| -YASAKLI-
Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 3.174
| Salem Cadı Avı....
Salem zengin bir kasabayla bir çiftçi köyü olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Bu ikisi hep birbirlerini yiyorlardı. Köylüler şiddetli tartışmalar, kavgalar çıkararak, kasabadan dinsel ve politik özgürlük istiyorlardı. Salem cadı avlarını anlayabilmek için öncelikle cadılık suçlamalarının ilk ortaya çıktığı zamanı incelemek gerekir. Orda da 17.yüz yılda Massachusetts Bay Colony’deki yaşamın klasik gerginlikleri yaşanıyordu. Şeytana olan büyük bir inanç, Salem Köyü’ndeki gruplar, fanatikler ve Salem Kasabasıyla olan rekabet, yeni başlayan frengi salgını ve savaşan kabileler tarafından saldırıya uğrama tehlikesi, şüphe ve korkulara çok iyi bir zemin hazırlamıştı.
1688’de, Glower ve Goodwin adlı iki kadının arasındaki tartışmadan sonra, şiddetli kavgayı izleyen Goodwin’in çocuğu, yerde kıvranmaya başladı. Glower, bir katolik rilandalı, cadılıkla suçlandı ve idam edildi.
1689’da köylüler kendi kiliselerini kurma ve eski bir tüccar olan Saygıdeğer Samuel Parris’i başkanları olarak seçme hakkını kazandılar. Başkanın katı tavırları ve sınırsız gibi görünen tazminat talepleri onu popüler yapmıştı. Bir çok köylü Parris’i başkanlıktan atmak için yemin ettiler ve Ekim 1691’de onun maaşına katkıda bulunmayı kestiler.
Ailelerini boğan bu gerginlikten bir kaçış yolu arayan Parris’in 9 yaşındaki kızı Betty ve onun kuzeni Abigail Williams, Barbados’dan bir köle olan Tituba tarafından anlatılan büyüleyici hikayelerin keyfini çıkarıyorlardı. Kızlar bu çok güzel ve yasaklanmış eğlenceyi paylaşmak için birkaç arkadaşlarını da davet etmişlerdi. Tituba’nın dinleyicileri, o geleceği söylemekten bahsederken, dikkatle dinlediler..
1692’de Salem Köyü’nün Saygıdeğer Başkanı Samuel Parris’in yiğeni ve kızı hastalandı.
Betty bir çeşit delirme krizi, bir sarsıntı içindeydi. Abigail Williams ve kızların arkadaşı Ann Putnam’da da aynı belirtiler gözlemlenmişti. Doktorlar ve rahipler korku içinde kızların eğilip bükülmelerini, kendilerini sandalyelerin altına saklamalarını ve anlamsız şekilde bağırmalarını izlediler. Doğal bir açıklamanın olmaması, doğa üstü bir açıklamayı doğurdu, Puritanlar kızların büyülendiğini öne sürdü. Parris ve diğerleri tarafından kışkırtılıp,işkencecilerinin adını verdiler: Sarah Good adındaki bir dilenci, yaşlı Sarah Osburn ve Tituba’nın kendisi. Her kadın da çevresine uyumlu olmayan insanlardı. Osburn masum olduğunu söyledi. Good da aynısını yaptı, ama Osburn’ü suçladı. Tituba ise 1692’nin Mart ayında itiraf etti: “Şeytan bana geldi ve ona hizmet etmemi teklif etti.” Köylüler, Tituba siyah köpeklerden, kırmızı kedilerden, sarı kuşlardan ve beyaz saçlı bir adamın, Tituba’ya şeytanın kitabına imza atmasını buyurmasından bahsederken, büyülenmiş bir şekilde oturuyorlardı. Birkaç tane keşfedilmemiş cadının bulunduğunu ve onların Puritanları yok etmeye ant içtiklerini soyledi Tituba. Bu cadıları bulmak sadece Salem için değil, tüm Massachusetts için bir haçlı seferi, bir cihat haline gelmişti. Bu cihatın bir sancıya dönüşmesinden ve cadı avcılarının, kurbanlarından çok daha ölümcül olduğunun kanıtlanmasından önce, Anne Putman, hikayenin muhtemelen en önemli elemntlerinden bir tanesiydi. Zengin histerik ve “Sirk Kızları”na katılan kadına kıyasla onun hakkında çok fazla detay bilinmiyor.
1692’nin Mayıs ayında Salem Cadı Avı başladı ve çabucak yozlaştı. Cadı olduğu idda edilen Martha Cory’e yapılan suçlamalar sırasında, kızlar cadı olduğu idda edilen kadının kendi ellerini büküp, kızları fiziksen olarak incitebileceğini öne sürdüler. Kızlar ayrıca, öbür mahkeme odasındayken, bayılıp, eğilip, bükülüp, başka dramatik yollar denediler. Kızlardan bir tanesi “Hayali bir Kanıt”ı olduğunu öne sürdü, başka bir deyişle sadece kızın algılayabildiği, insanlara görünmez olan bir hayalet yada kötü bir ruh. İnanılmaz şekilde, bu kanıtlar kanunen cadılık yapıldığı yönünde yeterli bulundu. Bu kızlar sözde işkence görmüş ve ele geçirilmişlerdi. Suçlandırılanlar, sözde kendilerini ele geçirip, işkence yapanlardı.
1692 Haziranında, özel Oyer ve Terminer Mahkemesi (Anlamı dinleme ve karar verme) Salem’e geldi ve cadılıkla ilgili olayları dinledi. William Stoughton’un başkanlığında, bir yargıçlar ve jüriden oluşuyordu. İlk suçlanan Bridget Bishop, suçlu bulunarak 10 Haziran’da asıldı. 1692’de 19 “cadı” Gallows Hill’de asıldı ve Giles Cory adındaki kendini savunup,kurtulmak için yalvarmayan bir sanığa ölümüne işkence edildi. Aralarında hapiste ölen bir çocuk da bulunan bir başka beş tanesi öldü. Mahkemenin otoritesini anlamadığı, savunma yapmadığı gerekçesiyle de bir adam, büyük bir taşın altında ezilerek öldürüldü. Tituba önce hapse atıldı, sonra da Salem Köyü’nden sınır dışı edildi.
Nasılsa, otoritesi olan insanlar ve halk, cadı avının kontrolden çıktığını farkettiler, görünen oydu ki herkes cadılıkla suçlanabilirdi. 3 Ekim 1692’de Harvard Koleji’nin en meşhurbaşkanı Mather, şöyle konuştu:
“On tane maznun cadının kaçmasındansa, bir tane masum insanın suçlanması daha iyidir.”
Vali William Phips bu cadı vakalarından iğrenmişti artık ve bu çılgınlığa bir son vermek istiyordu. Mahkemeye baş vurarak, “hayali kanıt”ların geçerli olmamasını sağladı. Bu yeni mahkeme zanlıların 56’sından sadece 3’ünü suçlu buldu. Mayıs 1693’te Phips hala cadılık suçlamalarından dolayı hapiste olanlardan ve asılmayı bekleyen 5 kişiden özür diledi. Salem Cadı Avı, artık bitmişti.
Bu ayıptan çıkan tek iyi şey insanların duygularını dinleyip Salem Cadı Avı’nı dava etmeleri oldu. Ama Cadı Avı lekesi hep kaldı.
-------------------- Loudun Cadı Avı...
1634’te sayılan bir rahip olan UrbainGrandier bir anda büyücülük, kötü büyüler ve Fransa’daki Loudun’un bir rahibelerini büyülemekle suçlandı.
Rahip Grandier uzun boylu, yakışıklı ve çekici bir adamdı ve bir çok rahibe gizlice ona aşık olmuştu. Grandier’e yapılan suçlamalar rahibe Superior Jeanne des Anges’in rüyalarında Grandier ile ilgili iblisli,haram şeyler gördüğünü söylemesi ile başladı. Diğer rahibeler de onu takip ettiler, rahibe Superior’un histerisine kapılıp, kendi versiyonlarıyla rahibi suçladılar. Grandier’in baş suçları, rahibelerin aniden çığlıklar atmaya, tanrıya ve dine sövüp saymaya ve vücutlarını eğip bükmeye başlamalarıydı. Bunlar iyi tanınan ve aileleri saygı gören kadınlardı. Kadınların erotik tavırları daha zor sorunları doğurdu. Bir çok kişi rahibelerin bir tane değil de bir iblis ordusu tarafından ele geçirildiğine inandılar.
Bu noktada Grandier’in bir düşmanı olan Rahip Mignonve asistanı, ele geçirilmiş rahibeleri, Grandier’e karşı, himayesi altına aldı ve rahibelere şeytan çıkarma ayinler yaptılar. (Exorcism) Başkaları da olduğu gibi bu büyülerden sorumlu tutulan iki iblis Asmodeusve Zabulon’du.
Granier rahibelerin karantinaya alınmasını emretti ve Bordeaux’un başpsikopozuna hemen rahibeleri incelemesi için bir doktor yollamasını istediği bir mektup yazdı. Doktor, kadınları iyileşmiş olarak bulduğu halde Grandier, umursamaz bir tavırla rahibelerin hücrelerinde kapalı kalmalarını emretti. Bu histeriyi birkaç ay durdurmuştu ama tekrar başladı.
Bu sefer Grandier’in düşmanları onu tutuklatmak ve büyücülükten suçlamak için çalışıyorlardı. Grandier’in eski sevgilileri onun dine karşı saygısızlık ettiği, zina yaptığı ve hısımlarıyla cinsel ilişki yaşadığı hakkında hikayeler anlattılar. Bu sırada Jeanne histeriyi beslemeye ve rahibeleri ele geçiren iblislerin isimlerinin listesini tutmaya devam ediyordu. Hatta psikosomatik bir doğum yaptıracak kadar ileriye gitti. Loudun’daki kadınları ele geçiren iblislerin listesi:
Asmodeus, Zabulon, Isacaaron, Astaroth, Gresil, Amand, Leviatom, Behemot, Beherie, Easas, Celsus, Acaos, Cedon, Alex, Naphthalim, Cham, Ureil ve Achas.
Sonunda Grandier tutuklandı, işkence gördü, hüküm giydi ve canlı canlı yakılmaya mahkum edildi. Mahkeme sırasında yetmiş iki tanık ona karşı ifade verdi. Loudun’daki histeri Grandier’in ölümünden sonra da devam etti ama rahibeler söylendiğine göre, daha sonra deliren ünlü şeytan çıkarıcısı (exorcist) Rahip Surin tarafından ayinle iyileştiriliyorlardı. Surin iblisleri kovmayı başardı ve onlardan şeytanla yaptıkları anlaşmayı bozduklarına dair feragat topladı. En az sekiz iblis bu feragatı imzaladı, bunların arasında Leviathan, Balam, Isacaron ve Behemoth da vardı.
Hikaye bir çok dolandırıcının exorcism (şeytan çıkarma ayini) yapmasaıyla iyice dejenere oldu. Histeri en son 1638de Jeanne des Anges’in gördüğü rüyayla son buldu. Rüyasında eğer Aziz François’in mezarına bir hac düzenlerse, şeytandan kurtulabileceğini görmüştü. Annecy’e gitti, Richelieu ve Louis XIII’i ziyaret etti. İblisler gitmişti.
Charcot’un 1866’da analiz ettiği gibi kurbanlar hysteri-demonopatinin kurbanıydılar. Cinsel arzuları bastırıldığı için, erotik tutkuları, tek suçu çekici olmak olan Grandier’le ilgili rüyalara dönüşmüştü.
Grandier Kardinal Richelieu’nun bir düşmanıydı, çünkü eskiden bir ortodoks yeri olan Loudun Kalesi’ni yok etmesine karşı çıkmıştı. Ayrıca kardinale karşı bir kitap yazdığından da şüpheleniliyordu. Richelieu da fırsatı değerlendirdi ve Jeanne’i kendi amacı doğrultusunda yönlendirerek büyücülükle suçlanmasını sağladı.
Bu hilenin hurdanın rezilliğin tek amacı ise politik hırslar, tanınma ihtiyacı ve düşmanlardan kısa yoldan kurtulmaktı.
-------------------- Louviers Cadı Avı..
Louviers’deki iblisler tarafından ele geçirilme olayları 1647’de Louviers Manastırı’nda başladı. O zaman 18 yaşında olan Rahibe Madeleine Bavent, ifadesiyle soruşturma başlatan ilk kurbandı. Söylendiğinie göre, Rahip Mathurin Picard ve Rahip Thomas Boulle, rahibeleri, iblislerle cinsel ilişkiye girdikleri gizli ayinlere götürüyorlardı. Bavent’in ifadesine göre iblisn adı Dagon’du. Diğer rahibeler de benzer ifadeler verdiler. Picard ve Boulle, rahibelerin ifadesi doğrultusunda tutuklandılar. Rahibe Bavent ömür boyu hapis cezası aldı. Rahip Boulle canlı canlı yakıldı ve Rahip Picard’ın cesedi (soruşturmadan önce ölmek gibi bir lütfa sahip olmuştu) mezarından çıkarılıp yakıldı.
Devamındaki araştırmalar, rahibelerin klasik histeri semptomları yaşadığını kanıtladı.
-------------------- Aix-en Povence Cadı Avı
1611’de Aix-en-Povence’de (Fransa’nın güneyi) Peer Gaufridi canlı canlı yakılmıştı. Peder Gaufridi ve onun gibi iblisler tarafından ele geçirilen rahibeler, Sister Madeleine Demandolx de la Palud and Sister Louise Capel, işkence altında kendi itiraflarıyla hüküm giydiler. Rahip Gaufridi ve Rahibe Madeleine tanrıyı ve azizleri reddettiklerini, vazgeçtiklerini kiliseye bildirmişlerdi. İki rahibe de manastırdan kovulmuştu. Bu ayrıca iblisler tarafından ele geçirilen birisinin ifadesinin alındığı ilk vakaydı. 17.yüzyıldan önce iblislerin yalancı olduğu bilindiği için, bu ifadeler geçerli sayılmıyordu. 1613te, iki yıl sonra, bu hastalık ve histeri Lille’nin yakınlarına yayıldı. Lille’de rahibelerin iblislerin etkisine girdiği rapor edildi Rahibe Marie de Sains’i cadı olduğu ve onları büyülediğini öne sürerek tutukladılar.
Konu birunsatan tarafından (29-03-2008 Saat 22:41 ) değiştirilmiştir..
Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi
|