12-11-2007, 12:28
|
#1 |
Üyelik tarihi: 05 2007 Nerden: ist
Mesajlar: 1.285
| Franz Kafka
Franz KAFKA ( 3 Temmuz 1883 – 3 Haziran 1924)
1883 yılında Prag’da doğdu. Taşralı Çek proletaryasından gelip zengin bir tüccar konumuna yükselmiş bir baba ile zengin ve aydın bir Alman Yahudi’si annenin çocuğu olan Franz Kafka’nın, içedönük ve huzursuz kişiliğini büyük ölçüde annesine borçlu olduğu söylenir. Ailenin en büyük çocuğu olan Kafka’nın iki erkek kardeşi küçük yaşta hayatlarını kaybettiler. Kız kardeşleri Elli, Valli ve Ottla ise Nazi Almanyası’nın organize ettiği Yahudi katliamı Holocaust'da hayatlarını kaybettiler. Kafka, çeşitli ailevi ve toplumsal sebepler yüzünden çevresine yabancılaşarak büyüdü. Ailesinin Prag'daki Alman toplumuyla kaynaşma çabaları sonucunda Alman okullarında okudu.
1893 yılında öğrenim görmeye başladığı Avusturya Lisesi, yalnızlığını ve kendi içine kapanmasında büyük etken oldu. Çek kökenli bir aileden geldiği halde Almancayı anadili olarak kullandığı için tam bir Çek sayılmayan Kafka’yı, Almanlar da tam anlamıyla kendilerinden görmediler. Ufak yaşlarda da Çekçe konuşan Kafka gittiği Alman okullarının da etkisiyle Almancada ustalaştı.
1901 yılında Altstädter Gymnasium lisesini bitirdikten sonra Prag’daki Karl Ferdinand Üniversitesi'nin Hukuk Fakültesi'ne girdi. Buradaki eğitimi sırasında Alman edebiyatı derslerini takip etmeye başladı. Öğrenciliği sırasında Yiddiş tiyatro çalışmalarında yer aldı ve bu çalışmalara destek verdi. Kafka ilk eseri olan “Bir Savaşın Tasviri� adlı öyküsünü bu dönemde yazdı.
1902 yılında Max Brod'la tanıştı. Max Brod, Kafka’nın yaşamında önemli rol oynayan isimlerden biri olacaktı.
1906 yılında hukuk öğrenimini doktora ile tamamladı ve bir yıl süren avukatlık stajını yaptı.
1907'de Sigorta Şirketi’nde memur olarak çalışmaya başladı. Gündüzleri sigorta şirketinde sürdürdüğü çalışma hayatının yanı sıra geceleri ölümden bile daha derin bir uykuya benzettiği yazma işine yoğunlaşıyordu. Aynı yıl “Taşrada Düğün Hazırlıkları� adlı öyküsünü kaleme aldı.
1912 yılında nişanlısı Felice Bauer’le tanıştı. Onunla ilişkisini, üç kez ayrılıp yeniden nişanlanarak, 1919’a kadar sürdürdü. Evlenmemesine neden olarak hastalığını gösteriyordu. Oysa güncesinde evliliği bir burjuva bağı olanak nitelendirmiş ve edebiyat hayatını sürdürebilmesi için yalnızlığa ihtiyacı olduğunu vurgulamıştır. Nişanlısıyla bu ilişkisinden geriye beş yüzün üzerinde mektup kalmıştır. Bunlar, Kafka’nın ölümünden çok sonra 1967’de “Felice’ye Mektuplar� adıyla yayınlandı.
1917’de Kafka, verem olduğunu öğrendi.
1919 yılında geçirdiği ağır gripten dolayı hastaneye kaldırıldı.
1920 yılında Milena Jesenska ile tanıştı. Mektuplaştığı dört kadın arasında en ciddi ve önemli olan Milena Jesenska'ydi. Milena'yla mektuplaşmaları önce bir arkadaşlık gibi başladı, daha sonra tutkulu bir aşka dönüştü. Fakat Milena evli olduğundan bu mutsuz ve imkânsız ask Kafka’yı derin acılara sürükledi. Mektuplaştıkları üç yıl boyunca sadece iki üç kez görüşebildiler ve bu görüşmeler Kafka’yı üzmekten başka bir işe yaramadı, yine de onun yaratıcılığını olumlu yönde etkilediği rahatlıkla söylenebilir. Daha sonraları edebiyat tarihinin güzide eserlerinden biri sayılacak olan "Milena'ya Mektupları�nda Kafka şöyle dile getirir durumunu;
"En çok seni seviyorum diyorum ama gerçek sevgi bu değil sanırım, sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki..."
Milena bu mektupları 1939 yılında yayınlaması için yakın arkadaşı Willy Haas'a verdi ve kendisi 17 Mayıs 1944'te Almanya'da toplama kampında öldü.
1922’de emekli oldu, maddi durumu kötüydü ve sağlığı gittikçe bozuluyordu.
1923`de ailesinin etkisinden kaçmak ve yazmaya yoğunlaşmak için Berlin’e taşındı, orada da Dora Dymant adında bir sevgilisi oldu. Dora, Milena`dan daha şanslıydı Nazi Almanya’sına direndi ve 1952`de Londra’da öldü.
1924 yılı 3 Haziran gecesi, 1917 senesinde kaldırıldığı Viyana yakınlarındaki Keirling sanatoryumunda hayata gözlerini yumdu.
Kafka’nın eserlerinin hepsinde görülen yabancılaşma olgusu, onun kendi yaşamında da belirgin bir biçimde izlenir. Ona göre ne kadar küçük ve basit bir yaşamı olursa o kadar mutlu ve sorunsuz olacaktır. Nazilerin Çekoslovakya'yı işgali sırasında Kafka ile ilgili birçok belge yok edildi. 20 yıl süren dostluklarının sonunda Kafka bütün yazdıklarını ölümünden sonra yakması için Max Brod'a vermişti. Yazdıklarının gereğinden fazla kişisel ve değersiz olduğunu düşünüyordu. Tabii Max onunla ayni fikirde değildi ve Kafka’nın ölümünden sonra, karışık halde bulunan binlerce sayfa metni toplayıp düzenleyerek yayınladı.
Yaşamının ve yapıtlarının ortak yani, Camus’nün dediği gibi, "her şeyi göstermek ve hiçbir şeyi teyit etmemektir".
Çünkü yaşamayı bir savaş, ama önceden yitirilmiş bir savaş olarak görür. Çünkü bir insan olarak yaşamak ve doğru yolda ilerlemek hemen hemen olanaksızdır.
Şöyle söyler :
"Doğru yol yerden bir karış yüksekte bulunan gergin bir ip gibidir. Fakat bu ip, üstünde yürümek için değil de insanın ayağının takılıp tökezlenmesi için vardır ancak.'' Yaşamı Ve Eserleri;
Yaşamı;
Yaşamı ve eserleri simgesel bir nitelik taşıyan Kafka; varoluşu daha başından kaybedilmiş bir savaşım olarak ele alırken; kimi tarihçiler tarafından dışavurumculuğun temsilcileri arasında sayılmıştır. Kafka'nın topluma bakışı onlara yaklaşırsa da, alaycı karamsarlığı; dışavurumcuların yergisinden çok daha katıdır.Franz Kafka’ nın yazmış olduğu Değişim adlı roman ilk defa 1915 yılında basılmıştır.
3 Temmuz 1883'te, taşralı bir Çek proletaryasından gelip, zengin bir tüccar konumuna yükselmiş bir baba ile, zengin ve aydın bir Alman yahudisi annenin çocuğu olarak dünyaya gelen Kafka; çeşitli ailevi ve toplumsal nedenler yüzünden çevresine yabancılaşarak büyüdü.
Kafka'nın babasıyla ilişkisi tüm ilişkilerine ve eserlerine bir temel oluşturur. İnsanın, çarkların nasıl işlediği anlaşılamayan ve amacının benimsenmediği bu toplumsal ve siyasal düzenek içerisinde; peşin bir suçluluk duygusu taşıması kaçınılmazdır. Dillerin anlaşılmaz olduğu, davranışların ise belli kalıplara sıkışıp kaldığı insan ilişkilerinde, tamamen aynı olan hareketler ve aynı kelimeler tekrarlanırken, Kafka daha o zamanlar, kitle iletişim araçlarının oluşturduğu evrende hakim olacak iletişimsizliği sezmiştir. Babasına yazdığı 100 sayfalık Babaya Mektup; hiçbir zaman adresine ulaşamayacaktır. Bu mektup; Kafka'nın babasını hem küçümsediğinin hem de ona hayranlık duyduğunun belgesidir. Dava'nın son kelimelerini, yine bu kaybedilmiş baba oğul ilişkisinden yola çıkarak yazacak, babasına ve kendisine duyduğu güveni kaybettiğini; "... sanki utanç onun ardından da varlığını sürdürecekti" cümlesiyle ifade edecekti. Değişim'in kahramanı Gregor Samsa ise; üç şeye karşı çıkmaktadır: baba otoritesinin baskısına, duygusal yaşamın yok olmasına ve ekonomik sömürüye.
Gregor Samsa, babasının iflas etmesi sonucunda yıkıma uğrayan ailesine yardım etmektedir. Karabasanlarla dolu bir gecenin sonucunda, dev bir hamam böceğine dönüşen Samsa, aile bireyleri için bir tiksinme ve utanç kaynağı olmuştur ancak insan gibi hissetmeyi ve düşünmeyi sürdürmektedir. Nihayet, bir gece kız kardeşinin çaldığı kemanın sesine kapılarak saklandığı delikten çıkar, ailesinin arasına katılmaya çalışır, ancak oradan dövülüp kovulduktan sonra, bir köşede ölüp gider. Kalıntılarının hizmetçi tarafından sanki bir çöp yığınıymışçasına süpürülüp atılmasıyla sona eren "Dönüşüm", Kafka'nın hissettiği ümitsizlik, işe yaramama ve aile bireyleri tarafından küçümsenme duygusuna açıklık getirmektedir. Böcek Samsa bir süre utanç dolu ve anlamsız bir yaşam sürdükten sonra pis ve yalnız bir şekilde ölür. Kafka bu tür bir ölümün kendisi için de olası bir son olduğuna inanır. Hayvanların ağzından anlattığı birçok öyküde kendi komplekslerini ve korkularını yansıtır. İnsan olmanın korkutucu yönlerini anlatır. Bir Akademi İçin Rapor' adlı öykü bir maymunun ağzından anlatılır. Maymun nasıl insan olduğundan bahsederken bunun hiç de zor olmadığını söyler ve hayvanat bahçesindeki kafesinden insanları izlerken şöyle düşündüğünü anlatır; "Demek bu adam ya da adamlar serbestçe hareket etmekteydiler. Hiç kimse, eğer kendileri gibi olursam demir parmaklıkların açılacağına ilişkin söz vemıiyordu bana.. ama... insanları taklit etmek ne kadar kolaydı! Daha ilk günlerde tükürmesini öğrenmişti...''
Eserlerinde sık sık bürokrasiyi, insanın yalnızlığını, güçsüzlüğünü ve boyun eğmişliğini ele alan Kafka'nın özgünlüğü, iç sıkıntısının artışını ruhbilimsel çözümlemelerle değil, gerçeği beklenmedik bir açıklamayla aydınlatarak, somut nesneleri ve gündelik ilişkileri fizik ötesi kuşkunun bir göstergesi biçiminde ele alarak çağrıştırmasından kaynaklanır.
Kafka'nın yapıtları , yalnızca insanlık durumunun genel ve örnek bir görünümünü veren "düşkırıklığıyla son bulmuş bir tasarı" olarak değerlendirilemez . O’ nun öyküleri , romanları ve güncesi aynı zamanda bir korku , sıkıntı , dehşet dünyasının yaratılmasıdır.
Börünümleriyle güven verici olan insanların ve nesnelerin oluşturduğu gündelik dünya , Kafka'da , gerçek sandığı dünyanın bir kabusa dönüştüğünü gören , korkuya kapılmış bir kahramanın gözleri önünde gizemli tehditlerle , anlaşılması güç güvensizliklerle dolar.
1917 Ağustosu'nda başlayan kanlı öksürükler Franz Kafka' yı yedi yıl sonra Viyana yakınlarında bir sanatoryumda öldürdü. Ölürken tuhaf bir huzur içindeydi. Belki de yanında kendisinden oldukça küçük bir kadın olan Dora Diamant olduğu içindi bu, öyle ya ilk defa mektup yazmadan konuşabileceği bir kadına sahipti ama ne acı ki ölmek üzere olan bir adam için bunun fazla bir değeri yoktu.
Eserleri;
Bir Savaşın Tasviri (1909)
Yargı (1913)
Gözlem (1913)
DeÄŸiÅŸim (1915)
Ceza Sömürgesi (1919)
Açlık Sanatçısı (1922)
Åžarkici Jozefin ya da Fareler Ulusu (1924)
Dava (1925)
Åžato (1926)
Amerika (1927)
Çin Seddi (1931)
Babaya Mektup
Aforizmalar
“Hane halkını kollayan bir tanrıya inanmaktan daha rahatlatıcı ne olabilir?�
“Kuramsal olarak tam bir mutluluk şansı var: İçimizde yok edilmesi mümkün olmayan .bir varlığa inanmak ve ona ulaşabilmek için çabalamak.�
“Yok, edilemeyen tek olandır; tek tek her insan yok edilemeyendir, nedir, tüm insanların ortak paydası da yok edilemezliktir; işte bu nedenle, insanları birbirine bağlayan, başka şeye benzemeyen bir bağ vardır.�
“Birbirlerine benzememelerine rağmen aynı insanda buluşan öyle algılar bulunur ki, aynı nesneye yönelirler; bundan çıkarılabilecek tek sonuç, aynı insanda değişik öznelerin bulunduğudur.�
“Kendi sofrasının kırıntılarıyla besleniyor; kendini doymuş duyumsuyor bir süreliğine, ne yazık ki, sofrada nasıl karın doyurulduğunu unutuyor, sonunda yerde yenecek kırıntı da bulamıyor.�
“Gerçek parçalanamaz ve bu yüzden kendini tanıma olanağından yoksundur; onu tanımak isteyen yalana dönüşmekten gayrsını yapamaz.�
“Putlara öncelikle nesnelerden korkudan tapıldı, ne var ki, bunun sonucunda nesnelerin gerekli oluşundan korkudan tapıldı ve bunun sonucunda nesnelere karşı sorumlu olmaktan korkudan tapıldı. Bu sorumluluğun varlığı öylesine katlanılmazdı ki, insan onu tek bir üstün-insanın sırtına yüklemeye kalkışamadı, çünkü bu aracı üstün- insan da sorumluluğu azaltmayacaktı; sadece bu aracı varlıkla ilişkide olmak, insanın sırtındaki yükü arttıracaktı zıddına. Tam da bu yüzden nesnelerin sorumlulukları kendilerine verildi, hatta nesneler insanlardan daha çok sorumlu oldular.�
“Sözcüklerin karmaşasından kurtuluş yolu: Eyleme geçilerek yok edilecek olanın sımsıkı tutulması gerekir; ufak parçalara bölünen dökülür gider, nedir, yok edilemez.�
__________________ ''Şu an'a kadar varlığa karşı en büyük itiraz neydi ? -Tanrı" |
| |
12-11-2007, 17:54
|
#2 |
Üyelik tarihi: 12 2006 Nerden: ist
Mesajlar: 9.717
|
"her şeyi göstermek ve hiçbir şeyi teyit etmemektir".
dava ve dönüşümü okudum ve gercekten öyle..bazen anlaşılmak ıcın bağıra çağıra izah etmek gerekmıyor...ıkı eserın de son sayfasının son cümlelelerini okudugumda o an derin bir bosluk hıssettım cunku alısmısım doldurulmaya...o boşluk hissi işte Kafka tokatı oluyor 
cok tÅŸk ler 
__________________ ZaMaNıN DıŞıNDa,MeKaNıN DıŞıNDa E.A.P |
| |
16-11-2007, 22:24
|
#3 |
Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 3.579
|
gregor samsa'nın bir sabah hamamböceği olarak uyanmasıyla gelişen olayları anlattığı değişim adlı kısa eserini bir kaç kez okudum. oldukça sade bir dille okuyucuya çok fazla şey aktardığını söyleyebilirim. başka bir eserini okuma şansım olmadı ama değişim kafka ile tanışmam açısından isabetli bir eserdi diye düşünüyorum.
__________________ Bütün yalnızlıklarınızın ilenci Korusun çoğulluklarınızı Cinnet koyun erdemin adını Maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın Hepiniz mezarısınız kendinizin... |
| |
17-11-2007, 00:16
|
#4 |
Üyelik tarihi: 12 2006 Nerden: ist
Mesajlar: 9.717
|
Alıntı: ladyofdestruction´isimli üyeden Alıntı
gregor samsa'nın bir sabah hamamböceği olarak uyanmasıyla gelişen olayları anlattığı değişim adlı kısa eserini bir kaç kez okudum. oldukça sade bir dille okuyucuya çok fazla şey aktardığını söyleyebilirim. başka bir eserini okuma şansım olmadı ama değişim kafka ile tanışmam açısından isabetli bir eserdi diye düşünüyorum. |
davayı okumanı tavsıye ederım  sac bas yoldum her sayfada.son sayfaya kadar kafkanın mudahale etmesını bekledım olaya,ben edemedım delı oldum 
cok guzeldı dava 
__________________ ZaMaNıN DıŞıNDa,MeKaNıN DıŞıNDa E.A.P |
| |
17-11-2007, 01:51
|
#5 |
Üyelik tarihi: 07 2007 Nerden: cehennemdeki lethe ırmagında.....
Mesajlar: 3.436
|
çok büyük yazar.önünde eğiliyorum.
__________________ Her heart's a bloodstained egg
We didn't handle with care
It's broken and bleeding
and we can never repair |
| |
25-01-2008, 22:17
|
#6 |
Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 3.579
|
15 Åžubat
Sorun şu: Yıllar önce birgün, tabiî oldukça üzgün bir halde, Laurenziberg yamaçlarında oturuyordum. Yaşamdan dilediklerimi gözden geçiriyordum. En önemli ya da bana en çekici geleni, bir yaşam görüşü kazanma dileğiydi (ve -bu tabiî ki onun zorunlu bir kısmıydı- yazarak bu hayat
görüşünün doğruluğuna başkalarını ikna etmekti); öyle ki yaşam yine kendi doğal, keskin iniş çıkışlarını koruyacak ama aynı zamanda aynı açıklıkta bir hiç, bir rüya, bir boşlukta dolanıp duruş olarak kabul edilecekti. Güzel bir dilekti belki, ama eğer doğru dürüst dilemiş olsaydım onu. Diyelim ki binbir çabayla elde edilmiş üstün bir ustalıkla bir masayı çatmak dileği gibi olsaydı, ama aynı zamanda hiçbir şey yapmamak, ama öte yandan insanların, “çekiç sallamak onun için bir hiçti� değil de “çekiç sallamak onun için gerçekten çekiç sallamaktı, ama aynı zamanda bir hiçti� diyecekleri bir şeydi, bu vasıtayla çekiç sallayış daha da gözüpek, daha da kararlı, daha da gerçek,
ve ne bileyim, daha da çılgınca bir hale gelirdi. Ama bu şekilde bir dilekte bulunulamazdı, çünkü dileği dilek değildi, bir savunmaydı sadece, hiçliğe yer bulunması, bu hiçlik'e, ilk bilinçli adımlarını yeni yeni atmaya başladığı ama şimdiden kendisinin bir öğresi olduğunu hissettiği bu boşluğa bir canlılık verme isteğiydi. İşte o an gençliğin aldatıcı dünyasına bir tür elvadaydı; gerçi gençlik onu hiçbir zaman doğrudan doğruya aldatmamıştı, ama çevresindeki otoritelerin sözleriyle aldanmasına neden olmuştu. Ve böylece “dileğinin� zorunluğu ortaya çıkmıştı.
Yalnız kendi kendisini kanıtlayabiliyor, tek kanıtı kendisi, tüm düşmanları anında alt ediyor onu, ama onu yalanlayarak değil (o yalanlanamaz!) kendilerini kanıtlayarak.
İnsanların birlikteliği şuna dayanır: İnsan, kendi varlığının gücüyle aslında kendi içlerinde yadsınamaz olan başkalarını yadsıyormuş gibi görünür; bu da o insanlar için tatlı ve rahatlatıcı, ama gerçeklikten ve dolayısıyla süreklilikten hep yoksun.
Bir zamanlar anıtsal bir topluluğun bir parçasıydı. Yüksek bir merkezin çevresinde, inceden inceye düşünülmüş bir düzenle, askerliği, sanatları, bilimleri ve elsanatlarını temsil eden simgesel figürler dizilmişti. Bu çok sayıda figürlerden biri de oydu. Şimdi ise topluluk dağılalı uzun bir süre oldu, en azından o, topluluktan ayrıldı ve kendi yolunda ilerliyor. Artık uzunca bir süredir eski mesleği bile elinde yok, hatta birzamanlar neyi temsil ettiğini bile unutmuştur. Galiba asıl işte bu unutuş bir çeşit hüzüne, güvensizliğe, huzursuzluğa, kaybolup giden zamanların, şimdiki zamanı bulandıran, bir çeşit özlenmesine yol açıyor. Ama yine de bu özleyiş, insanın yaşama gücünün önemli bir öğesidir ya da belki de o gücün ta kendisidir. Franz KAFKA
__________________ Bütün yalnızlıklarınızın ilenci Korusun çoğulluklarınızı Cinnet koyun erdemin adını Maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın Hepiniz mezarısınız kendinizin... |
| |
25-01-2008, 22:33
|
#7 |
Üyelik tarihi: 03 2007 Nerden: Ankara
Mesajlar: 1.184
|
değişimi okudum sadece ama ondan önce dönüşüm var diye biliyorum öyle değil mi?
__________________ |
| |
25-01-2008, 23:05
|
#8 |
Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 3.579
|
sepia ikisi de aynı kitap 
__________________ Bütün yalnızlıklarınızın ilenci Korusun çoğulluklarınızı Cinnet koyun erdemin adını Maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın Hepiniz mezarısınız kendinizin... |
| |
25-01-2008, 23:29
|
#9 |
Üyelik tarihi: 03 2007 Nerden: Ankara
Mesajlar: 1.184
|
suç bende değil mütercim de 
__________________ |
| |
29-01-2008, 19:18
|
#10 |
Üyelik tarihi: 01 2008
Mesajlar: 265
|
KÖPRÜ
Katı ve soğuktum, bir köprüydüm, bir uçurum üzerinde uzanmış yatıyordum. Bir yakaya ayak uçlarım, öbür yakaya ellerim gömülmüştü; çatlayıp dökülen balçık toprağa sımsıkı geçirmiştim dişlerimi. Giysimin etekleri iki yanımda uçuşuyor, derinlerde o buz gibi suyuyla alabalıklı dere gürül gürül akıyordu.
Hiçbir turist yolunu şaşırıp da bu geçit vermez yücelere uğramıyordu, henüz haritalara geçirilmemişti köprü. Böylece uçurum üzerinde uzanmış yatıyor, bekliyordum; çaresiz bekliyordum. Bir köprü bir kez kurulmaya görsün, yıkılıp çökmedikçe kurtulamaz köprülükten. Bir gün akşama doğruydu -birinci akşam mı, bininci akşam mı, bilmiyorum- düşüncelerim aralıksız bir karmaşa içinde yüzüyor, boyuna çemberler çiziyordu. Yazın bir akşamüzeri -her zamankinden daha boğuk çağıldıyordu dere- ansızın bir insanın ayak seslerini işittim.
Bana doğru, bana doğru! Uzan, gerin köprü, çekidüzen ver kendine, korkuluksuz ahşap köprü; sana kendini emanet edeni elinden tut, adımlarındaki güvensizliği sezdirmeden yok et ve baktın sendeliyor, göster kim olduğunu, bir dağ tanrısı gibi fırlatıp onu kayaya at!
Adam gelip bastonunun demir ucuyla şöyle bir yokladı beni, sonra yine bastonunun ucuyla giysimin eteklerini kaldırıp üzerimde düzeltti. Bastonunun ucunu çalı gibi saçlarıma daldırdı ve belki yabancı bakışlarını çevresinde gezdirip uzun süre öylece tuttu. Ama derken -o anda dere tepe adamın peşinden seğirtiyordum düşümde- her iki ayağıyla sıçradığı gibi karnımın orta yerine gelip dikildi.
Müthiş bir acıyla korkudan donakaldım; kim olduğundan şuncacık haberim yoktu.
Bir çocuk mu?
Bir düş mü?
Bir eşkiya mı?
Canına kıymak isteyen biri mi?
Bir baştan çıkarıcı mı? Bir yok edici mi?
Ve onu görmek için arkama döndüm. Köprü arkasına dönüyor!
Henüz dönmem sona ermemişti ki; birden çökmeye başladım, çöktüm ve çok geçmeden paramparça oldum, doludizgin akan sularda şimdiye dek beni hep sessiz sakin süzüp durmuş çakılların şişlerine geçirildim
--------------------
AKBABA
Bir akbaba vardı, ayaklarımı gagalıyordu. Çizme ve çoraplarımı didik didik etmiş, sıra ayaklarıma gelmişti. Durup dinlenmeden gagalıyordu; arada bir havalanıp çevremde tedirgin dolanıyor, sonra yine çalışmasını sürdürüyordu. Derken bir Bay geçti karşıdan, bir vakit durumu izledi, sonra niçin akbabaya ses çıkarmadığımı sordu.
"Ne yapabilirim ki!" dedim. "Geldi, haydi gagalamaya başladı; kuşkusuz ilkin kovmak istedim, hatta boğacak oldum kendisini; ancak böyle bir hayvanın gücüne diyecek yok.
Baktım hemen suratıma atlayacak, ben de ayaklarımı gözden çıkarmayı uygun buldum; artık didik didik edilmelerine de bir şey kalmadı." -
"Vallahi bilmem ki neden bunca işkenceye katlanıyorsunuz!" dedi Bay.
"Bir kurşun akbabanın işini görür hemen."
- "Ya?" diye sordum ben. "Peki bunu siz yapar mısınız?"
- "Hayhay!" dedi Bay.
"Yalnız eve kadar gideyim de silahımı alıp geleyim. Bir yarım saat daha bekleyebilir misiniz?"
- "Bilmem," diye yanıtladım ben ve bir süre acıdan kaskatı kesildim, ardından dedim ki:
"Ne olur, siz gene bir deneyin!"
- "Peki, peki!" dedi Bay. "Bir koÅŸu gider gelirim."
Biz konuşurken, akbaba gözlerini bir Bay'a, bir bana çevirmiş, sessiz sakin bizi dinlemişti. Şimdi görüyordum ki, bütün söylenenleri anlamıştı; ansızın havalandı,hız almak için alabildiğine geriye kaykılıp usta bir mızrak atıcısı gibi gagasını ağzımdan içeri daldırdı, derinlere gömdü.
Ben sırtüstü yıkılırken, onun tüm çukurları dolduran, tüm kıyılardan taşan kanımın içinde kurtuluşsuz boğulup gittiğini görerek rahatladım.
--------------------
Mavi Oktav Defterinden
İki elim aralarında kavgaya giriştiler. Okuduğum kitabı kapayıp araya girmesin diye bir yana ittiler. Sonra beni selamlayıp kavgalarına hakem tayin ettiler. Hiç zaman yitirmeksizin parmaklarını birbirlerine dolayıp masanın kenarında bir koşuşturmaca tutturdular, bir biri, bir diğeri öne geçerek masa boyunca birkaç kez gidip geldiler. Gözlerimi onlardan ayıramadım. Onlar benim ellerim olduğuna göre taraf tutmamalıydım, yanlış bir kararla başıma kim bilir ne belalar sarardım. Yani, görevim hiç kolay değildi, avuçlarımın arasındaki karanlık bölgede gözlerimden kaçmaması gereken hilelere başvuruyorlardı. Ben de çenemi masaya dayamış, gözümden tek bir şeyin kaçmaması için dikkat kesilmiştim.
O güne dek sol elime karşı kötü bir düşüncem olmamasına rağmen, hep sağ elimden yana olmuştum. Sol elim durumu yüzüme vurarak itiraz etseydi, bu kötüye kullanılabilir duruma derhal son verirdim. Fakat sol elimden en ufak bir sızıldanma dahi işitmedim. Örneğin sağ elim sokakta selam vermek için şapkamı kaldırırken sol elim kalçamda ürkekçe geziniyordu. Şu an sürmekte olan kavga için kötü bir hazırlık devresiydi bu. Sol elim, nasıl edeceksin de, sağ elimin yıllar içinde güçlenen baskısına dayanabileceksin? Gördüğüm şey bir kavga değil artık, bu düpedüz sol elimin idam fermanı. Şimdiden masanın sol köşesine sıkıştı sol elim. Sağ elim sürekli olarak üzerine binip duruyor. Eğer bu dehşet verici anda düşünme yeteneğimi yitirmiş olsam, o anda aklıma düşen fikri, bunların benim ellerim olduğunu, öyleyse onları bir çırpıda birbirlerinden uzaklaştırabileceğimi, acı dolu kavgalarına bir son verebileceğim fikrini uygulamaya koyulmazsam sol elim bileğimden kırılırdı, masadan aşağıya düşer kalırdı, yengisinden dolayı zafer sarhoşu olan sağ elim kendini tutamaz, beş başlı Kerbelos misali yüzüme saldırırdı.Ama şimdi birbirlerinin üzerinde , uysal yatıyorlar,sağ elim sol elimin sırtını sıvazlıyor;yansızlığını yitiren hakem, ben,bu davranışlarını başımı sallayarak onaylıyorum
--------------------
Prometheus
Prometheus'tan söz eden dört söylence bulunuyor elimizde: Birincisine göre, Prometheus, tanrılara ihanet ederek sırlarını insanlara ilettiği için Kafkas dağlarındaki kayalıklara kıskıvrak zincirlenmiştir ve tanrıların yolladığı kartallar tarafından karaciğeri yenmektedir; ama Prometheus'un ciğeri yendikçe büyümekte, büyüdükçe yine kartallara yem olmaktadır.
İkinci söylenceye göre, Prometheus, kartalların acımasız gagalamasının acısıyla, zincirlendiği kayaların giderek daha içerisine gömülmüş, sonunda kendisi de bir kaya parçasına dönüşmüştür.
Üçüncü söylenceye göre, Prometheus'un tanrılara ihaneti aradan geçen binyıllar içinde unutulmuş, kartallar unutmuş, Prometheus'un kendisi unutmuştur.
Söylencenin dördüncüsüne göre, anlamını yitirip havada kalan olaydan bezilmiş, tanrılar bezmiş, kartallar bezmiş, yara bezgin, kapanmıştır.
Kala kala geriye açıklanamayan kayalar kalmıştır.- Söylence, açıklanamayanı açıklamaya uğraşıyor. Bir gerçeklik temelinden çıkıp geldiği için, yine ister istemez açıklanamaz'da sonlanacaktır.
Konu semuel tarafından (29-01-2008 Saat 19:18 ) değiştirilmiştir..
Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi
|
| |
14-07-2008, 14:48
|
#11 |
Üyelik tarihi: 06 2008
Mesajlar: 168
|
arkadaşlar kafka nın kayıp eserleri bulunmus bunun eserlerini yayımlaan bir arkadası vardı sanırım max die kafka ölmeden önce herife eserlerini yakması için vermiş ama adam yakmamış bir sandıkta saklamıs sonrada ortaya çıkarma gereği duymus şimdi edebiyat tarihçileri felan araştırıcaklarmıs eserleri bende sabırsızlıkla bekliyorum açıkçası=) |
| |
14-07-2008, 17:25
|
#12 |
Üyelik tarihi: 06 2008
Mesajlar: 420
|
Edebiyat tarihinin en gizemli, en sıradışı yazarlarından biri. Önünde saygıyla eğiliyorum. Özellikle Dava güncelliğini asla yitirmeyecek olan bir başyapıttır. Dava da ki bay K genel olarak insanın yaşam karşısında ki daha baştan kaybetmişliğini en güzel biçimde betimler. Teşekkürler Max Brod, Kafkanın yazılarını atmayıp bizlere ulaşmasını sağladığın için!
--------------------
Edebiyat tarihinin en gizemli, en sıradışı yazarlarından biri. Önünde saygıyla eğiliyorum. Özellikle Dava güncelliğini asla yitirmeyecek olan bir başyapıttır. Dava da ki bay K genel olarak insanın yaşam karşısında ki daha baştan kaybetmişliğini en güzel biçimde betimler. Teşekkürler Max Brod, Kafkanın yazılarını atmayıp bizlere ulaşmasını sağladığın için!
Konu Borderliner tarafından (14-07-2008 Saat 17:25 ) değiştirilmiştir..
Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi
|
| |
15-07-2008, 01:51
|
#13 |
Üyelik tarihi: 12 2006 Nerden: ist
Mesajlar: 9.717
|
satoyu da bıtırdım en nıhayet
ergenokon tumu ıle dava hatırlattı bana,şato daha tamamlanmamıs bı eser ızlenımınde ama o da cok guzeldı.bu sefer burokrası amorf bır engel olarak karsısnda K. nın,aynı olay degısık statulerdekı ınsanlar agzından anlatıldıgında nasıl da dehsete dusuyor ınsan.... cok keyıf aldım ve hayran kaldım bır kez daha
__________________ ZaMaNıN DıŞıNDa,MeKaNıN DıŞıNDa E.A.P |
| |
15-07-2008, 13:31
|
#14 |
Üyelik tarihi: 06 2008
Mesajlar: 420
|
Kanımca Şato tam bitmemiş bir eser. Birdenbire bıçak gibi kesiliyor. Gene de insanın yaşam karşısında ki çaresizliğini, boşuna çabalamasını çok güzel bir dille betimliyor. |
| |
29-08-2008, 13:22
|
#15 |
Üyelik tarihi: 05 2008
Mesajlar: 1.439
|
Kafkanın Kederi... Kafka, günlük yaşamın tekdüzeliğini olduğu gibi anlatmak yerine, sıkıcı gerçekliğin sınırlarını aşarak sembol ve imgelerden oluşan bir labirent yaratmıştır
Eş dost sohbetlerinde sıradışı yazarlardan söz açılınca, aklıma önce Kafka gelir. Bende bu düşünceyi yaratan Kafka'nın yazın alanında biricik olmayı başarmış, varolandan farklı bir tarz ve yöntemle metinler kaleme olması değildir. Daha çok onun metinlerinin satır aralarından sızan kederdir; anlamsız bir dünyanın ortasında koyulaşıp duran kül rengi bir keder. Belki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nda bir Yahudi olmasından kaynaklanmaktadır bu keder; belki Yahudi olmasına rağmen kendini Yahudi gibi hissedememesinden.
Belki sağlıklı, iri yarı bir babanın çelimsiz oğlu olmasından. Belki genç yaşta onu kucaklayacak olan ölümü çok önceden sezinlemesinden. Belki de kendisi yazdıklarına inandığı halde, insanların yazdıklarının kıymetini bilmemesinden.
Gerçekten de Franz Kafka 3 Haziran 1924 yılında Viyana yakınlarındaki Kierling Sanatoryumu'nda kırk bir yaşında hayata veda ettiğinde hiç de tanınan bir yazar değildi. Ölümünden sonra da dostu Max Brod'un çabalarına karşın yazın dünyası, uzun yıllar Kafka'yla ilgilenmemiştir. Öyle ki, kitaplarının yeniden basımı, ancak siyonizm yanlısı Schocken yayınevi tarafından yapılabilmişti. Kitapların sürümü de pek çok güçlükle karşılaşmıştı.
Max Brod'unkiler dışında, Kafka hakkındaki ilk inceleme 1941'de Herbert Tauber tarafından Franz Kafka: Eserleri Üzerine Bir Yorum adıyla kitap olarak yayımlanır. Yine bir suskunluk dönemi başlar. Bu dönem, 1951'de Günther Andres'in Kafka Pro et Contra adlı, yankılar uyandıran incelemesine kadar sürer. 1951'de yazın dünyası, artık bu alışılmadık yazarı keşfetmiştir. O günden sonra Kafka ve yapıtlarının yükseliş dönemi başlar.
Çağdaş bir peygamber
Kafka ve yapıtlarının tanınmasında kuşkusuz, arkadaşı Max Brod'un büyük katkıları olmuştu. Ama bu katkılar ià | |