İlk olarak konu başlığı bana itici geldi açıkcası ki hemen bana "bugün allah için ne yaptın" cümlesini anımsattı ve bu söz kadar itici oldu. Bu bir eleştiriydi.
Ülke, 12 Eylül darbesinden sonra giderek anti-laik bir konuma doğru sürüklenmeye başladı. Darbe sonrası açılan imam hatipler yada kuran kursları bunun en önemli göstergeleri olarak hala önümüzde durmaktadı.
Geçen bir tv programında bir rektör şöyle bir cümle kullanmıştı."
Türkiye'de 80 öncesi komünizm geliyor diye yaygara koparmışlardı ama gelmedi çünkü komünist bir sistemin bu ülkede o an bir zemini yoktu ama şimdi eger biz şeriat gelecek diye her yerde söylüyorsak, bu safsata olarak algılanmamalı çünkü bu ülke de bunun zemini var." Anlatmak istediğim şu; bu ülke de halk tabanı için şu anda şeriatın gelip gelmemesi konusu önemli değil çünkü nufüsün çounluğu islam dinini kabul etmiş durumdadır. İlk etapta evet halkın sorunları görülmeli amabu da öyle "aç halkın karı doyurulmalı" gibi basit ve sığ bir yaklaşımla olmamalıdır. Halkı bilinçlendirmek, kendimizin bilinçlenmesi ile mümkündür. Belfalas'ın verdiği örnek bu açıdan önemlidir,kendi biliçdüzeyi yüksek biri kendi yapacakalrını bildiği ve yaptığı için, halkı a bilinçlendirebilir.
Yine bir örnek vericem; Nazım Hikmet ile ilgili anlatılan bir hikaye var, Nazım Bursa cezaevinegetirildiğinde, kend ranzasını getiriyor ve birçok mahkum yerde yatarken kendi ranzada yatıyor. Birgün cezaevi müdürü Nazım'ı yanına çağırıp "Bu nasıl eşitliktir, sen ranzada yatrken, çoğu mahkum yerde yatıyor?" diye kızarak ve alaycı bir şekilde soru soruyor. Nazım, bu soruya karşı hiç istifini bozmadan şu cevabı veriyor; " Beni derdim yerde yatmak değil herkesi yatak sahibi yapmak." Burda da tartışılması gereken şey bu olmalıdır. İnsanlar neden aç diye herkes sorar, bunlar doymalı, ülke kalkınmalı diye herkes söyler ama çözüm üretenler sadece kazanır.
İlk olarak yaşadığımız sistemi bir tanımlamalıyız.Hala laik bir cumhuriyette yaşadığımızı söyleyenler en basit bir tabirle yanılıyorlar, çünkü yukarda da bahsettiğim gibi, 12 Eylül sonrası bu laik ülke yok oluşa doğru gitmeyi hızlandırmıştır. Geçenlerde açıklanan rektörlerin bildirisine imza atan rektörlerden biri, Atatürk öldüğü zaman bu ülke de cumhuriyet karşıtı hareketler hızlanmaya ve güç kazanmaya başlamışlardır demişti. Ben bu cümleyi biraz daha ileri götürüyorum ve 12 Eylül sonrası bu hareketler devleti yönetmeye aşladı ve şimdi tamamen devlet onların elindedir. Yaşadığımız sistem laik bir sistem değildir. Daa önce bir kaç yazıda da belirtmiştim, tekrar olacak ama yine söyleyim, yaşadığımız sistem bir tek parti rejimdir ve bu rejime dünyanın bütün ülkelerinde diktatoryal rejim derler ya da daha net açıklarsam faşist rejim derler.
Şimdi yaşananlar bir tek parti rejiminde yaşananların en basitleridir. Aklınıza Nazi Almanyasını ve yapılanları getirirseniz ne demek istediğimi daha net anlatmış olurum. Ülke tam anlamıyla kapitalist bir ülke olma konumuna doğru ilerlemektedir. Bugün, türban yasasına karşı olduğunu söyleyen parti ya da kurumların çoğu ki bunlar kendilerini kemalist olarak ifade ediyorlar, halk yerine sadece kendi çıkarlarını ve iktidardan pay almayı düşünmektedirler. Sorun halkın kendi gücünün farkına varması ve bunu doğru kullanması ile çözülecektir. Bu da kısaca, aydın olarak ifade edilen ve aslında genel anlamda ülkenin düşünen kesimini içine alan topluluğun doğru kararlar alma ve uygulama gücüne bağlıdır. Bu topluluk ise bizlerden, okuyan tartışan insanlardan başkası değildir.
Şimdilik bu kadar, daha sonra devam ederim...
