JUKEBOX | CHAT | GNOXIS MESSENGER



Geri git   Gnoxis.com > Kültür - Sanat > Tiyatro

Cevapla
 
Seçenekler Arama
Alt 03-03-2008, 23:01   #1
-YASAKLI-
 
birunsatan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 3.183
Karma gücü: 0 birunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond repute
2008 Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirisi..





Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirisi’ni Kanadalı sanatçı Robert Lepage yazdı. Ulasal Bildiri’yi ise İ.B.B.Ş.T Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya yazacak.


Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirisi

Robert Lepage

Tiyatronun kökenine dair birçok hipotez vardır ama benim bulduğum, masal formundan alınmış ve en düşünce-kışkırtıcı olanıydı:

Bir gece, şafak vakti, bir grup insan taş ocağında ısınmak ve hikayeler anlatmak için ateşin etrafında toplanmış. Birdenbire, içlerinden birinin aklına bir fikir gelmiş. Ayağa kalkmış ve kendi gölgesini kullanarak bir hikaye canlandırmaya başlamış. Taş ocağının duvarlarında ateşten gelen ışığı kullanarak gerçeğinden daha büyük karakterler yapmış. Şaşkınlıkla bakan diğerleri her yaptığını anlıyorlarmış. Güçlü ile zayıfı, can sıkıcı ile canı sıkılmışı, Tanrı’yı ve ölümlüyü…

Bugünlerde şenlik ateşinin yerini projektörün ışığı, taş ocağındaki duvarın yerini de tüm mekanizmasıyla birlikte sahne almış durumda. Tüm bu kurallara ve geleneğe dikkatlice uyan titiz insanlar olarak, bu hikaye bize tiyatronun başlangıcındaki teknolojiyi ve onu bir tehdit aracı olarak değil, birleştirici bir unsur olduğunu anlamamız gerektiğini hatırlatıyor.

Tiyatro sanatının hayatta kalması onun kapasitesine, yeni araçlarla ve yeni dillerle kendini sürekli yeniden keşfetmesine bağlıdır. Tiyatro kendi çağının büyük olaylarına tanıklık etmeyi ne şekilde sürdürebilir ve insanlar arasındaki anlayışı ve açıklık ruhunu nasıl yaygınlaştırabilir? Hoşgörüsüzlük, dışlanma, her türlü füzyona ve kaynaşmaya direnen ırkçılık sorunlarına karşı, kendi pratiklerinde çözümler önererek nasıl kendini onurlandırabilir?

Tüm karmaşıklığıyla birlikte dünyayı anlatmak için sanatçı, yeni biçimler ve fikirler ileri sürmek ve bu kalıcı ışık-gölge oyununda insanlığın siluetini çekip çıkarma yeteneğine haiz olan izleyiciye güvenmek zorundadır.

Ateşle oynadığımız, risk aldığımız doğrudur. Ama aynı zamanda bir şansı da yakalamış oluruz: Yanabiliriz. Ama aynı zamanda şaşırtabilir ve aydınlatabiliriz.

Robert Lepage
Quebec, Kanada
17 Şubat 2008

Orijinali Fransızcadır.
(İngilizce çevirisinden Türkçe’ye çeviren: Volkan Çağlayan)


Robert Lepage (1957-…)

Robert Lepage Kanada’nın en “ödül”lü tiyatrocularından biridir. Kanadalı oyun yazarı, oyuncu ve sinema yönetmenidir. 1957’de Quebec’te doğdu. 5 yaşında bir hastalık sebebiyle saçlarını kaybetti. Ergenlik dönemindeki bir depresyondan sonra utangaçlığını yenebilmek için drama okuluna kaydoldu. Quebec’te, Conservatoire d'Art Dramatique’te okuduktan sonra Paris’te Alain Knapp’ın tiyatro okulundaki atölye ve seminerlerine katıldı. Quebec’e geri döndükten sonra bağımsız yapımlar yaptı ve 80’lerin başında Théâtre Repère’e katıldı. Burada yaptığı “circulations” isimli yapıt Kanada’da “en iyi yapım” seçildi. Ottoawa’da National Art Centre’s’in sanat yönetmenliğini yaptı. Bu dönemde “Needles And Opium” gibi oyunları ve “Macbeth” gibi eserleri sundu. 1993’te ‘Ex Machina’ multi iipliner (çoklu sanat disiplininin bir arada kullanıldığı) bir kumpanya kurdu ve sanat yönetmenliğini yaptı. The Seven Streams Of River Ota ve iki kardeşinin annelerinin ölümünden sonra birbiriyle yarışmasıyla, Birleşik Devletler ve Sovyetler’in uzay yarışını karşılaştırdığı en tanınmış yapımlarından biri olan “The Far Side Of The Moon”u yaptı. Daha sonra filme de uyarladı. Bu kumpanyayla birlikte gerçekleştirdiği yapımlar dünyanın çeşitli yerlerinde sahnelendi. Lepage müziğe de bulaştı. Peter Gabriel’in Secret World turunun sahne yönetmenliğini yaptı ve operalar sahneye koydu. Son oyunu Danimarkalı masal yazarı Hans Christien Andersen’nin “The Dyrad” isimli eseridir ve uluslararası birçok ödül almıştır. Şu anda “The Image Mill” isimli, dünyanın en büyük mimari projektörü olacak bir proje için çalışmaktadır. Quebec Şehri’ni Bassin Lousie ırmağı çevresinde geçmişi, bugünü ve geleceği dört büyük çağa ayırarak (su yolları ve keşif çağı, yollar ve yerleşimler çağı, trenyolları ve gelişme çağı, uçak yolculukları ve iletişim çağı) bir ses, ikon ve fikirler mozaiği olarak sunduğu bu çalışma halen sergilenmektedir.
birunsatan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Sponsored links

Sponsor Bağlantılar
Alt 04-03-2008, 00:38   #2
 
pithc - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12 2006
Nerden: klan savaşlarında...:)
Mesajlar: 3.361
Karma gücü: 125 pithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond repute


"Ateşle oynadığımız, risk aldığımız doğrudur. Ama aynı zamanda bir şansı da yakalamış oluruz: Yanabiliriz. Ama aynı zamanda şaşırtabilir ve aydınlatabiliriz."

birun tesekkurler...dunya tiyatrolar bildirisi her sene yayınlanır ve amacı tiyatro yapanların ve tiyatro ile ugrasanların ne yaptıklarını ve amaclarının ne oldugunu hatırlatmaktır bir yerde...
__________________
[Satılık Washburn XB 400 Bass Gitar!!!]...[Satılık marxtone Bateri!!!]...pm ile ulaşın...
Tiyatro Sezonu Bitmiştir..Sıra Sınavlarda..
pithc isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 04-03-2008, 15:22   #3
-YASAKLI-
 
birunsatan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 3.183
Karma gücü: 0 birunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond repute


her yıl bir uluslararası birde ulusal olarak her ülkenin yayınladığı bu bildiri yaşanılan günün koşulları ve sanatın içinde bulunduğu durumu anlamak içinde çok önemlidir.
birunsatan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Sponsored links

Alt 04-03-2008, 22:37   #4
 
pithc - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12 2006
Nerden: klan savaşlarında...:)
Mesajlar: 3.361
Karma gücü: 125 pithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond repute


tekrar tesekkurler birun...
pithc isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Sponsor Bağlantılar
Alt 16-03-2008, 03:16   #5
-YASAKLI-
 
birunsatan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 3.183
Karma gücü: 0 birunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond repute
27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü Ulusal Bildirisi..



27 Mart 2008 Ulusal Bildiri...

Bugün 27 Mart 2008, Dünya Tiyatro Günü. Bu kez önünüzde konuşmak görevi ve onuru bana verildi.

Ustam Muhsin Ertuğrul'un yazdığı ilk Ulusal Bildiri'nin otuz yıl sonrasında ve O'nun kurumsallaştırdığı tiyatronun doksan dört yıllık birikimine işçilik ettiğim zamanda.

Türkiye tiyatrosu hayli zamandır bir uzun geçidin tam içerisinde duruyor ve geçidin darlığı hayal gücünü bunaltıyor. Bu geçitten, binlerce yıllık ayrışık kültürel zenginliğimizle süzülmek, Dünya köyüne, kendi oyun oynama birikimimizle akmak üzereyiz.

Küçük bir köyde yaşıyoruz, ısınıyor yahut üşüyoruz, mutlaka seviniyor ve üzülüyoruz, farklı dillerde konuşuyoruz ve ötesi, daima hissediyoruz. Köyün bilgeleri ve onların söylenceleri, uzun, durağan hayat önermelerini kışkırtıyor, hepimizi tekçi dayatmalardan koruyup sakınıyor, yaşamak böyle anlam kazanıyor. Çünkü başlangıçta hayat şekilsizdir.

Öyleyse, oyun oynamaktan ne alıkoyabilir bizi? Pek az temel izlek var biliyoruz, ama yaratıcı insan kadar çok hikâye kurma ve anlatma biçimi de var. Tiyatro sanatı hayatı sıkıcı, ısrarcı bir düzenekten koruyup kollarken, yaratıcı insandan beslenir, besleniyor. Çünkü insan eşsizdir.

Olsa olsa henüz köyün sokaklarında saklı kalmış biçimler var ve yasak mahallelere ansızın girmek heyecan vericidir. Yeni biçimlere ihtiyaç duyuyoruz, çünkü tıkanmak ölümdür. Biçim özün ta kendisidir ve en çok biçim yasaklanır bilinebilen zamanda.

Aynı anda ileriye ve geriye, yani hayatı anlamlı kılacak kimyaya, yeryüzü yaşayanının şaşırtıcı imgelemiyle gidip gelelim -ki sahici tekliği, bugünde var olan İnsan'ı anlamlı kılabilelim. Bütün zamanları kapsayan ânda, bugünde!

Bugün daima yakıcıdır. İkaros'un kanatları elbette acıyacaktır ama kim güneşe o denli yaklaşmayı tasavvur edebilir ki? Çünkü ancak, yanmayı göze alan aydınlatabilir.

Tiyatro ümitsizliğin reddidir, çünkü oyun daima başlar. Şimdi ve burada, yeniden, oyun başlamak üzere.

Başlayalım öyleyse; hayatın gözden geçirilmiş yeni yorumlarına her zaman ihtiyacımız oldu. Bu ihtiyaç olmasaydı tiyatro ne işe yarardı -ki?

Orhan Alkaya
Rejisör
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları
Genel Sanat Yönetmeni
birunsatan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 27-03-2008, 00:41   #6
 
pithc - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12 2006
Nerden: klan savaşlarında...:)
Mesajlar: 3.361
Karma gücü: 125 pithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond repute


Her yıl olduğu gibi bu yıl da, tüm dünyayla birlikte ülkemizde de “27 Mart Dünya Tiyatro Günü” kutlanıyor. Ve yine her yıl olduğu gibi tiyatronun sıkıntıları ve sorunları çeşitli etkinliklerle dillendiriliyor, kamuoyuna aktarılıyor. Aslında coşkuyla kutlanması gereken bir gün bizde daha çok bu sıkıntıların aktarılması şeklinde gerçekleşiyor.

Tüm dünyadaki tiyatroların sıkıntıları ve sorunları yanında elbette ki ülkemizdeki tiyatrolarında sıkıntıları ve sorunları mevcuttur. Ancak 27 Mart gecesi geleneksel bir şekilde halka oynanan oyun dışında, daha çok bu sıkıntıların dillendirilmesi ve de her yıl çoğunlukla ayni sorunların tekrar tekrar yinelenmesi ülkemizdeki 27 Martları coşkuyla kutlanan bir günden ziyade bir dert gününe dönüştürmüştür.
Evet sorunlar var, hem de çok. Üstelik Devletin tiyatrosu olan bizlerin sorunları hepsinden çok. Ancak her 27 Martlarda bunları altını çize çize dillendirmek ne yazık ki bu sorunlara çözüm üretmiyor. Ülkemizde sağlıklı bir kültür sanat ortamının bulunmayışı ve bununla bağlantılı olarak her sanat dalı için olmazsa olmaz kurumların eksikliği, sanat adına yapılan işlerin başı boş salınmasını getirmektedir. Hele ki bizim gibi küçük ada toplumlarında. Herkesin birbirini tanıdığı ve kişisel ilişkilerin değer yargılarının oluşmasında oldukça etkili olduğu ortamlarda aslında sanat çok da büyük bir tehlike içerisinde olur. Dışa kapalılık ve doğru örneklerin yetersizliği neticesi değer yargılarının sağlıklı oluşamaması sanat adına ciddi yanlışların yapılmasını ve giderek bu yanlışların doğrunun yerini almasını da beraberinde getirmektedir.
Maalesef ülkemizde her isteyen sanatın herhangi bir alanıyla ilgilenip kendisine istediği sıfatı yakıştırabilmekte ve yukarıda belirttiğimiz nedenlerden dolayı da başarılı olabilmektedir.
Örneğin tiyatro için konuşacak olursak yeterli sayıda ve çeşitlilikle tiyatro ekibinin olmaması, çok önemli olan eleştiri kurumunun hiç olmaması, onun yerine kişisel ilişkiler göz önünde tutularak ve tiyatroyu bilmeden yazılan sırt sıvazlayıcı yazılar. Bir tiyatro oyun yazım kurumu eksikliği, ciddi bir tiyatro tarihi geçmişi yokluğu ve en önemlisi (kendi suçu olmamasına rağmen) tiyatroya çok doğru bakamayan ve önüne sunulan her oyunu yarım saat ayakta alkışlayan bir seyirci.
Bütün bunlar ülke tiyatrosunun doğru gelişimi için ciddi tehlikeler oluşturmaktadır.
Postmodernist zamanları yaşıyor olmamızdan dolayı sanatta da ölçülebilir kriterler minimum düzeye inmiştir. Mantığın yerine duyguların öne çıktığı zamanları yaşıyoruz. Sanatın kurumsallaştığı toplumlarda bu ciddi bir tehlike oluşturmasada ülkemiz sanat ortamı için bu ciddi bir tehlikedir. Bu yüzden de bu ülkede hala zaman zaman kim sanatçıdır, kim değildir, tartışmaları yapılabilmektedir.
Bütün bu olumsuzluklar ve eksiklikler kaygan bir sanat ortamı yaratıp, kişisel ihtirasların öne çıkıp feodal bir sanat düzlemi oluşmasına, bu düzlemde de ben merkezci iktidarlar yaratılmasına, daha sonrada sanata harcanacak enerjinin yarısının bu iktidarın korunmasına harcanabilmektedir.
Gönül arzu eder ki tiyatronun sorunları yanında ve sadece 27 Martlarda değil bundan böyle bizlerden kaynaklanan sorunlarında tartışılıyor olmasıdır. Yani bundan böyle en önemli soru şu olmalı; Peki biz uğraştığımız sanatı ne kadar doğru yapıyoruz.
Mesele, bu olumsuz koşullardan faydalanıp olduğumuzdan büyük görünmeye çalışıp, tahtımızı sağlamlaştırmak olmamalıdır, mesele, kendimizi gerekirse bir adım geriye atıp bu olumsuz koşulların iyileştirilmesi için çalışmak olmalıdır. İşte biz devlet tiyatroları olarak aynayı sadece karşıya değil bundan böyle kendimize doğru da tutuyoruz.
Kendimiz için değil, ülkemizin geleceği için, tiyatronun doğrularını yapmaya çalışarak, özeleştiriyi de gölgemiz gibi yanımızdan ayırmadan tiyatro yapmaya devam edeceğiz.
Bütün tiyatro emekçilerinin “Dünya Tiyatrolar Günü” nü kutlar, herkese tiyatro dolu günler dileriz.
Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları
--------------------
::::::::::::::::::::::



Bir koca yıl daha geçti. Tiyatro bir yaşına daha girdi. Şimdi kaç bininci yılını kutluyorlar Tiyatronun kimbilir Dionisos ve keçileri ve daha kaç bin yıl kutlayacaklar.
Ateşler yakılmış, büyük şölen başlamış. Dionisos ve keçileri ellerinde şarap kadehleri , yüzleri güneşe dönük selamlıyorlar yeni günü.
Hoş geldin yeni gün, Tiyatro günü . Sevgi, Barış ve Kardeşlik getir bize taze bahar dallarıyla, kötülüğü at içimizden.
Tiyatro coşkusuyla dolsun içimiz , yüzlerimiz gülsün , neşe ve sevinç çığlıklarımız kaplasın yeryüzünü , Savaş çığırtkanlarının sesini bastırsın.
İri ve dolgun memeleriyle KÜBELE anamız bolluk ve bereket getirsin bize, hepimize . Artsın, eksilmesin, kıtlık yerini bolluğa bıraksın.
Tiyatronun evi Anadolu da Tiyatro yasak edilmesin, Çocuklar hep oynasın, oyunsuz kalmasın.
Sen - ben kavgasını bitirelim , birlikte yürüyelim. Tiyatronun doğduğu bu topraklar da , Tiyatromuza taze bahar dallarından en güzel kostümü giydirelim.
Sahnelerimiz yıkılmasın, perdelerimiz kapanmasın, Tiyatro coşkusu içimizde hep yaşasın.
Yeni gün, Tiyatro günümüz hepimize kutlu olsun
AMATÖR TİYATROLAR BİRLİĞİ
--------------------
::::::::::::::::


Bir ülke var taş evlerinden daha çok yeşil alanı boy boy çam ağaçları olan. Benzin mazot kokusu yerine tertemiz mis gibi çam ağaçlarının kokusu duyulan. İnsanlarının sekiz saat çalışıp sekiz saat dinlenip diğer sekiz saatini insanlara ayırdığı bir ülke… var gerçekten böyle bir ülke, banka kuyrukları yok orda yollarda tiner çeken çocuklar da. Yürüyen insanların yanaklarında gülümseme var birbirlerine selam veriyorlar birbirlerini tanımadıkları halde.

Böyle bir yer var içimde. Dışımda ise, bir sanatçı topluluğu görüyorum!Her gün yeni bir kavga sebebi bulan kendilerini. Sanatını icra etmek yerine yaşam kavgasına düşmüş ideallerinden uzaklarda, dizi filmlerinde boy gösteren.

Bugün 27 mart dünya tiyatro günü! Bunu dahi hatırlamayan.

Çok şükür hatırlayanlar da var tebriklerini okuyorum gözlerim doluyor. Bu kadar olumsuzlukların içinde tiyatrolarını ayakta tutmak için uğraşanlar var, yorulmaksızın koşanlar ,koşturanlar var.

İşte bugün onların günü tiyatro sanatı için hayatını feda edenlerin günü ne mutlu onlara sizin sayenizde biz tiyatroyu sevdik ne mutlu sizlere bugün sayenizde bu ülkede hala tiyatrolar sahnelerini açıyor ne mutlu ki bize sizler varsınız. Tüm sanatçıların tiyatroya emek veren tüm insanların yada bu yolda ölmüş olanların 27 MART DÜNYA TİYATRO günü kutlu olsun.

Seyir Tiyatrosu Oyuncuları
Genel Sanat Yönetmeni
Mehmet ÇELİK
--------------------
27 Mart geldi çattı...Her sene 27 mart için yeni oyunlar sahneye koyuldu..Kimi amatör kimi profesyonel ögrenciydi bunların..kimiside tasarladı bu oyunların dekorlarını sırf tiyatronun ölmedigini göstermek için...

Her sene yapılacak..Her sene 27 martta olacak tüm tiyatro ekiplerine haz vermek için ; butun tiyatro kuruluslarını ayaga kaldırmak için 27 Mart Dünya Tiyatrolar gününüz kutlu olsun...

Konu pithc tarafından (27-03-2008 Saat 00:41 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi
pithc isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Sponsored links

Alt 27-03-2008, 00:51   #7
-YASAKLI-
 
birunsatan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 3.183
Karma gücü: 0 birunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond repute


dünya tiyatrolar günü herkese kutlu mutlu olsun
birunsatan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 27-03-2008, 00:54   #8
 
pithc - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12 2006
Nerden: klan savaşlarında...:)
Mesajlar: 3.361
Karma gücü: 125 pithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond reputepithc has a reputation beyond repute


birunum seninde kutlu ve mutlu olsun...
pithc isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Sponsor Bağlantılar
Alt 27-03-2008, 01:09   #9
-YASAKLI-
 
birunsatan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 3.183
Karma gücü: 0 birunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond reputebirunsatan has a reputation beyond repute


Amatör Tiyatrolar Çevresi (ATÇ) 27 Mart 2008 Dünya Tiyatro Günü Bildirisini bu yıl yazar, yönetmen Haşmet Zeybek kaleme aldı.
-----------
27 MART 2008 DÜNYA TİYATRO GÜNÜ ATÇ BİLDİRİSİ

"Açlıktan rengi solan, her YOKSULUN karşısında, korkudan rengi atan bir ZENGİN vardır."

Provasız geldiği, 'DÜNYA SAHNESİNDE' insan, iki oyunla karşılaşır.
Birinci küme: Doğanın insana oynadığı oyunlar.
İkinci küme: İnsanın insana oynadığı oyunlar.

Şöyle sorulabilir: Yaşam nedir?
Şimdi oynadığımız oyunların toplamıdır. Ne oynuyorsak odur. Zorunlu ayak uyağını sürdürmek zorunda kalan şair gibi. Ben, kendim ve koşullarımın toplamıyım. Bu koşullar bize önceden yazılmış, çizilmiş,
dışımızda zorla yüklenmiştir. Onun için yapacağımızın en iyisini oynamak zorundayız.

Oyun ilk veridir (Ritüel, Seyirlik, Mimus vb.). Oyun oynanır doğaçlama olarak, kuralları konulur, kültür olur.

Örneğin: Tavla oyunu. Ne zaman hepyek kaybeder, dübeş kazanır? Tavla kültürü olur. Onun için her insan bir oyuncudur.

Oynamayan oynatır (İnsan sanıldığından daha çok artisttir. Nietzsche).

Oyun korku depolarını boşaltır, insanı sağaltır. Yoksa zenginler psikologa gider, yoksullar medyuma. Televizyonları medyumların sarması boşuna değil.

Tanrılara, şeytanlara, mucizelere, burçlara vb.lere inanış, nasıl insanın vahşi doğaya karşı savaşındaki güçsüzlüğünden doğmaktaysa, öteki dünyada iyi bir hayat olduğuna inanmak da, sömürgenlere karşı
savaş halinde bulunan sömürülen sınıfların güçsüzlüğünden doğmaktadır.

Aynı psikopat tanrının, sarhoş peygamberi Bush'un küreselleşme oyunu gibi...

Diğer ülkelerdeki sahabelerine oynattırdığı oyun gibi. Oyunun adı, Asimetrik Savaş! Dengesiz Ares!..

İktidar-Muhalefet bağırıyor!..
"BÜYÜK BİR OYUN OYNANIYOR."
" BÜYÜK BİR SENARYONUN PARÇASIYIZ."
"BOP"-Büyük Ortadoğu Projesi-

İnsan toplumlarının üstüne çöken bütün kötülükler: "Açgözlülük ve yükselme hırsı"dır. Kapitalizmde, siyaset ve sanat buna hizmet eder.
Esas siyaset ve sanatın amacı açıklık olmalıdır. Bu felsefenin bir lütfudur.
"AÇGÖZLÜLÜK, MAL ORTAKLIĞI İLE ÖNLENEBİLİR."
"MAL ORTAKLIĞI, KİŞİSEL MÜLKİYETİ ORTADAN KALDIRIR."
Ve bu yolda güçlülüğün çekiciliğini azaltır.
Mal ortaklığı, yükselme hırsına karşı bir kale bedeni gibidir.
BİLİNCİ OLUŞTURAN İMGELER SELİ, İNSAN BEDENİNİ KUŞATAN; DÜNYAYA, ÇEVREYE, İNSANLARIN İLİŞKİLERİNDEN NESNELERİN ETKİLENMESİNE - UZAM - OLUŞ - ZAMAN - ÇAĞIN KOŞULLARIDIR!

İNSANIN İNSANA OYNADIĞI BU OYUN ANCAK BİLİMİN ÖNCÜLÜĞÜNDEKİ ZOR OYUNU İLE BOZULABİLİR.

HAŞMET ZEYBEK
----------------------------------
Kısa Özgeçmişim

1948 yılında Tarsus'ta doğdum. İlkokulda tiyatro kolundaydım. 1962 yılında ortaokuldayken Tarsus Halkevi Tiyatrosu'na girdim. Lisede oyunlar yazmaya ve yönetmeye başladım. 1968 yılında 'Şenlik '68' de Amatör Tiyatro Birliği ödülünü aldım. "Toprak", "Düğün Ya Da Davul" adlı oyunlarımla bu şenliğe üç yıl katıldım.

Üniversiteye geldiğimde İstanbul'da Dostlar Tiyatrosu İşçi Kolu'na girdim. Bu toplulukta "Alpagut Olayı" oyununu yazdım. 1974 yılında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'na girdim. Halen yazar, yönetmen
ve oyuncu olarak çalışmaktayım.
--------------------
Türkiye’de geçtiğimiz son iki iktidarın hışmına uğrayan tiyatro, salon yıkma ve kapatma senaryolarıyla, her yıl ayrılan özel tiyatrolara devlet ödeneğinin adaletsizliğine rağmen tiyatrolar perdelerini açıyor.
Amatör ve profesyoneller yeni ve iyi oyunlar yapıp son yılda tiyatronun ruhuna can kattılar. Son dönemlerde Kürt Tiyatrosunda çok iyi gelişmeler olduğunu söylemek gerçeği tersyüz etmek olur.


Kürt tiyatrosunun nabzının tutulduğu Türkiye metropollerindeki Kürt Tiyatro grupları bölgeye yaptığı turnelerle bir nebze de olsa varlığından söz ettirdi. Ama yapılan tiyatronun ne nicelik ne de nitelik açısından bir gelişme kaydetmediğini söylememiz abartı olmasa gerek. Fakat Kürt Tiyatrosunda Diyarbakır’da yapılması planlanan “Kürt Tiyatro Günleri” Kürt tiyatrocuları ve seyircisinde bir heyecan yarattığı ortaya çıktı. Ama bu söz konusu olan tiyatro günleri gerçekleşemedi, yine ertelendi.


Her yıl dillendirdiğim bir hususu tekrar etmekten bıkmayacağım ve bıktırana kadar tekrarlayacağım; Türkiye Cumhuriyeti’nin Kültür Bakanı her yıl özel tiyatrolara dağıttığı ödenekten Türkiye’de yaşayan diğer halkların tiyatrolarına da bu paydan verilmeli. Türkiye coğrafyasında 20 milyon Kürt’ten bahsediliyorsa, söz konusu ödenekten Kürt tiyatrosu da faydalanmalıdır. Bu bizi hiçbir şekilde devletten veya başka bir yerden bir şeyler bekleyip, “aman yapılmıyor”, “aman edilmiyor” moduna sokmamalıdır. Tam tersi inadına kendi kendine hiçbir şekilde devletten bir şey umup, hantal ve dedikoducular moduna girmemeliyiz.


Bu madalyonun bir yüzü, diğer yüzü ise Kürt Tiyatrosuna desteğin kimlerden gelmesi gerektiğidir.



Kürt sanatının en cılız, en önemsiz-gereksiz görülen Kürt Tiyatrosu varlıkla yokluk arasında. Onun için bizler hala Kürt Tiyatrosu mu, Kürtçe Tiyatro mu, var mı, yok mu diye tartışıyoruz. Buradaki büyük sorunların tiyatroculardan kaynaklandığını da görmemiz gerekiyor. Doğru dürüst projelerimiz yok. Sunma yöntemini bilmiyoruz. Sunulan projelerimiz ise, devlet ve kurumlarını geçtik, ne Kürt yönetimlerinde ne Kürt sanat çevrelerinden hiçbir şekilde destek görmüyor. Ama en önemlisi projelerimizin var olup olmadığıdır. Var olan projelerin de çok da iyi ve şaheserler olmadığı bir gerçek. Proje üretemiyoruz, izlemiyoruz, paylaşmıyoruz, birbirimizi sevmiyoruz.



Tiyatrocuların hep ağladıkları söylenir. Bence bu durumda ağlaması gereken tiyatrocular değil, tiyatroyu bu halde bırakanların ağlamasıdır. Literatürde dünya savaşları olurken bile hiçbir şekilde perdelerini kapatmayan tiyatrolar, en kötü ekonomik koşullarda bile gelişmiş ülkeler tiyatro bütçesine hiçbir şekilde kısıtlama getirmeden bugüne kadar varlıklarını sürdürmüş ve seyircisiyle tiyatrolarını geliştirmişler. Bugün açlık ve yoksullukla cebelleşen Afrika halkı da tiyatrosuyla günümüzde söz edilen tiyatrolardandır. Tiyatroyu insanlara lüks olarak gören ve ya tiyatronun seyircisine ulaşmasını her türlü engellemeye çalışın bugünün iktidarı ve kurumları, bu kültürün altına dinamit koyduklarının yakıcı bir gerçeğidir.



Günümüzde en sanatçı ve ya tiyatrocu olarak bilinen ve sözde entellektüel-aydın sıfatı yakıştırılan bazı figürlerin görmezden geldiği Kürt halkı ve tiyatrosunun 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde bile sessizliklerini koruduğu ortada. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milleti eğer Kürt kardeşliğine inanıyorsa, her yıl özel tiyatrolara ayırdığı adaletsiz ödenekten adaletli davranıp Kürt Tiyatrosuna da pay verir, bu bir dilenme biçimi değil, bir haktır. Devlet ve şehir (belediye) tiyatroları da yılda en az beş tane Kürtçe oyun çıkarmalı. İstanbul gibi milyonlarca Kürt insanının yaşadığı bir şehirde niye devlet ve şehir tiyatroları Kürtçe oyunlar sahnelemesinler? Madem TRT gibi devletin bazı kanalları Kürtçe yayın yapıyorsa, devlet tiyatroları da Kürtçe oyun yapmalılar. Çünkü vergi, askerlik v.s gibi konularda Kürtler hep akla geliyorsa, bu konularda da akıllara gelmeliler. Aksi takdirde kimse Kürt ve Türk kardeşliğinden bahsetmemelidir.




AYDIN ORAK


Tiyatro Avesta Oyuncu ve Kurucusu
--------------------
Konuşmak mı, Susmak mı?



Dünya Tiyatro Günü’ne az kaldı Üç gün sonra tüm tiyatrolarda kutlamalar, çeşitli etkinlikler yapılacak, umut dolu bildiriler okunacak. “Perdeler hiç kapanmasın, alkışlar hiç susmasın, tiyatrolar sakın yıkılmasın” dileklerinden geçilmeyecek ortalık. Ulusal medya bir günlüğüne de olsa tiyatroyu hatırlayacak, devlet büyüklerimiz tiyatronun ne kadar ‘iyi’ ve ‘erdemli’ bir sanat olduğundan dem vuracak, sayın bakanımız da muhtemelen bir tiyatronun en ön sırasında kendisine gösterilen bir koltuğa kurularak bir oyun seyretmeyi ihmal etmeyecek ve en kısa zamanda tiyatromuzun sorunlarını halletmeye söz verecek. Hep öyle olmuyor mu?



Peki sonuç? Aynı tas, aynı hamam! Bir yıl sonra tekrar buluşmak ve aynı yaveleri bir daha konuşmak için ayrılıyoruz, herkes işine dönüyor. O zaman konuşmanın ne faydası var?



Geçtiğimiz yıl, tam da bu günlerde, Özel Tiyatrolara Devlet Desteği açıklandığında kıyamet kopmuştu. O zaman bir kez daha umutlanmıştık; artık tiyatrocular da biraraya geliyor ve seslerini yükseltiyor diye. Nitekim o dönemde oluşan Özel Tiyatrolar Platformu, yıllardır yılan hikayesine dönen ve artık istismar edildiği gün gibi ortada olan devlet desteği için ortak bir karar almış, bu kararı da bir bildiriyle yetkililere iletmişti. Aradan bir sene geçti, geçtiğimiz günlerde bu yılki destek miktarları açıklandı. Geçtiğimiz yıl, desteği dağıtan komisyonun ‘hikmetinden sual olunmaz’ ölçütleriyle yardım alamayan tiyatrolar, bu yıl para almaya hak kazandılar; en düşük miktardan da olsa… İşte konuşmanın sonucu! Nihayet herkes payını aldı? O halde şimdi susmak zamanı!



Peki geçen yıl sorulan sorulara yanıt alındı mı? Dağıtılan destekler hangi kriterlere göre belirlendi? İlgili yönetmelikte yer alan ölçütler uygulandı mı? Hangi tiyatro, neye göre para alıyor? Kamu tiyatrosu ve ticari tiyatro ayırımı yapıldı mı? Desteği belirleyen komisyonun yapısında ve duruşunda bir değişiklik oldu mu? Bu komisyon ne kadar objektif, özel tiyatroların sorunlarına ne kadar vakıf? Destek alan tiyatroların bir yıl içindeki kamusal ve sanatsal çalışmaları takip ediliyor mu? Tiyatrolar belli nesnel ölçütlerle denetleniyor mu? Sorulacak o kadar çok soru var ki. Ya cevap? Bir tane bile yok! O zaman soruya ne gerek var; herkes payını aldı mı? Aldı. Şimdi konuşmak olmaz. Şimdi susmak zamanı!



Oysa biz susmak istemiyoruz. Sorulacak o kadar sorumuz var ki! Çünkü biz konuşmak, ne olursa olsun sözümüzü söylemek için tiyatro yapıyoruz. Özel tiyatrolara verilen devlet desteği de; söyleyecek sözü olanlar susmadan, özgürce konuşabilsinler diye var. Sus payı olarak değil!



Şimdi konuşanlarla susanların ortaya çıkma zamanı. Biz konuşmayı seçtik. Ya asıl konuşması gerekenler? Onların konuştuğunu, ama ‘gerçekten’ konuştuğunu hiç görmedik ki!



23.3.2008


Semaver Kumpanya
--------------------
27 MART'A DAİR Bizi Çalışmak Kurtarır...

27 Mart Dünya Tiyatrolar günü yaklaşırken Tiyatro sanatı adına bir çok konu masaya yatırılacak, tartışılacak şüphesiz. Bir süredir Tiyatro adına çok da güzel gelişmeler yaşanmıyor. Kapatılan ya da kapatılma arifesinde olan sahneler geçtiğimiz 27 Mart'ın ana gündemi olmuştu. Bir yıl geçti. Tiyatro adına süregiden sıkıntılar usul usul büyümeye devam etti. En sıcak gündemse Trabzon Devlet Tiyatrosu'nun Başbakana taşlama içeren oyununun sansürlenmesi, oyuncularına ve yönetmenine soruşturma açılması oldu. Siyasi erk tarafından özerkliği tamamen yok edilmek istenen ve sistematik olarak devre dışı bırakılmaya başlanan ödenekli tiyatrolar uzunca bir süredir tiyatro çevrelerinde tartışılmakta. Ancak karamsarlığa ve polemiğe dayalı bir tartışma üslubunun hakim olduğu, kişisel çekişmelere dayalı bir ortamdan çok da verim alınabileceğini düşünmüyoruz. Televizyon karşısında değerini yitiren ve sadık izleyicisi dışında seyirciyle buluşamayan, buluştuğundaysa sıkıcı ve atıl görülen tiyatro, bizce bugün kendini yeniden tanımlamalı; misyonunu, varlık amacını bir kez daha değerlendirmelidir.

Eskiden sadece tiyatro ve radyo vardı.Tiyatro aydınlık yüzüyle şehir insanı için bir cazibe merkeziydi. Önce devlet televizyonlarının, akabinde özel televizyonların hayatımıza girmesi ve Sinema Endüstrisinin ezici hakimiyetiyle, ekonomik buhranlarını bir türlü aşamayan Türkiye için Tiyatro bir lüks haline geldi. Bugün bir özel tiyatronun bilet fiyatı 30-50 YTL arasında değişirken tiyatro'nun elit bir sanat olması, seçkinlerin ve üst sınıfın sanatı olması kaçınılmaz oldu. Ödenekli tiyatrolar ise istisnai bir kaç proje dışında kendi geleneklerini koruyarak bugünün seyiricisini -özellikle genç seyirciyi- cezbedecek ve heyecanlandıracak bir tiyatro dili arayışından itinayla kaçmakta. Tiyatro, bugün yirmi sene önce yapıldığı gibi yapılamaz. Özellikle günümüz insanını kuşatmış olan tüketim bombardımanı, büyük şehirlerin kaotik yaşam biçimi ve sinema, televizyon gibi son derece güçlü ve ulaşılması kolay alışkanlıklar izleyiciyi tiyatro salonlarından uzaklaştırmaktadır.

Profesyonel tiyatro yapan herkes bilir ki tiyatro, maliyeti hiç de ucuz bir sanat değildir. Bir çok tiyatro icracısının düşü sadece tiyatro yaparak yaşamını devam ettirmektir. Ancak yaşadığımız ülkenin somut koşulları özel tiyatro kavramını elit ve lüks kılmakta; tiyatro sadece yüksek bilet fiyatlarını ödeme gücü olanların sanatı olmaktadır. Oysa tarihçesine baktığımızda tiyatro bir halk sanatıdır. Toplumdan uzak, toplumsallıktan izole bir tiyatro düşünülemez. Elbette bir tiyatrocunun sanatını icra ederek yaşamını idame ettirmesi kadar doğal bir istek olamaz ancak, varolan sistem tiyatronun varoluş biçiminin sorgulanması gerektiği gerçeğini bize hatırlatır. Tiyatro, ekonomik ya da gişesel kaygılarla popülistleşmekte ve para kazanma amaçlı bir anlayışa kurban gitmektedir. Peki yapılması gereken nedir? Tiyatro daha geniş kitlelere ulaştığı eski heybetli günlerine dönemez belki ama mimarisinden, anlatım biçimine, ticari yaklaşımından, çeşitliliğine kadar bir çok kavram bugünün gerçekleri düşünülerek tanımlanmalıdır. Bir gecede yüzlerce tiyatronun perde açtığı İngiltere'de tiyatro her bütçeyi, her kesimi, her tür izleyiciyi barındıran bir yelpazeye sahiptir. Alternatifler içinde seyirci kendine uygun bir 'oyun alanı' bulmakta zorlanmaz.

Doğaçlama tiyatrolarından, sokak tiyatrosuna, avant garde yapıtlardan, klasik Shakespeare repertuarına, çocuk ve gençlik tiyatrolarından deneysel işlere birçok farklı tür birçok farklı ücretlendirmeyle ya da ücretsiz seyirciyle buluşur. Bizde süregiden anlayışa baktığımızdaysa ödenekli tiyatrolar dışında, 1) Alışveriş merkezlerindeki salonlarda oynayan, vodvil ya da bulvar komedisi türü oyunlar yapan gişe tiyatroları 2)Yeni yeni popülerleşen doğaçlama tiyatroları 3)Ünlü isimler merkezinden hareket eden prodüksiyon tiyatroları 4)Teatral çizgisini bozmadan ayakta kalmaya çalışan repertuar tiyatroları 5)Artık kurumsallaşmış, salonu, teknik ekipmanı ve kadrosu bulunan ve belirli bir gelenekten gelen özel tiyatrolar karşımıza çıkmakta. Burada sıkıntı, nicelik olarak çok görünmekle birlikte tüm bu yapılanmaların geniş bir seyirci kitlesini kucaklayamıyor oluşu. Sayısı belirli olan tiyatro seyircisinin tüm bu tiyatroları ayakta tutması bekleniyor ve alternatif çözümler aranmıyor.Tiyatrolar, bu noktada seyircisiyle daha samimi ve kolay buluşmanın yollarını aramalı. Halk günleri, indirimli matineler, farklı salonlarda gerçekleştirilecek temsiller, özellikle genç seyircinin ilgisini çekecek projeler, tüm bunların ötesinde çeşitlilik devam etmekte olan ataleti bir nebze azaltabilir.

Aynı biçimlerin durmaksızın kendini yinelediği bir dil yok olmaya mahkumdur. Bu noktada meselenin sanatsal ve estetik boyutu da dikkat çekmekte. Şöyle ki, farklı disiplinlerin kaynaşmaya başladığı, 'estetik' tanımının değişen dünyayla birlikte yeniden yapıldığı, çağdaş sanatın artık daha dinamik, daha sokakta ve daha politik olmaya başladığı bir dönemde tiyatro da tüm kurumlarını yeni, güne uygun bir biçimde ve bugünün seyircisinin gerçekliğini de düşünerek yenilemelidir. Bu, varolan ticari mantıktan tutun da kemikleşmiş reji ve oyunculuk biçimlerine, sahne plastiğinden, seyirciyle kurulacak ilişkiye, salon mimarisinden, teknik altyapıya herbiri farklı yazıların konusu olacak bir çok farklı alanda bir devrimle olmalıdır. Son olarak şu da unutulmamalıdır ki, Türkiye'nin her yerinde yüzlerce amatör tiyatro ve üniversite tiyatrosu yokluk içinde kendi ifade biçimlerini aramaktadır. Bu çabanın cüreti ve emeği belki de tüm bu ataleti üstümüzden atacak olan umudu içinde barındırmaktadır.

Evet, tiyatro karanlık zamanlar yaşıyor belki ama her zaman olması gerektiği gibi fikir üretmeye, tartışmaya ve en önemlisi çalışmaya ihtiyaç var. Anton Çehov'un dediği gibi 'Bizi çalışmak kurtarır...'

Tiyatro Oyunbaz adına
Güray Dinçol

Konu birunsatan tarafından (27-03-2008 Saat 01:09 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi
birunsatan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Sponsored links

Alt 27-03-2008, 02:05   #10
 
eyges - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12 2007
Mesajlar: 19
Karma gücü: 6 eyges kısacası herkes için çok değerlieyges kısacası herkes için çok değerlieyges kısacası herkes için çok değerlieyges kısacası herkes için çok değerli
20 Mart 2008 Dünya Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu Günü Assitej Türkiye Merkezi Bildirisi





Assitej Türkiye Merkezi Bildirisi

Haluk YÜCE
Oyuncu/Yönetmen

Merhaba Genç Arkadaslarim; Merhaba Tiyatro Dostlarim, Merhaba Sevgili Egitimciler, Ebeveynler...

Bugün 'Dünya Çocuk Ve Gençlik Tiyatrolari Günü'. Bugün sizin özel gününüz. Bu sizin tiyatroyla, dahasi sanatla bulusma gününüz. Bu gün tüm dünyada sansli olan çocuk ve gençler bir oyun izleyecek, bu oyun ve tiyatro üzerine konusacak, onlara eslik eden yetiskinlerle birlikte ortak bir heyecan yasayacaklar. Tiyatro yapan sanatçilarin da heyecani karsiliksiz degil; onlar da bu güzel coskuya karsilik vermek, bu heyecani sürekli kilmak için var güçleriyle çalisacak, sizlerle daha sik bulusma çabasinda olacaklar. Onlarin bu çabasi siz gençlerin, çocuklarin, egitimcilerin, anne ve babalarin çaba ve destekleri ile karsilik bulabilir. Yani siz de tiyatroyu yasaminizda önemli bir yere koyarsaniz, siz de onun eksikligini bir oyun izlemediginizde duyarsaniz, tiyatrocularin bu çabasi bosa çikmamis olacaktir. Begeni ve elestirilerinizi ifade etme hakkiniz sakli kalmak üzere onlara bu bulusmalardan duydugunuz mutlulugu dile getirmekten kaçinmayin. Bu onlar için öylesine önemli ki! Çünkü tiyatro yapmak büyük bir özveri gerektiriyor ve bunun en basta gelen karsiligi sizin mutlulugunuzdur. Unutmayin, tiyatro duygusal deneyimlerin, hayal gücü yolculuklarinin ve kültürel zenginlesmenin yasandigi en eski, en güzel sanatsal bulusmadir.

* Seyircisine alçak gönüllü ve içtenlikli bir sekilde yaklasan,
* Seyircisiyle kendisini esitler iliskisi içinde görüp, bulusmayi birlikte oyun kurma, yeni düsüncelere yelken açma olarak gören,
* Oyunculuk becerisini, seyirciyi kolayindan avlama kurnazliklarina kapilmadan, oyunun gereklerine göre kullanan,
* Seyirciyle -oyun içi ve oyun disi- iletisimde içtenlik ve samimiyete önem ve öncelik veren,
* Tiyatroyu bir görev ve para kazanma araci olarak degil, severek ve isteyerek yapan…

Tüm çocuk ve gençlik tiyatrosu çalisanlarini hepinizin huzurunda alkisliyorum. Bu tiyatrocularla karsilastiginizda siz de onlara sahip çikmayi, ellerinden tutup bu yolculuklarinda onlara eslik etmeyi ve birlikte büyümenin keyfini yaþamayi unutmayin.

Güzel ve anlamlý gününüzü bir kez daha kutlarken, bu önemli çabada yalniz olmadiginizi da hatirlatmak isterim. Ben ne güzel ki, bir oyuncu/yönetmen oldugum kadar, ayni zamanda ASSITEJ (UluslararasiÇocuk Ve Gençlik Tiyatrolari Birligi) adli kurulusun Türkiye Merkezi üyesiyim. Daha iyi, daha özenli, sanatsal kaygiyla hazirlanmis oyunlarn sizlere yakistigina gönülden inanan ve bunun tüm dünyada gerçeklesmesi için çaba harcayan ASSITEJ ve kendi adima, hepimizin aradigi 'nitelikli' yasamin nitelikli 'sanatla' varolacagina inancimizi sizlerle paylasmak istiyorum. Nice tiyatro dolu günlere.
eyges isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Sponsored links

Cevapla

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:04 .


Gnoxis.com ©2000 - 2008
Powered by vBulletin Version 3.7.2
Ad Management by RedTyger

***NoRa iS WaTcHinG YoU***



*** Gnoxis.com ***

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.1.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101