05-10-2007, 14:10
|
#1 | | -YASAKLI-
Üyelik tarihi: 08 2007 Nerden: Öte'li...
Mesajlar: 369
| Cin ve Hayalet Hikayeleri ArÅŸivi
Cinlerin insanlar tarafından görüldüğüne iliÅŸkin olarak Anadolu'da da pek çok hikaye anlatılır. Darb-ı mesel halini alan rivayetlerin toplanması sonucunda büyük bir külliyât oluÅŸması iÅŸten bile deÄŸil. Anadolu'nun pek çok kazasında cinlerin yaÅŸadığına inanılan muhiller vardır. Bu nedenle halk arasında geceleri bu muhitlerde bulunulmamasını dair ciddi telkinler yapılır. Askerde... İnanmayan arkadaÅŸlara örnektir. Bu olay, askerde başımdan geçti. Askerde çavuÅŸtum, yani nöbet tutma olayım yoktu. Askere yeni gelen Adana'lı bir çocuk vardı. Çok sakin ama neÅŸeli bir çocuktu. Geldikten yaklaşık bir ay sonra arkadaÅŸa nöbet yazılmış. Ama taburun en sakin, karanlık yerinde, adamı kesseler farkında olmaz kimse. Yanına da üst devre bir arkadaşı vermiÅŸler. Tabi üst devre arkadaÅŸ baÅŸlamış uyumaya, bunu da dikmiÅŸ nöbete. Bir saat sonra taburda bir karışıklık, bir panik, silah sesleri geliyor onun tuttuÄŸu nöbet kulesinden. ÇocuÄŸu zar zor getirdiler koÄŸuÅŸa. Bağırmalar, titremeler gözlerini dikip bir noktaya bakmalar. Ne olduÄŸunu soran yüzbaşımıza cinlerin düğününü gördüğünü söylemiÅŸ tepenin eteÄŸinde. İlk anda hava deÄŸiÅŸimine gitmek için numara yapıyor dedim tâ ki gözlerimle bir ÅŸeyleri görmeden önce. Çocuk cılız zayıf bir ÅŸey ama 3 kiÅŸi yatakta zor tutuyoruz. Kendini boÄŸmaya çalışıyor acaip acaip bir ÅŸeyler mırıldanıyor, gözleriyle odada sanki bir ÅŸey varmış gibi onu takip ediyor. Ama ona gerçekten inanmamın tek bir sebebi vardı. Uyumaya baÅŸladığı zaman aniden ellerini boÄŸazına götürdü. Kendini boÄŸmaya çalışıyor. Nerden esti bilmiyorum içimden 3 kulluvallah bir elham okudum ama kimseye farkettirmeden. ÇocuÄŸun gözleri kapalı elini dudaklarına götürdü ve bana sus iÅŸareti yaptı. Başımdan sanki kaynar sular döküldü. O gün bugündür yatmadan önce mutlaka bu duaları okurum. Bataklıkta Uyanan Genç 1985-1986 yıllarıydı. Pazarcılık yapan bir arkadaşımın başından enteresan bir olay geçmiÅŸ. Arkadaşım, bir akÅŸam üstü evinde otururken kapı çalınıyor. Bir arkadaşı aÄŸabeyinin askerden gelmek üzere olduÄŸunu ve birlikte karşılamaya gitmek istediÄŸini söylüyor. Arkadaşım da hazırlanarak iniyor ve birlikte yola çıkıyorlar. O zaman yan tarafı bataklık olan bir yol vardı. Yolda aÄŸabeyinden bahsediyorlar. Adam, "Burası daha kestirme..." diye onu bir baÅŸka yola çekiyor. Tam o sırada akÅŸam ezanı okunmaya baÅŸlayınca adam kayboluyor. Arkadaşım uyanıyor, kendini dizlerine kadar bataklığın içinde buluyor, çok korkuyor. Doktorlara, cinci hocalara gitti. Üç-dört ay kadar tedavi gördü. Beni Kurtarın! Bir köyde karı-koca birlikle yürürken caminin hemen yanında biri eÅŸarplı digeri açık iki genç kız görürler. EÅŸarpsız olan kız diÄŸerini çekiÅŸtirerek "Sen evden kaçtın, annem babam seni bekliyor, eve götüreceÄŸim." diyerek daÄŸa doÄŸru götürmek istiyor, orada da hiçbir ev yok. Karı-koca ÅŸaşırdık diyorlar. EÅŸarplı kız aÄŸlıyor. "Bırak beni, ben kaçmadım." diyor. EÅŸarplı kız onları görünce yardım istiyor, onlar da kıza yaklaşıyorlar. EÅŸarpsız kızın gözlerindeki ışıla dikkatlerini çekiyor ve korkuyorlar. EÅŸarplı kız, "Bu Cinlidir. Beni kurtarın!" diye yalvarıyor. Gözleri ışıltılı olan açık kız ise, "Sen karışma, bu evden kaçtı, geri götüreceÄŸim." diyerek karşılık veriyor. Onlar, "Ama orada hiç ev yok ki!" diyorlar. Adam, kız olduÄŸu için müdahale de edemiyor. Son olarak Caminin bitiÅŸiÄŸinde oturan imama sesleniyor. İmam gelerek onlara bir ÅŸeyler okuyor. Kızın ailesi gelinceye kadar onları evinin bir odasında tutuyor. Bir Yurtta Bütün Öğrenciler Birden Mehmet Ali AÄŸca Olursa Ne Olur? Edirnekapı Öğrenci Yurdu'nda anlatılan bir diÄŸer öykü de Mehmet Ali AÄŸca ile ilgili. 12 Eylül öncesinde bir ara askere tahsis edilen Edirnekapı Öğrenci Yurdu'nda AÄŸca'nın bir süre tutuklu kaldığı iddia ediliyor. Aradan yıllar geçtikten sonra AÄŸca'nın yurtta kaldığı odaya bir öğrenci yerleÅŸiyor. O akÅŸam çocuk, yan ranzada aÅŸina olduÄŸu bir yüz görüyor. Yakından baktığında ranzadaki öğrencinin Mehmet Ali AÄŸca olduÄŸunu fark ediyor. Büyük bir ÅŸaÅŸkınlık geçiren çocuk, diÄŸer ranzadakilere sesleniyor, onlar da dönüyorlar Bir de ne görsün, onların da hepsi AÄŸca. Korkuya kapılan çocuk eÅŸyalarını toplayarak ayrılıyor yurttan. Bir daha uÄŸramak mı o yurda? Tövbeler olsun!!! Cin Kılığına GirmiÅŸ Bir Keçi Gördünüz mü? Olay, bir köyde geçiyor. Köylünün biri, sabaha doÄŸru bir iÅŸini halletmek üzere at arabasıyla komÅŸu köye gidiyor. İşini halledip köye dönerken yolda meleyen bir keçiye rastlıyor. 'Herhalde köydeki birine aittir, kaçmıştır' diyerek arabasının arkasına alıyor. Bu arada enteresan bir geliÅŸme oluyor. At, bir türlü gitmiyor. Dehliyor, kırbaçlıyor, ama at bir adım dahi atmıyor. Aklına birden keçi geliyor adamın. Arkasına döndüğünde keçinin kıpkırmızı ve ışıldayan gözleriyle karşılaşıyor. Hemen dua okuyor, can havliyle keçiye bir tekme atarak yere düşürüyor. Keçi düştükten sonra at zembereÄŸinden boÅŸalmış yay gibi yerinden fırlıyor. Adam kendini eve zor atıyor. Ertesi gün köylüler olayın olduÄŸu yere gidiyorlar. Tekerlek izleri keçinin alındığı yere kadar normalken, arabaya alındığı yerde derin tekerlek izleri olduÄŸunu görüyorlar ve sonra yine normal tekerlek izleri... Adam, o gün bugündür, yanına kimseyi almadan köy dışına çıkmıyor. Cinlere Namaz Kıldıran İmam Tokat'ın bir Kazasında anlatılan bir hikaye halk arasında cinlerin görünebilir olduklarına bir örnek olarak anlatılıyor. Hikaye şöyledir: Ulucami imamı, bir sabah namazını kıldıktan sonra dua etmek için arkasını döndüğünde hiç tanımadığı bir grup tuhaf insanla karşılaşır. Alnından soÄŸuk terler akan imam, cesaretini toplayarak, onlara kim olduklarını, nereden gelip nereye gittiklerini sorar. Aralarından biri hocaya, "Biz OÄŸlan Deresi'nde yaÅŸayan Müslüman cinleriz. OÄŸlan Deresi'nden Güvercinlik Çalı'na gelin götürüyoruz. Geçerken, sabah ezanı okunduÄŸunu duyunca namaz kılmak için camiye geldik." diyor. OÄŸlan Deresi ve Güvercinlik Çalı. cinlerin yaÅŸadığına inanılan iki yerdir. Çoban KöpeÄŸi Akrabamın anlattığına göre çobanın biri varmış. Bu adam, geçimini yetiÅŸtirdiÄŸi koyunlardan saÄŸlıyormuÅŸ. Tabii bu adamın bir de köpeÄŸi varmış. Koyunlara bekçilik eden bu köpek, koyunları sabah çıkarıp otlatmaya götürüyormuÅŸ. AkÅŸam olunca da eve getiriyormuÅŸ. Adam, köpeÄŸinden çok memnunmuÅŸ. Adamın bir tek merak ettiÄŸi birÅŸey varmış, o da köpeÄŸinin koyunları akÅŸam eve getirdikten sonra yemeÄŸini bitirip ortadan kayboluÅŸuymuÅŸ. Adam, en sonunda şüphelenip köpeÄŸi takip etmeÄŸe karar vermiÅŸ ve ertesi gün adam, köpeÄŸi koyunları eve getirdikten sonra yemeÄŸini vermiÅŸ ve izlemeÄŸe baÅŸlamış. Köpek, yemeÄŸi bittikten sonra ormana doÄŸru gitmeye baÅŸlamış. Adam, takip ederken köpeÄŸi gözden kaçırmış. Ertesi gün yine takip etmiÅŸ, bu sefer daha yakın olarak. Köpek, uzak bir yol aldıktan sonra bir maÄŸaraya girmiÅŸ. Adam dayanamayıp arkasından maÄŸaraya girmiÅŸ ve ne görsün: cinler! KöpeÄŸine, "HoÅŸgeldinnn kara oÄŸlannn!" dediklerini duymuÅŸ. Adam, hemen oradan kaçmış. Ertesi gün, köpek koyunları otlatmaya geldiÄŸinde adam, köpeÄŸe "HoÅŸgeldin kara oÄŸlan." dediÄŸinde, köpek deliler gibi koÅŸmaya baÅŸlamış ve bir daha geriye dönmemiÅŸ. Çöl Cini ArkadaÅŸlar, bu anlatacağım hikaye bir kitaptan alıntıdır. Sizi temin ederim ki gerçektir.... Bir tüccar gurubu, mallarını satmak için develerle çölü geçmekteydiler. Vakit akÅŸam olunca çölün aÅŸağı yamaçlarında bir yerde konaklamaya karar verdiler ve çadırlarını kurdular. Çölü iyi bildiklerinden nerde konaklayacaklarını ve nerede su olduÄŸunuda iyi biliyorlardı. İçlerinden biri, arkadaÅŸlarına dönerek, "Åžu tepenin arkasında su var. Ben, biraz su alıp geliyorum." diyerek aralarından ayrıldı. Aradan belli bir süre geçti ki ne gelen var ne giden. İçlerinden bir diÄŸeri, "Ben ona bakmaya gidiyorum. Başına bir iÅŸ gelmiÅŸ olmasın." diyerek tepeyi aÅŸtı ve gözden kayboldu. Bir süre sonra o da geri dönmeyince, diÄŸerleri de gittiler; fakat giden geri dönmüyordu. En sonunda kervanda bulunan genç ve güçlü bir tanesi, yanına kılıcını ve bir arkadaşını alarak tepeyi aÅŸtı. Arkadaşı, ''Aman Ya Rabbi!'' dedi. ''Bir kadın var çırılçıplak ve çok güzel. Bizim arkadaÅŸlar da orada eÄŸleniyorlar. Ben de yanlarına gidiyorum.'' dedi ve hızla güzel kadının yanına koÅŸtu. Genç ve güçlü olan onun peÅŸinden ağır adımlarla gidiyor ve onu engellemeye çalışıyordu. Adam, kızın yanına vardığında herkesin parçalanmış ve organlarının etrafa saçılmış olduÄŸunu gördü. O güzel, çıplak bayan da baÅŸ uçlarında oturuyor ve cesetlerini kemiriyordu. Adam, öyle korkmuÅŸtu ki bir anda dizlerinin üzerine düştü. Bunu farkeden kız, arkasını döndü. AÄŸzının kenarları kanlı, gözleri ateÅŸ kızılıydı. Tırnakları ise bir deveninki gibiydi.. Uzun saçları adamı ensesinden kavradı ve bir hamlede eliyle ciÄŸerini söküp yanına bıraktı.. Kuvvetli olan, bu vahÅŸet sahnesi karşısında sanki kılıcını kaldıramaz duruma gelmiÅŸti.. Sonra kız, gözlerini ona dikti. Ayakları yere basmıyor ve inanılmaz hızlı hareket ediyordu. YaÅŸadığı ÅŸoktan eli ayağı tutmaz duruma gelen genç, son söz olarak kendisine yaklaÅŸan cine karşı Allah'a dua etti. Elinde birdenbire bir dua belirdi.. Genç, hızla duayı okudu. Duayı okumasıyla birlikte gökten bir yıldırım indi. Kıza öyle bir çarptı ki; kız, avret yeriden alnının çatısına kadar yarıldı.. Genç, ÅŸok içerisinde kervana döndü ve elindeki kağıtta yazan duayı kervancıbaşına gösterdi. Olan biten herÅŸeyi de anlattı. Kervancıbaşı, pek dini bütün bir insandı.. Çöl cinlerini de duymuÅŸ olacaktı; ama inancı ve bilgisi zayıf gencin ona sorduÄŸu soru farklıydı.. "Ey kervancıbaşı, bu dua nedir neyin nesidir?" Kervancıbaşı, duayı görünce gözleri faltaşı gibi açılıverdi.. "Ey genç insan, iÅŸte kasların ve gençliÄŸinin yetmediÄŸi bu hususta sana yardımcı olan dua, bir Kur'an ayetidir. Bu, Bakara Suresi 255'nci ayettir. Yani Ayet El Kürsi...!" Flaşı Patlatan Genci Cin Çarpıyor GeçtiÄŸimiz günlerde Web sitelerinde dolaÅŸan bir Cin resmiyle karşılaÅŸanlar ÅŸaÅŸkınlığa düştüler. Bu bir ÅŸaka mıydı yoksa gerçek miydi? Cin resmini yayınlayan dergiye göre olay şöyle geliÅŸti: BirleÅŸik Arap Emirlikleri'nde tatil yapan bir grup Suriyeli genç, kamp kurdukları bir dağın eteÄŸinde duydukları ürkütücü bir ses üzerine gittikleri maÄŸarada Cin olduÄŸunu sandıklan esrarengiz bir varlıkla karşılaÅŸtılar. Gençler, maÄŸaranın kapısında rastladıkları yaÅŸlı adamın. "Bu ses, ÅŸeytani bir cinin sesidir ve o, bu maÄŸarada yaşıyor, maÄŸaraya girmeyin!" uyarısını dinlemeyerek maÄŸaraya giriyorlar. MaÄŸarada dolaÅŸan meraklı gençlerden biri. önünü görmek için fotoÄŸraf makinesinin flaşına basmasıyla birlikte yere yığılıyor. Korku ve panik içerisinde dışarıya fırlayan arkadaÅŸları polise haber veriyorlar. MaÄŸaraya giden polis, gencin cesediyle karşılaşıyor. Daha sonra gencin ölüm nedeni 'kalb durması" olarak kayıtlara geçiyor. Ancak, gencin makinesinden çıkan filmde ilginç bir görüntü bulunuyor. FotoÄŸraf, web sitelerinde dolaşıma açılan "Cin"di. Pakistan'da okuyan bir grup Türk öğrenci, olayı yaÅŸayan öğrencilerle karşılaÅŸtıklarını, öğrencilerin olayı doÄŸruladıktarını, Amerika ve Avrupa'da laboratuvarlarda incelenen fotoÄŸrafın montaj ya da baÅŸka bir teknik hileyle gerçekleÅŸtirildiÄŸinin kanıtlanmadığını anlattıklarını aktardılar. Dört yıl önce bir maÄŸarada bir can feda edilerek çekilen bu esrarengiz fotoÄŸraf, cinlerin varlığı ve resmedilebilir varlıklar olup olmadığı konusunu yeniden tartışmaya açtı. Gece Ormanda YaÅŸlı bir kadın, hava karardıktan sonra misafir olarak gittiÄŸi köyden kendi köyüne gitmek üzere yola cıkmış. Ormanda tanımadığı baÅŸka bir kadınla karşılaÅŸmış. Esrarengiz kadın, yaÅŸlı kadına, aç olup olmadığını sormuÅŸ. YaÅŸlı kadın, aç olduÄŸunu soylemis. Bunun üzerine esrarengiz kadın, ormanda bir kutlama olduÄŸunu ve istiyorsa gelebileceÄŸini söylemis. YaÅŸlı kadın da kabul etmiÅŸ ve beraber ormanın içine dogru ilerlemeye baslamışlar. Kutlama yerine geldiklerinde, ortada büyük bir ateÅŸ ve bir sürü yemek varmış. YaÅŸlı kadını baÅŸ köşeye oturtmuÅŸlar ve ona yemek ikram etmiÅŸler. Kadın, yemeÄŸi yemeden önce besmele çekmiÅŸ ve sonra etrafına baktığında herkesin yok olduÄŸunu, büyük ateÅŸin yerinde küller oldugunu görmüş. Gözümüzdeki Perde Başımdan geçen ilginç bir olayı sizlerle paylaÅŸmak istiyorum. Bir gece rüyamda beyaz saçlı bir kadın, "Seni oglumla evlendirecegim." dedi ve gitti. Ben de uyandım, umursamadım; ama daha sonra bu rüyayı defalarca üst üste görünce korkmaya ve endiÅŸelenmeye baÅŸladım. Her gözümü kapattıgımda, o kadın geliyor ve "Seni oÄŸlumla evlendireceÄŸim." diyor ve gidiyordu. Ben, çok korkmuÅŸtum artık anneme babama anlattım. Babam da ''Benim tanıdığım bir hoca var, ona sorarım.'' dedi. Sonra babam sormuÅŸ, hoca da, ''Kızınla evlenmek istiyorlar.'' demiÅŸ. Babam, "Kim evlenmek istiyor kızımla?" diye sorunca hoca da, ''Bunların kim olduÄŸunu sana söyleyemem. Söylersem, beni bu gece dövmeye gelirler.'' demiÅŸ. Babam, bunu bana anlatınca korkum daha da arttı. "Neler oluyor!" diye soruyordum kendime. Sonra, bir gece rüyama o kadın geldi ve yine ''Seni oÄŸlumla evlendireceÄŸim.'' dedi. Sonra oÄŸlu geldi, ''Bak, oÄŸlum budur.'' dedi. Ben, oÄŸlunu görünce, rüyamda aÄŸlamaya baÅŸladım ve yine uyandım. Kalktım, babama anlattım. Babam da, ''Bu böyle olmaz, ben yine hocaya sorayım.'' dedi. Sonra hocaya sormuÅŸ. Hoca da, ''Kızını yanıma getir.'' demiÅŸ. Neyse, babamla yanına gittik. Eline bir kağıt aldı ve ''Bu kagıda iyice bak; ama gözünü bir yere dik ve oraya dikkatlice bak.'' dedi. Ben de baktım ve o beyaz saçlı kadını gördüm. Hoca: ''Gördüğün kadın bu mu?'' dedi. ''Evet'' dedim. Sonra hoca kağıdı aldı ve yırttı. ''Bu kadın kim?'' dedim. Hoca, ''Zamanı gelince söyleyeceÄŸim.'' dedi. Bir ay kadar sonra dayımın oÄŸlu beni istemeye geldi, beni dayımın oÄŸluyla niÅŸanladılar. Sonra yine rüyamda o kadın geldi. Bana, ''Sen evlenemezsin, sen oÄŸlumunsun.'' dedi ve elimdeki niÅŸan yüzüğünü çıkarttı. Uyandığımda yüzük elimdeydi. SakinleÅŸmeye çalıştım. Aradan bir ay geçti ve niÅŸan bozuldu; çünkü dayımın oÄŸlu, yani niÅŸanlım trafik kazasında öldü. Kazadan altı aya yakın zaman geçti, herÅŸey düzene girmeye baÅŸlamıştı ki yine o rüyalar baÅŸladı. Ben de gece yatağıma geldiÄŸimde rüyamda o kadının geleceÄŸini, aynı sözleri söyleyecegini biliyordum. Yatağıma uzandım, gözümü kapattım. ''Gel oÄŸlunla evlenmeyi kabul ediyorum.'' dedim. Daha fazla dayanamayacaktım. Sonra uyudum ve kadın geldi. Bana ''Senin göz perdeni kaldıracağım ve bizi tam olarak göreceksin.'' dedi. Elini gözlerimin üzerinde gezdirdi. Olanları babama anlattım ve tekrar hocaya gittik. Hoca bana, ''Kızım, sana cinlerin rüzgarı deÄŸmiÅŸ ve senle evlenmek istiyorlar.'' dedi. Dua etti ve bana muska verdi. ''Boynunda taşı.'' dedi. Gece yatmak için odama gittim. Tam yatağıma uzandım, tepemde bir bayan gördüm, yataktan fırlayarak kalktım. Bana, ''Korkma, ben boynunda taşıdığın muskanın için burdayım.'' dedi. Ne kadar dua etsem de gitmedi. Olanları babama anlattım, babam da hemen hocaya gitti. Hoca, olanlara ÅŸaşırmış. Benim hiçbir ÅŸey görmemem gerektiÄŸini söylemiÅŸ. O bayanı her zaman görmeye baÅŸlamıştım ama eskisi kadar korkmuyordum. Rüyalarımda rahatım artık. BeÅŸ ay geçti ve ben bunları yazıyorum. Bunları yazarken bile o bayanı görüyorum. Hiç Ayakları Ters İnsan Gördünüz mü? Edirnekapı Erkek Öğrenci Yurdu'nda kalan bir öğrenci sabah erken saatlerde hamama gidiyor. Hamamda birkaç kiÅŸi yıkanıyor. Çocuk, bir süre sonra çevresine bakıyor, kimse kalmamış; ama yan taraftaki bolümden hâlâ gürültüler geliyor. "Hamamın kapanmasına daha var demek ki." diyerek yıkanmaya devam ediyor. Yan taraftaki gürültüler giderek artınca merak edip bakıyor. Gördüğü manzara karşısında çocuÄŸun aklı başından gidiyor. Sekiz-on kadar tuhaf adam, birbirlerine su serperek, eÄŸleniyorlar. Adamların ayakları ise ters. Çocuk, korkuyla hamamdan kaçıp merdivenlere yöneliyor. İkinci katın merdivenlerinde düşüyor. Üç kiÅŸi, çocuÄŸu kaldınp, "Ne oldu?" diye soruyorlar. O da hamamda gördüğü tuhaf adamlardan söz ediyor. "Hepsinin de ayaklan tersti." diyor. Bunun üzerine üç kiÅŸi birbirine bakıyor ve gülümseyerek, "Nasıl yani, bizimkiler gibi mi?" diye ayaklarını gösteriyorlar. Çocuk, o gün apar topar yurttan ayrılıyor. Mezarın Üstündeki Tuvalet Åžimdi, ÅŸehrin birinde bir ev varmıs. Ev sahibi, kiralık baska yerde yaÅŸarmış; yani o evde yaÅŸamıyomuÅŸ. Ev, dışardan bakılınca cok güzelmiÅŸ. Her zaman çorap deÄŸistirir gibi evden de kiracı deÄŸiÅŸirmiÅŸ. Evin sahibi, sorar kıracılara, "Neden gidiyorsunuz efendim? Evimi mi beÄŸenmediniz yoksa rahatsız eden birilerimi var?" Kiracılar, "Yok efendim, ev güzel de iÅŸte, evde huzur yok." demiÅŸler. Ev sahibi, "Nasıl yani huzur?" demis. "Evde birilerı dolasıyor. Geceyarıları ilginç giden birÅŸey var. Tuvaletten falan acayip acayip sesler geliyor." demiÅŸler. Ev sahibi, anlamamış. "Nasıl yani?" demiÅŸ. Onlar da, git kendi gözünle gör." der. Ev sahibi, birgün gider bakar, birÅŸey yok. İki gün gider bakar, birÅŸey yok. Anlayamamıs durumu. Sonrasında bir kiracı daha gelir eve. Anlaşırlar ev sahibiyle, tamam der. Ama ev sahibi, önceki olan olayları söylemez. kiracı da hocaymış. Yani, din hakkında bilgisi çokmuÅŸ. Gece olur, hoca yataÄŸa yatar. Uykuya dalar. Geceyarısı, acayip sesler duyar. Uyanır, çıkar bakar, ses tuvaletten gelırmiÅŸ. Hoca, tuvalete dogru gıderken orda bir adam çıkar karşısına. Hoca, tabii korkmaz. Hocaya sadece ÅŸu kelimeyi söyler: "Mezarımın üstünden tuvaleti kaldırın." "Ne tuvaleti, ne mezarı?" derken, adam kaybolur. Hoca, düşünür ve tuvaletin altında mezar olduÄŸunu anlar ve yarına tuvaletı oradan kaldırır. Artık huzur, yerini bulmuÅŸtur. Nasıl, Böyle mi? Daha o zamanlar, fazla korkmazdım cin hikayelerinden. Yanılmıyorsam orta ikinci sınıftayım. Hep olur ya hani, yurtta anlatılır özellikle gece yarılarından sonra. Bizi de uyku tutmamıştı o gün. Herkes bildiÄŸini anlatıyordu. Geceleri bizim yurt çok sessiz olurdu… Bir tıkırtı. ÜrpermiÅŸtim. Anlatılan hikaye şöyleydi: Bir çocuk, zemin katta banyo yapar ve birini görür. Gördüğü kimseye yurtta daha önce hiç rastlamamıştır. Selam vermek istemiÅŸtir ama o da ne?? Arkadaşının bacakları tersti. BildiÄŸine göre cinler, insan kılığına girdiÄŸi zaman bacakları ters olur. O korkuyla merdivenlerden avazı çıktığı kadar bağırarak hocam hocam diyerek koÅŸar ve hocayı bulur. der ki ‘Hocam, hocam…’ ‘Evladım, ne oldu niye bu kadar telaÅŸlısın?’ ‘ Hocam, aÅŸağıda ayakları ters olan birini gördüm.’ Hoca, hiç tavrını bozmaz ve soÄŸuk bir sesle öğrenciye dönerek ‘nasıl böyle mi?’ (hocanın ayakları terstir.) OÄŸlak Olayı Küçükken Kıbrıs'ta idim. Bir gece teyzemlerde kaliyordum. Evin yanında koyunlar için bir ahır vardı. Gece, ''mee mee'' sesiyle uyandık. Teyzem, diÄŸer teyzeme koyunlardan birinin dışarıda oldugunu soyledi. O da "Sakın bakma ona, kapat pencereyi!" dedi. Sonra ne konustular bilemiyorum; ama sabah olduÄŸunda "Oglaktı o!" filan diyordu. Çok iyi bilirim, eskiden Kıbrıs'ta oÄŸlak olayları cok olurdu. Yani bu ismi nerden bulup da koymuslarsa... Dip notta verilen bilgiye göre, bu oÄŸlak yada koyun kılığına giren cinmiÅŸ. Buna benzer bir olayı ben de duymuÅŸtum. Samsun'daki Esrârengiz Olay Samsun Orman İşletme civarındaki derenin yanında maÄŸara vardır. Orda başımıza çok acayip bir olay geldi. 3 kiÅŸiydik. Bir müddet geçtikten sonra, arkadaşım Serkan maÄŸaranın giriÅŸinde uçuÅŸan ışıklar gördüğünü söyledi. MaÄŸaranın içinden sesler gelmeye baÅŸladı. Arkadaşım Hakan hiç tereddüt etmeden maÄŸaraya girdi. Hava iyice karardı ve yatsı ezanı okundu. Hakan maÄŸaranın içinde çakmak yakarak biraz da olsa etrafı aydınlattı. Daha sonra Hakan maÄŸaradan çığlıklar atarak, ''Kaçın, çabuk kaçın!'' diyerek çıktı. On metre gidip durdu ve bana, ''Ömer, maÄŸaranın içine ışık tut!'' dedi. Ben, Serkan'la beraber yaklaşıp çakmağı yaktım. Birdenbire iri yapılı, beyazımsı bir varlık bize doÄŸru yürümeye baÅŸladı. Beyazımsı varlık üzerimize bizim hızımızda geliyordu. Ne yaklaşıyordu ne de uzaklaşıyordu. Ama yerden tahmini 30 cm kadar havada geliyordu. Ben, arkaya baktığımda hala peÅŸimizdeydi. Daha sonra evlere yaklaÅŸtığımızda peÅŸimizdeki varlığın yok olduÄŸunu fark ettik. Üç Harfli Bazı insanlar vardır, cinlerin varlığına inanmazlar. İnanmadıkları gibi bir de dalga geçerler. Ben de bunlardan biriydim, tâ ki bu olay başıma gelene kadar. Ramazan ayındaydık ve ben bir cemaat evinde kalıyordum. Bu evde sesli bir ÅŸekilde müzik dinlemek yasak olduÄŸu için kulaklıkla müzik dinliyordum. Evimizde son zamanlarda hep cinlerden bahsediyorduk. Ablamız onlardan bahsetmememizi söylemesine raÄŸmen, onu dinlemeyip ''Kuran okunan yere gelemezler.'' diyorduk. Üstelik dalga geçip arkadaÅŸlarla birbirimizi korkutuyorduk. Bir gece bütün arkadaÅŸlar odalarına çekilmiÅŸlerdi. Ben ise kulağımda kulaklık, arkadaşımla birlikte oturma odasında oturuyorduk. Bir ara arkadaşım, telefonla konuÅŸmak için odasına geçti. Ben, odada tek kalmıştım. Yüzüm balkona doÄŸru bakıyordu. Bir ara balkon kapısının önündeki perdenin oynadığını gördüm. Kapıya doÄŸru baktım, balkon kapısı kapalıydı.Sonra gözlerimi kapatıp müzik dinlemeye devam ettim.O sırada balkon kapısı açılmıştı ve perde havalanıyordu. Arkadasımın balkona çıktığını düşündüm ve arkadaşıma seslendim. Ses gelmemiÅŸti. AyaÄŸa kalktığımda balkon penceresinden siyah birÅŸeyin bana baktığını gördüm. Korkunç birÅŸeydi. Pencereden bana bakıyor ve perdeyi aralıyordu. Sanki içeri girmeye çalışıyordu. Benim çığlıklarıma arkadaşım kosarak geldi ve ben donakalmıştım. KonuÅŸamıyor, dua edemiyordum. O siyah varlığı gördüğümde besmele çekmeye çalıştım fakat olmadı. HiçbirÅŸey söyleyemiyordum. Bütün arkadaÅŸlarım başıma toplanmışlardı. Kuran okudular ve ben kendime geldiÄŸimde herkes halüsilasyon gördüğümü zannediyordu. Ta ki balkonun kapısını onlar da açık görene kadar. Sizlere tavsiyem, varlıklarına inanın ve yanınıza yaklaÅŸamayacaklarını düşünmeyin. onlar her an yanınızda olabilirler.
-------------------- Cin ve Hayalet Hikayeleri 2 1994 Yılında Muğla Üniversitesi'nde Yaşanan Bir Olay Ben de size başımdan geçen bir olayı anlatacağım. 1994 senesinde Muğla Üniversitesi'nde okuyordum ve üniversitenin bahçesindeki yurtta kalıyordum. Üniversite, şehirden 10 dakikalık bir mesafede, yüksekçe bir alana kurulmuştu. Kız ve erkek yurdu yanyana uzanıyordu. Kız yurdundan bir arkadaşım vardı.Gerçek ismini buraya yazmıyacağım. Kendisinden Sibel diye bahsedeceğim. Yurta sürekli garip olaylar oluyor. Geceleyin derinden gelen tefli çalgı sesleri duyuluyor; ama nereden geldiği anlaşılamıyırdu. Sürekli kafayı yiyenler çıkıyordu. Odalar, 6 kişilikti.Sibel'in oda arkadaşı her gece uykusundan, "Geldiler, geldiler!" diye çığlıklar atarak uyanıyordu. Rüyasında insana benzeyen ama bacakları keçi bacağı gibi olan kişilerin onu uyandırdığını söylüyordu. Kız, artık uyku uyuyamıyordu. Altı -yedi gündür uyumamıştı. Ne zaman göz kapaklarını indirse, o adamlar onu kolundan tutup karanlık bir çimenliğe doğru çekiyorlardı. Müzik sesleri, en çok Sibellerin odasından duyuluyordu. Tam da sabah ezanı zamanı. Günün ilk ışıklarla aydınlanmaya başladığı alaca karanlıkla da kayboluyordu. Çarşamba akşamı saat 23:00 civarında, Sibel'in arkadaşı, "Geldiler!" diye çığlık atarak yurdun üçüncü katından aşağı atladı ve öldü. Bu olay Hürriyet Gazetesi'nde yurtta intihar diye de çıkmıştı. Bunu üniversitenin büyük bir kısmı ve ben gördüm; çünkü ikinci öğretimler o saate dersten çıkıp durağa doğru yurtların önünden yürüyordu. Bu olay arkadaşımı çok sarstı. Uzun süre kendisine gelemedi. Yurtta cuma günleri banyo gününür. Saat 22'de başlar ve 23'te su soğuduğu için kendiliğinden biter. Sibel, saat 23'te banyoya gitmiş. Uzun bir koridor gibi ve sağlı sollu duş bölmeleri var. Yalnız kapısı yok, girişler perdeli. Sibel de benim gibi ikinci öğretim. Su bitmesin diye hemen yurda geliyor. Odaya gidiyor kimse yok. Hemen malzemelerini alıp banyoyo gidiyor. Banyoda 3 kabin dolu. 8 sağda 8 solda toplam 16 kabin var. Sibel de birine giriiyor ve duş alıyor. Su ılımış bile. Hızlıca banyo yapıyor. Yavaş yavaş, diğer kabinlerden gelen su sesleri kesiliyor. Su, buz gibi oluyor. Sibel, havluya sarılıp çıkıyor. Son kabinden hala su sesi geliyor; ama su buz gibi olduğu için Sibel, herhalde açık unutulmuştur diye kabine gidiyor ve perdeyi açıyor. Şok oluyor; çünkü belden aşağısı keçi bacaklı olan bir kız yıkanıyor. Sibel, "İmdat!" diye bağırarak odasına koşuyor. Odada diğer bir arkadaşı banyodan yeni çıkmış kurulanıyor. Olanları ona anlatıyor kız arkadaşı anlamsızca gülmeye başlıyor ve "Böyle mi?" diyerek birden havlusunu açıyor. Sibel, dona kalıyor; çünkü onun da bacakları keçi bacağı gibi!.. Çığlıklar atarak televizyon odasına kuşuyor. Diğer kızlar, onu sakinleştirmeye çalışıp odasına ve banyoya bakıyorlar; ama kimse yok. Daha sonra Sibel'in oda arkadaşı, diğer arkadaşlarıyla birlikte sinemadan geliyor. Son iki derse girmeyip sinemaya gitmişler ve daha yeni gelmişler. Kız arkadaşım, bundan sonra okulu bıraktı ve memleketi olan Manisa'ya giti. Cin Düğünü Merhabalar, ben Murat. 17 yaşındayım ve büyük dedemin başından geçen ilginç bir olayı anlatmak istiyorum. Dedem, köyde yaşayan bir insan olduğundan mısır unu yapmak için değirmene gitmiş. Fakat sırayla yapıldığı için dedem en sona kalmış ve gece değirmene gitmiş. Sabah 4 civarlarında, mısırı öğütüp eve dönmek icin yola koyulmuş.Ama yolculuğu sırasında yolda bir düğüne rastlamış. "Bu saatte düğün olur mu!" diye düşünmüş ve korkmaya baslamış. Bir süre sonra içlerinden biri, dedemin kolundan tutarak halayın içine almış. Oynamaya başlamışlar. Çuval da sırtında bu arada... Bir fırsat bulup dedem adamların ayaklarına bakmayı başarmış ve ayaklarının ters olduğunu fark etmiş. Korku içinde, çaresizce oynamaya devam etmiş. Bu arada aralarından bir kişi, dügün topluluğunun içine gelip ''Kara horoz ötmeye başladı." demiş. Sonra, hepsi dağılmaya başlamış. Dedem de sırtında yükün ağırlığı ve korkunun etkisiyle yere yığılmış. Sabah oldugunda kalkmış ve koşa koşa evinin yolunu tutmuş. Eve geldiğinde, olanları teker teker anlatmış. 3 gün boyunca yataktan kalkamamış. Cin Efsanesi Bu efsane, 80'li yıllarda dilden dile dolaşıyordu. Gazi Kız Öğrenci Yurdu'nda bir grup kız, eğlence olsun diye cin çağırmaya karar vermiş. Bir odaya toplanıp başlamışlar seansa. Cin çağırmadaki en önemli husus da, cini geri göndermekmiş. Kızlarımız cini çağırıp bi güzel eğlenmişler. Hatta dalga falan bile geçmişler, gülmekten yerlere yuvarlananlar olmuş. İşleri bitince cini göndermek istemişler; ama cin gitmiyomuş. Saatlerce uğraşmışlar. Sonunda cin gitmiş. En azından öyle sanmışlar. Gece yarısından sonra ise katlardan tuhaf tuhaf gürültüler gelmeye başlamış. O aralarda da bir sapık hadisesi yaşanmışmış yurtta. Cin olayını bilmeyen diğer kızlar, korku içinde gürültüleri yurt idaresine haber vermiş. Yine sapık geldi sanılmış ve yurt didik didik aranmış; ama bi'şey bulunamamış. Herkes, tekrar odasına çekilmiş. Ancak o tuhaf gürültüler, hala devam ediyomuş. Bu kez, polis çağırılmış. Bütün kızlar dışarı çıkarılıp bir de polis didik didik etmiş yurdu. Ama yine nafile. Hiiiç bi'şey bulunamamış. Bu esrarengiz gürültüler durmuyomuş. Cin çağıran kızlar, olayı kendi aralarında konuşurlarken birisi, "Yaa, yoksa bizim cin mi gitmedi mi, o çıkarıyor olmasın bu gürültüleri?" demiş. Aynı cini tekrar çağırmaya karar vermişler. Evet, gerçekten de önceki cin kendisiyle alay edildiği için gitmemiş ve cini kim çağırdıysa ancak o ikna edip gönderebilirmiş. Cini çağıran grubun başındaki kız, panik olmuş. Çok da iyi bilmezmiş bu işleri. Ertesi gün, bilenlerden cinlerle ilgili bi'şeyler öğrenerek cini göndermeye çalışmış. Ama o gürültüler durmamış. Cinin gidip gitmediği tam anlaşılamamış. Ancak o günlerde Gazi Yurdu'nun üst katlarından atlayarak intihar eden kızın, işte bu kız olduğu söyleniyormuş. Cinle Tavla Üniversiteye giden bir genç kız varmış. Birgün okuldan çıkışta arkadaşları, "Ruh çağıralım, cin çağıralım." demişler ve kızı ikna etmişler. Kızımız, burada arkadaşlarının şakasına kurban gideceğini düşünmektedir. Klasik, bildiğimiz gibi fincana parmaklarını koyuyor 6-8 kişi ve "Ey ruh, geldiysen 3 defa vur." ile başlıyorlar. Gerçekten 3 defa vuruyor. Kız, inanmıyor halen. Sonra, "Buraya gelirsen sana sorular sorabilir miyiz?" falan diyip ikna edip odaya getiriyorlar. Herkes, onla korka korka konuşuyor. Sıra kıza geliyor. "Sen bana birşey sormayacak mısın?" diyor. "Ben, bunların baştan beri oyun olduğunu biliyorum ve gerçekte de öyle birşey yoktur." diyor kızımız. "İyi, senle karşılaşacağız." dedikten sonra merasim bitiyor ve herkes, o akşam dağılıyor. Akşam 11'de çıkıyorlar. Kız, halasının evine gittiğinde saat 12 oluyor. Halası, ona yemek hazırlıyor. Yemekten sonra da halasını da onu da uyku tutmuyor ve gece 3 'e kadar tavla oynuyorlar. Sabah 11'de kız uyanıp telefonunu açıyor kız. Babası, 10 dakika sonra arıyor. "Kızım bütün gece nerdesin sen?" "Baba, halamla akşam geç saatlere kadar oturduk." "Kızım, yalan söyleme! Dün akşam saat 11'de halan hastalandı. Onu geldik aldık. Gece 3'te halan vefat etti..." Kız, tabii gece kiminle tavla oynadığını , "Yeniden görüşüceğiz." diyen kişiye ait olduğunu anlıyor... Çoban Büyükbabam köyde oturduğu için, köyde her zaman olan şey ahır veya ağıldır. Bunları da otlatmak için bir çobana ihtiyaç vardır. Birgün, büyükbabam bir çoban almış yanına. Çoban da kamburmuş. "Sen, bu işi yapamazsın." "Yaparım." der demez büyükbabam bunu yanına almış. Büyükbabam, bunu işe aldığının 7. gününde, bu çoban rüyasında aynen şimdi anlatacaklarını görmüş.. 7 tane cin, bizim evin tam ortasında "Çarşambadır çarşamba... Çarşambadır çarşamba..." diye kendi kendilerine oynuyorlarmış.Bizim çoban da, onlarla beraber oyuna katılıp "Çarşambadır çarşamba." diye oynamış. Cinlerin arasından birisi, demiş ki: "Bu, bizim sözümüzü dinliyor. Buna bir iyilik yapalım." demiş. Diğer cinler de "Tamam." der demez cinlerden biri, bu çobanın kamburunu düzeltmiş. Düzeltir düzeltmez, çoban uykudan kan-ter içerinde kalkıyor ve bir de bakıyor ki kamburu yok. Çok seviniyor tabii garibanım... Kamburu yok oldu ya, bunu anlatıyor işte büyükbabama. Ertesi gece, bu çoban tekrar yatağına yatıyor. Aynı rüyayı tekrar görüyor. Fakat bu sefer cinler, o günün perşembe olmasına rağmen yine,"Çarşambadır çarşamba... Çarşambadır çarşamba..." oynuyorlarmış. Çoban, yine girmiş aralarına ve aynen şöyle demiş: "Tamam, dün çarşambaydı ama bugün perşembe. Hadi, perşembe diye oynayalım." Cinler, hiç oralı bile olmadan, "Çarşambadır çarşamba... Çarşambadır çarşamba..." diye oynamaya devam etmişler. Çoban iyice ısrar edince böyle yapalım diye, cinlerden biri aniden adamın yanına gelmiş ve,"Demek sen bizim dediğimizi demezsin ha! Al sana bir mahluk!" deyip tekrar eski haline, yani kambur haline getirmiş. Tabii sabah kalktığında da aynı eski haline dönmüş. Evliyanın Yumruğu Sert Olur Başımdan geçen ilginç olayı sizlerle paylaşmak istedim. 6 sene önce, askeriyede çalışıyordum. Bir akşam göreve gittik. Görev yerim, Bingöl -Sütlüce Köyü yakınında bir tepe. Ben, her zamanki gibi öncüydüm. Araçlardan indik. Ben önden, yaklaşık 4 saat yürüdük. Ortalık bayağı kararmıştı. Bölük komutanımıza sorduğumuzda bize bir açıklama yapmıyordu. Neyse, vara vara bir tepeye vardık. Ben giderken bir duvar yakınından geçtiğimi iyi hatırlıyorum. Neyse, biraz oturup mevzilerimizi yaptık. Daha sonra her mevziye 2 kişi gelecek şekilde girdik. Sayımız az olduğu için diğer arkadaşlarımı zor görüyordum. Aralar bayağı açıktı. Gece saat 1-3 nöbeti geldiğinde, arkadaşim beni uyandırdı. Ben de kalktım, nöbet yerine gittim. Nöbet yeri de mevzinin yaklaşık 7 metre falan uzagındaydı. Dedim kendi kendime, "Bir tuvalet ihtiyacını göreyim." Neyse, onu hallettim geri geldim. Hava da esiyor diye kafamı taşın arkasına biraz eğdim. Sen misin başını eğen! Bana bir taş mı yoksa yumruk mu, ne olduğunu anlayamadiığım sert bir sey, fena vurdu. Bir sıçradım, arkama bir baktım kimse yok. Gece görüşle diğer arkadaşlara bakıyorum, onlar uyuyor. Tek tek, herkese sordum; kimse birşey bilmiyor. Kaş yarık, surat kan içinde, bölük komutanına olayı anlattım. Bana neler yaptığımı sordu. Ona sadece küçük tuvalet yaptığımı, sonra da nöbet yerine döndüğümü anlattım. Bana, "Nereye?" dedi. Ben de gösterdim. Bana bir güldü. "Sabah, anlarsın" dedi. Sabah oldu, bir de ne göreyim: Önümüzde kocaman bir Yatır! Eski ismi tekke denilen, eski evliya mezarı gibi birşey. Meğer, her sene insanlar oraya adak kesmek için gelirmiş. Biz de emniyet için gitmişiz. Tabii bu arada benim kaş, oldu yumruk gibi şiş. Anladım ki dünya boş değil.
Konu luciin tarafından (05-10-2007 Saat 14:13 ) değiştirilmiştir..
Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi
|
| |
05-10-2007, 14:25
|
#2 | | -YASAKLI-
Üyelik tarihi: 08 2007 Nerden: Öte'li...
Mesajlar: 369
|
Falcı 1999 yazında gerçekleÅŸmiÅŸti. Ben, bu tarihte Erdek'te bir otelin barında çalışıyordum. Bu nedenle geceleri geç yattığım için öğlen kalkıyordum. Yine böyle gece, geç saatlere kadar çalıştığım bir günün ertesi, öğlen saat 4 gibi kalktım ve her zaman yemek yediÄŸim yer olan otelin karşısındaki büfeye gittim. Orada otelin güvenliklerinden biriyle karşılaÅŸtım ve beraberce bir masaya oturduk. YemeÄŸimizi yerken yanımıza benim arkamdan biri yanaÅŸtı ve aynen ÅŸu cümleyi söyledi: "Falına bakmamı ister misin?" Ben, bu lafın bana söylenmediÄŸini düşünerek tostumu yemeÄŸe devam ederken sesinden kadın olduÄŸunu anladığım o ÅŸahıs aynı soruyu tekrarladı: "Falına bakmamı ister misin?" Bunun üzerine dayanamayıp arkamı döndüm. Ben de herkes gibi, döndüğümde o tipik falcı kılığındaki birini göreceÄŸimi sandığımdan hızlı ve sinirli bir dönüş yaptım -ki bunun bir diÄŸer nedeni o güne kadar fala inanmıyor olmamdı-. Kadınla göz göze geldik ve kadın az önce sorduÄŸu soruyu benim ona herhangi bir ÅŸey söylememe fırsat vermeden yineledi: "Falına bakmamı ister misin?" Ben de üzerimde neden olduÄŸunu bilmediÄŸim o bir anlık ÅŸaÅŸkınlığı atarak hızlı bir ÅŸekilde, “Hayır!” diyerek arkamı döndüm. Bunun üzerine yanımdaki güvenlik arkadaşımın kadına, "Benim falıma bak." dediÄŸini duydum. “Duydum...” diyorum; çünkü o 3-5 saniye arası, sanki yaÅŸanmamış gibi geliyordu. Arkadaşım, kolumu tutarak benim de baktırmamı, parasını kendisinin vereceÄŸini söyledi. Ben de gayri ihtiyari, sanki bunu yapınca rahatlayacakmışım gibi kafamı olur anlamında salladım. İşte tam bu sırada falcı kadın, arkadaşıma onun falına bakmayacağını söyledi ve benim yanıma gelerek sanki bir “Rıdvan” (cennetin bekçisi) gibi tepemde dikildi. Bunun üzerine ben de ne istediÄŸini, istediÄŸinin para mı olduÄŸunu sordum. Falcı kadın, aynen ÅŸunları söyledi: "Falına bakıcağım!" Ben de sanki bu bir oyunmuşçasına, "Niye?" dedim. Kadın, buz gibi donuk sesiyle, “Çünkü az önce istediÄŸini söyledin." dedi. Az önce kaynağını bilmediÄŸim, o irkilme sebebim gibi görünen kadın, bana bir anda çekici gelmeye baÅŸladı. Aklımdan "Neden olmasın ki, ne kaybedersin ki zaten." denen o en tehlikeli düşünce geçti. Falcı kadına, “Tamam.” dedim. Kadın, hiç duraksamadan yanıma oturdu ve kafasını yere doÄŸru eÄŸerek bana saÄŸ elimi uzatmamı söyledi. Ben de biraz yaramazlık olsun diye aklımdan sol elimi uzatmak geçiyordu ki, falcı kadının aÄŸzından beynimdeki tüm kanı donduran ÅŸu sözler döküldü. “Sakın ha, yanlış elini uzatmak gibi haylazca bir ÅŸey yapma!” İşte o an kendimi felç olmuÅŸ gibi hissettim. Oradan gitmek istiyordum; ama mümkün deÄŸildi. Ayaklarım, sanki yere mıhlanmış gibiydi. Ben, bu korkuyla karışık durumda saÄŸ elimi kadına uzattım. Kadın, parmaklarımın arasına bir bezden sıktığı sıvıyı sürdü ve saÄŸ elimi sol elimle kapattı. Sonra sanki bana acırmışçasına baktı. Ardından elimi açtı ve bir ÅŸeyler mırıldanmaya baÅŸladı. Bir an sustu ve bana kelimelerine hiç aralık vermeden ÅŸunları söyledi: “Bir kağıt alacaksın ve bu seni büyük bir topluluÄŸun içine sokacak. 3 gün içerisinde çok sevdiÄŸin iki insanı kaybedeceksin. Åžu an sıkıntıların var; ama yarın bunların hepsi sona erecek. Annen, çok uzaklardan bir haber alacak." Ve en son söylediÄŸi söz ise ÅŸuydu: "2 abinden büyük olanı, küçük olanından daha uzak bir yere gidip sizden ayrılacak." Olayın hikaye kısmını geçerek size o hafta olan olaylardan bahsedeyim. 2 gün sonra üniversite sınav sonuç kağıdım geldi ve ben artık bir kalabalığın içinde olmaya hak kazanmıştım. Bundan bir gün sonra, kuzenimin intihar ettiÄŸi haberini aldık ve aynı gün dayım, kalp krizinden öldü. Ortanca abim, aniden askere gitmeye karar verdi ve diÄŸer abim de üniversite için Avusturalya'ya gitti. Ben, bu olayın üzerinden yaklaşık 3 yada 4 ay sonra tesadüfen tekrar Erdek'e gittim. Aklıma bu kadın geldi ve aramaya karar verdim. Ancak tüm aramalarım boÅŸa çıkmıştı ki, son bir kez uÄŸradığım benzin istasyonundakilere sorarken birisi bana, o kadını tanıdığını ancak o kadının yaklaşık 3 sene önce öldüğünü söyledi. Benim o anki halini tarif edemiyeceÄŸim için bu tarifi size bırakıyorum. Daha sonra adama olayı anlattım.Adamın bana inanmamış olduÄŸunu anlasam da, kadının yaÅŸadığı yeri bilip bilmediÄŸini sordum. Bana kadının evini tarif edebileceÄŸini söyledi. Ben, tarif doÄŸrultusunda eve gittim. Ancak gittiÄŸim yer, bir ev deÄŸil harabeydi. Yanmış, yıkık dökük içinde, ÅŸarap içenlerin olduÄŸu yıkıntı bir yerdi. Ben, evin içine girdim, biraz dolaÅŸtım. İçerde ÅŸarap içen insanlara böyle birini görüp görmediklerini sordum. Kimse görmediÄŸini söyledi. Ben de ümidimi kesmiÅŸ evden tam ayrılacağım sırada, az önce çıktığım merdivenlerin üstünde kadının benim elimin üstüne sıktığı bezi gördüm. Diyeceksiniz ki aynı bez olduÄŸunu nerden biliyorsun. Çünkü o günden sonra, saÄŸ elimdeki koku hiç çıkmadı! Garip Yılbaşı 2003 yılının yılbaşı gecesiydi. Gayet soÄŸuk bir havada eve doÄŸru gidiyordum. Markete uÄŸradım. İçki, çerez, sigara aldım. Yolda yürümeye baÅŸladım. Yola şöyle bir baktım, son derece ıssız ve sessiz oldugunu gördüm. O anda bir ÅŸeyler olacağını sanki anlamıştım. Yolun iki yanı agaçlarla çevriliydi. Son hızla yolda yürümeye basladım. Karımın iÅŸyerinden arkadaÅŸları, ailesiyle yılbaşı kutlaması yapacaktık. O insanları sevmiyordum. Zorla ayaklarım beni eve götürüyordu. Misafirlere katlanmamın tek sebebi, yılbaşını mutlu bir ÅŸekilde geçirmek istememdi. Yolda hızlı bir ÅŸekilde ilerlemekteydim. Yol, çok karanlıktı. Ansızın silah patlaması gibi bir ses geldi. Yukarıya baktım. Parlak bir ışık, sanki her saniye büyüyerek üzerime geliyordu. Ben de giderek küçülüyordum sanki. Ve o ışık bir an söndü. Kurtuldum diye rahatladım, koÅŸtum eve doÄŸru. Bir de ne göreyim: Saat, sabaha karşı 5 olmuÅŸ. Hanım, beni kapıda karşıladı. Kan-ter içindeydim. sanki kıtalar arası koÅŸmuÅŸ gibiydim. Hanım, cilveli bir sekilde, "Nerdeydin,sabaha kadar bekledim. Çok meraklandım." dedi... Bu olay, bir süredir kafamı karıştırıyor. Size yazayım dedim. Gece Gelen 74'e 4 askerliÄŸimi Kıbrıs'ta yaptim. AskerliÄŸimin bitimine 5 ay ya vardı ya yoktu. Saat 24 devriye nöbetim vardı. Tamer Onbaşı'yla nöbet yerlerini gezerken, bakım çadırının ordan alarm verildi. İki nobetçi de son gaz tabur binasına koÅŸuyordu. Ani müdahele mangası, biz ve nöbetçi komutanlar da hemen olay yerinde bittik. İlk baÅŸta Rumlar sızma yapti zannettik, çünkü tam sınırdaydik. Fakat hçc birsey yoktu ortada. Askerler caÄŸrıldı. İkisi de çadırda uyuduklarini itiraf ettiler; ama uyandirilis sekilleri ilginçti. Çadırın taÅŸlandığını, dışarı çıktıklarında da taÅŸların hala arkalarından atıldığını ve 100 metre koÅŸtuktan sonra önlerine bir kadın yerde bagdas kurmuÅŸ, feryatlar içinde, "Yavrum, yavrum..." diye bağırdığını ifadelerinde söylediler. Daha sonra duyduklarım, daha da urperticiydi. Bunun ilk defa olmadığını, nöbet esnasında uyuyanların birçok kez bu ÅŸekilde uyandırıldıklarını çok komutandan duyduk... Kahverengi Pijamalı Adam Bunu bana teyzem kendi anlatmıştı.Dedem öldükten (daha doÄŸrusu gömüldükten) sonra, teyzemler komÅŸularıyla ona Kur'an okuyorlarmış. Bu arada bir komÅŸusu, dua ederken karşı koltuÄŸa bakıyormuÅŸ. Teyzem de bir yandan dua okuyup, bir yandan etrafına bakıyormuÅŸ. Teyzemin komÅŸusu, dua ederken birden donakalmış. Kadın, koltukta geri geri gidiyormuÅŸ ve bembeyaz kesilmiÅŸ. Teyzem, duayı bitirdikten sonra kadının yanına gidip ne olduÄŸunu sormuÅŸ; fakat kadın konuÅŸamıyormuÅŸ. Teyzem, kadını dürttüğü anda kadın duayı bitirmiÅŸ. "Amin." deyip yüzünü sıvazlamış ve hemen aÄŸlamaya baÅŸlamış. Teyzem, kadına "Niye aÄŸlıyorsun?" dediÄŸinde kadın, ÅŸok edici cevabı vermiÅŸ: ''Koltukta kahverengi pijamalı bir adam oturyordu, o da dua ediyordu. Adam, duayı bitirip kafasını kaldırınca baban olduÄŸunu anladım.'' demiÅŸ. Kadın, devam etmiÅŸ: ''Kafasını kaldırdığında gülümsüyordu. Sonra bir anda kayboldu.'' Dedem, hastanede diyalize baÄŸlı yaşıyordu ve son sözü ''Diyaliz.'' oldu. Hastanedeyken sürekli kahverengi pijama giyerdi. Teyzemin komÅŸusu ise, dedemin ziyaretine hiç gitmemiÅŸti. Mezar Ziyareti Bundan bir yada iki ay önceydi. Mersin'de oturduÄŸumuz için Mersin`in yerlileri olarak yaz geldi mi yaylaya gideriz ki serin havalarda rahat olalım diye. Bu yaz, yine yaylaya gitmiÅŸtik. Bizim ev, Namrun(Çamlıyayla)'da ve en guzel yerinde. Yalnız tek kötü yanı, evin yanında bir mezarlık vardı ve bazı geceler, mezarlığa bazı insanlar gelirdi. Olaylar şöyle baÅŸlamış: Bundan yıllar önce, bir araba dolusu genç, sürat denemeleri yaparken önlerine bir-iki çocuk çıkmış. E, bunlara çarpmışlar. Fakat ani manevra yaptıkları için, hem çocuklar ölmüs, bunlar da yol dışına çıkıp bir aÄŸaca çarpmışlar. Bu gençler, birer yıl arayla ölmüşler. Her yıl, her ay, kazanın gerçekleÅŸtiÄŸi gün ve saat vakti gelince, mezarlığa gelirlermiÅŸ. Bunları bana köyün imamı anlattı. Yine bir gece, onları izliyordum ve birinin bana baktığını hissettim. Perdeyi hemen kapadım ve yatmak icin karımın yanına gittim. Ertesi gün, arabamın camının kırık olduÄŸunu gördüm. Ama hiç bir yerde, cam parçası yoktu. Ertesi gece, yine izledim ve bu sefer iki tanesi bana bakıyordu. Çok korkmuÅŸtum . Ölenlerin ruhları için Fatiha okudum, dua ettim olmadı. Sabah kalktığımda, arabamın üstünde bir hırka buldum. Bu, o gün kazada ölen cocuklardan birine aitmiÅŸ. Aradan bir kaç gün geçti ve mezarlığa gittim. Mezarlarının üzerinde iki tane kutu vardı. Birinin üstünde benim arabanın kırılmış camları, birisinde ise benim saçlarım. Bu olayı hocaya anlattım. "OÄŸlum, sen büyük günah iÅŸlemiÅŸsin. Bu yaptığına kızmış olacaklar' dedi. Eve gittigimde, gördüklerim beni dehÅŸete düşürdü. Arabamın el freni çekilmis ve mezarların üzerine itilmiÅŸti. Kapıların kilitli olduÄŸundan adım gibi emindim. Anahtarlar cebimdeydi ve camları yaptırmıştım. Arabamsa, o iki çocuuun mezarlarının üstünde duruyordu. O günden sonra, bir daha ailemle oraya gitmedim Mezardan Gelen Ses Bir aile; anne, baba, bir kız ve erkek, bunlar evlerinin yanması sonucu ölmüşler. Hepsini aile olarak yan yana gömmüşler. Fakat her geceyarısı, mezarlıktan ilginç sesler geliyormuÅŸ. Bu, orada yaÅŸayan birçok kiÅŸi tarafından duyulmuÅŸ, Sonra içlerinden bir tanesi, o seslerin nerden geldiÄŸini anlamak için geceyarısı mezarlığa gitmiÅŸ. Yine baÅŸlamış sesler. Sanki kavga sesleri gibiymiÅŸ. Adam, seslerin geldiÄŸi yöne gitmiÅŸ ve sesler, o ailenin mezarından geliyormuÅŸ.Sonra mezarı kazıp bakmaya karar vermiÅŸ. Halk, mezarı açtıklarında çok ilginç bir manzarayla karşılaÅŸmışlar. Annenin olması gereken yerde kız, erkek çocuÄŸun olması gereken yerde de baba yatıyormuÅŸ. Herkes ÅŸaşırmış. Bunları yine eski yerlerine koymuÅŸlar ve mezarı kapatmışlar. Fakat kavga sesleri, bitmek bilmiyormuÅŸ. Tekrar açıp bakmışlar, yine aynıymış manzara bu kez Düzeltmemeye karar vermiÅŸler. Sadece mezar taÅŸlarının yerlerini deÄŸiÅŸtirmiÅŸler. O günden sonra, bir daha hiç ses gelmemiÅŸ.Oradaki halka göre o sesler, o ailenin yaptığı yer kavgasının sesleriymiÅŸ... Mezarlıktaki Gelin Bir akraba düüününden dönen Kemal ve arkadaşı Recep, 20 Kasım akÅŸamı, yaklaşık 00.30 sularında, ÅŸehir mezarlığından otomobille geçiyorlardı. Her iki tarafı mezarlık olan, dar bir yoldu geçtikleri. Aniden soldaki duvarın üstünden, arabanın önüne beyaz bir ÅŸey atladı. İki arkadaÅŸ, bunun beyaz bir köpek olabilecegini düşündü. Ancak normal ÅŸartlarda ona çarpmaları gerektiÄŸi halde, her ikisi de çarpma sesi duymamış ve çok ÅŸaşırmÅŸlardı. Arabayı durdurup arkalarına baktılar ama hiçbir ÅŸey görmediler. Her ikisi de, garip bir ÅŸeyler olduÄŸunu fark etmiÅŸlerdi. Mezarlıktan çıkmalarına çok az kalmıştı ki, aracı kullanan Recep, bir çığlık attı. Dikiz aynasından bakıyordu. Bunun üzerine arkaya dönüp bakan Kemal, arka koltukta oturan gelinlik giymis bir kadın gördü. Kadın, sessizce iki arkadaşı izlemekteydi. Büyük bir korkuya ve telaÅŸa kapılan arkadaÅŸlar, mezarlıktan nasıl çıktıklarını ve arabadan nasıl indiklerini hala hatırlamıyorlar. Ön cama yapışmış bir ÅŸekilde arabayı durdurdular; fakat kadın artık orada deÄŸildi. Bunun üzerine olayı araÅŸtırmaya baÅŸlayan Kemal, aynı gün ölen bir kadın olduÄŸunu öğrendi. Kadın, yakın bir köyde yapılan düğününden dönerken, trafik kazasında hayatını kaybetmiÅŸti. Ve öldüğünde üzerinde gelinliÄŸi vardı. Ölen kadının yakınlarını ziyaret eden Kemal, kadının aynı kadın olup olmadığını öğrenmek istedi. GittiÄŸi evde kendisine bir fotoÄŸrafı gösterildi. FotoÄŸraftaki kadın, o gece otomobilin arka koltuÄŸunda gördügü kadındı. Ölen kadının yakınları da olaya ÅŸaşırdılar. Bir daha o mezarlıktan geçemeyen Kemal ve arkadaÅŸi, olayı bir süre daha irdelemelerine raÄŸmen, o gün ölen kadının neden onlara gözüktüğünü öğrenemediler Misafir Cinler Çok güzel birgündü. En sevdiÄŸim arkadaÅŸlarımı evime çağırmıştım. "Beraber çay içeriz, oturup dertleÅŸiriz." diye düşünmüştüm. Beklemeye baÅŸladım. Tabii boÅŸ durmuyordum. Müzik dinliyor, günün keyfini çıkarıyordum. Olacaklardan habersizdim. Her zamanki gibi, fondaki müzik her ne kadar hareketli de olsa içimde birÅŸeyler oluyordu. Gündüzdü ama karanlıklar hissediyordum. Kapı çalındığında korkmadım desem yalan olur. Gelenler onlardı: arkadaÅŸlarım. "En sonunda geldiniz." deyip eve konuk ettim onları. Bir kenara oturdular. Gülüp eÄŸleniriz diye gelmiÅŸlerdi; ama suskunlardı. KonuÅŸturmak için çok çalıştım ama çabalarım boÅŸunaydı. İçeceÄŸimiz bir bardak çayın bizi neÅŸelendirebileceÄŸini düşünüp oradan çay getirmek üzere ayrıldım. Garipti; çünkü birbirleriyle bile konuÅŸmuyorlardı. İçimi tarifsiz duygular kapladı. Neler oluyordu acaba? Yanlarına çaylarla geldiÄŸimde ikisi birden bana öyle bir baktılar ki, gözlerinde nefret vardı. Havayı dağıtmak istedim yine sustular. Tam o esnada arkadaşım, çayını upuzun tırnaklarıyla karıştırmaya baÅŸladı. Tırnaklarını gördüğüm an, üstüme sanki kaynar sular boÅŸandı. Korkuyordum nasıl uzaklaÅŸabilirdim... (Cinler insan kılığına girdiklerinde ya tırnakları uzun olur yada vücutlarının bir bölümü farklı olur) Son çırpınışlarımdı. Kaçmalıydım. Tam o esnada, bugüne kadar sesine sinir olduÄŸum kapı zili, bana en güzel ÅŸarkılar gibi gelerek çaldı. "Müsadenizle..." diyip kapıya yöneldim. Sessiz durmaları, beni korkutmuÅŸtu; ama kapıyı açmak son çaremdi. Kapıya yöneldim. Kapıda abim vardı. Hızla olayı anlattım. "Hadi gidelim. Çabuk olmalıyız, kaçmalıyız." dedim. "İçerde cinler var." "Nerden anladın?" dedi. Kısaca önemsemeyerek, "Uzun tırnakları vardı." dedim. Abim, hızla yüksek sesle tırnaklarını gösterip, "Böyle mi!" dedi. O anda bayılmışım. Sonra geciken arkadaÅŸlarım geldiÄŸinde beni ayıltılar. Onunla KarşılaÅŸmak İstemezsiniz 1975 Haziran ayının başında bir olay yaÅŸadım. Tam olarak ne olduÄŸunun yorumunu hala yapmadım; ama benzer olay yaÅŸayan biriyle karşılaÅŸmak isterdim. O gün, her zamanki gibi büyükannem ve dedeme gitmiÅŸtim. AkÅŸam üstü eve gitmek için kalktım. Dedem, eski tip asansörün kapısını açmak için anahtar aramaya koyuldu. Sabredemedim, en üst kattan merdivenlerden indim. Birinci kat merdivenlerine geldiÄŸimde inerken apartmanin tamamen cam kapısında dıştan içeri doÄŸru bakan fötr ÅŸapkalı bir adamın durduÄŸunu gördüm. OlaÄŸan bir ÅŸekilde ilerleyip kapıyı açıp çikacaktım; ama adam yerinden kımıldamıyordu.Çekilip bir türlü yol vermedi. Döndüm baktım. Adamın arkasından batan güneÅŸin kuvvetli ışığında yüzünü göremedim. Sadece sülieti gözüküyordu ve oldukça iri yapılıydi. Kenara çekilip bekledim girsin de ben çıkayım diye, gene çekilmedi. Kötü niyetli veya bana ÅŸaka yapan biri mi olduguna karar veremedim. Adını koyamadığım bir ÅŸekilde, sanki içim üşüyor ve ürperiyordum. Geri dönüyormuÅŸ gibi yaparak bir üst katta beklemeye baÅŸladım. Eve çıkıp dedemi de üzmek istemiyordum. Adam en az on dakika aynı noktada kımıldamadan durdu. Sonra kapıyı açtı, içeri girdi. Ben de durduÄŸum yerden eÄŸilirsem yukardan görebiliyordum. En sonunda gidiyor diye sevindim. Bir baktım ki adam robot gibi yürüyor. Asansörün önüne geldi. Aynı ÅŸekilde hiç kıpırdamadan on dakikada orada durdu. Ne oldugunu anlayamıyordum. Yukardan eÄŸilerek kaçamak bakışlarla inceliyordum. Yaz olmasına raÄŸmen kışlık elbise ve ÅŸapka vardı. Ayakkabıları baÄŸcıklı, subay ayakkabısı ÅŸeklindeydi. Åžapkadan yüzünü göremiyordum. İki basamak indim ve iyice eÄŸilip yüzünü görmeye çalıştım ve ÅŸok oldum. Gözlerini göremedim ama yüzü porselen tabak gibi beyaz ve parlaktı. Artık panik oldum. Adam, o anda elini robot gibi yavasça kaldırdı, asansörün düğmesine bastı. Oh! Gidiyor derken elektrikler kesildi.
Adam, birden merdivenlere yöneldi, ben de yukarı doÄŸru fırladım. heyecandan hızlı çıkamıyordum. Kesildim. Bana yetiÅŸtiÄŸini görünce telaÅŸlandım ve merdivenden yuvarlandım. Hiç gözümü açmadan bir süre oturdum. Yanıma geldiÄŸini hissettim. AÄŸlamak istiyordum. Birden elektrik geldi. Gözümü açtım, kimse yok. Önünde oturduÄŸum kapının ardında bir köpek havlıyor, karÅŸi kapıdan anne-çocuk sesleri geliyor. Daha önce hiç ses olmadığını fark ettim.Ertesi gün tekrar geldim. Dedem, balkonda yarım saatten fazla beklediÄŸini, ama benim çıktığımı görmediÄŸini, merdivenlerden seslendigini ama cevap alamadığını söyledi. Ona dış kapıda duran ÅŸapkali biri olup olmadığını sordum. Bulundugu noktadan tüm kapı görünür; ama hiç kimseyi görmediÄŸini söyledi. Ben de normal bir olayı kendim deÄŸiÅŸik yaÅŸadım diyerek yıllarca kimseye anlatmadım. Yıllar sonra bir kitapta, aynı bu ÅŸekilde giyinmiÅŸ beyaz yüzlü, robot gibi yürüyen , gelince elektrik kesintisi olan varlıkların insanları ziyaret ettiklerini okudum. Bunun öyle bir olay oldugunu zannediyorum. Bir daha olmadı. Otostopçu Adamın biri, bir cumartesi gecesi evine dönüyomuÅŸ. Birden 15-16 yaÅŸlarında sevimli bir kızın yolun kenarında otostop yaptığını görmüş. Adamın da aynı yaÅŸlarda iki kızı varmış. Hemen arabayı kızın yanına yanaÅŸtırmış, “Gece yarısı böyle ıssız bir yerde n’apıyosunuz Allah aÅŸkına? Bu saatte otostop mu yapılır?” demiÅŸ. Kız, “Uzun hikaye. Rica etsem beni evime götürür müsünüz? Buraya çok yakın. Bu iyiliÄŸinizi ömür boyu unutmam.” diyerek arka koltuÄŸa oturmuÅŸ. Kızın üzerinde cicili bicili, hoÅŸ bir elbise varmış. Evinin adresini vermiÅŸ. Gerçekten de yakınmış ev. Adam eve vardığında önünde durmuÅŸ, “İşte geldik küçük hanım.” diyerek arka koltuÄŸa dönmüş; ama arkada hiç kimse yokmuÅŸ. Gözlerine inanamamış tabii. Hemen arabasından inip evin kapısını çalmış. Beyaz saçlı, çok yorgun görünen yaÅŸlı bir kadın açmış kapıyı. Adam heyecanla, “Bana inanmayacaksınız ama yoldan küçük bir kız aldım. Bana buranın adresini verdi ama tam geldiÄŸimizde...” YaÅŸlı kadın, adamı susturmuÅŸ: “Biliyorum, biliyorum.” demiÅŸ. “Sonra da ortadan kayboldu deÄŸil mi? Bu başımıza ilk defa gelmiyor. Her cumartesi akÅŸamı, aynı ÅŸey olur...” MeÄŸer, kız bir cumartesi gecesi diskodan dönerken trafik kazası geçirmiÅŸ ve oracıkta ölmüş. Åžimdi her cumartesi gecesi, kazada öldüğü yerden otostop yapıp evine gelmek istiyomuÅŸ; ama bunu bugüne kadar baÅŸaramamış. Kadın bunları anlatırken adamın gözü piyanonun üzerindeki kızın fotoÄŸrafına iliÅŸmiÅŸ. Evet, kız aynı kızmış ve üzerinde de aynı elbise varmış. Ölüler Sayılmaz Birgün, üniversiteli beÅŸ kız, cin çağırmaya karar verirler. Çağırmak için hazırlıklar tamamdır. Seans baÅŸlar, cin gelir. Neyse, ertesi günlerde bu cin onlara musallat olur. Kızların gitmediÄŸi hoca kalmaz. Birgün, bir hoca tavsiyesiyle cini tekrar cağırırlar. Kızlardan birini dolaba saklarlar. Cin'e, "Kaç kiÅŸi olduÄŸumuzu bilemezsen peÅŸimizi bırakacaksın." derler.(dolaptakiyle 5 kiÅŸidirler) Cin, "4" der. Kızlar, sevinirler. "Bilemedin. Bir arkadaşımız dolapta." derler. Cin'in yanıtı: "Arkadaşınızı heba ettiniz PeÅŸinizi bırakmayacağım." der. Kızlar, "Nasıl yani?" derler. Cin, "Ölüler sayılmaz. 4 kiÅŸisiniz." Kızlar, dolabı actıklarında o kızın kafasız bedeniyle kaşılaşırlar. Cin ise hepsine iÄŸrenç oyunlar düzenlemektedir. Hepsi de tımarhanede, korkunç bir sekilde hayatlarını kaybederler... Siste Önümüze Çıkan Kediler Gençken, anneannemin evinde kedi ruhları görürdüm. Benim de Yoda isminde bir kedim vardı ve birbirimize çok yakındık. Birkaç yıl önce, Cadılar Bayramı'nda Yoda, o zamanlar ki erkek arkadaşım Jeff ve ben, bazı arkadaÅŸlarımızı görmek için Kuzey’e gidiyorduk. Jeff, yolun yarısında kedim yüzünden mola vermek zorunda kalınca çok kızmıştı ve Yoda da arabadan kaçmaya çalışmıştı. Yoda, ikinci kez kaçmayı deneyince Jeff onu sertçe yakalayıp arabanın içine atmıştı. Ne yazık ki Yoda’nın burnu, hafif de olsa yaralanmıştı. Jeff’e bu davranışından dolayı çok kızmıştım. Yoda da ben de kızmış olsak da Kuzey’e doÄŸru yolculuÄŸumuza devam edecektik. Hava çok karanlıktı ve her yer sis içindeydi. Yolda giderken birden karşımıza yolun ortasına oturmuÅŸ kediler çıkıverdi. Hareket etmiyorlardı ve biz de mecburen durmak zorunda kaldık. Jeff, onların yanından her seferinde geçmeye kalktığında kedilerden bir kaçı arabanın önüne yönelip tekrar yola oturdular. Jeff, 7-8 kere benzeri denemelerde bulundu; ama sonuç hep aynıydı. Sonunda Jeff, yüksek sesle, “Tamam, mesajı aldım.” diye bağırdı. Yola baktık. Kediler yolda deÄŸillerdi... Taksici Bir gece Ali adındaki bir taksici, ekmek parasını kazanmak için geç saatlere kadar çalışmış. 4-5 tane müşterisini istedikleri yerlere bırakmış. Fakat o gece hava oldukça yaÄŸmurluymuÅŸ. Ali, tam eve gidecekken kaldırımda bir kadın görmüş. Ali de kadını evine bırakmak için arabasına almış. Daha sonra Ali Kadına şöyle söylemiÅŸ: "Sizi nereye bırakmamı istersiniz?" Kadın ise: "Hayalet Kasaba." demiÅŸ. Ali de biraz düşünmüş. İçinden ’’Bu kasaba yıllar önce bir depremde yıkılmıştı. Peki bu kadını oraya nasıl bırakacağım?’’ diye geçirmiÅŸ. Daha sonra kadının gözlerine bir bakmış. Çok ÅŸaşırmış; çünkü kadının gözleri kırmızıymış. Kadının bir cin olduÄŸunu anlamış ve içinden Kelime-i Åžahadet getirmiÅŸ. Cin ise bunu anlayıp hemen Ali’ye, ‘‘Dur!’’ emri vermiÅŸ. Ali ise, arabayı durdurup kadına: "Niçin arabayı durdurmamı istediniz?" demiÅŸ. Kadın ise: "Ben bir cinim. Sana bir uçurumu, Hayalet Kasaba olarak gösterecektim. Sen de ölecektin. Ama içinden Kelime-i Åžahadet getirip beni etkisiz halde bıraktığın için ölmeyeceksin." demiÅŸ ve oradan uzaklaÅŸmış. Undula Mezarlığı Olay, geçen yüzyılın baÅŸlarında, Basmalkap'ın ücra bir kasabası olan Undula'da gerçekleÅŸmiÅŸtir. Undula'nın bildiÄŸiniz taÅŸra kasabalarından bir farkı yoktur. Halk gündüzleri rutin iÅŸleriyle uÄŸraşır. AkÅŸamları herkes evlerine çekilince ortalık sessizleÅŸir. Çok sıkıcıdır. Kış, diÅŸlerini göstermeye baÅŸlamıştı. Hava rüzgârlı ve yaÄŸmurluydu. O gece, kasabanın barı tenhaydı. Demircinin kalfası Bot Mandaval, iki genç arkadaşıyla bir köşede oturmuÅŸ piyizleniyordu. Ordan burdan konuÅŸuyor, ara sıra da gülüşüyorlardı. Gece ilerledikçe, mevzular tükendi. Geyik faslı baÅŸladı. Gençler, cesaret konusuna girmiÅŸlerdi. Mandıracının oÄŸluyla, kumaşçının tezgahtarı birbirlerine girmiÅŸti bile! O arada Bot, biraz sonra geleceÄŸini söyleyerek kalktı gitti. Az sonra elinde demir bir kazık ve çekiçle döndü. ''Bakın! Ben ÅŸimdi gidip bu kazığı Bady Badala'nın mezarına çakıp geleceÄŸim!'' dedi. Aklınca en cesaretlinin kendisi olduÄŸunu ispat edecekti. YaÅŸlı Bady Badala, geçen hafta ölmüştü. Bot, ona her zaman ÅŸakalar yapar, çok kızdırırdı. Undula Mezarlığı, kasaba dışında, insanların gündüz bile mecbur kalmadıkça geçmedikleri, uÄŸursuz saydıkları bir yerdi. ArkadaÅŸları, Bot Mandaval'ı gitmemesi için caydırmaya çalıştılarsa da fayda etmedi. Bot, pardesüsünü giydi, çekiçle kazığı alarak yola çıktı. YaÄŸmur hızla yağıyor, rüzgâr ıslık çalarak esiyordu. Bot, mezarlığa yaklaÅŸtıkça korkmaya, kalbi küt küt atmaya baÅŸlamıştı. "Neden bu iÅŸe kalkıştım!" diye kendi kendine kızıp küfrediyordu. Bir an önce ÅŸu kazığı çakıp hemen bara dönmekten baÅŸka birÅŸey düşünmüyordu. Daha geçen hafta geldiÄŸi için mezarın yerini kolayca buldu ve aceleyle kazığı mezara çaktı. Bu arada arkadaÅŸları, Bot'un mezarlığa gidemeyip, yarı yoldan geri döneceÄŸini konuÅŸup gülüşüyorlardı. Ama aradan epey zaman geçip de Bot'un hala gelmemesi üzerine endiÅŸelenmeye baÅŸladılar. Bot, kazığı çaktı ve hemen arkasına dönüp oradan uzaklaÅŸmak istedi. Ama o ne! Yerinden kıpırdıyamıyordu. Bady'ye yaptığı tatsız ÅŸakalar hızla aklından geçti. Bady, Bot'u sımsıkı tutmuÅŸ bırakmıyordu. Bot'un kalbi patlamalı motor gibi atıyordu. Korkudan dönüp arkasına da bakamıyordu. Åžafak söküyordu. Bardakilerin merakı had safhaya gelmiÅŸti. Erken kalkmış kasabalılarla mezarlığın yolunu tuttular. Kasabalılar, önce mezarlıkta kimseyi göremediler; ama Bady Badala'nın mezarına yaklaÅŸtıklarında karşılaÅŸtıkları manzara korkunçtu. Zavallı Bot Mandaval'ın gözleri yuvalarından fırlamış, yerde cansız yatıyordu. Uzun süre tırmalamaktan toprakta çukurlar oluÅŸmuÅŸtu. Evet, Bot kazığı çakmıştı çakmasına ama aceleden pardesüsünün eteÄŸini de beraber !!! -------------------- Cin ve Hayalet Hikayeleri 3 Cinli Ev Birgün, iÅŸten eve geldiÄŸimde annemi aÄŸlarken gördüm. "Hayırdır anne, ne oldu?" dedim. Bana, "KardeÅŸin... KardeÅŸine bak, delirdi sanki..." diye korku dolu gözlerle bakınca yerimden fırlayıp kardeÅŸimin bulundugu odaya girdim. Bana tuhaf gelen hiçbir ÅŸey fark etmedim. "Ahmet, birÅŸey mi var kardeÅŸim?" dedim. Bana, "Hayır abi, gayet iyiyim." dedi. Ben de fazla üstüne gitmek istemedim. Ertesi gün yine eve geldiÄŸimde, merdivenleri çıkarken sanki bizim evin kapısı uzaklaşıyormuÅŸ gibi tuaf bir korkuya kapıldım. Tam ne oluyor diye düşünürken, annemin çığlığını duydum. Hızlı adımlarla evin kapısına ulaÅŸtım. Elimi cebime atıp anahtarlarımı bulmaya çalıştım. Birden içerden annemin hıçkırığının dışında, hırıltılı ama insana ait olamayacak bir ses duydum. Bunu duyunca, evde biri acaba anneme mi saldırıyor diye düşünüp eve hışınla girdim. Annem ve küçük kardeÅŸim, holde bana bakıyorlardı. "Anne, ne oldu?" dedim. "Yine Ahmet çıldırdı. Küçük kardeÅŸin Füsun'la bana saldırdı." Çok sinirlenmiÅŸtim. Ya annem bana yalan söylüyor, yada kardeÅŸim delirdi diye düşünmeye baÅŸladım. Annemin suratına tekrar baktığımda, korku dolu gözlerle yine karşılaÅŸtım. Füsun da çok korkmuÅŸtu; ama hala ÅŸaka yapılıyor sanmıştı. (Füsun 5 yaşında) SinirlenmiÅŸtim. Tam hızla Ahmet'in bulundugu odaya girecekken, Ahmet birden kapıda belirdi. (İnanırmısınız, ufak kardeÅŸimden ilk defa ürkmüştüm.) Bana bakıyordu sanki düşmanca. Sonra arkasını dönüp odasına girdi. PeÅŸinden gidip "Ahmet!" dediÄŸimde tekrar bana bakıp, "Beni rahat bırak abiiiiiiii!" diye bağırdı. SinirlenmiÅŸtim. "Seni öldürürüm oÄŸlum! Babam, az sonra gelecek. Ya anlatırsın herÅŸeyi yada çok fena olacak. Babama anneme saldırdığını söylerim." "Tamam abi ama bana biraz zaman ver. Sana herÅŸeyi anlatacağım." dedi. İlk defa kardeÅŸimin bana yalan söyledigini hissettim. O gece, herkes yatmıştı. Ben de kardeÅŸimi izlemeye baÅŸladım. Odasına gittim, baktım uyuyordu. Tam arkamı dönmüştüm ki, sanki içimden bir ses, "KardeÅŸin sana bakıyor!" dedi ve aniden döndüm; ama bakmıyordu. Sonra, "Lan oglum, manyak mısın!" dedim kendi kendime. O gece yattım ama ne yatış! Sabaha kadar uyuyamadım. Sanki gözümü kapatınca Ahmet yanımda... Acıyorum. "Yok arkadaÅŸ, bu böyle olmuyacak." dedim. "En iyisi mi, yarın tüm günümü kardeÅŸime ayırayım, onu sesizce takip edeyim." dedim. Sabah olmustu. Ben, erken kalktığım için, anneme, "Ben, saat 10 gibi dönerim." deyip çıktım. Ahmet de uyanmıştı. Bana candan yakın olan kardeÅŸim, ÅŸimdi çok uzaktı. Yanıma bile gelmedi. Tam çıkarken, "Gece iyi uyudun mu?" dedi. irkilmiÅŸtim. Ona bakmadan hemen çıktım ve kahveye gittim. Saat 10'a gelince eve hızlı adımlarla vardım. Sessizce mutfaÄŸa girdim; çünkü ordan kardeÅŸimin odası gözüküyordu. Beni görmesin diye, daha önceden mutfağın perdelerini sıkı sıkı örtmüştüm. Sadece minik bir delik kalacak ÅŸekilde bırakıp, odayı tamamen görür bir haldeydi. KardeÅŸim, odadaydı ve tek başına kanepeye oturmuÅŸ, dizlerini ovuyordu. Sonra birden durdu. Benim de kanım sanki cekiliyor gibi hissetmeye baÅŸladım. Sonra birden göz göze geldik. Aman Allah'ım! Minicik delikten baktığımı hissetmiÅŸti. Çıldıracak gibi oldum. Hızlıca odasına girdim. Gözüm dönmüştü. "Lan noluyor!" dedim, hiç tepkime yok! Ona dokununca, kaskatı oldugunu hissettim. Anneme, "Anne, koÅŸ!" dediÄŸim anda, elimi öyle bir tuttu ki kırılıyor sandım. Sonra hırıltılı bir sesle, "Seni öldüreceÄŸim!" dedi ve yere düştü. Sallanıyordu yada titreme gibi birÅŸeydi. Sesi deÄŸiÅŸmiÅŸti. Çıglık mıydı yoksa hırıltı mı, anlayamamıştım. Annem, koÅŸa koÅŸa içeri girdi. "Ahmet, oglum! Ahmet'im!" Ben, donmuÅŸ gibiydim. Sanki ayakta öylece kalmıştım. Annem bana, "OÄŸlum, tut! Kendine zarar verecek!" diye bağırdıgında kendime geldim. Annemle bile tutamıyorduk sanki kardeÅŸimi. Sonra birden kaskatı durdu. Sanki kilitlenmiÅŸ gibiydi. Kafası geriye düşmüş, gözü simsiyaha dönüşmüş gibiydi. Sanki, parmakları dönmüş, kırılmış gibi duruyorlardı. Bir noktaya bakıyordu. Annem, "Dokunma!" dedi ve dua okumaya baÅŸladı. O arada bir defter fark ettim. Elime aldım. İçini açınca deÄŸiÅŸik bir yazı stili ile birÅŸeyler yazılı olduÄŸunu gördüm. Sonra, insana ait olamayacak bir sesle Ahmet bana birden, "Sakın dokunma!" diye bağırdı. Defter, elimden düştü. KorkmuÅŸtum. Bana saldıracak sandım. Nefes alıp veriÅŸi deÄŸiÅŸmiÅŸti. Bana bakıyordu. Gözlerinin beyazlığını fark edemiyordum. Sonra kafasını saÄŸa sola savurmaya ve garip ses yada cığlıkla, "Abi niye baktın, abi niye baktın!" diye habire birÅŸeyler söylüyordu. Birden kaskatı kesildi. Kolunu yavaÅŸca kaldırdı. İşaret parmagı ile pencereyi gösterdi. Sonra bana bakarak, "Geliyor, geliyor!" diye aÄŸlamaya baÅŸladı. "Ne geliyor, neeeeeeeeeee!" diye bağırdım. Annem, durmadan sureler okuyordu. Birden, "Allahu ekber, Allahu ekber!" diye hoca ezan okuyunca, kardeÅŸim iyice çıldırdı. Sara kırizine benzer gibi yere düşdü. Sarsılıyordu. Hoca, her "Allahu ekber!"deyiÅŸinde kardeÅŸim cığlık atıyordu. Ve bayıldı. Annemle ben, ÅŸok içindeydik. "Ne yapabiliriz, ne!" diye düşünmeye baÅŸladık. "Babama söyliyelim." dedim. Annem, "Onun inancı yok ki, inanmaz!" "Anne, inanmıyor da bu ne! Hadi göstersin doktorluÄŸunu!" dedim. Çıldıracağım! Sonra kardeÅŸim, "Abi, abi..." demeye baÅŸladı. "Ahmet'im, canım kardeÅŸim! Ne oluyor sana? Ne olur söyle!" "Abi, ben yatakta deÄŸil miydim? Ne iÅŸim var burda? Bana ne olmuÅŸ ki???" dedi. "Hatırlamıyor musun?" dedim, "Hayır." dedi. "Abi, annem niye aÄŸlıyor, niye abi?" dedi. O sırada kapı sesi duyuldu. Babam gelmiÅŸti. "Anne, babama herÅŸeyi anlatalım. Saklama!" O gece babamla konuÅŸmaya karar verdik. Tuhaf olan ÅŸey, Ahmet hiçbir zaman babamın yanında garip olmuyordu. Gayet normaldi. O gece, babam viskisini yudumluyor, hasta raporlarını inceliyordu. Kapıya vurdum, yanına girdim. "Ne oldu Murat?" dedi. Babama, "Ahmet..." dedim. Ama bir kere nefes alıp verdim. (Babamla sakin konuÅŸmak istiyordum. Yaşım 25 olmasına raÄŸmen, hala ondan çekiniyordum.) Babama, "Seninle birÅŸey konuÅŸmak istiyorum." dedim. O, "Åžimdi olmaz. Önemli bir ameliyatım var ertesi gün. Raporları incelemem gerek!" dedi; ama ben anlatmaya kararlıydım. "Ahmet..." dedim. "Lütfen baba, sadece dinle. Çok önemli..." deyince, "Tamam, ama kısa tut!" dedi. Babam, sakindi. Bugünki tüm olanı biteni anlattım. Beni sakince dinledi. Sonra birden, "Hadi ordan, ben öyle ÅŸeylere inanmam! Tamam, bu kadar yeter! Çık dışarı, çalışmam gerek!" dedi. Çok sinirlenmiÅŸtim. Tam kapıya yönelmiÅŸtim ki, Ahmet'in odasından korkunç bir çığlık yükseldi. Evin ışıkları gidip gidip geliyordu. Ürkünçtü. Ev, sanki kolonlardan çatırdıyordu. Dönüp babama baktım. "Buyur baba, hadi açıkla bu olayı." dedim. "Kötü bir rüya görmüştür." dedi. Sonra Ahmet'in odasına yöneldik. Babama, "Peki ışıklar niye gidip geldi?" dedim. Bana,"Bu kadar salak olma. 21. yüzyılda yaşıyoruz." dedi. Ahmet'in odasına yaklaÅŸtıgımızda, acık olan kapı birden kapandı ve içerden kilitlendi. Babam, "Neler oluyor böyle!" dedi. Sonra kardeÅŸimin çığlıkları odadan yükselmeye baÅŸladı. Babamı ilk defa paniklemiÅŸ gördüm. Bana, "Kapıyı kır!" dedi. "Kır ÅŸu kapıyı, ne bakıyorsun!" Kapıyı kırdım. İçeri girdiÄŸimizde, Ahmet duvarın köşesine geçmiÅŸ, sırtı bize dönük oturuyordu. Hırltılı hırıltılı, "Sizi öldürecem, sizi öldürecem!" diyordu. Annem de gelmiÅŸti. Kadıncağız, sesli olarak sureler okumaya baÅŸladı. Babam, "Ne yapıyorsun sen!" dedi. Ahmet, sureleri duydukça cığlık atıyordu. Sonra sırtının üstüne yere düştü. AÄŸzından köpükler geliyordu. Babam, "Sara krizi geçiriyor." diye yanına gitti. Ben, Ahmet'i tutmaya çalışıyordum. Krizi geçmiÅŸti. Uyandı. "Baba, abi... Ne oluyor? Ne iÅŸim var benim yerde!" diye aÄŸlamaya baÅŸladı. Babam bana, "Sen, bu gece kardeÅŸinle yat. Yarın, bie psikoloÄŸa gösteririz." dedi. Babama, "Baba, bu piskoloktan öte!" dedim. Bana, "KonuÅŸma, ne o zaman söyle!" dedi. Onunla tartışmaya giremezdim. Herkes odadan cıktı. "Ahmetim, canım kardeÅŸim. Ne oluyor sana!" "Abi, bana birÅŸey mi oluyor?" dedi. UnutmuÅŸ gibiydi. "Tamam, birÅŸey yok." dedim; ama unuttugunu sanmıyordum. "Hadi gel, yatalım." dedim. KardeÅŸimi koynuma alarak yattık ve konuÅŸmaya baÅŸladık. Ben, ona, "Hani bana herÅŸeyi anlatacaktın." deyince, "Abi, sana herÅŸeyi söylemek isterim; ama söylersem beni öldüreceklerini söylediler." "Kim onlar, kim?" dedim. "Lütfen abi, beni zorlama!" dedi. Yatmadan önce okulda ögrendigim duayı okudum. "Ah!" dedim. "Neden daha önce annemi dinleyip Kur'an ögrenmedim ki!" diye içimden geçirdim. KardeÅŸim, uyumuÅŸtu; bense hala düşünüyordum. Bir ara gözümü kapattım. Odada sanki hafif bir rüzgâr estiÄŸini hissettim. Korkuya kapılıp hemen saÄŸa sola dikkat kesildim. KardeÅŸimin yere düştügünde iÅŸaret etigi pencere tarafına baktım. "Acaba açık mıydı?" diye. Açık deÄŸildi. Odada sağı solu inceleye inceleye, aklıma güzel ÅŸeyler getirmeye calışarak ve yine saÄŸa sola bakarak tam uyuyacaktım ki bir ÅŸey dikkatimi çekti. KardeÅŸimin duvarda bir resmi vardı. Güzel bir resim... Hep bir noktaya bakıyor gibi durur, yani yatarken gözlerine bakıyor gibi gözükmez; ama sanki beni izliyor gibiydi. Rahatsız olmuÅŸtum. Kalktım, resmi kaldırdım. Tekrar kardeÅŸimin yanına yatarak bildigim duayı daha çok tekrar tekrar okudum. Oda sessizdi. Gözümü kapadım. Sonra kapının açıldığını hissettim. Yine dikkat kesildim. Kapı yönüne baktım. Kapı, gercekten açıktı. Sonra yine dua okumaya basladım. Korkmuyacaktım; çünkü gücü kudreti sonsuz olana (Allah'a) sıgınmıştım. İnancım, o gece doruk noktasındaydı. İçimden bir ÅŸey, "Sakın korkma!" diyordu. Sonra gözümü yumdum. Ayak tarafımda bir ağırlık hissettim. Sanki yataÄŸa biri çıkmıştı. YavaÅŸ yavaÅŸ göğsüme doÄŸru çıkıyordu.Ama korkmuyacaktım. Sonra bedenimi sıkıştırdığını hissettim. Gözümü açtım ama kafamı çeviremiyordum. Birden, "Senden deÄŸil, seni Yaratan'dan korkarım." dedim. Bunu deyince ağırlık sanki iyice arttı. İçimden, "Lütfen anne gel, lütfen anne gel!" diye aÄŸlamaya basladım. Evet, içimden aÄŸlıyordum. Sonra kapı açıldı. Ağırlık kayboldu. Kafamı kaldırdım ki annem. "Anne, anne! İyi ki geldin." dedim. Annemde ise hiç ses yok. "Anne," dedim. "OÄŸlum, sen istersen odana geç. Ben, kardeÅŸinle kalırım." dedi. "Yok, ben kalırım." dedim. "Oglum," dedi. "Hemen kalk!" Şöyle bir anneme baktım; ama aman Allah'ım! "Annem olamazsın sen! Nesin sen? Kimsin sen?" Ses çıkarmadı. Öylece bakıyordu. Ayakları tersti. Dua okumaya baÅŸladım. Sonra nasıl oldu anlamadım, bir ÅŸekilde kayboldu. KardeÅŸimi o gece yanlız bırakmamam gerektiÄŸini anlamıştım. Ne yapmam gerektiÄŸini düşünürken uyuya kalmışım. Çok ilginçti. Rüyamda, uzun karanlık bir koridorda yürüyorumdum. Sonra önümde Ahmet'in olduÄŸunu fark ettim. Ona doÄŸru koÅŸtukça, o uzaklasıyordu. "Ahmet, dur! Ahmet, dur kardeÅŸim!" diye bagırıyordum. O, "Abi, yardım et abiiiiiiiiiiiii!" diye birden kayboldu. Ben, daha hızlı koÅŸmaya basladım. YetiÅŸemiyecegimi anlayınca durdum. İçimden bir ÅŸey, "Geriye dön!" diyordu. "Geriye dön..." Nefes nefese idim. Dönünce Ahmet birden boÄŸazıma sarıldı. Sıkıyordu. Resmen boÄŸuluyordum. Gözlerimi açtığımda Ahmet'in beni boÄŸuyor olduÄŸunu ve annemin beni hıçkırıklar içinde kurtarmaya çalıştığını fark edince, Ahmet'i üstümden attım. Bana bakarak gülüyordu. "Seni boÄŸacağımı söyledim, seni boÄŸacağımı söyledim!" diye gülüyordu. Duvara doÄŸru dönerek duvarı tırnakları ile kazımaya baÅŸladı. Bunu görünce üstüne atladım. Anneme, "Onu yataÄŸa baÄŸlayalım." dedim. Annem'le kardeÅŸimi yataÄŸa baÄŸladık. KardeÅŸim, iyice çıldırdı. Bana, "Pis homo, pis homo! Sakın hocayı getirme, sakın! Yoksa seni bec......im!" diyordu. Nerden anlamıştı hocayı? Babam, sabah erken gitmiÅŸti iÅŸe. Saat 7:00 gibi ameliyata girecekti. Gitmeden anneme, "Ahmet'i hastaneye getir. Onu psikoloÄŸa gösterelim." demiÅŸ. Anneme, "Ben ÅŸimdi geliyorum." diye evden çıktım. Bir hoca bulacaktım. Arkadaşımın tavsiyesi ile bir hoca buldum. Ona her ÅŸeyi anlattım ve bizim eve getirdim. Beraber merdivenleri cıkarken, hoca dua okumaya basladı. Annem, bizim geldiÄŸimizi gördüğü için kapıyı açık bırakmıştı. Biz kapıya yanaşınca, kapı birden kapandı. Annem, kapıyı tekrar açtı. Ben, içeri girdim; hoca ise girmedi. Bana bakarak, "Ben, ilk etapta giremem." dedi. "Neden?" diye sordugumda, "Bu ev, hiç hayırlı deÄŸil. Size burayı kim ve ne zaman sattı?" "Ne alakası var!" dedim. "Size burayı satan kiÅŸinin başına da aynı olaylar gelmiÅŸti." "Peki sen nerden biliyorsun?" dedim. "Satan ÅŸahıs, çok ucuza sattı." ve hiç bir ÅŸey demedi. Bana, "Beni sana kim önerdi?" dedi. "Arkadaşım Dursun." dedim. "O zaman ara Dursun'u!" "Niye ki?" dedim. "Sen, ara Dursun'u!" Aradım. "Ya Dursun, bugün yanına ugradım ya," "Alo, evet dinliyorum seni..." "Bana bir hoca bul diye." Dursun, birden telefonda gülmeye baÅŸladı. Bana, "Sen içtin mi?" diye sordu. "Hayır, ne alakası var! Åžimdi dedim ya!" "Arkadaşım, beni geçen sen memleketime ugurlamadın mı?" deyince ÅŸok geçirdim yani. "Sen hala gelmedin mi? Evet, o zaman ben kimle konuÅŸtum?" derken, "Ooooo, hadi iÅŸim var. Bitince ararım." deyip suratıma kapattı telefonu. "Neler oluyor?" diye düşünürken, hoca hızla kardeÅŸimin bulundugu odaya girdi. Ben, donakalmıştım. "Sen... Sen kimsin o zaman!" diyebilmiÅŸim sadece. Hoca girince kardeÅŸim, "Sen, sen! Seni tanıyorum!" diye korkunç bir çığlık attı. Hoca, kardeÅŸime, "Yaradan Rabb'in adına! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Seni zavallı!" dedi ve sureler okumaya baÅŸladı. Ben, hâlâ neler olduÄŸunu çözememiÅŸtim. Bu ÅŸahıs, kimdi? Sonra kardeÅŸimle konuÅŸmaya baÅŸladı. "Bu insanları rahat bırak!" dedi. KardeÅŸim, "Abi, abi! Çıkar onu odadan!" diye aÄŸlamaya baÅŸladı. Ben, hala telefonun ÅŸokunu yaşıyordum. Sonra bu ÅŸahıs, bana, "Hadi kardeÅŸini sıkı tut!" dedi. Annemi de çağırdı; ama tutmadan önce abdest almamızı istedi. Aldık. Yani annemin bana gösterdiÄŸi ÅŸekilde. Sonra kardeÅŸimin yanına gittik. Hoca, baÅŸ ucunda Kur'an okumaya baÅŸladı. Bize, "Hadi, ÅŸimdi tutun!" deyince, annemle ben hemen tuttuk. KardeÅŸim, çığlık atıyordu. Gözleri, siyahla kan kırmızısı ÅŸeklinde deÄŸiÅŸip duruyordu. Sonra yatağı sallanmaya baÅŸladı. Odadaki gardrop kapakları açılıp kapanıyordu. Mutfaktan tabak kırılma sesleri geliyordu. Lambalar açılıp kapanırken, bizim bulundugumuz odadaki lamba ise patladı. Sonra ani bi sessizlik oldu. KardeÅŸim, bayılmıştı. "Bitti mi?" dedim, hoca olarak getirdiÄŸim ÅŸahısa dönerek. "Hayır, burada kaldığınız sürece hiç bitmez." dedi. "Sizden önce, burda bir aile yaÅŸardı. Çok güzel bir aileydi. Sonra küçük oÄŸullarında paranormal bir durum meydana geldi. BaÅŸlangıcında, oÄŸulları gece su içmeye kalkmış. Koridorda yürürken, ÅŸu an bulunduÄŸumuz odanın kapısı acılmış. O zaman, bu odayı sadece misafirler için kullanırlarmış. Çocuk, kim açtı diye içeri girdiÄŸinde, kapı birden kapanmış ve çocuÄŸun içerden çığlığı yükselmiÅŸ." "Ve sonra?" dedigimde, "Tamam, bu kadar. Sonrası sondu zaten." dedi. Bana, "Sen, Kur'an bilir misin?" "Hayır!" dedim. "Ya sen teyze?" dedi. Annem, "Biraz..." dedi. Bana dönerek, "Niye öğrenmedin?" dedi. Cevap veremedim. "Hayır ve ÅŸerrin Allah'tan geldiÄŸini biliyor musun?" dedi. "Evet." dedim. "Babanın inancı nasıl?" diye sorunca yine cevap veremedim. Bana, "İşte, sizin zayıf halkanız bu!" dedi. "Burdan üç gün içinde taşının, yoksa ailenizden biri zarar görecek." dedi. "Ne! Taşınmak mı! Babama bunu nasıl kabul ettiririm?" diyince, "Bu, beni ilgilendirmez." dedi. Kapıya doÄŸru yöneldi. Gidiyordu. Sonra bana dış kapıdan bakarak, "Hani su içmeye giden çoçuk vardı ya..." Hiçbir ÅŸey diyemedim. Sadece, "Evet?" ÅŸeklinde kafamı salladım. "O, bendim." deyip hızla uzaklaÅŸtı.Hızlıca ayaÄŸa kalktım. Kapıya koÅŸtum. Daha sorularım bitmemiÅŸti. Ama o çoktan gitmiÅŸti. O gün hoca öyle diyince, annemle, "Artık bu evde kalamayız." diye konuÅŸtuk. KardeÅŸim de kendine gelmiÅŸti babamı zor bela ikna ettik. Hem de tam da üçüncü günde. (burda, babamın başına biÅŸey geldi ve ÅŸimdi dini bütün bir insan oldu) Ve o evden taşındık. Aradan üç yıl geçmiÅŸti. Birgün, o mahalleye iÅŸim düşmüştü. gittiÄŸimde, "Eve de bakayım." dedim. Kocaman bir bahçesi vardı. Ev, üç katlıydı. Babam, orayı bir mütahite vermiÅŸti. Yıkılsın, evler yapılsın diye; ama mütahitin yıkım iÅŸlerinde hep aksilikler olmuÅŸ. İşcilerden biri, aklını kaçırmış, biri de ağır yaralanmıştı. Mütahit de yıkamıyacagını anlayınca, o ev öylece kaderine terk edilmiÅŸti. Bahçe kapısına kilit vurmuÅŸlardı ve "İçeri girmek tehlikeli ve yasaktır!" diye bir tabela asılıydı. Evin bahcesine bakarak geçerken, evin kapısının aralandıgını gördüm. Ev, sanki beni cagırıyordu. Arkama bakmadan dönüp gittim ve bir daha o mahalleye, hatta o evin bir mil yakınına bile yaklaÅŸmadım.
Konu luciin tarafından (05-10-2007 Saat 14:25 ) değiştirilmiştir..
Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi
|
| |
05-10-2007, 14:32
|
#3 | | -YASAKLI-
Üyelik tarihi: 08 2007 Nerden: Öte'li...
Mesajlar: 369
|
Cin ve Hayalet Hikayeleri 4 Bir Cin Çağırma Hikâyesi 14 yaşımdayken birgün İsviçre'de arkadaÅŸlarla cin çağıralım dedik ve bu konu hakkında bir sürü bilgi edindik. Yaklaşık 1 hafta sonra, ilk seansı denedik ve baÅŸarılı olduk. Bu seanslar, çok heyecanlı olmaya baÅŸladı ve biz bunu sürekli tekrarladık... Ben, bu konuyla arkadaÅŸlarımdan daha fazla ilgilendiÄŸim için onlara daha da yakınlaÅŸmak istedim! Önceleri baÅŸarılı olamadım ve cinlere inancım azaldı. Derken, 15 yaÅŸlarımda bu olayları rüyamda yaÅŸamaya baÅŸladım ve gerçek hayata geçti. YavaÅŸ yavaÅŸ sevmediÄŸim insanlara küçük zararlar gelmeye baÅŸladı. Artık birÅŸeyler olmadan önce, hissedebiliyordum bu da beni çok mutlu ediyordu ve ben, gittikçe kendimi onların yanında hissetmeye baÅŸladım! 16 yaşımda, Türkiye'ye temelli dönüşümde onlar da benimleydi. Bu ÅŸekilde çok güzel ve ilginç yıllar geçirdim ve 18 yaşıma geldiÄŸimde bir radyoda DJ'likle uÄŸraşıyordum. Bir gece nöbeti sırasında, yine yalnız deÄŸildim; ama bu defa bunu hissetmek, bana mutluluk vermiyordu. Aksine huzursuz olmaya ve boÄŸulmaya baÅŸladım. Bir ses geçirmez stüdyoda, ilginç bir ÅŸekilde birinin nefesini ensemde hissettim ve tüylerim ürperdi. Hatta ilk defa korktum! Tüm bunların yorgunluktan ve uykusuzluktan olabileceÄŸini düşünerek mutfaÄŸa bir bardak su almaya gittim. Tam arkamı dönüp ışığı söndürürken, biri arkamda adımı fısıldadı ve o an korkudan kanımın çekildiÄŸini hissettim. En kötüsü de, radyonun olduÄŸu binadaki daireler iÅŸyerleriydi ve gecenin saat 02:30 da benden baÅŸka hiç kimse yoktu! Tam bu sırada, bu düşüncelerimden sıyrılmamı saÄŸlayan ikinci ve daha ÅŸiddetli bir sesle irkildim ve stüdyoya kaÃ§Ä | |