03-02-2008, 15:52
|
#1 | | -YASAKLI-
Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 3.174
| Küçük Kara Balık ; Samed Behrengi...
HAYATI: İran’ın Tebriz şehrinde Haziran 1939 doğdu. Babasının adı İzzet, annesinin adı Sara idi. Eğitim hayatın ilk başlarını burada geçiren Behrengi’nin ailesi yoksuldu. Babası işçi olan Behrengi eğitim hayatını Tebriz deki öğretmen okulundan mezun olarak tamamladı. Eğitimi çok seven Behrengi öğretmen okulunu seçmesinden de anlaşılmaktadır. Ardından on bir yıl boyunca Azerbaycan’ın tüm yerlerini karış karış gezerek öğretmenlik yaparken bir yandan da Tebriz Üniversitesi'nde gece derslerine girerek İngiliz dili ve edebiyatı eğitimi gördü. İlk iş hayatına on sekiz yaşındayken köy öğretmenliği yaparak başlamış oldu. Öğretmenlik yaparken sadece öğretmen değil öğretmenlere yol gösteren bir rehber, köy halkının sorunlarını araştıran bir yönetici ve bir araştırmacıydı. Öğretmen olmasına karşın çocuklara kitap okumayı tasvip etmek için kısa öyküler yazıp çocuklara ucuz fiyatlara sattı. Şahlık döneminin baskısı altında ezilen İran’da devrimci yapısını eserlerinde deşerek yazmaya başladı. Artık o sadece çocuk eseri yazmasına rağmen büyük okurlar tarafından da okunmasına neden oldu. Ancak Behrengi öykülerini yazdığı sırada İran’da Muhammed Rıza Şah Pehlevi yönetimdeydi. Bu dönemde yönetimi eleştiren aydınlar ve yazarlar ile öteki gruplar yoğun bir baskı altında tutuluyor, izlenip denetleniyordu. Buna karşın Behrengi yazmaya devam etti. Ve eserlerin de toplumsal eleştiriyi, Azeri halkın çektiği eziyetleri eserlerinde anlatmaya ağırlık verince İran gizli polisi SAVAK’ça izlendi. Daha sonra beklenmeyen bir şekilde ve zamanda Aras Çayı’nın Tebriz vilayeti’nin sınırları içinde kalan kıyısında 1968 yılının Eylül ayında, daha 29 yaşındayken, ölü bulundu. Onu tanıyanlar onun öldürüldüğünü ( SAVAK tarafından), diğer insanlarsa intihar ettiğini, yöneticiler ise boğulduğunu kabul ederler. Ancak ölüm nedeni hala kesin bir şekilde bilinmemektedir. Yirmi dokuz yaşında ölen Behrengi’nin mezarı Tebriz dedir. Mezar taşında 31 Ağustos 1968 tarihi yazmaktadır. O gün (Şah döneminde) olduğu gibi, Behrengi'nin masalları bugün, mollaların İran'ında da yasak. İlgi çeken konu da bu olması gerekmektedir. KİŞİLİĞİ VE YAPTIKLARI: Behrengi sadece öğretmenlik yapmadığını hayatı içinde anlatmıştık. Yazar ve araştırmacı kişiliği de göze çarpmaktadır. Bunu da yaptığı çalışmalardan anlıyoruz. Azerbaycan da ilkokul öğretmenliği sırasında Azeri halk edebiyatını inceledi. Azeri halkının iki yüzyılı aşan bir süreden beri kültürel ve sosyal ve ekonomik sömürü esaretindeki haklın dil özgürlüğü umudunu işledi. Sözlü halk masallarını toplayarak Azerice ve Farsça kaleme aldı. Farsça kaleme alma sebebi geniş bir kesime seslenebilmekti. Azerbaycan folkloru üzerine Folklor-u Zeban-i Azerbaycan ( Azerbaycan Dili ve Folkloru), İran eğitim sistemi konusunda Kendukav der Mesail-i Terbiyeti-yi İran (İran Eğitim Sorunları Üzerine Bir İnceleme) adlı çalışmaları yayımladı. Bazı hikâyeleri yüzyıllarca ağızdan ağıza dolaşıp günümüze kadar gelen eski masal ve hikâyelerden aktarma, bazıları da kendi yazdığı hikâyelerdir. Behrengi’nin şu sözleri kişiliğini ve yapmak istedikleri ya da çocuk edebiyatının nasıl yapılması gerektiğini çok güzel anlatmaktadır. Bu düşünce Kıssehâ-yi Behreng adlı kitabın başındaki bölümde şöyle açıklanmaktadır: “Çocuğa ince bir dünya görüşü vermek gerekir. Öyle bir ölçü ki, çeşitli ahlakî ve sosyal meseleleri, sürekli değişen şartlarda ve sosyal değişimlerde değerlendirebilsin. Ahlakî meselelerin, devamlı sabit kalan şeyler olmadığını biliyoruz. Bir yıl önce güzel olan şeyin iki yıl sonra kötü karşılanması mümkündür. Bir topluluktaki herhangi bir şeyin başka bir topluluğun ahlak anlayışına ters düşmesi olasıdır. Bir ailede baba, ailenin tüm gelirini içki, eğlence ve kumara harcıyorsa, topluma değişiklik kazandıran hiçbir iz bırakmıyorsa veya sosyal değişmeye engel oluyorsa, çocuğun itaatli, doğru sözlü, sessiz sedasız olması gerekmez ve babanın düşüncelerini ve inançlarını olduğu gibi kabul eder. Çocuk edebiyatının, Hıristiyanlığın gerektirdiği sevgi, dostluk, kanaat ve tevazudan ibaret olması gerekmez. Çocuğa insanlığa karşı olan, insanca olmayan, toplumsal tarihî tekâmül yolunda engel olan her şeye ve herkese kin beslemesini söylemek gerekir. Bu kinin çocuk edebiyatına girmesi gerekir. İtaat ve haktanırlık propagandasının yalnız terazi kefeleri ağır olan kimselere ait olması elbette beklenmeyen bir şey değildir. Fakat terazi kefeleri hafif olanlar için de bir değer taşımaz.� ESERLERİ: Bihruz Dihkani ile birlikte kaleme aldığı Efsaneha-yi Azerbaycan (Azerbaycan Masalları), diğerleri Tapmacalar, Koşmacalar, Mahi-yi Siyah-i Kuçulu (Küçük Kara Balık), Peserek-i Lebufuruş (Pancarcı Çocuk), Keçel-i Kefterbaz ( Kel Güvercinci), Ulduz u Kelağha (Ulduz ve Kargalar), Sergozeşt-i Dane-i Berf (Kar Tanesinin Serüveni), 24 Saet der Hab u Bidari (Uykulu ve Uyanık 24 Saat), Püsküllü Deve, Bir Vardı Bir Yoktu, kendi yazdığı beş masal ile derlediği beş halk masalını içeren Telhun bu eserde yer alan bazı hikâyeler; Bu Gelen Köroğlu’dur, Sevgi Masalı, İnatçı Kediler ve çocuk edebiyatı üstüne bir makalesiyle 12 öyküsünü içeren Kıssaha-yi Behreng (Behrengi Masallar). Ayrıca Bir Şeftali Bin Şeftali, Ulduz ve Konuşan Bebek, Kargalar, Bir Günlük Düş Ve Gerçek, Altın Civciv, Nine ve Sarı Civcivi, Duvarda İki Kedi. Bu eserlerden bazıları birçok dile çevrilmiştir. Bazı eserlerde Türkçeye çevrilmiş özellikle “KÜÇÜK KARA BALIK� adlı kitap M.E.B’ınca onaylanarak ilköğretim okulu çocuklarına tavsiye edilmiştir. Ayrıca Behrengi’nin yapıtları arasında en ünlü olan bu eser (Küçük Kara Balık) İtalya ve Çekoslovakya’da ödüller kazanmıştır. ESERLERİNDEN BÖLÜMLER VE KONULARI HAKKINDA BİLGİ: Şimdi Behrengi’nin eserlerini bazılarından küçük bölümler vererek Behrengi’nin eserlerindeki özellikleri daha iyi anlamış olacağız. KÜÇÜK KARA BALIK’TAN: Oysa küçük kara balık hasta değildi, onun bambaşka bir derdi vardı. Bir sabah erkenden, daha gün doğmadan, küçük kara balık annesini uyandırdı: "Anneciğim, seninle konuşmalıyım" dedi. Annesi, uyku sersemliği içinde: "Acelen ne sevgili yavrum?" diye sordu "Önce sabah gezintimizi yapalım, sonra konuşuruz." "Olmaz anne, artık ben bu gezintilere çıkmak istemiyorum. Buralardan gideceğim." "Sabahın bu erken saatinde nereye gideceksin yavrum?" "Bu derenin bittiği yeri merak ediyorum" diye karşılık verdi. "Ah anne, bu soru beni aylardır düşündürüyor. Derenin nerede bittiğini öğrenmem gerek. Bugüne kadar bu soruya bir karşılık bulamadım. Geceleri gözüme uyku girmiyor. Sürekli bunu düşünüyorum. Kararımı verdim anne, gidip derenin nerede bittiğini öğreneceğim. Orada neler var, başka yerlerde neler var, görmek bilmek istiyorum." (sayfa 10–11). Genelde eserde anlatılmak istenen;Denize ulaşmak isteyen Kara balık ırmaktan yola koyulur. Bu yol boyunca Karabalık kendine durmadan yeni vasıflar, değerler kazandırır. GÜVERCİNCİ(KEL) ÇOCUK’TAN: “Yaşlı kadın: —Evladım; bırak güvercin oyununu artık. Keloğlan: —Nene, benim güvercinlerim şimdiye kadar gördüğün güvercinlerden değil, bak. Sonra güvercinlere dönerek: —Güzel güvercinlerim; bir şeyler yapın; gönlümü şad edin ve nenem mutlu olsun. Güvercinler halkalandılar, fısıldaştılar ve hep birlikte havaya yükselerek gittiler. Yaşlı kadın: —Bunlar da senin güvercinlerinin vefası işte! Yaşlı kadının sözleri bitmemişti ki güvercinler gökte beliriverdiler. Yanlarında birkaç keçe külah getirmişlerdi. Yaşlı kadın: —Şaşılacak şey! Sana kıymetli bir armağan getirmişler. Şimdi bak bakalım, başına uyuyor mu uymuyor mu? Keloğlan keçe külahı başına geçirdi. Nene “Uyuyor mu?� diye sordu. Sonra: —Oğul, sen nerelisin? Keloğlan: —Nene, buralıyım. Yaşlı kadın: —Ver şu külahı bakayım. Keloğlan külahı çıkardı, nenesine verdi. Yaşlı kadın külahı başına koydu. Keloğlan bağırdı: —Nene! Nereye kayboldun? Yaşlı kadın cevap vermedi. Keloğlan şaşkın şaşkın etrafına bakıyordu. Bir ses duydu; nenesinin çarkının sesi yükseldi. Odaya koştu. Çarkın kendi kendine döndüğünü ve yün eğirdiğini gördü. Artık keçe külahın özelliğinin ne olduğunu anlamıştı. —Nene, üzme artık. Külahı ver de gidip biraz yiyecek bulayım. Takatsizlik ve açlıktan ölmek üzereyim! Yaşlı kadın: —Haram mala el sürmeyeceğine yemin et, o zaman veririm. Keloğlan: —Bana haram olan şeylere el sürmeyeceğime yemin ederim. Yaşlı kadın külahı Keloğlana verdi. Keloğlan külahı başına koyup gitti. Birkaç mahalle ötede Dokumacı Hacı Ali yaşıyordu. Birkaç işyeri ve birkaç yüz işçisi ve hizmetçisi vardı. Keloğlan hem gidiyor hem kendi kendine “Pekâlâ Keloğlancığım, hesapla bakalım. Hacı Ali’nin malı sana helal mi, değil mi? Hacı Âli’yi paraları nereden buluyor? Dükkânlarından. Kendisi çalışıyor mu? Hayır, elini sıcak sudan soğuk suya sokmuyor. Sadece dükkânlarının gelirlerini alıyor ve rahatlık içinde yaşıyor. O halde ne zaman çalışıyor ve faydası dokunuyor Keloğlancığım? Şansını iyi kullan. Sana bir şey soracağım; doğru cevap ver. Söyle bakalım, insanlar çalışmasa fabrikalar ne olur? Cevap: Kapanır. Soru: O zaman fabrikalar kazanç getirir mi? Cevap: Elbette hayır. Sonuç: O halde Keloğlancığım, bu soru ve cevaptan şu sonucu çıkarıyoruz: İşçiler çalışıyor ama geliri Hacı Ali alıyor. Sadece çok az bir şey veriyor onlara. O halde şimdi servet Hacı Ali’nin kendi malı olmadığına göre benim için helaldir.� Keloğlan geniş hayallerle dokumacı Hacı Ali’nin evine girdi. Hizmetçilerden ve uşaklardan birkaç tanesi dış bahçede gidip geliyorlardı. Keloğlan aralarından geçti. Kimse farkına varmadı. İç bahçede Hacı Ali karılarından birkaçıyla oturmuş, havuz başında, koltuğuna oturmuş kahvaltı ediyordu. Bal, kaymak ve peksimetle çay içiyorlardı. Keloğlan’ın ağzı sulandı. Yaklaştı. Büyük bir lokma aldı. Hacı Ali bakınırken bal ile kaymağın yarısının yok olduğunu gördü. Dua etmeye, besleme ve tespih çekmeye başladı. Keloğlan, Hacı Ali’nin çayını önünden alıp içti. Bu kez kadınlar ve Hacı ile korkudan bağırdılar. Her şeyi bırakıp odalara kaçıştılar. Keloğlan bal ile kaymağın hepsini yedi. Birkaç da çay içti ve odaları dolaşmaya çıktı.� Bu eserde ise Behrengi’nin yazı dili ortaya tam anlamıyla konulmuştur. Konu Keloğlan’ın başından geçen olayları ayrıca hiçbir şeyi olmaya köylüler, beylerin zulümleriyle savaşırlar. PANCARCI ÇOCUK’TAN: “Senelerce evvel bir köyde öğretmendim. Okul bir odalı bir binaydı ve tek penceresi vardı. Köyün kenarındaydı. Öğrencilerim 32 kişiydi. On beşi birinci sınıfta, sekizi ikide, altısı üçte, üçü de dörtte okuyorlardı. Sonbaharın sonunda köye atanmıştım. Çocuklar, bir vakitten beri öğretmensiz kaldıklarından beni görünce sevindiler. Fakat sınıfı bir araya getirmem beş günümü aldı. Bazılarını halı atölyesinden, bazılarını otlaklardan ve bazısını da orada burada başıboş dolaşırken bulup okula getirdim. … Kapının arkasından bir ara kulağıma ince bir ses geldi: “Pancarlarım sıcak sıcak, pancarlarım tatlı tatlı… Var mı pancar isteyen?� Sınıf başkanına. “Meş Kazım, bu da kim?� diye sordum. Meş Kazım: “Öğretmenim yabancı değil.� Dedi. “Öğretmenim bu bizim Tanrıverdi. Kışları pancar satar dilerseniz içeri alalım.� Kapıyı açtım ve Tanrıverdi’yi pancar tezgâhıyla beraber içeri aldım.� Bu eseri yazar kendi başından geçen bir olay gibi anlatır. Bu eserde de köy halkının yaşadıklarını ve köy yaşamının zorluklarını dile getirmiştir.(sayfa1–2 ve 12) DUVARDA İKİ KEDİ’DEN: “Sonunda Siyah kedi birazcık öne ilerledi. Beyaz kedi irkildi. “Mırnav! Üzerime gelme!� Siyah kedi aldırmadı. Biraz daha ileriye süründü. Bıyık altından da mırlıyordu. Aralarında ancak bir karışlık uzaklık kalmıştı. Siyah kedi durmadan ilerliyordu. Beyaz kedi acımadı, attı pençesini siyah kediye, kulağını parçaladı ve tekrar bağırdı: “Mırnav! Puff! … Aptal, sana üzerime gelme demiştim!� Siyah kedi çığlık çığlığa hırladı. Fakat düşmanına vuramamıştı. Çok sinirliydi. Biraz çekildi, geriledi, kalktı: “Mırnav! Çekil yolumdan. Karışmam yoksa ha! …� Katıla katıla güldü, beyaz kedi, bıyıklarını yaladı.� (sayfa–2) Bu eserin çekişen iki kedinin diliyle toplumun nitelendirmeye çalışmıştır. KAR TANESİNİN SERÜVENİ’NDEN: “Karın yağdığı bir gün, camdan dışarıyı izliyordum. Kar taneleri uçuşarak ve döne döne, her şeyin üstüne konuyorlardı: Çamaşır ipinin, duvarların, ağaçların, tuvaletin kapısının önündeki ibriğin üzerine, her şeyin üzerine… Büyük bir kar tanesi cama doğru yaklaşıyordu. Elimi pencereden çıkartıp kar tanesinin altına tuttum. Avucumun içine ağır ağır indi. Nasıl da pak ve aktı. Ne kadar düzgün ve hoş şekilleri vardı. Kendi kendime: “Şu kar tanesi dile gelip bana başından geçenleri bir söyleyebilse.� Dedim.� ( sayfa–1) NİNE VE SARI CİVCİVİ’NDEN: “İhtiyar kadın bir gece rüyasında örümceği gördü. Örümcek: “Ah zavallı ihtiyarcık.� Demiş. “Senin haberin yok fakat bu senin yüzsüz civcivin, senin elindeki avucundakini yiyip yiyip bitiriyor, sana hiç acımadan. Yazık değil mi sana?� İhtiyar kadın örümceğe kızdı: “Kes sesini! Benim sevgili civcivim böyle bir şey yapmaz. Sever beni!� “Sen öyle bil. Keklik gibi başına kara sokmuşsun, etrafını görmüyorsun. Gerçeklerden haberin yok.� Bir kez ihtiyar kadının içine kurt düşmüştü: “Anlat bakalım nedir senin bildiklerin.� “Boş ver. Gözünü öylesine boyamış ki, ne anlatsam boş.� İhtiyar kadın iyice şüphelendi.� (sayfa–4 ve 5) ULDUZ VE KONUŞAN BEBEK’TEN: “Konuşan Bebekten Birkaç Söz Merhaba çocuklar, Ben Ulduz’un konuşan bebeğiyim. Ulduz ve kargalar kitabını okuyan çocuklar beni ve Ulduz’u çok iyi tanırlar. Anlatacağım bu öyküde bundan önceki olayları anlatmaktadır. Bir zamanlar Ulduz’un üvey anasının bizim eve gelişi, ancak iki üç yıl kadar olmuştu Ulduz da ancak dört, beş yaşlarında falandı. Ben konuşmasını henüz öğrenmemiştim. Beni Ulduz’un öz anası eski başörtüsüyle, çarşaf parçalarından yapmış, karnımı, göğsümü, içimi, kol ve bacaklarımı saçlarından kestiği parçalarla tıkamıştı.� (sayfa–1) bu öyküde yazar hayal zenginliği denizinde yüzmüş ve çocukça dünyayı anlatmadaki yeteneğini göstermiştir. BİR ŞEFTALİ BİN ŞEFTALİ’DEN: “Bu gün de yine acele acele buraya vardılar. Kenarımdan geçip ağaç annemin yanına yaklaştılar. Az sonra döndüler. Sinirlenmişlerdi. Söylediklerinde bahçe bakıcısına öfkelenmişlerdi. Mehmet: —Bak son kalan şeftalileri de almış. Tek bir meyve dahi kalmamış. Ali: —Nasıl gelebilirdik ki, bütün bir ay süresince o kötü bahçe bakıcısı ağacın yanında elindeki silahla bekledi. Başka hiçbir yere gitmedi vay adi herif. Mehmet: —Adi herif. Köpek oğlu köpek. Bir tek şeftali bile bırakmamış bilsen ne denli isterdim sulu, sulu bir şeftali yemeyi geçen yıl ne kadar fazla yemiştik hatırladın mı? Ali: —Evet, biz insan değimliyiz. O hepsini topluyor. Sonra da götürüp bey denen o köpeğe veriyor. Boğazında kalsın. Helal olmasın. Aslında suç bizim hiçbir şey yapmadan duruyoruz. Köyümüzün yağmalanmasına izin veriyoruz. Mehmet: —Ali biliyor musun ne düşünüyorum bu bahçe köyümüzün olmalı yoksa ben bu bahçeyi yakarım. Ali: —Evet, beraber yakarız. …� (sayfa 22–23) bu eserde gerçekle hayalin zor sınırında tutmayı başarır. Burada köylülerin ağayla mücadeleleri, ağanın bahçesinde meyve vermeyen bir şeftali ağacının direnişindeki olayları inceler. Ayrıca Bir Şeftali, Bin Şeftali de onun en güzel kitaplarından biri. Bu küçük öyküde iki küçük yoksul çocuk var: Ali ile Mehmet. Ama öykünün asıl kahramanı, dalından kopmuş dünya güzeli bir şeftali. Bu öyküyü bu güzel şeftali'nin ağzından dinliyoruz. Samed Behrengi, bu kez, şeftali'yi konuşturmuş bu kez. Toprağın altında kalın kabuklu bir çekirdek olarak nasıl uyuyup beklediğini, mevsim bahara dönüşünce nasıl çekirdeğin kabuğunu ikiye ayırıp içinden filizlenip boy attığını, sonunda toprağın üstüne çıktığını, ağaç olabilmek, meyve verebilmek, özellikle Ali ile Mehmet yesinler diye, dünya güzeli şeftalilerle dallarını süslemek için nasıl çabaladığını anlatmaktadır. BU GELEN KÖROĞLUDUR’DAN: Bu Gelen Köroğlu'dur, onun yazdığı en güzel öykülerden biri. Köroğlu, bizim Köroğlu'muz; bildiğimiz yiğit Köroğlu; ama Behrengi’nin de Köroğlu'su. Çünkü bu genç yazar, şimdi İran sınırları içinde bulunan Azerbaycan Türklerindendi. Bilirsiniz: Köroğlu'nun yurt edindiği yer Çamlıbel'dir. Ama onun destanları Aras Irmağı'na kadar uzanır. Bugün Anadolu'nun değişik yörelerinde değişik Köroğlu destanları anlatılır. Yirmi dört ayrı Köroğlu öyküsü vardır. Behrengi’nin yazdığı Bu Gelen Köroğlu'dur da bu yirmi dört öyküden biridir. Bu kitap, kardeşliğin, dayanışmanın, direnmenin öyküsüdür. PÜSKÜLLÜ DEVE’DEN: Behrengi bu eserinin başında 'Sevgili çocuklar, bu masalı, masaldaki çocuğa öykünesiniz diye yazmadım. İstedim ki, ülkemin çocuklarını daha yakından tanıyasınız; o yoksul çocukların dertlerini acılarını bilesiniz; bu dertlerin, acıların nasıl giderileceği konusunda düşünesiniz. Amacım buydu.'. Bu masalda, babasıyla büyük kente gelen küçük yoksul bir çocuğun, büyük bir oyuncak mağazasının vitrininde duran kocaman bir oyuncak deveyle olan dostluğu dile getiriliyor. Hiçbir zaman o deveye sahip olamayacak olan küçük çocukla, oyuncak püsküllü deve arasında geçen olayları anlatıyor. SEVGİ MASALI’NDAN: Sevgi Masalı'nda yazarın iki masalı vardır. Biri Sevgi Masalı biri de Ah Masalı. Öğretmenlik yaptığı yıllarda dinleyip derlediği halk masallarını yeniden biçimlendirip kitaplaştırmış bir yazar. Ya da bu masallardan yola çıkıp yeni masallar yaratmış bir yazar. Behrengi'nin bu masalında da sevgi, arkadaşlık, dostluk ağır basıyor.
*NOT: Bazı eserlerinden alınan bölümler Türkçe çevirilerinde hiçbir değişikliğe uğramadan aktarılmıştır. ESERLERİNDEKİ DİL&USLUP: Eserlerinde kullandığı dil, genel olarak üslubunu bu bölümde yine bazen eserlerin bazen de genel olarak anlatacağım. Behrengî, sansür koşullarında ürün veren pek çok sanatçı gibi, araç olarak kullandığı simgeler ve alegorilerle çocukların dünyasında aslında büyüklerin dünyasını anlatır; çocuklara olduğu kadar büyüklere de seslenir. Dediğimiz gibi Behrengî öykülerinde sık sık simge, alegori, teşhis(kişileştirme) ve çağrışımlardan yaralanarak ülke gerçeklerini anlattı. Bu yazış biçimi masala uygun olduğu için bu alanda başarılı örnekler verdi ve masal türüne yenilikler getirdi. Genellikle lirik üslubu kullanması, coşkulu ve duygulu anlatımın ağır basması yazdıklarına bir zenginlik kattı. Eleştirisel bir yaklaşım tarzına da sık sık başvuran Behrengî ölümünün meçhul olarak nitelendirilmesi neden olduğu konusunda etkisi olduğu da söylenilebilmektedir. Eserlerinde iki çelişik toplumsal gücün çatışmasına göre şekillenir. Örneğin; Güvercinci(Kel) Çocuk, Efsane-i Muhabbet gibi. Öykülerin de hayal zenginliği, yazarın çocukça dünyayı anlatma kabiliyeti Behrengi’nin unutulmaması gereken diğer bir özelliğidir. Bu kabiliyetini, çocuklara öncü bir tutum ve davranış örneği sunulması, doğal ve toplumsal olayların asıl nedenlerini bilmeye olan arzularını harekete geçirmek ve onların düşünce ve hayal güçlerini geliştirmek yoluyla gerçekleştirir. Onun öyküsünde çocuklar, hayvanların ve oyuncak bebeklerin yardımıyla hayal âleminde zulüm ve bilgisizliklere galip gelir. Örneğin; Kargalar, Ulduz’u ormandaki oyuncak bebek şenliğine götürür.(Ulduz ve Kargalar) Behrengi’nin eserlerini bütün kahramanları, mevcut durumu olumsuzlayarak yürürlükteki hayattan farklı bir hayat arayışına yönelirler. Örneğin; “Telhun� tehlikeli bir durumda gerçek mutluluğa erişebilmek için içinde bulunduğu huzur ortamıyla savaşır. “Keçel-i Kefterbaz�, “Efsane-i Muhabbet� ve “Ulduz u Kelağha�’da da sabitleşmiş durumdan kalbi koparma cesareti, öykülerin kahramanları için yeni bir hayata kılavuzluk ederler. Küçük Siyah Balık’ı ise 1960/70 devrimci aydın kuşağının sembolü olarak görülmüş, fakat genel anlamda bu öyküyü ilk gençlerin bilinç yönündeki tehlikeli ve acılı yolculuklarının başarılı bir temsili olarak kabul edilir. Alıntı doguedebiyati aslında yazarla ilgili bi yazım vardı önceden kalma ama bu yazıda eserlerden de bölümler bulunca bunu ekleyim dedim... |
| |
03-02-2008, 17:57
|
#2 |
Üyelik tarihi: 03 2007 Nerden: Luleburgazm
Mesajlar: 1.687
|
Teşekkürler birunsatan.. Çok iyi olmuş Samed Behrengi hakkında bu bilgi. Çünkü Küçük Kara Balık herkesin (özellikle çocukların) hayatında en az bir kez okuması gereken Kişisel gelişim kitaplarından birisidir.
diğerleri (kişisel fikrim) Küçük Prens ve Martı Jonathan Livingston.
__________________ Vi Veri Veniversum Vivus Vici |
| |
03-02-2008, 18:00
|
#3 |
Üyelik tarihi: 07 2007
Mesajlar: 943
|
 küçük kara balığı okumuştum bende teşekkürler
__________________ En büyük düşman cehallettir... M.Kemal Atatürk...
תיעוד השיחות שלי |
| |
03-02-2008, 18:07
|
#4 |
Üyelik tarihi: 03 2007 Nerden: Luleburgazm
Mesajlar: 1.687
|
okumak isteyenler bu mesajdaki ekten indirebilirler 
__________________ Vi Veri Veniversum Vivus Vici |
| |
03-02-2008, 18:14
|
#5 | | -YASAKLI-
Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 3.174
|
@lighthouse..
teşekkürler paylaşımın için, benim hayatımda çok önemli bir yer tutan bir yazar, samed behrengi.. hem kişiliğimde, hemde çocukluğumda önemli zileri vardır..
ikinize de yorumlarınız için tşk... |
| |
Yetkileriniz
| You may not post new threads You may not post replies You may not post attachments You may not edit your posts HTML-KodlarıKapalı | | | Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:34 .
|