3 Sayfadan 2. İlkİlk 123 SonSon
Toplam 21 sonuçtan 11 ile 20 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Gece Notları

  1. #11

    Üyelik tarihi
    Ara-2012
    Mesajlar
    3.686
    Konular
    390





  2. #12
    adEda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2015
    Mesajlar
    6.450
    Konular
    55
    gecenin karanlığında
    delilik üzerine

    Şu hayatta sahiden zevk aldığım tek şey delilik mi acaba? Yoksa zevk sandığım şey yine kolay kolay sahip olunamayan bir şeyin cazibesi mi?
    İnsanlar tüm eylemlerinize bir yorum getirmek için hazırolda durduğunda, deliliğiniz kendinden bi hayli yitirir, çünkü ifade sahibi olmak bu deliliğin sahip olduğu bir özellik değildir. Ben gerçekten koca bir dilim hiçin tadına bakmak, onu yalayıp yutmak istiyorum bazen. İstiyorum ki hiç bir eylemimin, hiç bir şey ifade etmediği yerde durabileyim. Hiç bir amaç gütmediğim bilinsin. Yaptıklarım sadece bir dışavurum olsun istiyorum.

    Tek sahip olduğumuz şey delilik olsun demiyorum. Ama diyorum ki, hani, her eyleme bir öncesi ve sonrası olduğu yorumunu getirirsek, elimizde şimdi olan, elimizde gerçek olan ne kalacak? Böyle bir yaşam, dünyada her şeyi karma karışık ve gereğinden zor kılmıyor mu? Biz insanların gerçekle ne alıp veremediği var ki önce üzerine kat kat toprak atıyoruz, sonra da mezarına elimizi daldırıp bin bir çabayla yakasına yapışıyor ve "Sökül bakalım! Anlat!" diye kendimizi yırta yırta onun boğazını sıkıyoruz? Ne kadar çıldırdığımız gerçeğin umrundaymış gibi hem de. Korkacakmış veya acıyacakmış gibi. Sanki gerçek bizleri tutup kendi mezarına çekemezmiş gibi. Sanki gerçek bile bir insanmış gibi. Oysa ki; onu gömmemiz de, aramamız da, çıldırmamız da, boğazına yapışmamız da, onun bizim huyumuzdan suyumuzdan ibaret olmadığı da gerçeğin ta kendisidir...

    Ağlamak ağlamak mı? Ya gülmek, hala gülmekten mi ibaret? Sevmek sevmek mi peki; ihtiyacın, arayışın, açlığın, yalnızlığın ötesinde? Bunca yargının arasında ne kendisi ki ben ben olmayı başaracağım?

    Eylemlerime bir yorum getirileceğini bilmek onları bir ifadeye çevirmiyor mu? Anlattığım anlaşıldığı kadarıydı da, anlatmadığım anlaşıldığıyla kontrolümün dışında artmıyor mu? Bu düşünce sahip olduğum bi kaç şeyden birisinin iplerinin aslında benim elimde olmadığını fısıldıyor kulağıma. İsteği ufalayan, kılıcımı törpüleyen bir ses. Kulağa vuran nefesi iç gıdıklayacak kadar yakın bir fısıltı. Silkinip atmak istiyorum, ses içimden gelmiyormuş gibi.

    Eylemlerime güvenmeyi tercih etmedikleri halde, neden herkes her şeyi bildiğime inanarak yargılıyor beni?

    Hiçbirimizin bir gün daha var olmayacağını bilsek mesela, o zaman her eylem kendisi olma cesaretini bulurdu belki. Çoktan yitirmiş olurdu çünkü yarından alacağını. Kim bilir...?

    Herkes için her şeyin kendisinden ibaret olduğu su götürmez görünürken, niçin başkalarında gördüğümüz yanlışlık ciğerimizi yakıyor peki? Madem ben yoksam yok dünya, neden düzeltmek istiyorum dışımda olup biten şeyleri?

    Kendi içine kapanmak, kendini kendinle sınırlamak bazen tek çıkış gibi görünüyor, lakin bir yanım biliyor ki bir başına kalmak da aslında hızla bitmektir. Yaşamaksa amaç, ki hala nefes alıyorsam öyledir, durağanlık yaşamın bittiği yerdir.

    Hiç olamayacağım yerde, var da olamazmışım gibi geliyor. Çünkü hiç olma özgürlüğüm yoksa, ben olamayacağım belli ki.

    Girenle çıkanın her yerde eşit olduğu evrende, taşları yerinden oynatınca daha fazla şey kazanacağımız fikri nasıl oluyor da akla yatabiliyor! Ortalığı toza dumana bulayıp görüşü bulandırmak ne saçma bi inancın işi?

    Endişemin şimdi farkına varıyorum sanki. Delirmek değil endişem.
    "Deliremeyeceğim, deliremeyeceğim...!"

    Fazlalıkları atmak ve şeyleri aza indirgemek istemek, tuhaf bir şekilde çok şey istemek oluyor. İşte, bir çelişki böyledir. Çelişkiler vardır hayatta. Aksine inanmak akla tapanın işidir.

    Deniyorum hala görmeyi. Her gece deniyorum mesela. Bir gözüm sürekli hiçin ihtimalindeyken hem de, bir yanımla onu sindire sindire...

    Sahip olduğum temel hiç bir şeyi istemek benim fikrim değildi işin aslında. Gören iki göz, ifade eden iki kaş, anlatan bir ağız, soluyan ciğerler, her şey hakkında fikri olan dört yüz gramlık bir hücre yığını, fikrimi sormadan veya dikkatimi çekmeden aralıksız atan bir kalp; bir yaşam yani. Ben istemedim ki. Bir yaşam hiç demekse, ezelden beri hiçtir. Kaybedecek ne olabilir? Hiçin üstünde bir potansiyele sahipse, zaten görmeyi deneyeceğim.

  3. #13
    adEda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2015
    Mesajlar
    6.450
    Konular
    55


    ...

    Our love is six feet under
    I can't help but wonder
    If our grave was watered by the rain
    Would roses bloom?
    Could roses bloom
    again?

    ...

  4. #14
    adEda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2015
    Mesajlar
    6.450
    Konular
    55
    Ne diye mutluluğu arıyoruz ki? sorusunu sorduracak kadar dingin, tüm gürültüyle birlikte kahkahalardan da uzak olan geceye huzur-unda teşekkür edilmeli. Ne diye mutluluğu arıyoruz! sitemini uyandıracak kadar ayık geceye. Meşguliyetin oyununu kıran geceye, deliliği övdüğü için; teşekkür edilmeli.

  5. #15
    adEda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2015
    Mesajlar
    6.450
    Konular
    55
    Ben bu gece nerede ne kadar durduğumu düşünüyorum. Kimde ne kadar var olduğumu ve ne kadardan öte, ne olarak var olduğumu. Ne veya kim olduğumun, kimde ne olduğuma bağlanıp bağlanmadığını. Verecek aklımın olup olmadığını. Olsun olmasın, birilerinin bana kumbara sallar gibi neden kulak verdiğini. 'Duracak başka yerim mi yok, yoksa akılsızlığımdan mı buradayım?' sorusunun içgıdıklayıcı sesini dinlemeye mahkum, o filmde dendiği gibi 'mutlu olmakla, mutsuz olmanın arasında bir yerde kaybolup gitmekten korkuyorum.' Hayat felsefesi sağı solu dağıtacak adama ve sabahları kumrulara yem veren kadına aynı anda saygı duymamdan, bir sosyopatın gözlerinin içine bakma cesaretimden ve rahatlığımdan zihinsel olarak ürküyor ama korkuyu hissedemiyor ve 'ben'in dışında her şeyi oluruna bırakıyorum. Ben bin bir felaketin yakıp yıkamadığı ama her gece sanki kafamın içinden çıkan kıvılcımla alev alabilirmiş gibi duran, yine de sık sık su döktüğüm odada, kaslarım kendi standartlarıma göre oldukça gevşek, parmaklarım biraz agresif bir tavırla üç karış alan üzerinde hareket ederken, bağdaş kurmuş oturuyorum. Tüm bu fiziksel konumun, dışında kalanların yanında pek de bir anlamı yok. Mesela varlığım uzun zamandır bir trapezde, sık sık duruşunu değiştirse de ileri-geri hareketlerle, uzun zamandır sallanıyor. Sanki bir sonu yok, sanki ip aşınmıyor... İp elbette aşınıyor aşınmasına ama, düşmek istesen mesela, kolay kolay da kopmuyor. Keskin bir bıçakla yaklaşanaysa, tapmak veya tükürüp tekmeler savurmak arasında aklını yitiriyorsun. Çok konuştukça 'kendi'n tutuyor seni kusmak istiyorsun, evet ama, susunca da ileri-geriden ibaret kalıyorsun. Suspus olmak düşüncesini kabul edecek gibisin, bir süre sonra patlayıp da bulut susu olma hayali o vakit yakın geliyor çünkü. Yine de, aklın gitmiş de olsa başından, geleceğe inanmayı bir türlü beceremiyorsun.
    Varlığım trapezde sallanıyor. Dünya hafif sanki. Ağır olan tek şey, ağırlığını hissedebileceğim tek şey benim.
    Dünya gece kadar hafif. Ben, yine gece kadar, ağırım.

  6. #16
    adEda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2015
    Mesajlar
    6.450
    Konular
    55


    It's a feeling growing old with time
    Like a restless in the leaves calming down
    The world is a hole and we all seem to fall
    Down under
    And the universe is growing tall
    And we are caving into dreams of the space
    Unfolding our arms cannot do any harm
    Violent contractions

    And if there is a God, would we even know his name?
    And if there is a God, I think he would shake his head
    And turn away

    So belong to us all
    Be God in the shape of a girl
    Who walks this world
    And I beg, I beg to be drained
    From the pain I’ve soaked myself in
    So I can stay
    Okay, and more than okay for a while
    For a while, for a while

    Infections of a different kind
    The world has been attacked by our pain
    If I'm the world then why would I hurt
    All that is living?

    And if there is a God, would he then believe in us?
    And if there is a God, I think he can't hear one of us

    Belong to us all
    Be God in the shape of a girl
    Who walks this world
    And I beg, I beg to be drained
    From the pain I’ve soaked myself in
    So I can stay
    Okay, and more than okay for a while
    For a while, for a while

    This is the breath, this is the breath...

  7. #17
    adEda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2015
    Mesajlar
    6.450
    Konular
    55
    Tüm dikkatini yaşamına, bütüne verdiğin anda içinde sürükleniyor olduğunu fark ettiğin boşluk... o boşluktan sesleneceğim! Oysaki hiç bir yere ulaşmayacak sesim. Anlatma hevesim, anlatma hevesim, anlatma hevesim..? Haydi gel biricik, neredesin! Seni kafamın içindeki kafeste tutamazsam, belki de çok yakında öleceğim. Öyle nefes alıp vermeyi bırakmak gibi de değil, tam anlamıyla öleceğim. Hisler yok olacak, düşüncem hiç. Hani varım yoğum öyle aynı olacak ki, yaşamımla birlikte ölümüm dahi yitirecek varlığını. Gecenin karanlığına geçişin yarattığı farktan bir şeyler eksiliyor sanki, bir yünüyle gece ile gündüz arasındaki ayrım azalıyor. Gündüz gecenin üzerine çekilen bir örtü kılığı alıyor yalnız. Bol yırtıklı, bol yamalı, bol delikli, bol dikişli. Boşluk her yandan nüfus edip içimi boşaltıyormuş gibi. Mutluluğu bu kez sahiden özledim, yine de bu gece ağlayabilirsem memnun olacağım. Ağlayabilecek, gülebilecek, sevindirebilecek veya kızdırabilecek hiç bir zemin kalmadı. Hiç bir zemine güven, hiç bir zeminin anlamı kalmadı. Hiç bir zemin ikna edici değil. "Lütfen yaşa," dedi içimdeki boşluğu görebilen biri. Sanki bir şeyler yapmazsam pazartesiye çıkamayacakmışım da o bundan eminmiş gibi. Bir zemin düşüncesi... Ne olursa olsun, bir zemin. Boşluğun içinde boşluktan kurtulmak için bir neden yok, boşlukta kalmaya devam ederken de bir nedeni olmadığı gibi. Geriye tek kalan beni bu boşluğa itmiş şeylerin veya bu güne kadar ayaklarımın altında duranların bunu nasıl başardığı düşüncesi. Bu öyle bir çıkmaz ve kurtuluş ihtimali taşıyan her yol öyle zorlu ki; bir bıçak saplamadan göğsüme, hiç bilemeden neler olup bittiğini, ben bu gece öleceğim belki de. Ne kabullenmek var ne de kabul etmek oysaki. Teslim olmak ya da olmamak algısı yok burada. İzliyorum sadece. Son sözlerimi söylüyor olma ihtimalinin ağırlığını hissedebilecek olsaydım, ölüme bu denli yaklaşmış olmazdım.

  8. #18

    Üyelik tarihi
    Oca-2018
    Mesajlar
    2
    Konular
    0
    Geceler iyi ki var. Ben de gece varım.

  9. #19

    Üyelik tarihi
    Ara-2012
    Mesajlar
    3.686
    Konular
    390
    Bir adet yaşama maruz kalmanın ızdırabı... Bence hayat acı ve ayrılık dolu. En büyük mutluluklar, neşeler her biri birer yalnızlık ve gözyaşı dolu. Aydınlık, karanlık, kuş cıvıltıları, güneşin doğuşu hepsi birer özlem dolu. Var olmak uzak bir özlem demek, yaşamak bir çırpınma...

  10. #20


3 Sayfadan 2. İlkİlk 123 SonSon

Bu Konu İçin Etiketler