Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 3.579
| Ferit Edgü
24 Şubat 1936’da İstanbul’da doğdu. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde eğitim görürken kazandığı bir sınavla Almanya'ya gitti. Oradan Fransa'ya geçti. 1959-1964 arasında Paris’te resim çalışmalarının yanısıra felsefe, sanat tarihi, seramik kurslarına katıldı. Askerliğini yedeksubay öğretmen olarak yaptı. 1 yıl daha Paris’te yaşadı. Türkiye’ye dönüşünde önce metin yazarlığı yaptı. Daha sonra DATA reklamcılık ve Ada yayıncılık şirketlerini kurdu. Yazın hayatına şiirle başladı. İlk şiiri 1952’de Kaynak dergisinde, ilk öyküsü 1954’te Yeni Ufuklar dergisinde yayınlandı. Yazılarında edebiyatın konumu, yazarın özgün koşulları ve nitelikleri üzerine düşünceleriyle dikkat çekti. Plastik sanatlar alanındaki deneme, eleştiri ve tartışmalarıyla ilgi uyandırdı. Romanlarında "niçin" sorusundan çok "nasıl" sorusu üzerinde durdu. Çevresiyle uyum sağlayamayan bireyin sorunlarına eğildi. "O" adlı romanı, Onat Kutlar’ın senaryosuyla Erden Kıral tarafından "Hakkâri’de Bir Mevsim" adıyla filme çekildi. Film, 1983’te 33. Berlin Film Festivali’nde ve 1984’te 2. Akdeniz Kültürleri Film Festivali’nde ödül aldı. Abidin Dino, Yüksel Arslan, Bedri Rahmi, Eren Eyüboğlu, Füreya, Aliye Berger ve Ergin İnan’ın yaşamlarıyla ilgili araştırma kitapları da yayınladı. ESERLERİ: ÖYKÜ: Kaçkınlar (1959) Bozgun (1962) Av (1968) Bir Gemide (1978) Çığlık (1982) Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı (1988) ROMAN: Kimse (1976) O (1977) ŞİİR: Ah Min-el Aşk (1978) DENEME: Ders Notları (1978) Yazmak Eylemi (1980) Şimdi Saat Kaç (1986) Binbir Gece (1991) ÖDÜLLERİ: 1979 Sait FaikHikaye Armağanı, Bir Gemide ile 1979 Türk Dil Kurumu Deneme Ödülü, Ders Notları ile 1988 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü, Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı ile . 2003'den bir yazı Korkularım Olsaydı Yaşam korkusu. Ölüm korkusu. Yalnızlık korkusu. Birliktelik korkusu. Yanılma korkusu. Uçma korkusu. Dalma (denize) korkusu. Tanrı korkusu. Şeytan korkusu. Yazmak korkusu. Yazamamak korkusu... Hayır, bu tür korkularım yok. Hiçbir zaman da olmadı. Tüm yapıtına korkunun egemen olduğu büyük Kafka’dan farkım bu. O, ölümden çok yaşamdan; yalnızlıktan çok aşktan; sessizlikten çok gürültüden; şeytandan çok Tanrı’dan; anneden çok babadan korkuyordu. Onun tüm korkularını anlayabilirim, baba korkusu hariç. Bir arkadaşı olsaydım, onun adına Herman Kafka’yı ben öldürebilirdim. Ve bunu, korkusuzca; tam tersine erinçle yapardım. Tanrı’ya şükür benim öyle anam-babam olmadı. Hayır, bunları söyleyerek korkusuz şövalye olduğumu ileri sürecek değilim. Çocukken, gecenin karanlığından korkardım. Ölülerden korkardım. Gecenin sessizliğinde üreyen tıkırtılardan, fısıltılardan, rüzgârın sesinden, fırtınadan, dalgalardan korkardım. Ama bunlar çocuklukta kaldı. Bir gün gelir, yaşamı karşınıza alır, onunla söyleşmeye başlarsınız. Bunun yaşı yoktur. Rimbaud gibi yirmi yaşında da olabilir bu, Dostoyevski gibi altmışında da. Korkmadan, yaşamla yüzleşmek gerekir. Şimdilerde yaptığım bu. Yaşamım boyunca sayısız hobim oldu; ama ne yazık ki hiç fobim olmadı. Gördüğünüz gibi, övünerek değil, yerinerek söylüyorum. Çünkü korkularım, fobilerim olsaydı, belki ben de büyük bir yazar olurdum. Heyhat! İnsanlık Halleri / Aforizmalar 5/- Doğrula beni. - Ne anlama geliyor bu? Söylediklerine katılmamı mı istiyorsun, yoksa o saçma sapan hayatına şapka çıkarmamı mı? 6/ Herkese hayatını anlatma. Bazı parçalarını çalan olur. 7/ Yaşam, ne tek yönlüdür, ne çift yönlü. Yaşam çok, pek çok yönlüdür. Bu nedenle yolunu şaşırır insanlar. 8/ Hayat kısa. Öyleyse sen de kısa kes. 11/ - O an göz göze geldik. - Niçin dudak dudağa değil? 17/ Bir mezar taşından: Alışamam diyen ben, şu mezara bile alıştım. 30/ Gece karanlık. Gündüzler daha karanlık. 33/ Gününe kök salmak isteyen sen, niçin sürekli geleceği sorguluyorsun? O gelecek, bilmiyor musun ki hiçbir zaman gelmeyecek. 34/ Resmi duvarımı süslemek için asmam. Eğer öyle olsaydı bahçemdeki ağaca da güzel bir kadını asmam gerekirdi. 38/ Yazarak ya da kaçarak çözüm arama. Sorunların üstüne git; onlar senin üzerine gelmeden. 72/ Köpek havlar. Elin titrer. Av kaçar. Üzülme, tümü insanlık hali. 86/ Alçaklar yüksekten atar. 89/ Unutma, ne kadar koşarsan koş, duracaksın. 96/ Elinin altında her zaman üç-dört takma ad bulunmalı. N’olur n’olmaz, bakarsın öz adını unutmuşsun ya da unutturmuşlar… Susacağına konuşursun - bir başka adla olsa da. 97/ Rahatlamak için konuşma. Rahatsız etmek için konuş. 98/ Otur oturduğun yerde! Çocukluğumda o kadar duydum ki bu üç sözcüğü, on sekiz yaşıma basar basmaz ilk yaptığım iş pasaportumu almak oldu. 99/ Kasılma. Başarıların (varsa eğer) beyninin ürünü, kaslarının değil. 112/ Ormanda ya da dağlarda dolaşırken bir kurt ya da bir ayı yolunu kestiğinde sakın ola ki insanlık bende kalsın deme. 125/ Savaş ve Barış ve Savaş ve Barış ve Savaş ve Barış ve Savaş ve - Tolstoy’un romanı değil, insanoğlunun sonsuz tarihi bu iki sözcüktür işte. 127/ - Ne güzel geldin, dedi kadın. - Ne yazık ki birazdan çekip gidiyorum, dedi erkek. 130/ - Hiçbir zaman, “Hayır” demem gereken bir şeye, “Evet” demedim. - Peki, “Evet” demen gereken bir şeye, “Hayır” dediğin oldu mu? - Ne yazık ki evet. 145/ - Ne diyorduk? - Hiçbir şey. - Ah! Demek başladığımız yere döndük. - Hiçbir şeyden mi başlamıştık. - Sanırım. - Öyleyse, yeniden başlayabiliriz. - Hadi başla. - Ne diyorduk. - Hiçbir şey. alıntıdır.
__________________ Bütün yalnızlıklarınızın ilenci Korusun çoğulluklarınızı Cinnet koyun erdemin adını Maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın Hepiniz mezarısınız kendinizin... |