Üyelik tarihi: 06 2007
Mesajlar: 2.149
| Yahya Kemal BEYATLI...
2 Aralık 1884 yılında Üsküp'te doğdu. Asıl adı Ahmed Agâh'tır. İlk öğrenimini İstanbul’da Vefa Lisesi’nde tamamladı. Paris’e giderek (1903) bir yıl bir kolejde Fransızca’sını ilerlettikten sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdi. Dokuz yıl kaldığı Paris’ten döndükten (1912) sonra, İstanbul’da üniversitede çeşitli dersler okuttu (1915-1923),
Urfa milletvekili oldu (1923); Varşova (1926), Madrid (1929) Ortaelçiliklerine atandı, Tekirdağ (1935-1942) ve İstanbul (1943-1946) milletvekilliklerinde bulundu.
Büyükelçi olarak Pakistan’a gitti (1948), bir yıl sonra emekliye ayrılarak yurda döndü (1949). Rumelihisarı mezarlığında gömülü. Spor ve Sergi Sarayı civarındaki parka bir anıtı dikildi (1968) Kişiliğini Paris’te okurken ünlü tarihçi Albert Sorel’in derslerinden aldığı tarih zevkiyle, Fransız şairlerinin (Jean Moreas, Baudelaire, Verlaine, vb.) ölçü ve biçim güzelliklerinde buldu.
Paris'te gidişi,sanat çevrelerinde kendini yetiştirdi. Paris öncesi Hamid ve Servet-i fünun şiiri etkisinden kendisini böylelikle kurtardı, klasik divan şiirimizi Batı şiirindeki bütünlük anlayışıyla ele aldı. Avrupa dönüşü Yeni Mecmua’da "bulunmuş sayfalar" başlığıyla yayımladığı gazel ve şarkılarla tanındı (1918). Bu neoklasik şiirler, onun çıkış noktasının Osmanlı tarih ve şiiri olduğunu gösterdiği gibi, sonradan yeni şekiller ve sade dille yazdıklarında da şairin genel olarak Osmanlı medeniyet ve kültürüne bağlı kaldığı görülür.
Onda tarih, vatan, millet ve İstanbul sevgisi, hep bu açıdan işlenir. Osmanlı medeniyeti yüzyıllar boyu en yüce eserlerini İstanbul’da yarattığı için, Yahya Kemal’deki İstanbul, Boğaziçi ve Türk musikisi hayranlığına, tabiat güzellikleri yanı sıra, tarih değerleri de girer. Duygu, düşünce ve hayali ustalıkla kaynaştıran şair, pek çoğuna hikaye karakteri verdiği lirik-epik şiirlerinin konularını aşk, tabiat, deniz, ölüm ve sonsuzluktan da alır. İç ahengi her şeyden üstün tutuşu, şiiri "musikiden başka türlü bir musiki" kabul edişi; "Ok" şiiri bir yana, bütün şiirlerini, bu ahengin sağlanmasına daha elverişli gördüğü aruzla yazmasına sebep oldu Yahya Kemal, şiirlerini, makale ve hikayelerini sağlığında kitaplarda toplamamış, eserleri dergilerde, dağınık kalmıştı.
Şiirden başka makaLe ve sohbet tarzında nesir yazıları da olmakla beraber sanatçının asıl kişiliği şiirden gelir. Eserleri, bu bakımdan üç grup teşkil eder: Eski şiirin rüzgarıyla meydana getirdiği gazel ve benzeri şiirler, gerçek İstanbul şiirleri, bir de ölüm ve sonrası gibi metafizik ya da felsefi temaları işlediği yalın şiirler.Tarih zevki bilhassa İstanbul şiirlerinde kendini göstermiş ve tarih bilgisi İstanbul'un fethi üzerinde derinleşmiştir.
Yahya Kemal Beyatlı kendine inanmış bir sanatçıydı. Kendisinin dışındaki sanatçıları kolay kolay beğenmezdi.
Çevresinde hayranlarının bulunmasından mutlu olurdu. Kendi şiirlerini belirli bir melodiye göre, o şiir o âhengi kaldırsın kaldırmasın, okumaktan zevk alırdı. Karakteri itibariyle neşeli, o derecede de kuruntulu, vehimli bir insandı. Ailesiyle ilgisini tamamen kesmişti. Kişiliğinden başka dayanağı yoktu. Onun, Atatürk'ün sofrasında söylediği bir söz, çok şöhret kazanmıştır.
Atatürk;
- Yahya Kemal Bey, Ankara'nın en çok neresini beğendiniz?
diye sormuştu. Yeni milletvekili de hemen cevap vermişti:
- İstanbul'a dönüşünü, Paşam...
Melek Celal Sofu'nun (ressam) bir hâtırasına göre, gençlik döneminde aşık olduğu Celile Hanımla evlenemeyişi Yahya Kemal'i ömrü boyunca bir yuva kurmaktan yoksun bırakmış, hiç bir kadın ona bu aşkı unutturamamıştır. Erenköyü'nde Bahar ve Geçmiş Yaz gibi bir çok şiir bu sevginin neticesidir.
Bununla beraber şairi, çok sıkıntıya düştüğü yıllarda Kavaklıdere Şarap Fabrikası'na iki mısralık bir reklam şiri yazdığını da görüyoruz:
Biz veda etmek üzereyiz kedere
Getir ahbap bir Kavaklıdere
Yahya Kemal'de, alelâde bir sözü şiir haline getirme gücü vardı. Süleyman Nazif'in İbnü'l-Emin Mahmud Kemal hakkında söylediği:
Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine
mısraını hemen bir mısra ilavesiyle gerçekten şiir haline getirmişti.
Hezâr gıbta o devr-i kadîm efendisine
Ne kendi kimseye benzer ne kimse kendisine
Kırk yılı aşan edebî hayatının ürünü, belki küçüklü büyüklü kırk parça eseri aşmaz. Ama hepsi de seçkin ve hepsi de birbirinden güzeldir. Şiir Kitapları: Kendi Gök Kubbemiz (1961), Eski Şiirin Rüzgâriyle (1962), Rübailer ve Hayyam Rübailerini Türkçe Söyleyiş (1963) Şiirlerinden bir kaç örnek ... MEHLIKA SULTAN Mehlika Sultana asik yedi genc
Gece sehrin kapisindan cikti;
Mehlika Sultana asik yedi genc
Kara sevdali birer asikti.
Bir hayalet gibi dünya güzeli
Girdiginden beri rüyalarina;
Hepsi meshur o muamma güzeli
Gittiler görmeye Kaf daglarina.
Hepsi sirtinda aba günlerce
Gittiler icleri hicranla dolu;
Her günün ufkunu sardikca gece
Dediler: "Belki son aksamdir bu!"
Bu emel gurbetinin yoktur ucu
Daima yollar uzar, kalb üzülür;
Ömrü oldukca yürür her yolcu
Varmadan menzile bir yerde ölür.
Mehlikanin kara sevdalilari
Vardilar cikrigi yok bir kuyuya,
Mehlikanin kara sevdalilari
Baktilar korkulu gözlerle suya.
Gördüler: aynada bir gizli cihan..
Ufku cepcevre ölüm servileri
Sandilar dogdu icinden bir an
O uzun sacli, uzun gözlü peri.
Bu hazin yolcularin en kücügü
Bir zaman bakti o viran kuyuya
Ve neden sonra gümüs bir yüzügü
Parmagindan siyirip atti suya.
Su cekilmis gibi rüya oldu!
Erdiler yolculugun son demine
Bir hayal alemi peyda oldu
Göctüler hep o hayal alemine.
Mehlika sultana asik yedi genc
Seneler gecti henüz gelmediler;
Mehlika Sulana asik yedi genc
Oradan gelmiyecekmis dediler. [ Ne kadar kimileri tarafından bir aşk şiiri gibi görünse de Osmanlı devleti ' nin çöküş zamanındaki şairlerin dış ülkelere giderek kendi edebiyatlarını unutmalarını konu alır..En sevdiklerimdendir...] AKSAM MUSIKISI Kandilli`de, eski bahcelerde,
Aksam kapaninca perde perde,
Bir hatira zevki var kederde.
Artik ne gelen, ne beklenen var;
Tenha yolun ortasinda rüzgar
Tesrin yapraklariyle oynar.
Gittikce derinlesir saatler;
Rikkatle, yavas yavas ve yer yer
Sessizlik daima ilerler.
Ürperme verir hayale sik sik,
Her bir kapidan giren karanlik
Cok belli ayak sesinden, artik.
Gözlerden uzaklasinca dünya,
Binbir geceden birinde, güya,
Baslar ru`ya icinde ru`ya. KAR MUSIKISI Bin yildan uzun bir gecenin bestesidir bu,
Bin yil sürecek zannedilen kar sesidir bu.
Bir kuytu manastirda dualar gibi gamli,
Yüzlerce agizdan koro halinde devamli,
Bir erganun ahengi yayilmakta derinden,
Duydumsa da zvk almadim Islav kederinden.
Zahnim bu sehirden, bu devirden cok uzakta,
Tanburi Cemil Bey caliyor eski plakta.
Birden bire mes` udum, isitmek hevesile,
Gönlüm dolu Istanbul`un en özlü sesile.
Sandim ki uzaklasiti yagan kar ve karanlik
Uykumda bütün bir gece körfezdeyim artik. SESSIZ GEMI Artik demir almak günü gelmisse zamandan,
Mechule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hic yolcusu yokmus gibi sessizce alir yol;
Sallanmaz o kalkista ne mendil ne de bir kol.
Rihtimda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Bicare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranli hayatin ne de son matemidir bu.
Dünyada sevilmis ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmiyecekler.
Bircok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir cok seneler gecti; dönen yok seferinden. GECE Kandilli yüzerken uykularda,
Mehtabi sürükledik sularda.
Bir yoldu parildayan gümüsten
Gittik bahsacmadik dönüsten.
Hülya tepeler, hayal agaclar...
Durgun suda dinlenen yamaclar...
Mevsim sonu öyle bir zamanki,
Gaip bir musikiydi sanki.
Gitmis, kaybolmusuz uzakta,
Rü`ya sona ermeden safakta. YAHYA KEMAL`in SÖYLEDIGI SON BEYIT: Ölmek kaderde var, yasayip köhnemek hazin
Bir care yok mudur buna ya Rabbel`alemin?
__________________ |