4 Sayfadan 2. İlkİlk 1234 SonSon
Toplam 33 sonuçtan 11 ile 20 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Geçmişten Günümüze Mizah Dergileri

  1. #11
    Karagöz Mizah Dergisi




    "Karagöz" gazetesi, 10 Ağustos 1908"de yani II. Meşrutiyet"in ilanından topu topu 17 gün sonra çıkmaya başlamıştır. Hürriyet"in ilanıyla II.Abdülhamid"in sansürü kalkınca oluşan serbestlik ortamında; düşüncelerin sansüre tâbi olmadan özgürce yayınlanabilmesi hem yayıncıları hem okurları bir gazete ve dergi bolluğu ve çılgınlığı içine sürüklemişti. Hürriyet"in ilanını izleyen iki ay içinde 200"ün üstünde gazete ve dergi çıkar, ama çoğu kısa bir süre sonra kapanır. Bunun ender istisnalarından biri yaşamını 40 yıldan fazla sürdürecek "Karagöz" gazetesidir.
    Karagöz gazetesinin sahibi, o dönemlerin deyimiyle "sahib-i imtiyazı" Ali Fuad Bey"dir. Ali Fuad Bey(?-1919), ülkemizin ilk karikatürcülerinden biridir. İlk karikatürlerini Çaylak Tevfik Bey"in 1870"li yılların ilk yarısında çıkardığı "Letaif-i Âsâr" isimli mizah dergisinde yayınlamıştır Daha sonraları yine Tevfik Bey"in lakâbına neden olan "Çaylak" dergisinin 1875-1876 yılları arasında yayınlanan sayılarında karikatürlerine rastlıyoruz.. Türk karikatür tarihinin araştırılmasında büyük emekleri olan Turgut Çeviker; Ahmet Fuat Bey"i "tasvirci" bir karikatürist olarak tanımlar, yani karikatürleri resim gibidir ve mesajlar karikatürün altındaki yazılar ile verilir; daha ileride ünlü karikatüristimiz Cem"in öncülüğünü yapacağı çizgilerle mesaj veren ustalığa sahip değil, naif hatların egemen olduğu karikatürlerdir.
    III. Meşrutiyet ilan olduktan sonra Ali Fuad Bey, kesintiye uğramış gazetecilik merakını tatmin için hemen kolları sıvar, Kadıköy"deki Mühürdar Gazinosu"nda arkadaşlarıyla buluşup anlaşır ve Belediye Muhasebe Müdürü Reşat Bey"den aldığı 500 lira borç ile gazetesini çıkarır. Gazete halka dönük bir mizah dergisidir, haftada iki gün çıkmaktadır; bol karikatürlü ve olayları halkın anlayabileceği sade bir dille anlatıp yorumlamaktadır. Ne incelikli mizah dergileri olan "Kalem" ve "Cem" gibi aydınlara dönük, halka tepeden bakan, Fransızca bölümü olan ve iyice siyasete soyunan dergilere öykünmekte ne de iyice bayağılaşan ve seviyesiz yayınlar yapan dergilere benzememektedir. Bu tutumuyla beğeni toplar ve geniş kitlelerce sevilip alınır. Öyle olur ki satışları birçok gündelik gazeteyi geçer ve Ali Fuad Bey, aldığı borcu ödeyip yayınını rahatlıkla sürdürür.



    Belirtmemiz gereken bir husus "Karagöz" tiplemesinin Türk basınına bu gazete ile girmediğidir. 1870"li yıllarda Teodor Kasab"ın çıkardığı "Hayal" mizah dergisinde ilk kez olarak işlenen konular Karagöz-Hacivat konuşmalarıyla, o zamanki deyimle "muhavereleri" ile verilmiştir. Bu derginin karikatüristlerindoen biri olması muhtemel Ali Fuad Bey, gazetesini çıkarırken bu örnekten hareket etmiş ve adını "Karagöz" koyduğu gazetesinde bu uygulamayı sürdürmüştür. Kütüphanemizde bulunan ilk on yılına ait "Karagöz" koleksiyonunun incelenmesinde gazetenin içeriği ile ilgili şunlar saptanmıştır.
    Gazetenin ilk sayfasında o günün konusu olan bir karikatür ortada sunulmakta ve "Muhavere" başlığı altında bir Karagöz-Hacıvat konuşması yer almaktadır. Bu konuşma o günlerde gündemde olan bir konuyla ilgilidir. Bu bütün sayılarda görülen bir bölümdür. Bu yazıların uzun süre bizzat Ali Fuad Bey tarafından yazıldığını kendisini iyi tanıyan Münir Süleyman Çapanoğlu"Karagöz" ile ilgili bir yazısında belirtmektedir. Dört sayfalık gazetenin diğer sayfalarında "Takvim-i Ceraid" (Gazetelerin Takvimi) başlığı altında o günlerde gazetelerde çıkan haberler yorumlanmakta, yine "Dahili" başlığı altında bazı yurtiçi haberleri verilip buna Karagöz"ün yorumları eklenmekte; "Telgraf" başlığı altında ise yurtdışı haberler iletilip yorumlanmaktadır. Bazı sayılarda manzum söyleşiler ve çeşitli konulanr hakkında manzum yazılar bulunmaktadır.
    "Karagöz"ün satışı artınca ilan da almaya başlamıştır; bu arada bazı ilginç uygulamalara da rastlıyoruz. Gazetenin taşra bayiliklerini alıp, gazeteyi satıp parasını göndermeyenler açıkça teşhir edilip okuyucu katında cezalandırılmaktadır.
    Ali Fuad Bey, herhalde II.Abdülhamid döneminden deneyimli olduğundan mevcut iktidarlarla iyi geçinmeyi ilke edinmiş ve bu nedenle bütün yayın yaşamı boyunca gazetesi hiç kapatılmamıştır. Bunun ilginç bir saptamasını 31 Mart ayaklanmasında görüyoruz. İlk başta irtica karşıtı yazılar yazan "Karagöz" 31 Mart Vak"ası gerçekleşip asi askerler İstanbul"a egemen olunca dil değiştirmiş "Muhterem Ulema ve Askerimiz" diye asileri metheden yazılar yayınlamış, ancak isyan bastırılınca çark etmiş ama eleştirileri de üstüne çekmiştir. Onun üzerine bir düzeltme yazısı yayınlayarak asilerden korktuklarından öyle yazmak zorunda kaldıklarını belirtmiş ve İttihat Terakki karşıtlarını acımasızca eleştirenlere katılmıştır ve o günden itibaren biraz "sade suya tirit" muhalefet yapmıştır.
    Ali Fuad Bey, 1912"de gazetenin yönetimini dönemin önemli aydınlarından ve "materyalizm" konusunu ülkemize ilk getiren kişi olan sosyalist eğilimli Baha Tevfik Bey"e vermiş ve Baha Tevfik Beyin ölümüne kadar (15 Mayıs 1914) dergi yepyeni bir hüviyet kazanmıştır. Bu dönemde özellikle Baha Tevfik Bey"in gazetenin ikinci sayfasında çıkan "Hasbıhal" başlıklı yazıları ilginçtir ve daha önce Karagöz"de rastlanmayan bir içerik ve niteliği simgeler.
    Baha Tevfik Bey"in ölümünden sonra gazete dönemin ünlü yazarı Aka Gündüz"ün yönetiminde yayınlanır. Bu sırada I.Dünya Savaşı çıkmış ve Türkiye Almanya safında savaşa katılmıştır. 1914-1918 arası Karagöz savaş koşullarında yayın yapan ve İngilizleri"Con Kikirik" adı altında aşağılayan bir yayın organıdır. Savaştan sonra Karagöz, mütarake dönemine sahibi Ali Fuad Bey"in ölümüyle girer. gazete kızkardeşi Fatma Hanım"a kalmıştır; o da yönetime deneyimli yazar ve gazeteci Burhan Cahit(Morkaya 1891-1949)" i getirir. Karagöz, mütarake döneminde Ankara hükümetleri taraftarı bir tutum içindedir. Bu okuyucu katında saygınlığını artırır, bir ara İstanbul"da ençok satan gazete bile olur. Cumhuriyet"in ilanından sonra da Burhan Cahit"in usta yönetimiyle bu başarısını sürdürür. 1928 yılında Latin harflerinin kabulü, bütün matbuat gibi Karagöz" ü de etkiler, satışlar düşer. Burhan Cahit de kendi gazetesi "Köroğlu" nu çıkarmak için Karagöz" den ayrılır. Bir süre Ornan Seyfi Orhon ve Refik Ahmet Sevengil yönetiminde çıkmaya devam etse de 26 Ocak 1935" de kapanır.



    Kapanınca dönemin iktidar partisi Cumhuriyet Halk Fırkası, gazeteyi sahibi Fatma Hanım"dan satın alır ve deneyimli gazeteci Sedat Simavi"nin yönetiminde halka dönük bir mizah dergisi olarak çıkarmayı sürdürür. Bu dönemden 1950 yılına kadar Karagöz artık Cumhuriyet Halk Partisi"nin halka dönük bir yayın organı olarak yaşar. Deneyimli gazeteci Sedat Simavi, başarılı bir gazetecilik sergiler; özellikle II. Dünya Savaşı"nın bunalımlı günlerinde geniş kitlelerin moralini yükseltecek yayınlarla gazeteyi başarıyla sürdürür. Bu dönemdeki ilginç bir gelişmede 1935- 1938 arası Kemal Tahir"in Karagöz"de önce muharrir sonra yazıişleri müdürü olarak çalışmasıdır. 1938 yılında Nazım Hikmet"le birlikte Donanma Davası"nda hapise girince bu görevi biter.
    1950" de Sedat Simavi Karagöz"ü bırakır. Hem kendi kurduğu ve çok tutulan Hürriyet gazetesi ile uğraşmaktadır ve asıl önemlisi de Cumhuriyet Halk Partisi seçimleri kaybetmiş, muhalefete düşmüştür.
    "Karagöz" bundan sonra etkisini hızla yitirerek beş yıl daha kesintili olarak çıkar, ama 1955 yılında 4785. sayısıyla birlikte kapanır. Tam 47 yıl yayınlanmıştır.

    Karagözde Yayınlanmış Bazı Karikatürler

    Karagöz, Sayı 16, Sayfa 4
    Yayınlandığı tarih:
    1 Ekim 1908



    "-Karagöz o elindeki inci terazisi... sırtında bir küfe taş... hiç de nispet yok...
    - Neden nispetsiz oluyormuş... böyle giderse taş, inciden daha kıymetli olacak...
    - Ya... aman sebebi ne?...
    - Haberin yok mu ayol... erkan-ı matbuatın muradı şeytan taşlamakmış..."
    Basında yapılan eleştirilerden rahatsızlık duyulması hicvediliyor.


    **

    Karagöz, Sayı 21, Sayfa 4
    Yayınlandığı tarih:
    12 Ekim 1908



    "-Ah Hacivad ah... Haniya şöyle böyle diyordun... İşte yine eski hamam eski tas..."

    Hamamın kubbesindeki yıldız şeklindeki aydınlık pencereler II. Abdülhamid'i simgeliyor.
    Hürriyetin ilanı olarak adlandırılan İkinci Meşrutiyet'in başlamasından beri çok az şeyin değiştiği eleştiri konusu olmuştu.


    **
    Karagöz, Sayı 25, Sayfa 4
    Yayındığı tarih:
    22 Ekim 1908



    "-Aman yahu... Karagöz... Bu ne kıyafet...
    - Yerli malı yerli malı diye başımı ütüledin... Ben de sırtıma İnöz küpü ile başıma Göksu saksısından başka geçirecek yerli malı bulamadım... Bu hale geldim... Bari bir de ballı kahve ısmarla da tamam olsun..."


    **

    Karagöz, Sayı 12, Sayfa 4
    Yayınlandığı tarih:
    17 Eylül 1908





    Resmin üstü:
    "İdare-i Mahsusa ve Anadolu Şimendiferi grevleri üzerine Haydar Paşa ve Kadıköy ile İstanbul arasında iyab ü zihab (gidip gelme)."
    (İkinci maşrutiyet'in ilk aylarındaki işçi hareketinin gelişmesi ve Boğaz vapurları ile trenlerde grev başlamasıyla İstanbul'da yaşananlar...)




    Resmin altı:
    "- Ah Hacivad... Ben sana şu cankurtaran simitlerinden al demedim mi idi...
    - Yorgunluk olmasa... Banyo fena değil ama kışın nasıl edeceğiz... Balonlarda kim var Karagöz...
    - Kim olacak şimendifer yolcuları..."
    Erol ÜYEPAZARCI-Mehmet ALKAN


    **



    Karagöz: -Efendi galiba iane vereceksiniz. Veriniz. Cidden muhtac muavenetdirler.
    Muhacir: -Onda yardım verecek surat var mı Karagöz Ağa! Bizim öküzü ucuzca kapatmak istiyor!..


    **



    Karagöz: Hey baba bu kadar kişi böyle yıkık bir dam altına sığar mı?! Size emval metrukeden bağ, bahçe, ev vermediler mi?
    Muhacirler: Biz ondan vazgeçtik Karagöz Ağa biraz yemlik ve yemeklik bile vermediler! Daha üçgün böyle beklersek acımızdan öleceğiz!

    **
    1908’de yayınlanan Mehmed Baha’nın karikatürü





    Osmanlının ekonomik boykotundan etkilenen imparator Franz-Joseph çizilmiştir.





  2. #12
    Cem Mizah Dergisi


    (Cem Dergisi, sayı 19,1911)

    Cem, (10 Aralık 1910 - 18 Ekim 1912 ve 10 Aralık 1927 - 2 Mayıs 1929) yılları arasında İstanbul'da Cemil Cem tarafından yayımlanan haftalık mizah dergisi.

    Derginin başyazarlığını Refik Halit Karay yaptı. Avrupalı karikatüristlerin de yapıtlarının yer aldığı Cem, Kalem'den sonra Türkiye'de çıkan Batılı anlamda ikinci mizah dergisi oldu. Dergi ilk basıldığı yıllarda Fransızca olarak da sayılar çıkardı. Ancak Cumhuriyet'ten sonra tamamen Türkçe olarak yayımlandı. 1929 yılında 49. sayısından sonra kapanan Cem, sahibi Cemil Cem'in iktidarla olan uyuşmazlığı sonucu kapatıldı.

    Cem Mizah Dergisi Kapaklarından Örnekler


    (Cem Dergisi, sayı 32, 1911)


    (Cem Dergisi, sayı 12, 1911)


    (Cem Dergisi, sayı 6, 1910)


    (Cem Dergisi, 1911)



    CEMİL CEM KİMDİR?



    1882 yılında İstanbul'da doğdu. 1889'da Vefa Lisesini bitirdi daha sonra Mekteb-i Hukuk'ta okudu. Avrupa'da hariciyeci (Dış işleri görevlisi) olarak görev yaptı. 1908'de 2. Meşrutiyetin ilanıya başlayan özgürlük ortamından sonra karikatürlerini Avrupa'dan yollayarak yayımlamaya başlayan Cemil Cem daha sonra görevini bırakarak İstanbul'a yerleşti ve karikatürcülüğü meslek olarak seçti. Önce "Kalem" dergisinde çizen Cem; bu dönemde istibdat yani baskı döneminin yıkılmasına rağmen padişahlığı süren Abdülhamid'i de ağır şekilde eleştirdi, İttihat ve Terakki'yi de... En yakın dostlarını bile eleştirmekten kaçınmadı. Ancak günümüz karikatürüne epeyce ters düşecek bir inancı vardır; o sıradan insanların karikatürünün çizilemeyeceğine inanıyordu. Karikatürün o dönemlerde henüz çok yeni bir sanat dalı olmasının katılmadığımız bu görüşlerinde epeyce payı olsa gerek. Dediğimiz gibi karikatürün henüz emekleme dönemidir Cemil Cem'in dönemi. 1910'da çıkardığı Cem dergisinin ilk sayısında karikatürle ilgili bir yazı yazmıştır. O yazıda karikatür üzerine görüşlerini açıklarken bir bölümde şöyle der: "... Herhangi bir kişinin karikatürü olmaz, saygı değer kişilerin karikatürü yapılır. Yurdun siyasal ve bilimsel yaşamında yeri olmayan kişilerin karikatürü olmaz..."



    Aynı Cemil Cem, karikatürü şu şekilde görmüştür: "Karikatür hiçbir zaman kötü düşünmez, hep tuhaf düşünür." Gerçekten de karikatür farklı bakış açısıyla çoğunluğa "tuhaf" gelecek şekilde düşünebilir bu da onu farklı kılar. Yukarda da bahsettiğim gibi Cemil Cem, 1910'da kendi adını taşıyan "Cem" dergisini çıkardı ve orada çizdi. (1910-1912) Sanayi Nefise'de (Güzel Sanatlar Akademisi)nde müdürlük yaptı. Cumhuriyet'in ilanı sonrasında 1927-1928 yıllarında "Cem" dergisini yeniden yayımladı. Karikatür tarihimiz üzerine de kafa yormuş çizerlerden Ferit Öngören usta, Cem'in 1927'lerdeki çizgisi için "Çizgisi eski vurucu gücünü yitirmiştir" der.

    Cem Dergisinde Yayınlanan Bazı Cemil Cem Karikatürleri



    Louvre Müzesi'nde bulunan Roma dönemine ait "Les Trois Graces". "Sevimli üçler" anlamına geliyor. Yukarda ki karikatüre ilham olup aynı adı taşımaktadır.

    Karikatürdekiler;
    Halil Menteşe Bey (1874-1946), Nâzır [Bakan]
    İbrahim Hakkı Paşa (1862-1918), Sadrâzam [Başbakan]
    Mahmut Şevket Paşa (1856-1913), Ordu Komutanı


    (Cem Dergisi, Cemil Cem, 2 Aralık 1910)

    **



    Don Kişot ve Hemdemi
    (Harbiye nazırı Mahmut Şevket Paşa ve sadrazam Hakkı Paşa)
    (Cem Dergisi, Cemil Cem, 1911)

    **



    -Güleyim bari, kız Pembe, nedir o kibir?
    (Cem Dergisi, Cemil Cem, 1911)

    **




    Ne olmuş, deniz mi tutmuş?..
    - Yok canım, güneş çarpmış!..
    (1927 yılında, CEM dergisinde yayımlanmış bir Cemil Cem karikatürü...)

  3. #13
    Diken Mizah Dergisi

    Diken, Sedat Simavi tarafından İstanbul'da çıkarılan edebi ve siyasi mizah dergisi (30 Ekim 1918 - 19 Eylül 1920). İlk başlarda 15 günde bir çıkarılan dergi daha sonraları haftalık olarak çıkarılmaya başlamıştır ve 72 sayı basılmıştır.


    Sedat Simavi derginin ilk sayısında derginin misyonunu "bükülen dudaklara biraz tebessüm vermek" olarak kısaca belirterek dönemin kapanan diğer degileri Kalem ve Cem'in yerini tutacağını belirtmiştir. Diken Kurtuluş Savaşı'nı desteklemesiyle başarılı bir dergi olmuştur. Dergide Sedat Simavi'nin karikatür ve yazılarının yanı sıra, Fazıl Ahmet (Aykaç), Selahattin Enis (Atabeyoğlu), Rıza Tevfik (Bölükbaşı), Aka Gündüz, Yusuf Ziya (Ortaç), İbnürrefik Ahmet Nuri (Sekizinci), Ahmet Rasim, Ömer Seyfeddin gibi yazarların ürünleri de yer almıştır.


    Diken Dergisinden Bazı Karikatürler





















    – (Gazeteci çocuğa) Aman oğlum, hangisi uyku getiriyorsa ondan ver!.(Cemal Nadir /Diken, 1920)

  4. #14
    I like myself - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şub-2011
    Bulunduğu yer
    de içiyor :*
    Mesajlar
    4.718
    Konular
    5


    iyidi. güzel paylaşım emeğine sağlık

  5. #15
    Güleryüz Güldürü Dergisi



    1921-1923 yılları arasında Sedat Simavi tarafından 122 sayı yayınlanan Güleryüz Dergisi, Kurtuluş savaşı sırasında Mustafa Kemal’i ve kurtuluş savaşını destekleyen bir güldürü dergisi olmuştur. Hatta bu yüzden 1922’de karşısında İstanbul hükümetini ve Osmanlıyı destekleyen Aydede dergisini bulmuş, sansür gibi çeşitli baskılarla karşı karşıya kalmıştır. İşbirlikçi Ali Kemal’lerin karşısında, bağımsızlık savaşına destek verme gibi müthiş bir onuru da yaşamış olan Güleryüz dergisi, gözden kaçırılmaması gereken çok ama çok önemli bir dergi.

    Kadrosunda Ahmet Rasim, Ercüment Ekrem Talu, Fazıl Ahmet Aykaç, Cevat Şakir Kabaağaçlı(Halikarnas Balıkçısı) gibi şair ve yazarların dışında Sedat Simavi ve Mustafa İzzet gibi karikatüristler yer almıştır.



    Güleryüz Dergisinden Bazı Kapak ve Karikatürler



    Sedat Simavi, "Ankara’nın Koyunu, Sonra Çıkar Oyunu." (çizen: Sedat Simavi). Güleryüz dergisi "Zafer ve Galibiyet Nüsha-i Fevkaledesi" Ekim 1922, İzmir'in kurtuluşunun hemen ardından yayımlanmış.

    **



    Yunan erkânı harbiyesinde bir münakaşa – Ne tuhaf şey! Bu güneş mütemadiyen beynimizin üzerinde. Galiba bu topraklar geceyi görmüyorlar. Güleryüz Dergisi, 8.6.1922, sayı:58 sayfa:5

    **



    Nabzında bir iman vuran kanınla Bu ziya görmeyen ufka Bilmem ki semadan yüksek alnınla Güneşin doğduğu yerden mi geldin, Güleryüz Dergisi 5.5.1921, sayı:1, Kapak, Bu karikatürde aynı dönemde yayınlanan birçok karikatür gibi 1. Nisan’da kazanılan 2. İnönü muharebesinden sonra çizilmiştir.

    **


    Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal, Güleryüz Dergisi, 6.6.1921, sayı:6 syf: 4-5

    **



    İsmet Paşa—Ne o paşam kafanın içinde ne arıyorsun?
    Mustafa Kemal Paşa – Akıl arıyorum. Bulamıyorum: Dipsiz kile, boş ambar. ( Önde kral Konstantin ) Güleryüz Dergisi. 8.9.1921, sayı:19 Kapak

    **



    Yerden göğe küp dizmişler, birbirlerine perketmişler, altından birini çekmişler, seyreyle sen gümbürtüyü.
    Mustafa Kemal: Çelebi sen küp oyununu biliyor musun?
    Papulas: Bilmiyorum
    Mustafa Kemal: İşte şimdi o oyunu oynayacağız
    Güleryüz Dergisi, 8.9.1921 sayfa 4-5, Sakarya’da türk kuvvetlerinin başarıları sürerken

    **



    Anadoluda’ki nisbetsiz boks müsabakasının son safhası: Kulaktan tutup oyundan dışarı fırlatma ameliyesi, Güleryüz Dergisi, 6.10.1921, sayı:23 Kapak, Sakarya Zaferi sonrası, kulağı çekilen Kral Konstantin.

    **



    Elveda Megalo İdea – Kafi derecede yorgunluk aldınız, gezdiniz, eğlendiniz, keyfinize baktınız. Şimdi kumanda dinleyiniz istikamet Atina. İleri marş marş. Güleryüz Dergisi 30.3.1922, sayı:48 sayfa:4, Megalo İdea: Büyük ülkü ( Yunanlıların)

    **


    Kabus ( Damat Ferit’in kabusu ) Güleryüz Dergisi, 16,11.1922, sayı: 82 Kapak

    **


    Yeni Zenginler, Güleryüz Dergisi, Sedat Simavi, 1922

  6. #16
    Akbaba Mizah Dergisi





    Kurtuluş Savası yıllarında Türk basın hayatında iki mizah mecmuası yayımlanmıştır: Güleryüz ve Aydede. Ankara hükümetini ve Kurtuluş Savasını destekleyen Güleryüz’ü Sedat Simavi; İstanbul hükümetini destekleyen Aydede’yi ise Refik Halit Karay yayımlamıştır. Bu iki mecmua, kısa süre çıkmış olsalar da Cumhuriyet dönemi Türk mizahı bakımından iki önemli halkayı işaret etmektedir. Cem ve Kalem gibi bir önceki dönemin iki mizah mecmuasından geleneği devralan Güleryüz ve Aydede mecmuaları, zengin kadrolarıyla
    edebiyatımızın bu alanındaki boşluğu doldurmuşlardır. Pek çok yazar ve çizere sayfalarını açarak onların yetişmelerini sağlayan bu iki mecmua, kendilerinden sonra yayımlanacak olan mecmualara da zemin hazırlamıştır. “Nitekim Kurtuluş Savası kazanıldıktan sonra kapanan Aydede mecmuasının yerine, Aydede’nin hemen hemen aynı kadrosu, aynı biçim ve yapısı ile yeni bir mecmua yayımlanmaya baslar: Akbaba
    Akbaba mecmuası, 7 Birincikânun 1338 (7 Aralık 1922) tarihinde Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon tarafından yayımlanmaya baslar. “Orhan Seyfi, dergiyi daha sonra Yusuf Ziya’ya devretmiş ve Yusuf Ziya da ölünceye kadar tek basına çıkarmıştır.”



    Kuruluş amacı, Aydede Dergisi’nin boşluğunu doldurmaktı. Akbaba, 208 sayı çıktıktan sonra kapanıp, 1933’te yeni harflerle tekrar yayımlanmaya başladı.
    1923-1955 yılları arasında iktidardaki Cumhuriyet Halk Partisi’nden yana bir çizgi izleyen dergi, Serbest Fırka, Demokrat Parti gibi muhalefet partilerine karşı çıktığı dönemlerde okur desteğini yitirdiğinden, yayımına ara vermek zorunda kaldı (1931-1933, 1950-1951 arası). Kurucusu Yusuf Ziya Ortaç’ın 11 Mart 1967’de ölümünden sonra, Ergin Ortaç tarafından devam ettirilen Akbaba, 28 Aralık 1977’de kapandı. Akbaba, kendi alanında Türkiye’nin en uzun soluklu yayın organı oldu.
    Akbaba Dergisi’nin içeriği; eleştiri yazıları, tiyatro oyunları, fıkralar, rüya tabirleri, genç fırçalar köşesi ve karikatürlerden oluşuyordu. Derginin arka kapağında yabancı karikatüristlerin eserleri yer alıyor, bu köşenin adı derginin ilk yıllarında "Ecnebi karikatürleri" iken, sonraki yıllarda "Dünya karikatürleri"'ne dönüşüyordu.
    Derginin yazarları arasında Osman Celal Kaygılı, İbrahim Alaattin Gövsa, Ercüment Ekrem Talu, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve Muzaffer İzgü bulunuyordu. Çizerleri arasında ise Münif Fehim, Zeki Beyner, Fethi Develioğlu, Ali Ulvi, Ramiz, Nemci Rıza, Cafer Zorlu, Samim Agar ve Semih Balcıoğlu vardı. Akbaba Dergisi’nde yayınlanan karikatürler resim sanatına daha yakındı.



    Akbaba; özellikle 1930’lu yılların sonu ile 1940’lı yıllarda eleştiri oklarını, sol basına ve “Bobstil” adını verdikleri yeni şiir hareketi üzerine yöneltmiştir. Mecmuada, Tan gazetesi ve bu gazetenin sahipleri olan Sertel’ler üzerine de pek çok yazı neşredilmiştir. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde Garip Hareketi adı verilen Orhan Veli ve arkadaşları tarafından ortaya konulan yeni şiir anlayışına karşı ilk tenkitler, Akbaba mecmuası çevresinde oluşan edebî
    muhit tarafından ortaya konulmuştur. Çoğunlukla alaya alma ve ciddiye almama noktasında yapılan bu tenkitler, 1941 yılının ikinci yarısından itibaren Çınaraltı mecmuası ile birlikte yürütülmüştür. Garipçilere “Bobstil” yakıştırması da Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon tarafından ortaya konulmuştur.“Dönemin hemen hemen bütün mizah dergilerinde ele alınan bobstil tiplemesi, havai, hercai, baba parası yiyen, çapkınlık peşinde kosan, memleket meselelerinden bihaber ve dejenere gençliği tanımlamaktadır. Akbaba çevresi gibi 1940 kuşağı olarak adlandırılan sol eğilimli sairler de Garipçilere yönelik eleştiriler getireceklerdir.” Akbaba’da Bobstil olarak nitelendirilen sairlere, onların şiirlerine
    ve bu şiir hareketini destekleyen Nurullah Ataç’a karsı pek çok edebî tenkit yazılmıştır. Bu yazıların pek çoğunu da Orhan Seyfi Orhon (Fiske) kaleme almıştır.



    1922–1977 yılları arasında neşredilen Akbaba, elli beş yıllık ömrü ile Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en uzun ömürlü mizah mecmualarındandır. Dönemin diğer mizah dergileri olan Sedat Simavi’nin Karikatür’ü, Cemal Erksan’ın Saka’sı, Cemal Nadir Güler’in Amcabey’i içerisinde Akbaba’nın -biraz da geçmişinden kaynaklanan- bir ağırlığı vardır.
    Akbaba’nın oldukça zengin bir içeriği vardır. Mecmuanın içerisindeki edebî eserler de göstermektedir ki, Akbaba, bir siyasî-mizah mecmuası olmasının yanı sıra önemli bir edebiyat mecmuasıdır.

    Akbaba’da, günümüzün mizah dergilerindeki çok kareli, bant karikatürlerden çok, bir veya iki kareden oluşan ve tam sayfa yayınlanan karikatürlere rastlanıyordu. Ayrıca karikatürlerde konuşma balonunun yerine genellikle altyazı kullanılıyordu. Günümüz karikatüristlerinin ustalarının ustalarını yetiştiren Akbaba, yayın hayatı boyunca genç yazar ve çizerlere okul vazifesi gördü.




    Akbaba Dergisinde 26 Şubat 1969 tarihli sayısında Yedi Gün köşesinde yayımlanan yazı:

    Yedi Gün Köşesi

    Üzüm üzüme baka baka

    Avrupalı sayılmak için can atarken, sporda bazen Avrupalı sayılıyoruz, bazen Asyalı
    Ticarette bazen Avrupalı sayılıyoruz, bazen Asyalı… Siyasette bazen Avrupalı sayılıyoruz, bazen Asyalı.. Biz, Avrupalı sayılmak için dayandıkça, bütün dünya direniyor! Neyse, ara sıra Avrupa’dan umutlandırıcı haberler geliyor da, biraz olsun yüzümüz gülüyor. İşte sonuncusu, “Birbirlerine alçak, yalancı, korkak diye bağıran İngiliz milletvekilleri, Avam kamarasının altını üstüne getirdi”

    Eh, benzeyiş bu kadar olur doğrusu.. Onların birbirlerine hitap şekli “alçak, yalancı, korkak” bizimki ise “satılmış, sahtekâr, ahmak” Biz mi Avrupalı oluyoruz, İngilizler mi Asyalı oluyor, şimdi bütün mesele onu anlamak.


    Dergiden bazı karikatür ve dergi kapakları






    Hareketinin gecikmesinden dolayı eleştirilere maruz kalan Karadeniz, Akbaba Dergisi'ndeki karikatüre de konu oluyor.





    (1936)


    (1937 / İspanya iç savaşından esinlenilmiştir)


    (1937)


    (1939)


    (1940)


    (1958)


    (1960)






  7. #17

    Akbaba’nın 3 ayrı dönemde çıkan sayılarından örnekler;
    8 Ocak 1924 tarihli 10. sayı (solda)
    12 Eylül 1936’daki 140. sayı (ortada)
    28 Mayıs 1953’teki 63. sayı (sağda)


    **


    ----- Ülen Memet, gel şuradan birer çift nalın alak
    Akbaba

    Cilt: 3, Yıl: 41, Sayı: 73
    20 Aralık 1962


    **



    İki milyarlık vergi daha konuyor
    Akbaba

    Cilt: 3, Yıl: 41, Sayı: 71
    5 Aralık 1962


    **


    Yeni otomobil plakaları harfli olacak. (Gazeteler)

    ------Siz büyük kimyagersiniz... Bir analiz yapın da üstad, arabamızı bulalım
    Akbaba

    Cilt: 3, Yıl: 41, Sayı: 71
    5 Aralık 1962

    **

    Darülacezede gazeteciler için de yer ayrıldı. (Gazeteler)


    Bir ömür böyle geçti
    Akbaba

    Cilt: 3, Yıl: 41, Sayı: 71
    5 Aralık 1962




    **

    Dalkavuk adlı çizgiroman karakteri Cemal Nadir Güler tarafından ilk kez 1938 yılında Akkaba mizah dergisi sayfalarında çizilmiştir.



    Akbaba'da çıkan reklamlar





    Akbaba
    Cilt: 3, Yıl: 41, Sayı: 78
    24 O cak 1963

  8. #18
    Çıngıraklı Tatar Güldürü Dergisi





    Çıngıraklı tatar,
    1870 yılında çıkmaya başlayan Diyojen dergisinin 183. sayıda bitmesine müteakip, 1873 yılında çıkmaya başlayan yayındır (29 sayı). Cumartesi ve perşembeleri olmak üzere haftada iki gün çıktı. Yazılan imzasız olan derginin karikatürlerini Opçanadassis çizgi. Diyojen, Âli Bey, Recaizade Ekrem ve Namık kemal’in yazılarıyla dönemin ilgiyle izlenen muhalefet organlarından biri oldu. Diyojen kapatılınca Teodor Kasap Namık Kemal'le birlikte Çıngıraklı tatar'ı çıkardı. Tatar o dönem postacılara verilen isimdir. Teodor Kasap takip ve tacize dayanamadığı noktada onu kapatıp Hayal'i ardından Karagöz'ü ve Kahkaha'yı çıkardı. Yazılarından ötürü hapse mahkûm edildi (1877), Avrupa’ya kaçtı. Birkaç yıl sonra bağışlandı, ölümüne değin mabeyn kütüphanecisi olarak sarayda görevlendirildi. Tanzimat dönemindeki tiyatro çalışmalarını destekledi

    Dergide yayımlanmış bazı karikatürler



    Biraz yeşillik görmek için yazın köye göç etmek adetten imiş( Çıngıraklı Tatar, sayı 1, 1873)

    **


    Alt yazısı:
    -Olmaz binmeli.
    -Hayır inmeli. Anlamıyor musunuz?
    -Canım anladım hem ineceğim, hem bineceğim hani ileri gitmeyecek miyiz ya!


    -Avrupa Kıskacında Osmanlı İmparatorluğu,
    Çıngıraklı Tatar, 1873, K. Opçanadassis.


    *
    Çeviker bu karikatürü “ilerleme, özgürlük, eşitlik, adalet” temalarını işleyen Osmanlı toplumunun terakkisi (ilerlemesi, gelişmesi) kapsamı içinde yorumluyor. Çeviker karikatürün yayınlandığı dönemin özelliğini <başka karikatürlerle de örnekleyerek> “…Toplumun yenileşmesi, gelişmesi ve ilerlemesi için köklü çabaların verildiği yıllardır” tümcesi ile özetliyor. Koloğlu ise bu karikatürü “…Avrupa devletlerinin Osmanlı çağdaşlaşma girişimlerini frenleme gayretleri” tümcesi ile yorumluyor.

    **

    Çımacı ve Kayıkçı


    Çımacı:
    -Baba yorulma al ipi bağla.
    Kayıkçı:
    -Eyvallah evlâdım başka vakit, bugün işim aceledir.



    Teodor Kasap’ın çıkardığı “Çıngıraklı Tatar” adlı derginin 26. sayısından bir karikatür…

  9. #19
    smother smother isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    Vay bee....

  10. #20
    Yurt dışında basılıp yurda kaçak sokulan mizah dergileri dönemi

    Kaçak sokulan uyuşturucu, sigara, mülteci, kaçak mallar bugün alıştığımız kaçakçılık ürünleri. Oysa bu ülkeye bir dönem yurt dışında basılarak kaçak mizah dergileri girdiğini biliyor muydunuz?

    2. Abdülhamit'in Meclis-i Mebusan'ı kapatıp tek adam yönetimini başlatması. (Basın, özellikle de gülmece dergileri açısından otuz yıl sürecek bir yasaklar döneminin başlamasıdır.
    Sultan Abdülhamit'in Meşrutiyet Meclisi ile aynı anda mizah yayınlarını da durdurması ile birlikte bu yayınlar dışarıya çıktı. Avrupa ve Kuzey Afrika'da yayınlanan mizah dergileri el altından ülkeye sokulmaya başladı.

    Yurtdışında bastırılıp yurda kaçak sokulan dergiler:

    Lak Lak (Kahire-1907) ; Mehmed Fazlı’nın önce Kahire’de 5 sayı, sonra İstanbul’da 17 sayı yayınlanmış, el yazısı şapograf dergisidir. Dergi ayda iki defa neşr olunurdu





    **

    Curcuna (Kahire-1906), Mısır'da yayımlanan mizah gazetesi. Jön Türk yayını. "Hafiyeliklere ve gerçek olaylara her zaman parlak bir ayna" olacağı savıyla, düzensiz aralıklarla çıktı. Şair Eşref bu dergide yazılar yazmıştır.

    **


    Tokmak (Cenevre–1901), Jön Türkler tarafından Abdülhamid’e muhalif olarak İsviçre’de çıkarılan mizah dergisidir. Tokmak dergisinin çıkış yazısında şöyledir: “Tokmak'tan bir alay dili, bir mizah dili beklemek boş bir bekleyiştir. Onun dilini saygıdeğer bir edebiyatçının 'hüngür hüngür gülmek' deyimi pek açık bir biçimde açıklar.”

    **
    Bunun yanında;

    Hayal (Paris-1878, Londra-1895),

    Hamidiye (Londra-1898),

    Bebe Ruhi (londra-1898),

    Pinti (Kahire-1898),

    Davul (Paris-1900),

    Dolap (Folkestone-1900),

    dergileri çıkmıştır.


4 Sayfadan 2. İlkİlk 1234 SonSon