıdır. Önde gelen temsilcileri günümüzde de yapıt vermeyi sürdürmekte, ayrıca pek çok genç karikatürcü günümüzde de bu dönemin ustalarının ilkelerini uygulayan yapıtlar vermektedir.


    Üçüncü dönemdeki en önemli değişiklik çizimde görülmektedir. Belli bir yalınlaşma sürecinden geçmiş de olsa, ikinci dönem karikatürü anlatımı doğrudan desteklemeyen ayrıntılarla doludur. 1950 kuşağı adıyla da bilinen yeni karikatür neredeyse bir çırpıda denecek kadar hızla kendini bunlardan arındırmış, gereksiz her türlü ayrıntıyı çizimden çıkarmıştır. Çağdaş eğilimlere paralel bu gelişme bir süre sonra karikatürün çizgiyle gülmece yapma sanatı olarak tanımlanmasına yol açmıştır.
    [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/cem/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.jpg[/IMG]
    Çizgide görülen tutumluluğun benzeri yazıda da görülmektedir. Gülmeceyi ileten yazı artık kendi başına bir fıkra olmaktan çıkmış, çizimi bütünleyen, ancak onunla anlam kazanan bir öğe durumuna gelmiş, yazısız karikatür öne çıkmıştır. Bu anlayışı uygulayan en önemli sanatçılar Turhan Selçuk, Ali Ulvi Ersoy ve Ferruh Doğan olmuşlardır. Nehar Tüblek, Semih Balcıoğlu, Altan Erbulak, Mustafa Eremektar (Mıstık) ve Oğuz Aral da bu dönemin karikatürcüleri arasındadır. Onları Yalçın Çetin, Tonguç Yaşar, Tan Oral ve Tekin Aral izlemişlerdir. Suat Yalaz daha sonra çizgi romana yönelmiştir.




    Bu dönemde Türk karikatürcüleri yurtdışındaki yarşmalarda ödüller kazanmış, yapıtları yabancı gazete ve dergilerde yayımlanmış, karikatürleri albümlere, müzelere alınmıştır. Türkiye’de de ulusal ve uluslararası yarışmalar düzenlenmeye başlanmıştır. Karikatürcülerin çizgi roman, canlandırma sineması diye de anılan çizgi film, kitap resimleme, afiş gibi sanat alanlarında da çalışmalar yapmışlardır. Karikatürün ne olduğu ve ne olması gerektiğine ilişkin ilk kurumsal çalışmalara da gene bu dönemde rastlanır.
    Türk karikatürü 1960′tan sonra bir duraklama dönemine girdi. Sanatçıların anlatım açısından yenilikler getirmeyişinin yanı sıra okuyucu ve izleyici de karikatüre daha az ilgi göstermeye başladı. Gazete ve dergiler yalnız yurtdışından alınan karikatürleri ve adını duyurmuş Türk sanatçılarının yapıtlarını yayımlıyor, genç sanatçıların çalışmalarına fazla şans tanımıyordu. Duraklamaya neden olan etkenlerden biri karikatürün giderek soyut bir grafik sanat düzeyine gelmesi, anlatımını karmaşık simgeler ve çizim teknikleriyle iletir olmasıdır. Karikatür çizgiyle gülmece yapma sanatıdır düşüncesi yerini, karikatür güldürmez düşundürür düşüncesine bıraktı, gülmecesi sınırlı bu yaklaşım da geniş izleyici kitlesi tarafından benimsenmedi. Konu ya da anlatım yolu bulamayan karikatürcüler güncel olayları resimlemekten ileri geçemeyen yapıtlar üretir oldular. Bu dönemin sonlarında, 1969′da Semih Balcıoğlu, Turhan Selçuk ve Ferit Öngören’le birlikte Karikatürcüler Derneği’ni kurdu.


    Yeni Karikatür Dönemi

    1970′lerin başında karikatür bir kendini yenileme sürecine girdi, böylece de günümüze kadar süren dördüncü ve sonuncu dönem başlamış oldu. Bu dönemde karikatür büyük yaygınlık kaznarak pek çok kişi, özellikle de gençler için bir anlatım, bir dışavurum aracı oldu. 1975′te de İstanbul’da, Tepebaşı’nda Türkiye’nin ilk Karikatür Müzesi kuruldu.


    Dönemin özelliklerinden biri soyut anlatımlarından uzaklaşmak olmuştur. Bir başka çizim özelliği de karikatürün çizgi romana özgü anlatım tekniklerinden yararlanmaya başlamasıdır. Altyazılar ortadan kalkarak, sözlerin konuşma balonları içine alınması, çizgi romana özgü ünlem, sözcük ve işaretlerin karikatürde de kullanılması, daha devingen, canlı, çarpıcı çizimlerin araştırılması, yazarı ile çizeri ayrı ortak yapımların çoğalması karikatüre yeni bir soluk kazandırmış, karikatürün yeniden yaygın bir anlatım aracı olarak kullanılmasını sağlamıştır.




    Dönemin gülmece açısından özelliği yazıdan kaçınmaması, dahası yüzyıllardır kullanılan bazı sözlü gülmece özelliklerine dayanarak bunu karikatüre aktarmasıdır. Ayrıca gülmece açısından bir başka önemli adım daha atmış, bilinmeyen üçüncü kişilere yönelik iğnelemeler yerine doğrudan sokaktaki insanı konu alan bir gülmeceye yönelinmiştir. Yazında gülmece yazarı Aziz Nesin’le başlayan, Türk insanının kendi kendisinin alaya alan gülmece yaklaşımının karikatüre katılması da bu sanata yeni bir canlılık veren en önemli etkenlerden biridir. Bu dönemin önde gelen adı, 1950 kuşağının en genç karikatürcülerinden biri olan Oğuz Aral’dır. Onun yönetimini üstlendiği Gırgır adlı gülmece dergisi yeni anlayışa öncülük etmiş, pek çok genç sanatçının yetişmesini sağlamıştır. 1971′den beri çıkan ve adı 1989′da Oğuz Aral’ın yarattığı bir çizgi roman kahramanı olan Avni’ye dönüştürülen bu dergi görülmedik bir başarı kazanarak, bütün dünyada yayımlanan üçüncü büyük gülmece dergisi durumuna gelmiştir. Dönemin öteki karikatürcüleri arasında Hasan Kaçan, Behiç Pek, Latif Demirci gibi adlar vardır. Engin Ergönültaş, Can Barslan, Mehmet Çağçağ, Tuncay Akgün de aynı anlayışı sürdürmüşlerdir. Yeni anlayışa ayak uydurabilen, Oğuz Aral’ın kardeşi Tekin Aral bir yandan başarılı portre karikatürleriyle tanınırken bir yandan da Türkiye’nin büyük gülmece dergilerinden Fırt’ı yönetmektedir. Kemal Aratan, Serhat Gürpınar, Yavuz Taran ise bir sonraki çizer kuşağının temsilcileridir. Bu dönemde kadın çizerlerin de sayısı çoğalmıştır. En başarılı olanlarından biri Çılgın Bediş adlı çizgi romanın yaratıcısı Özden Ögrük’tür. Bu arada bu dönemde karikatürcülüğünün yanı sıra mizah yazarlığı yapan isimler de görülür. Cihan Demirci, Gani Müjde ve Metin Üstündağ gibi isiler hem çizer hem de yazar olarak diğer mizahçılardan ayrılırlar.
    Karikatür günümüz Türkiye’sinde yaygınlık açısından en önde gelen sanat dalı durumuna gelmiştir. Sanatsal yaratıcılık alanı olarak geniş kitleler tarafından ilgiyle izlenmekte ve sevilmektedir. Gülmece dergilerinin sayısı çoğalmış, ayrıca gazete ve dergiler de gülmece ekleri vermeye, amatör çizer köşeleri düzenlemeye başlamışlardır. Büyük kentlerin dışında da sergiler, yarışmalar düzenlenmektedir. Bunlara paralel olarak karikatürün tarihini, kuramını konu alan yazılar, kitaplar yayımlanmaktadır.





  2. #2
    Türkiye'de Çıkan İlk Mizah Gazetesi

    Letâif-i Asâr

    Memleketimizde çıkan ilk mizah gazetesi, müstakil bir mizah gazetesi olmayıp "Terakki" isimli gazetenin ilave nüshalarıdır.



    1868 de Ali Raşit ve Filip Efendiler "Terakki" isimli gazeteyi kurmuşlardı. Arapça olarak çıkan "Elcevaip" isimli bir gazetedeki yazıyı iktibas ettiği için kapatıldı.

    1874 senesine kadar bir kaç defa daha kapatılıp açılan günlük TERAKKİ gazetesi; haftada bir defa kadınlara mahsus ilave sayısı ve bir de yine haftalık bir mizah ilavesi çıkarmıştır. Bu ilave mizah gazetesi ilk türkçe mizah gazetemizdir. Bu mizah gazetemizin ismi "Letaif-i Âsar"dır.

    Selim Nüzhet Gerçek "Türk Gazeteciliği" isimli eserinde "Letaif-i Asar" hakkında şunları yazmaktadır:

    "İptidaları içinde resim olmadığı gibi, münderecatı da oldukça saçmadır. Muharrirleri öteye beriye yaptıkları tarizler, neyi kastettikleri pekiyi anlaşılmayan sözlerle epeyce bir müddet gazeteyi doldurmaya çalıştılar. Fakat muvaffak olamadıklarını kendileri de anladıklarından gazetenin gerek başlığında, gerek münderecatında değişiklik yapmaya mecbur oldular. Bunu gazete kendi itiraf ediyor : "Vakıa bu ana kadar fena değil idiyse de pek de iyi denecek derecede değildi. Bu defa külahı çıkarılıp günleri tebdil olundu. ve tefevvuku inkar olunmaz bir hale geldi."

    Bu tefevvuk kâfi derecede değildi. Gazete bir müddet daha oldukça sönük bir tarzda neşriyatına devam etti. Bir müddet daha sonra ise, Letaif-i Asarın hacmi büyüdü. Tam bir mizah gazetesi şeklini aldı. Ve şaka tarzında esaslı tenkitler yapmağa başladı. En son nüshalarında karikatürler de vardır. Terakki'nin iptidaları "Terakki" sonraları "letaif-i Asar" ismi altında küçük kıtada intişar eden bir mizah serisi daha vardır.

    Terakki'nin muharrirleri arasında Hayrüddin imzasıyla yazı yazan Karski isminde bir Lehli vardır. Bu imza sahibinin bütün yazıları hürriyet telkini ile doludur. Ebuzziya Tevfik Bey, Suphi Paşa zade Ayetullah bey, Kemal paşa zade Sait bey ve ismail efendi isminde bir zat da muharrirlik ederlerdi."

    Gazetenin tetkik edilen koleksiyonunda, gazete sahibinin Ali Raşit yerine sonradan Mustafa Ragıp olduğu görülmüştür.


    ------------
    KAYNAK:
    Hiciv Edebiyatı Antolojisi, ist.1955, shf:11/12

  3. #3
    perhaps - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ara-2010
    Mesajlar
    799
    Konular
    23
    Harika bir konu ellerinize sağlık ..

  4. #4
    eymen0634 eymen0634 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    Alıntı perhaps Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Harika bir konu ellerinize sağlık ..
    aynen öyle

  5. #5

    Diyojen Mizah Dergisi

    Gerçek anlamda ilk Türk mizah dergisi, 23 Aralık 1869'da Teodor Kasap adlı Ermeni kökenli bir vatandaşın, kadroya Namık Kemal'i de alarak çıkardığı Diyojen olmuştur. Dergi adını ikibin yıl önce Sinop'ta doğmuş ünlü filozof Diyojen'den almış ve'Gölge etme başka ihsan istemem' sloganıyla haftada üç gün yayınlanmak üzere çıkarılmıştır.

    Türkçe yayımından önce bir süre Fransızca, Rumca çıkan, Ermenice olarak da yayınlanan ve Türkiye'de modern mizahın ilk örneklerinin yayınlandığı dergi; Ali Bey, Ebüzziya Tevfik ve Namık Kemal'in imzasız yazılarına yer verdi.

    Yayın yaşamını 1873 yılına kadar sürdürmüş olan Diyojen, 183 sayı çıkmıştır ve üç kez geçici olarak kapatılmıştır. Ancak son sayısı olan 183. sayısında siyasal içerikli mizah yazıları nedeniyle 9 Ocak 1873 tarihinde yönetimce yayımına son verilmiştir.




    Tam dört kez kapatılan Diyojen 1870’de İstanbul’lu bir Rum olan Teodor Kasap tarafından kuruldu. Osmanlının ilk mizah gazetesi olarak adlandırılan Diyojen, fıçısında İskender ile konuşmakta olan bir Yunan filozofunu gösteren ilk sayfasındaki resim hariç yaklaşık bir buçuk yıl resimsiz olarak basıldı. İlk mizahi resim 26 Mayıs 1872 tarihinde 121. sayısında yayınlandı. İlk kapatılma nedeni, dördüncü sayıda İran Şahı’nın Bağdat’ı ziyaretini anlatırken etrafındakilerin sayısını abartması üzerinedir. Gazete 1,5 ay kapatılır.
    Diyojen’in ikinci kez kapatılmasına ise 14 ve 15. sayılarında yayımladığı fıkralar sebep oldu ve gazete 15 gün süre ile kapatıldı. Diyojen 128. sayısında Namık Kemal tarafından kaleme alınan ve Sadrazam Mahmut Nedim Paşa’yı kediye benzeterek hiciv eden “Kedi Mersiyesi” adlı bir manzume yayımladı. Bu mersiye çok tutuldu ve Çaylak gazetesi 23. sayısında “Diyojen’in Kedisi” başlığı ile aynen yayımladı. Diyojen 132. sayısında Kedi Mersiyesine ek olarak bir de “Köpek Mersiyesi” yayımladı. Bu mersiyeden hükümet rahatsız oldu ve 133. sayıda yayımlanan bir uyarı gönderdi.
    Diyojen’in son kapatılması ise 179, 180 ve 182. sayılarında Rus Çarı ve Mısır Hidivi İsmail Paşa ve Rus Başbakanı Gorçakof ile Rus elçisi İgnatiyef’in ağızlarından hayali mektuplar yazması üzerine olmuştur. Bu hayali mektupları Hakayikul Vakayi gazetesi ciddiye alarak “ Devlet ileri gelenleri ağzından sahte mektup yazmak” şeklinde yorumlandı ve eleştirdi. Diyojen’in savunması hükümeti ikna etmedi ve Diyojen tamamen kapatıldı. Kapatılma ilanında “Diyojen gazetesi mizaha mahsus bir gazete olduğunu bahane ederek adab-ı umumiye ve kaide-i hükümetin gösteremeyeceği bir yolda idare-i lisan etmeyi itiyat etmiş ve tashih-i usul etmesi için defatle ihtar ve tenbih ve birkaç kere tatil edilmiş ise de gene mesleğinde ısrar ve 179, 180 ve 182 numrolarında dahi bazı zevat-ı fihamın şan ve haysiyetine dokunacak isnidatı şamil imzalarıyla sahte mektuplar neşretmek faciasına kadar ihtiyar etmiş olduğuna ve bu halile devamı asla caiz olamayacağına binaen 12 Mart 1867 tarihli kararname mucibince işbu tarihten itibaren külliyen fesih ve ilga” edildiği ilan edilmiştir.



    Ceza alan ilk yayıncımız Teodor Kasap Kimdir?

    Teodor Kasap ( 1835-1905 ) 1835 Kayseri doğumlu Rum kökenli Osmanlı gazeteci ve yazardır. Teodor Kasap ilk Türkçe mizah dergisi Diyojen'i yayımlamıştır.

    Gazeteci, yazar. Babasının ölümünden sonra İstanbul’a gitti. Çıraklık yaparak Kuruçeşme Rum Okulu’nda öğrenimini sürdürdü. Bir Fransız subayının yardımıyla Fransa’ya gitti (1856). Paris’te öğrenim gördü. İstanbul’a dönünce gazeteciliğe başladı, ilk Türk mizah gazetesi Diyojen’i çıkardı (1870-1873).

    Âli Bey, Recaizade Ekrem ve Namık kemal’in yazılarıyla gazete, dönemin ilgiyle izlenen muhalefet organlarından biri oldu. Diyojen kapatılınca Çıngıraklı tatar, o da kapatılınca hayal ve İstikbal adlı gazeteleri çıkardı. Yazılarından ötürü hapse mahkûm edildi (1877), Avrupa’ya kaçtı. Birkaç yıl sonra bağışlandı, ölümüne değin mabeyn kütüphanecisi olarak sarayda görevlendirildi.

    Tanzimat dönemindeki tiyatro çalışmalarını destekledi, Türk tiyatrosunun yerli kaynaklardan yararlanması gerektiğini savundu. Pinti hamit (1875), İşkilli Memo (1874), Para Mesleği (1875) adlı Moliére uyarlamaları yanında Lükresya Borçiya adlı bir oyunu vardır. Alexandre Dumas Pére’den Monte-Kristo (1871) çevirisi de ilk roman çevirilerindendir.





  6. #6
    Tarihimizin İlk Mizah Dergisi Diyojen’in Kapatma Cezalarına Yine Mizahi Yoldan Gösterdiği Tepkiler

    Genel Hatlarıyla Diyojen



    İstanbul’da Teodor Kasap tarafından önceleri Fransızca ve Rumca bir mizah

    dergisi olarak yayımlanan (Diyojen, “mukaddime”, 24 Kasım 1870) Diyojen, 24
    Kasım 1870’de de Türkçe olarak çıkmıştır. Dergi, başlangıçta dört sayfa olarak
    haftada bir defa Perşembe günleri, 23. sayıdan başlayarak haftada iki kez, 148.
    sayıdan sonra da haftada üç kez yayımlanmıştır. Daha sonra derginin Ermenice
    nüshası da basılmıştır.
    Teodor Kasap, ilk sayıdan başlayarak yayın hayatına son verildiği 183. sayıya
    kadarki tüm nüshalarında “Diyojen” logosunun altına, ünlü filozof Diyojen’in
    İskender’e söylediği: “Gölge etme başka ihsan istemem” söylemine yer vererek
    siyasal iktidara, besleme basının4 rağbet gördüğü bir ortamda hükümetten hiçbir
    maddi destek istemediğini ve tek isteğinin yönetimin basın özgürlüğüne
    müdahale etmemesi mesajı olmuştur.
    Derginin çıkış amacı ilk sayının “Mukaddime” kısmında ele alınmış, yazıda
    halkın düşünceleri ile hükümetin icraatlarını ve maksadını mizahi yoldan ortaya
    koymak olarak ifade edilmiştir. Bu konular yazılıp çizilirken de halkın günlük
    hayatta kullandığı sade Türkçe’nin kullanılacağına özen gösterileceği
    vurgulanmıştır (Diyojen, 24 Kasım 1870).
    Türkiye’de modern mizahın ilk örneklerinin yayımlandığı dergi, Ali Bey,
    Ebuzziya Tevfik, Namık Kemal, Nuri Bey, Reşat Bey’in imzasız yazılarına da
    yer vermiştir. Derginin yazarları makale ve fıkralarını Teodor Kasab’ın
    öngördüğü doğrultuda kaleme almışlardır. Kendisi de Voltaire’nin
    “Mikromega” adlı eserini Türkçeye çevirerek derginin 62-68 sayılarında, “Monte
    Kristo” adlı romanını da Fransızcadan tercüme ederek 66-123. sayılarında
    tefrika etmiştir (Ebuzziya, 1994: 479-480).
    Dergide işlenen konular arasında büyük bir çoğunluğu dönemin siyasi ve
    sosyal olayları oluşturmaktadır. Mizahi bir üslupla hükümetin yanlışlıkları,
    suistimalleri, dış ve iç siyasetteki beceriksizlikleri ele alınmıştır. Yayım süresi
    boyunca üç karikatür basan diyojen, üç kez geçici olarak kapatılmıştır. İlki 4.
    sayısında İran Şahının Kerbela gezisini konu alan bir yazıdan dolayı bir buçuk
    ay, 14. ve 15. sayılarındaki yazılardan dolayı 15 gün, 121. sayısında edebe aykırı
    fıkralar ile 123. sayısında hükümeti küçük düşürücü yayınından dolayı da 2 ay
    kapatılmıştır. Son sayılarındaki siyasal içerikli mizah yazıları nedeniyle de 9 Ocak
    1873 tarihli 183. sayısından sonra yönetimce yayın hayatına son verilmiştir.

    Kapatılma Gerekçeleri ve Mizahi Tepkiler:

    Diyojen, daha yayın hayatının başında, 4. sayısında “Ehl-i meraka bir güzel
    hesap” başlığı altında dönemin İran Şahının Bağdat’a yapmış olduğu seyahati
    mizahi bir üslupla ve mübalağalı bir şekilde ele alması suç sayılmış ve Âli
    Kararnamesi gereği 50 gün kapatma cezasıyla cezalandırılmıştır. Kapatma
    cezasına neden olan yazıda aynen şöyle denilmektedir:
    “Bağdat’a teşrif eden İran şahının maiyetinde kırk bin can varmış….Ancak bu
    nüfusun hepsi insan olmayıp otuz bini at, deve ve eşek gibi hayvan olduğundan
    muşarunileyhin maiyeti halkı topu on bin kişiden ibaret demek olur… Bu miktar
    nüfustan yalnız rub’u (dörtte biri) iki ayaklı hesap edilmek şartıyla bir takımı çıplak,
    bir takımı nallı, bir miktarı da adet üzre kundura ve çizmeli temam yüz kırk bin
    ayak hasıl olur. Baş mikdar-ı nüfusa muadil olmak lazım gelirse de kaffesi bir cürm
    ve siklette olmayıp çünkü içlerinde eşek başı, deve başı, at başı gibi muhtelif
    cesamette başlar olduğu gibi insan başlarının dahi elli dirhemlikten bin dirhemliğe
    kadar bulunacağında bunların taksimi halinde salifü’l-beyan yüz kırk bin ayak
    nisbetinde insan başı hasıl olacağı bedihidir. Kulaklar dahi baş gibi büzülüp
    düzülmeğe muhtaçtır. Çünkü her ne kadar kırk bin nüfusta seksen bin kulak varsa
    da uzunlu kısalı olduğundan yüz kırk bin ayaklık kulak vücuda getirilmek için
    taksimi icab eder. Kuyruk bahsine gelince yalnız otuz bin kuyruk olup bu ise
    heman bir boyda bulunduğundan taksime sığar yeri yok gibidir. Binaenaleyh
    Diyojen insan ile hayvanı fârik bir alamet olmak üzre kuyruğu haliyle yerinde
    bırakır” (Diyojen, 14 Aralık 1870).
    Bu mizahi yazı, İran Şahını küçük düşürücü ve alaya alıcı ifadeler içerdiği
    gerekçesiyle yönetim tarafından suç unsuru olarak değerlendirilmiş ve dergi 50
    günlük kapatma cezasına çarptırılmıştır. Cezanın bitiminde Diyojen 4 Şubat
    1871’de 5. sayısıyla yayın hayatına kaldığı yerden devam etmiştir. Bu sayıda
    kapatma cezasını mizahi bir tarzda eleştirerek “Heva-yı hasbihal veyahut görünmez
    kaza kefareti” başlığıyla okuyucularına şöyle aktarmış:

    “Keyfiniz iyi mi? Beni sorarsanız a’ladan a’layım (iyiden iyiyim). Hele iki ay
    ruhsatla ahirete sıla edilelidenberi o kadar semirdim ki bütün vücudumun derileri
    çatladı. Lakin işsizlikten güç bela bir buçuk ay kadar turha bulup avdet eyledim.
    Ahirette işsiz bulunmak ne fena! Canımın sıkıntısından bütün gün kitap
    okudum yattım. Hele Nadir Şah tarihini birkaç kere hatim eyledim. Çok büyük
    adam imiş!

    Ya geceleri bir rahatsız oldum ki tarif edemem. Bütün gece rüyamda cin gibi
    bir takım sivri külahlı adamlarla uğraştım yattım. Vakıa dışarılık alameti olduğu
    içün rahmani değildi. Ezğas ve ahlam (karışık) kabilinden şeytani rüyalar idi. Ama
    pek korkunç şeyler olduğundan ağız tadıyla deliksiz bir gece uykusuna hasret
    oldum. Her gece birkaç yüz kere mu’avezeteyn surelerini okumaya o derece alıştım
    ki adeta gündüzleri bile sokakta giderken bir eşek sürüsüne rasgelsem kulakları
    gözüme türlü görünerek derhal okumaya başlıyorum. Heman iyi saatte olsunlar!
    Cenâb-ı Hak bizi onlardan onları kurttan kuştan esirgesin!” (Diyojen, 4 Şubat
    1871)
    Diyojen, kapatma cezasını mizahi dille eleştirirken iki ay kapatma cezası
    aldığını ve bir buçuk ay sonra yayına başladığını söylüyorsa da 4. ve 5. sayıların
    tarihlerine baktığımızda bu sürenin 50 gün olduğunu görmekteyiz. Kapatma
    cezasına göstermiş olduğu tepkide ise mizahi üslubuyla yönetimi, İran’ı
    despotlukla yöneten Nadir Şah’a ve üst düzey yöneticileri şeytana, ayrıca
    jurnalcileri merkebe benzetmesi dikkat çekicidir.
    Diyojen, 50 günlük aradan sonra başlamış olduğu yayınını 15. sayıya kadar
    arada bir Matbuat Kalemi’nden almış olduğu uyarılarla sürdürmüştür (Diyojen ,
    6 Nisan 1871). 14. sayıda:
    Delhizden Efendi Arap Kölesine
    - Gündüz o mumu niye yaktın?
    - Hazineye bakmak içün
    - Ne var?
    - Ne olacak su çekilmiş fare dolu (Diyojen, 6 Nisan 1871).
    Yönetim, bu fıkrada geçen “su çekilmiş fare dolu” söyleminden kasdedilenin
    devlet hazinesi olduğu kanısına varmış ve böyle bir ifadeyi devletin itibarına
    yönelik bir haraket ve aynı zaman da devleti maddi anlamda içeriye ve dışarıya
    karşı güçsüz gösterme olarak algılamıştır. Bununla birlikte15. sayıda “Şuradan
    Buradan” başlığı altında Şirket-i Hayriye vapurlarının eleştirilmesi ve Ermeni
    Katoliklerine yönelik
    “Ermeni Katoliklerinin evvelemirde nabzına bakıp ne cins adam olduğunu
    anlamadıkça “Bonjör Mösyö” diyerek yanına sokulmayınız. Sonra karışmam
    günahı boynunuza” (Diyojen, 19 Nisan 1871).
    ifadesinin bir milleti küçük düşürücü ifadeler içerdiği gerekçe gösterilerek
    dergiye 12 gün yayın durdurma cezası verilmiştir. 12 günlük aradan sonra tekrar
    yayına başlayan Diyojen, bu kapatma cezasını da çok ince bir mizahla eleştirerek
    karşılıklı bir söyleşi tarzında okuyuculara şöyle aktarmıştır:
    Şükür Sağlığa
    - Merhaba Diyojen
    - Merhaba
    - Kaç gündür nerde idin? Göremedik
    - Üstünüze iylik sağlık! Belime bir ağrı yapıştı. On beş gün kadar kımıldayamadım
    - Vah vah! Geçmiş olsun öyle ise
    - Teşekkür ederim ama daha bütün bütün geçiremedik
    - İlaç etmiyor musun?

    - Hay hay! Lakin tesir görülmüyor. Besbelli şimdi gibi vakti saati gelmeyince iyi
    olmayacak
    - Hazine muşambası vurmadın mı?
    - Aman aman söyleme! İşte asıl fenalaştıran o ya
    - Ne demek! Hiç hazine muşambası bel ağrısına iyi gelmez olur mu?
    - Hakkınız var ama bize hazine muşambası diye verdikleri bez parçasına fare
    otu sarılıymış. Fayda edecek yerde mazarratını gördüm. Onun içün bir daha yine
    öyle karışık bir şeyle başımı belaya uğratmayım diye adını bile anmıyorum
    - Acayip! Kaza! …Ortalıkta ne var ne yok bakalım?
    - ………………………………….
    - Bir şey söylemedin?
    - ………………………………
    - Niçin söylemiyorsun?
    - Hayır efendim söyleyemem
    - Sebep? Söz söylemeye tövbelimisin?
    - Üstüme varma. Söyleyemem diyorum
    - Canım ne var?
    - Ne olacak? Buna âlem derler. Her şey var. Kulak var, burun var, el var, ayak
    var, kedi var, köpek var, fare var, eşek var, eşekçi var, konak var, han var, hamam
    var, sehrenç (mahzen) var, su hazinesi var, ayazma var, çeşme var hasılı var var var.
    Kim bilir? Ne olur ne olmaz
    - Öyleya ne olur?
    - Ne mi olur? Sen daha dünyanın kaç bucak olduğunu bilmiyorsun galiba….
    Hayır efendim hayır. Kuyruğumu kapana kıstırıp da cazık cazık bağıracak vaktim
    yok! (Diyojen, 9 Mayıs 1871)
    Diyojen bu ince mizahi yazısında Âli Kararnamesiyle keyfi sansür uygulamasını ciddi bir şekilde eleştirmiş ve sansürü bir kapana benzetmiştir. Bu sansürden kurtulmanın yolunu da yazılarında sık sık dile getirdiği “meşruti” yönetime bağlayarak “vakti saati geldiğinde iyileşeceğim” ifadesiyle vermeye çalışmıştır. Bu mizahi yazıda sadece sansürü değil jurnalcileri de eleştiren

    Diyojen: “Ne olacak? Buna âlem derler. Her şey var. Kulak var, burun var, el var, ayak var, kedi var, köpek var, fare var, eşek var, eşekçi var, konak var, han var, hamam var, sehrenç (mahzen) var, su hazinesi var, ayazma var, çeşme var hasılı var var var. Kim bilir?
    Ne olur ne olmaz” sözleriyle jurnalcilere yakıştırdığı sıfatları bir bir saymadan
    çekinmemilş ve jurnalciler yüzünden düşündüklerini yazamadığını dile getirmiştir. Diyojen jurnalcilerden çok çekmiş olacak ki 74. sayısında ilk karikatürü jurnalle ilgili olarak yayımlamıştır. Bu aynı zamanda tarihimizdeki ilk portre karikatürdür.


  7. #7




    Uzun kulaklı çizilen bu şahıs İstanbul’da Ermeni harfli Türkçe yayınlanan
    “Manzume-i Efkar” gazetesinin sahibi Garabet Panasyan'dır. Uzun kulaklı
    çizilmesinin sebebi jurnalci olarak bilinmesindendir. Resmin üst kısmına da bu
    şahsı bilenlere derginin mevcut tüm sayılarının ücretsiz gönderileceği yazılmıştır
    (Diyojen, 2 Aralık 1871).
    Derginin kapatma cezasına mizahi yoldan göstermiş olduğu bir başka tepki
    ise besleme basına yöneliktir. Devletle iyi geçinme yolunu seçerek maddi çıkar
    sağlayan bu dönem gazetelerinin bir çoğu Diyojen’in söylemiyle “sırtına hazine
    muşambası” sarmıştır. Kendisi bu yolu seçmediği için iyileşememiş ve “bize hazine
    muşambası diye verdikleri bez parçasına fare otu sarılıymış. Fayda edecek yerde mazarratını
    gördüm. Onun içün bir daha yine öyle karışık bir şeyle başımı belaya uğratmayım diye adını
    bile anmıyorum” diyerek devlet desteğine karşı olduğunu dile getirmekle birlikte
    belli bir dönem yönetim karşıtı yayınlardan vaz geçmesi için az da olsa menfaat
    temin ettiğini, bunun da işe yarar olmadığını, hatta zarar verdiğini
    söylemektedir. Ancak bunun nasıl bir yardım olduğunu bilemiyoruz.
    Derginin üçüncü defa geçici kapatma cezası almasına neden olan olaylar ise
    121. sayıda yer alan ve yönetim tarafından toplumun ahlak anlayışını ve güven
    duygusunu yitirici ve rencide edici bulunan iki “fıkra” ile devlet kademelerinde
    iltimas olaylarının olmazları bile olur yaptığı yolunda toplumda oluşan
    algılamanın ulaştığı boyutlara yönelik eleştirel ve hiciv yüklü iki “fıkra” ve ayrıca
    123. sayıda yer alan hükümete yönelik eleştiri içeren yazı ile bir karikatür
    olayıdır. Diyojen’in kapatma cezası almasına neden olan 121. sayıdaki fıkraların
    birinde:
    - Bu kadar ne düşünüyorsun birader bir kederin mi var?
    - Sorma karındaşım pek ziyade pek
    - Aman nedir? Söyle kakayım?
    - Ne olacak geçenlerde bir zattan ödünç birkaç bin kuruş almıştım veremem
    diye korkuyorum da…
    - Amma tuhafsın ha! O korkuyu alacaklın çeksin sen zevkine bak
    Sakıncalı bulunan ikinci fıkra ise:
    “Birisi hastalanarak öleceği zaman ötekinden berikinden ve emvâl-ı eytâm ve
    saireden ettiği irtikablardan dolayı cehennem azabı hatırına gelerek korkmaya
    başladığından oğlunu nezdine çağırarak ve havf ve haşyetini ifade ederek emval ve
    emlakinin kaffesini fukaraya tevzi edilmek üzere vasiyet edeceğini söylediğinde
    oğlu: “Aman ne yapıyorsun sen korkma cehennemin sıkıntısı nihayet iki gündür
    sonra ona da alışırsın” demiş”
    Yönetim, dergide yer alan bu iki fıkradan ilkini toplumun ahlak anlayışını
    küçük düşürme ve değiştirmeye yönelik bir çaba; ikincisini ise inanca karşı bir
    saldırı, dini inançlarla alay etme ve dini inançları basite indirgeme olarak
    algılamış; aynı sayıda yer alan üçüncü fıkrayı ise devletin adalet anlayışına ve bu
    adalet anlayışının basın yoluyla toplumda güven bunalımına yol açacağı
    gerekçesiyle sakıncalı bulmuştur. Sakıncalı bulunan bu üçüncü fıkrada devlet
    dairelerinde adam kayırmanın, dost ahbap ilişkilerinin yeri geldiğinde olmazları
    bile olur kıldığını göstermeye yönelik ince bir mizah üslubuyla yazılmış
    olmasıdır. Fıkra aynen şu şekildedir:
    “Madamın biri ay tutulduğunu gördüğünde dürbünüyle seyretmeye niyet
    ederek Rasathaneye gitmek üzere kalkıp gitmeye başlar ise de vakit geçmeye
    başladığından hizmetçiler madama “aman efendim çabuk olunuz heman ay
    kurtulmak üzere olduğundan sonra göremezsiniz” dediklerinde madam “zararı yok
    Rasathane müdürü dostum bir zattır kendisine edeceğim rica üzerine yine tutturur
    ben de seyrederim” cevabını vermiş” (Diyojen, 24 Mayıs 1872).
    Diyojen’in 123. sayısında ise “Bulgar ve Hason Meselelerinin Neticesi” adlı
    makalede hükümet icraatlarına, özellikle de Rum ve Bulgar Ortodoks kiliseleri
    arasındaki çatışmaları ortadan kaldırmak için ortaya koymuş olduğu uzlaştırma
    siyasetine yönelik girişimlerine mizahi yazı ile getirmiş olduğu eleştiri ile aynı
    sayıda görevden uzaklaştırılan Mahmut Nedim Paşa Kabinesi’ni eleştiren ve
    göreve yeni getirilen Mithat Paşa Kabinesi’ni öven karikatürü, hükümete
    dokunacak tezyif makalesi ve resmi sayması, gazetenin kapatılmasına gerekçe
    gösterilmiştir (Diyojen, 1Haziran 1872)



    Mahmut Nedim Paşa Kabinesi’ni eleştiren ve Mithat Paşa Kabinesi’ni öven karikatür

    Yukarıdaki fıkra, haber ve karikatürlerden dolayı dergiye iki ay kapatma
    cezası verilmiştir. İki ayın sonunda 1 Temmuz 1872’de dergi 124. sayısı ile
    tekrar okuyucusuyla buluşur; ancak bu kez Diyojen kapatma olayına mizahi
    tepki göstermemiş ve sadece Matbuat Müdürlüğü’nden kapatma gerekçesini
    içerir yazılı metni birinci haber olarak okuyucularına sunmakla yetinmiştir. Bu
    tavrıyla yönetimi bir nevi okuyucusuna açık ve objektif bir şekilde şikayet etme
    yolunu tercih etmiştir. “Sadullah” imzasıyla Diyojen’e gönderilen resmi yazıda
    şöyle denilmiştir:
    “Diyojen gazetesi 121 numaralı nushalarında âdâba muğâyir fıkralar neşr
    eylediği gibi 123 numaralı nüshasında dahi hükümete dokunacak bir makale-i
    tezyifiyle bir de resim derc eylemiş olduğundan 12 Mart sene 1867 Kararname
    mucibince tarih-i ilanından itibaren iki ay müddetle tatil edilmiştir”
    Tercümân-ı Divân-ı Hümâyun Sadullah (Diyojen,1 Ağustos 1872)
    Diyojen, bu sayısında kendine verilen kapatma cezasına tepki göstermezken
    üçüncü sayfada İbret5 gazetesine yönetim tarafından verilen iki aylık kapatma
    cezasını ele almış ve burada söyledikleriyle o günün basınına ve yönetimin
    sansür anlayışına hem şiddetli bir tepki göstermiş hem de bir çeşit ışık
    tutmuştur. Diyojen, İbret’in kapatılmasıyla ilgili olarak şunları söylemiştir:
    “Tatilim müddetinde bildiğimiz gazetelerden hemen hiçbiri ceza görmedi.
    Yalnız bir aralık İbret gazetesi bir dizgin etmek istedi amma onun da dizginine
    çarparak dört ay müddetle nallarını göğe dayadılar.
    Aleksan Efendi bu hamlede de sökdüremedi. Lakin teessüf etmesin,
    gazetesinin muharrirliği Yuşa toprağı gibi işsizlik sıtmasına birebir geliyor,
    tecrübesi edildi. Hemen durmasın, gazetesini müzayedeye koysun, memulünden
    fazla talip zuhur etmezse bana tuu desinler.
    Amma muharrirlerinin memuriyeti kendi işine elvermez imiş de hizmet
    istemeyen ve yalnız gazete ile geçinmek isteyen adam arar imiş, keyfi bilir, o da
    bulunmaz değil ya.
    İbret’in son defaki halinden biraz uzunca bahsetmeyi gönül arzu ederse de
    meydanda olmadığı için sükut eyleriz” (Diyojen, 1 Ağustos 1872).
    Yayın hayatına kaldığı yerden devam eden Diyojen, 128. sayısında Namık
    Kemal’in “Kedi Mersiyesi”ni yayımlamıştır (Diyojen, 14 Ağustos 1872).
    Mahmut Nedim Paşa’yı alaya alan bu imzasız manzume dilden dile dolaşır. Aynı
    mersiye derginin 133. sayısında yeniden yayımlandığı gibi, bestelenir ve notasıyla
    birlikte ayrıca basılıp satılır (Kabacalı, 1990: 37). Çok geçmeden130. sayıda bu
    defa “Matbuat Nizamnanesi” başlıklı uzunca bir yazı ele alınmış ve yönetimin
    basına karşı düşmanca tutumu ağır bir şekilde eleştirilmiştir. Haydutların,
    canilerin, asilerin bile yargı karşısına çıkarıldığı bir ülkede gazetecilerin sorgusuz
    ve sualsiz hapis veya sürgüne gönderilmeleri, aş ve işsiz bırakılmaları ve hakarete
    uğramaları dile getirilerek şöyle denilmiştir:

    “ Kanun nedir? Nizam nedir?.....Benim itikadımca kanun ve nizam hükmü
    hazret-i padişahiden ibarettir. Çünkü Düstur öyle diyor (!)…
    Üstümüzdeki gölgeyi kaldırsınlar da biz de biraz ısınalım, biz de biraz nefes
    alalım. Canileri, katilleri, Girit asilerini, Yunan haydutlarını mahkeme önüne
    çektiler, hala da çekiyorlar. Yargılamasız sürgüne gönderilmek, yargılamasız dil
    hapsine uğramak, yargılamasız geçim sağlamaktan ayrılmak, yargılamasız aç
    bırakılmak yalnız zavallı memurlarla gazetecilere özgü bir bela mıdır?” (Diyojen, 1
    Ağustos 1872)

    Diyojen’in 132. sayısında da “Kedi Mersiyesi”ne yazılmış bir nazire
    yayımlamış ve burada kedi yerine köpek ifadesi kullanılmıştır. Bu iki önemli
    olayın üzerine Divan-ı Hümayun Tercümanı Sadullah imzasıyla dergiye bir
    “ihtarname” gönderilmiştir. İhtarnamede yönetime yönelik bu saldırgan tavır bir
    daha tekrarlanırsa Diyojen’in kapatılacağı yazılmıştır. Ancak Diyojen bu uyarıları
    dikkate almayarak yönetime yönelik hicivsel eleştirilerine devam etmiştir.
    Özellikle 179, 180 ve 182. sayılarında mizahi olarak Mısır Hidivi İsmail Paşa ve
    Rus Çarı Aleksandr ağzından birbirlerine ve Rusya Hariciye Nazırı Gorçakof
    ağzından Türkiye Sefiri İgnatiyev’e yazılan mektupların “tanınmış kimselerin
    haysiyetine dokunmuş olduğu” kanaatine varıldığından 10 Ocak 1873 tarihli
    183. sayısından sonra Matbuat Kalemi’nden gönderilen şu bildirim üzerine yayın
    hayatına son verilmiştir:

    “Diyojen, mizah gazetesi olduğunu ileri sürerek, terbiye kurallarının ve
    hükümet idaresinin izin veremeyeceği bir yolda dil kullanmayı âdet edinmiş ve bu
    yoldan vazgeçmesi için bir çok kez ihtar ve tenbih ve birkaç kez kapatılmışsa da
    yine aynı yolda ısrar ve 179, 180, 182 nolu sayılarında bazı tanınmış kimselerin
    namlarına ve onurlarına dokunacak isnatları imzaları altında sahte mektuplar
    yayımlamak üzücü hareketine cesaret etmiş olduğuna ve bu yolda devam etmesi
    asla uygun olmayacağından, 12 Mart 1867 tarihli kararname uyarınca aşağıdaki
    tarihten başlayarak müsaadesi iptal edilmiş ve tümüyle kapatılmıştır. 13 Ocak 1873
    Divân-ı Hümâyun Tercümânı Sadullah (Kabacalı, 1990: 38).

    Sonuç


    Osmanlının ilan etmek zorunda kaldığı Tanzimat Fermanının kurumsal,
    hukuksal, ekonomik, toplumsal ve bireysel bağlamda ortaya koyduğu hakların
    uygulama alanı bulamaması Batı tarafından eleştiri konusu olmuştu. Bunda
    Tanzimat Dönemi’nin ekonomik sorunları ve siyasal istikrarsızlığının yanı sıra
    başta Padışah Abdülmecit olmak üzere üst düzey yönetimin değişimde pek
    istekli davranmamaları da etkili olmuştur. Bu durum ister istemez keyfi ve
    baskıcı bir yönetim anlayışına yol açmıştır. Bu baskı, basın üzerinde de ciddi
    boyutlara ulaşmış, hükümeti eleştiren gazeteler ya süreli ya da süresiz olarak
    kapatılmıştır. Baskıcı uygulamalara resmi bir dayanak oluşturmak için de meşhur
    Âli Kararnâmesi çıkarılmıştır.
    Türk basın tarihinin ilk mizah dergisi Diyojen’in yazı ve karikatürlerine
    baktığımızda bunların tamamı ülkenin siyasal ve sosyal hayatı hakkında mizahi
    üslupta ele alınmış yazı ve çizgilerdir. Diyojen, hükümetin ekonomik, sosyal,
    eğitim, dil, iç ve dış siyaset, suistimaller ve adam kayırmalara yönelik eleştirel
    yazı ve karikatürleriyle toplumu aydınlatmaya ve bilgilendirmeye çalışmıştır.
    Bunu yaparken mizahi üslubunu hiçbir zaman argolaştırmamış ve hakarete
    dönüştürmemiştir. Ancak iç ve dış siyasette eleştiriye açık olmayan saltanat
    yönetimi, ne doğrudan eleştirilere ne de mizahi üslupla ele alınmış yazılara veya
    çizilmiş karikatürlere tahammül edebilmiştir.
    Çalışmamızda Diyojen’in süreli ve süresiz kapatma cezalarına neden olan
    yazı ve karikatürlerini yayımlamış olmakla bu dönem basınının içinde bulunmuş
    olduğu katı sansürü ortaya koymuş bulunmaktayız.

    Hamza ÇAKIR

    (Yenimakale, wikipedia, Hamza çakır )

  8. #8
    Hayal Mizah Dergisi


    1871 yılında Teodor Kasap tarafından çıkarılmaya başlanan mizah dergisidir.

    Dergide; Ali Fuat bey, Nişan G. Berberyan, Santr gibi adlar bulunuyordu.

    "Karagöz" tiplemesi Türk basınına ilk kez Hayal ile girdi. İşlenen konular Karagöz-Hacivat konuşmalarıyla, o zamanki deyimle "muhavereleri" ile verildi.

    1877 yılında yayınlanan Nişan Berberyan tarafından çizilmiş aşağıdaki Karagöz-Hacivat karikatürü hem derginin kapatılmasına hem de Teodor Kasab’ın üç yıl hapse girmesine yol açtı.






    1877’DE “HAYAL”DE YAYINLANAN,TEODOR KASAP’IN 3 YIL HAPİS CEZASI ALDIĞI KARİKATÜR… KARİKATÜRÜN ALT YAZISI ŞÖYLE:- Nedir bu hal Karagöz?
    - Kanun dairesinde serbesti, Hacivat!

  9. #9


    El Üfürük


    Yüzyılda Bir Yayınlanan Güldürü Dergisi

    1878-1908 arasında otuz yıl devam eden istibdât döneminde basına ağır sansür uygulanmış, mizah basınına ise izin verilmemişti. 24 Temmuz 1908'de Meşrutiyet ikinci kez ilan edilip basında sansür kaldırılınca bir anda birçok dergi ve gazete yayın hayatına başlamıştı.


    Bunlardan en ünlülerinden biri de "asırda bir defa eşref saatte yayımlanır" notu ile çıkan ve II. Abdülhamid'in üfürükçüsü olarak bilinen Ebülhüdâ Efendi'nin hicvedildiği El Üfürük dergisi olmuştu.


    22 Ağustos 1908'de, Sermet Muhtar, Sait Hikmet ve Osman Kemal adında üç gencin yayımlamış olduğu ve üzerinde "Asırda bir defa eşref saatte yayımlanır" ibaresi bulunan mizah dergisi El Üfürük'ün ikinci sayısı tam yüz yıl sonra 22 Ağustos 2008'de İstanbul'da çıktı ve "El Üfürük, bol tükürük" sloganıyla satışa sunuldu.


    Yeni sayının yanında birinci sayının tıpkıbasımı ve açıklamalı nüshasının da ek olarak verildiği El Üfürük'ün ikinci sayısının künyesinde Hakan Sümer, Bülent Sümer, Veysel Usta, Gamze İlaslan ve Kenan Sarıalioğlu bulunuyor.






    ''Ebülhüda'nın kim olduğu konusunda araştırma yaptık. Gördük ki Ebülhüda'nın Abdülhamid üzerinde önemli etkisi var. Onunla ilgili Başbakanlık Osmanlı arşivlerinde birçok belgeye ulaştık. Bu belgeleri ve diğer kaynakları incelediğimizde Ebülhüda'nın profili de ortaya çıktı. Bu kişiyi tıpkı birinci sayıda olduğu gibi El Üfürük mizahının merkezine yerleştirdik. Elbette bunu yaparken, aradan geçen 100 yılı dikkate alarak Ebülhüda'yı günümüze uyarladık. Derginin bütününde de meşrutiyet dönemine göndermeler yaparak, 1908-2008 yılları arasında mekik dokuyarak, 100 yıl boyunca nelerin değişip nelerin aynı kaldığını, El Üfürük'ün kendine özgü mizah diliyle dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık...Dünyada başka bir örneği var mı bilmiyorum ama bu derginin Türkiye'de yayın hayatını sürdüren en eski mizah dergisi olduğu kesin'' diyen editör Hakan Sümer, ilk çıkan dergide ''100 yılda bir çıkar'' ibaresinin yer aldığı açıklamasını yaparak, kendilerinin de bundan sonrakilere bu mirası bırakacaklarını vurguladı ve 5000 adet basılan derginin üçüncü sayısının 22 Ağustos 2108 tarihinde yayımlanmasını umduklarını belirtti.

  10. #10
    Kalem Mizah Dergisi





    Kalem, Türkçe - Fransızca olarak İstanbul'da 3 Eylül 1908 - 29 Haziran 1911 yılları arasında yayımlanmış olan haftalık mizah dergisi. Çağdaş Türk mizahı ve karikatürünün öncüsü olarak sayılan dergi.

    II. Meşrutiyet'ten sonra Salah Cimcoz ve Celal Esat Arseven tarafından yayımlanmaya başladı. Dergide yazılar Fransızca ve Türkçe çevirileriyle yayımlanıyordu. Dergide pek çok Türk ve yabancı yazar, karikatürist yer aldı.
    Cemil Cem'e ait bir karikatür

    Kalem yalnızca içeriğiyle değil aynı zamanda kâğıt ve baskısıyla da oldukça kaliteli bir yayın organı oldu. Ancak tüm bunlara rağmen döneminin önemli bir mizah dergisi olarak II. Abdülhamit ve sonrasında İttihat ve Terakki yönetimini de eleştirmekten geri kalmıyordu. Bu yüzden de sık sık iktidardan baskı gördü ve bunlar sonucunda 130. sayısını çıkardıktan sonra kapandı.




    Dergide pek çok önemli yazar ve çizer çalıştı. Bunlarda biri de Türk karikatürünün öncüsü sayılan Cemil Cem'di. Öyleki buradaki karikatürleriyle tanındı ve daha sonra Kalem'de yayımlanan yapılarını bir kitapta toplayarak Türk karikatürünün ilk albümü'nü hazırlamış oldu.

    Dergide çalışan başka önemli yazarlar ve çizerler şunlardı: Sedat Nuri İleri, Refik Halit Karay, İzzet Melih Devrim, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Mithat Cemal Kuntay, İzzet Ziya, Ahmed Rasim gibi Türk ve L. Andres, İon, A. Rigopulos, Scarselli, Pahatrekas, Plaicek d'Ostoya gibi yabancılardı.




    Dergide Yayınlanmış Bazı Karikatürler

    Kalem Dergisi, Sayı 16, Sayfa 1
    Yayınlandığı tarih: 17 Aralık 1908




    Karikatürün alt yazısı:
    "Fes fabrikalarını sıyanet maksadıyla Avusturya Ordusu için fesi serpuş-u resmi olarak kabul etmiştir."
    Karikatürist, Cemil Cem. Karikatürdeki kişi Avusturya Macaristan İmparatoru François Joseph'tir. Avusturya Macaristan İmparatorluğu, II. Meşrutiyet'in ilanından sonra 1878 Berlin Anlaşması ile yönetimi kendisine verilmiş Bosna Hersek'i ilhak kararı alınca, Avusturya'da mallarına karşı bir boykot eylemi başlamıştı.
    Avusturya'dan ithal edilen maddeler arasında fes önemli bir yer tutuyordu. Karikatür, boykot sonrası Avusturya'nın uğrayacağını umduğu ekonomik sorunları söz konusu ediyor.



    Kalem Dergisi, Sayı 1, Sayfa 5
    Yayınlandığı tarih: 3 Eylül 1908




    Karikatürün alt yazısı:
    "Feylezof Doktor Rıza Bey'in tarih-i tabii dersi: Rıza Efendiler, şu karşınızda gördüğünüz mahlukat karbonifer devrinin en müthiş hayvanatındandır. Bunlar şimdiki fillerin yüz misli yerler yine doymazlardı. Çok şükür ki bugün bunların yalnız enkaz-ı azamı kalmıştır."
    Karikatürstin adı yok.


    Karikatürde II. Abdülhamid döneminin muhtekir yöneticileri hicvediliyor. Camekan içindeki kişiler, soldan sağa: Bahriye Nazırı Hasan Rami Paşa, Başkatip Tahsin Paşa, İkinci Katip Arap İzzet Paşa ve Kabasakal Mehmet Paşa.
    Eleştirel sözleri söyleyen filozof Rıza Tevfik.


    Hasan Rami Paşa (1842-1923): II. Abdülhamid döneminde filo komutanlığı ve Bahriye Nazırlığı yaptı. Kendisine Harami Paşa lakabı takıldı. Anılarını yayınladı.

    Tahsin Paşa (?-1933): II. Abdülhamid'in mabeyn başkatibi. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra tutuklandı ve sürüldü. Uzun süre sefalet çekti. Anılarını "Abdülhamit ve Yıldız Hatıraları" adlı kitapta topladı.

    Arap İzzet Paşa (?-1924): II. Abdülhamid'in mabeyn ikinci katibi. Padişahın üzerinde büyük nüfuzu olduğu söylenir. II. Meşrutiyet'in ilanı üzerine önce Avrupa'ya kaçtı, sonra Mısır'da yaşadı. Büyük bir serveti olduğu iddia edilmişti.

    Kabasakal Mehmet Paşa (?-1909): Abdülhamid dönemi paşalarından. İkinci yaverliğe kadar yükseldi. Cahilliği yanında padişaha sadakati ile tanınırdı. 31 Mart Vakası suçlularından addedilip Örf-i İdare Mahkemesi kararıyla asıldı.


    ***

    Kalem Dergisi, Sayı 13, Sayfa 1
    Yayınlandığı tarih: 27 Ekim 1908





    Karikatürün alt yazısı:
    "Ala, bala, dana, müstesna bir muhabir; bir muhabir ki İkdam'ın şimdiki muharriri, muharrir-i muktediri, muharrir-i muktedir-i siyasisi oldu. Oldu da ne oldu? Buldu, çıkardı, gösterdi, bütün karain-i İkdam'a gösterdi ki..."

    Karikatürist, Cemil Cem.

    Ünlü karikatüristin Kalem'deki ilk çalışmalarından biri.
    Karikatürdeki kişi, ünlü yazar Ali Kemal (1867-1922). O dönemde İttihad ve Terakki'ye muhalefete başlayan İkdam gazetesinin başmuharriri. Karikatürde Ali Kemal övülerek hicvediliyor.

    Kısa bir süre sonra 31 Mart Vakası olacak ve suçlu bulunan Ali Kemal Avrupa'ya kaçacak. Daha sonra yurda dönecek ama hep gözaltında kalacaktır. Bilindiği gibi mütareke döneminde Milli Mücadele aleyhinde yazacak ve zaferden sonra İzmit'te Sakallı Nurettin Paşa'nın tertibiyle linç edilerek öldürülecektir.


4 Sayfadan 1. 123 ... SonSon