JUKEBOX | CHAT | GNOXIS MESSENGER



Geri git   Gnoxis.com > Müzik > Rock / Metal

Cevapla
 
Seçenekler Arama
Alt 30-01-2007, 22:23   #1
 
whitepower - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 08 2006
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 1.625
Karma gücü: 12 whitepower is just really nicewhitepower is just really nicewhitepower is just really nicewhitepower is just really nicewhitepower is just really nice
Black Metal....





Özellikle heavy,death,doom bunlara sizden talep geleceği için ben black metal bölümünü açayım dedim....Diğer bölümler sizleri bekliyor
Evet öncelikle biraz daha piyasa bir grupla başlayayım istedim...
Karşınızda Cradle Of Filth.....

"İsa tarafından ellendi , Tanrı tarafından parmaklandı " Cradle Of Filth'in kendilerine ait Vampyrotica adlı firmasının çıkardığı t-shirtlerinin üzerindeki slogan ... Zevksiz ? Belki ... Tahrik Edici ? kesinlikle .. Yeterli ? Herzaman kuşku uyandırıcı... Cradle Of Filth sadece kendi işini yapmaktadır . Onlar dünyanın en büyük black metal grubudur. Sadece görünüşte değil hayat tarzı olarakta müziklerini benimsemişlerdir . BBC belgeselerinden The Face onların bu sıradışı hayatlarını dünya turnelerini ödüllerini içeren yaptığı belgesel büyük
sansasyon yapmıştır. Onları sevin yada nefret edin onlar işlerini yapıyorlar .....

Herşey 1991 yılında başladı, ilk karşı çıkışları olan demolarını tamamladılar.Bu gençler biraz karanlık, biraz şeytansı, biraz dünyadışı birşeyi başlattıklarının farkındaydılar.İlk albümleri "The Principle Of Evil Made Flesh" 1994 yılında Cacaphonous Record adı altında çıktığında hayal kırıklığına uğramadılar.Bu ilk albümlerindeki gotik klavye partisyonları , keskin gitar riffleri ve vampirik şarkı sözleri ile direk bütün dikkatleri üstlerine çektiler .Sonsuz hayal güçlerinden kaynaklanan müzikleri ile gelişen kalitede müzik yapmaya devam ettiler.Gözleri yükseklerdeydi .. Herkesi kendi hayal güçlerine ve yaşadıklarına ortak etmek istiyorlardı .. efsanelerle , mitolojik hikayelerle ve vampirlerle dolu bir hayalgücü .....

Maalesef grup üzerindeki uğursuzluktan dolayı gruptan elemanların bir kısmı ayrıldı Grup ardından yeni albümleri "Vempire" için yeni bir kadro oluşturdu ve yoluna devam etti. Öfkeli , kanlı , vampirik sözlerle yeniden sahnelere çıktılar. Doğal değişimler sürecinde grubun şarkı sözlerindeki harika gotik şarkı sözleri yazmaya başlamışlardı . Yeni bir nefes yeni bir vizyon yeniden yapılanma adına grup kadrosundaki bazı elemanlarını değiştirdi , çalıştıkları Cacaphonous firmasından ayrıldılar. Üçüncü albümleri "Dusk And Her Embrace" insanları tartışmaya davet eden, tahrik edici,kasti olarak yapılmış sözlerle dolu idi. Music For Nations firması hemen Cradle Of Filth ile sözleşme imzalayarak onları bünyelerine dahil ettiler. Bu yeni çalışma Cradle Of Filth'i çok memnun etmişti Music For Nations firmasının sağladığı olanaklar ile daha kaliteli bir eser daha kaliteli bir albüm kapağı ve tanıtım ve en önemlisi daha kaliteli şarkılar ortaya çıkmıştı. Efsanevi grup Venom [Black Metal'in babası olarak kabul edilir] grubunun efsanevi vokalisti Cronos bu albümü şimdiye kadar yapılmış en iyi C.O.F albümü olduğunu ama ileride çok daha iyilerinin olacağını söylemiştir.

Birkaç başarılı dünya turnesinden sonra Cradle Of Filth evine dönmüş ve yeni albümleri hakkında düşünmeye başlamıştı bile. Music For Nations'tan çıkan ikinci albümleri "Cruelty And The Beast" 1998 yılında bitirildi. Müzikal olarak iyice olgunlaşan grubun bu albümünde muhteşem albüm kapakları ve resimleri hazırlanmış ve Mrs Hammer Horror " Ingrid Pitt" grupta misafir olarak vokal yaptı. Muhteşem Amerika,Rusya ve Japonya turnesinden sonra grup yeniden çalışmalara başladı artık insanları daha çok tahrik edecek onları meraklandıracak kimilerini nefret ettirip kimilerini merak içinde bırakacak bir albüm çalışmasına başladılar. "From Cradle To The Enslave" Ep'lerini çıkardılar. Yanlız bu bekledikleri albüm değildi biraz değişiklik yapmak istediler . Deneysel dans-black metal [Şöyle düşünün; black metal çalacak ve siz dans edeceksiniz ??? Bunu düşünmüşler] Hemen takip eden süreç içinde "PandaemonAeon" adındaki video albümlerini çıkardılar ve ünlü müzik kanalı MTV tarafından anında yasaklandılar, istedikleri reaksiyonu almışlardı.

Beşinci albümleri "Midian" 2000 yılında cadılar bayramında piyasaya sürüldü . Ardından "Bitter Suites to Succubi" [Succubus, Incubus kavramlarına değişik yerlerde denk gelmişsinizdir, Incubus erkek vücuduna sahip şeytandır ve kadınların rüyalarına girip onlarla sevişir, Succubus ise kadın bünyeli şeytandır erkeklerin rüyalarına girip onlarla sevişir] 2002 yılında iki Cd'lik "Lovecraft & Witch Hearts" piyasaya sunuldu. Bu albümde bazı şarkılar yeniden düzenlenip kayıt edildi bazı şarkılar cover yapıldı bazı şarkıları remix yaptılar.En son şeytansı ürünleri ise yine İki CD den oluşan " Live Bait For The Dead" kendi firmaları AbraCadaver tarafından piyasaya sürüldü. Adındanda anlaşılacağı gibi grubun konser performanslarından oluşuyordu bu albüm .

Geleceğin kendilerinin olduğunu söyleyen grup son 10 sene içinde yeni bir metal prensi ortaya çıkarmıştır... Ruhunun 250 sene önce Cadı Avcısı General Matthew Hopkins tarafından katledildiğini iddia eden Dani, yeni bedeninde dünyaya geldiğini söylemekte...

Ülke : İngiltere
Tür : Black
Firma : Roadrunner Record
Resmi Sitesi: http://www.cradleoffilth.com
Elemanlar :
Paul Allender : Gitar
Daniel Lloyd Davey : Vokal
Adrian Erlandsson : Bateri
James Mckillboy : Gitar
Martin Powell : Klavye, Viyola
Dave Pybus : Bas Gitar

-Diskografi-
  • The Principle Of Evil Made Flesh - (1994)
  • V Empire Or Dark Faerytales In Phallustein - (1996)
  • Dusk & Her Embrace - (1997)
  • Cruelty And The Beast - (1998)
  • From The Cradle To Enslave - (1999)
  • Midian - (2000)
  • Bitter Suites To Succubi - (2001)
  • Lovecraft & Witch Hearts - (2002)
  • Live Bait For The Dead- (2002)
  • Damnation And A Day - (2003)
  • Nymphetamine - (2004)
  • Thornograpy - (2006)
Gözden kaçırdığım detaylar varsa lütfen katkıda bulunun arkadaşlar....Birazdan resimler ve klipler gelecek....İyi seyirler...
--------------------





--------------------
Artık kliplere geçsem iyi olacak













Devam edecek....
__________________
Kimi vardır rüzgarın ağaç dalında çıkardığı sesle irkilir,Kimi de vardır ki dünya yıkılsa farketmez neler olduğunu etrafında...Sen ağaç dalındaki rüzgar olursun eleştirirken,ben veya bi başkası patlayan bomba olur ayaklarının dibinde!!Sen benim doğruları dile getirmemdeki üslubumu çirkin bulursun bi başkası sırf sert cevaplarım var diye benim üslubumu beyenmeyen senin üslubunu çirkin bulur ...Şimdi ister tebrik et beni...İstersen kır kalemimi!!!

Ego primum tollo,nominor quoniam leo!!


Konu whitepower tarafından (30-01-2007 Saat 22:23 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi
whitepower isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Sponsor Bağlantılar
Alt 30-01-2007, 22:26   #2
-YASAKLI-
 
Rimmon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12 2006
Nerden: Somewhere over the rainbow
Mesajlar: 2.813
Karma gücü: 0 Rimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud of


Sevdiğim bi gruptur güzel paylaşım white emeğine sağlık.Dewamını bekliyorum sabırsızlıkla.
Rimmon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 30-01-2007, 22:33   #3
 
whitepower - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 08 2006
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 1.625
Karma gücü: 12 whitepower is just really nicewhitepower is just really nicewhitepower is just really nicewhitepower is just really nicewhitepower is just really nice


Eywallah dostum...Diğer dallar ellerinizden öper bak ona göre
--------------------



Konu whitepower tarafından (30-01-2007 Saat 22:33 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi
whitepower isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 31-01-2007, 03:04   #4
-YASAKLI-
 
Rimmon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12 2006
Nerden: Somewhere over the rainbow
Mesajlar: 2.813
Karma gücü: 0 Rimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud of


Black Metal ve Venom yok

Bugün black metal icra eden özellikle kuzey Avrupa ardından da güney Amerika ve diğer ülkelerden bunca grubu dinleyebiliyorsak bu işin kökeninde okkalı bir taşı tam da gediğine oturtan grupların ilk başlarında sayabiliriz Venom'u.
Mayhem,Bathory, Celtic Frost gibi dönemin üstün körü bir bakışla benzeri gruplar da bu tarihlerde ellerinden geleni ardlarına koymamıştır işin hem altyapı hem genel sound hem de albüm iceriği için elbette katkıları vardır ama tüm bunları geride bırakan ve bu türe adını verebilme kudretine sahip tek gruptur bu İngiliz asi elemanlar yani Venom'dur benim nazarımda.

Sadece black metalci tayfa için de değil thrash metalin köklü grupları da her fırsatta bu gruba saygılarını sunmuştur şu an doğal olarak aklıma gelen ilk isim Sodom bass vokalisti TOM ANGELRIPPER dir, müzikal gelişiminden röportajlarda bahsederken sıkca Cronos'u da aynen Motörhead'in esas adamı Lemmy gibi işaret etmiştir kendisi.
Ayrıca tribüt albümdeki yarmış bass sololu 1000 days in SODOM ve Get What You Deserve albümdeki dudak ucuklatan bass tonlu ANGEL DUST cover şarkılarla Tom bunu bir nevi dillendirmiştir. Beraber sahneye cıkmaları ve tek Tom yetmezmiş gibi Cronos paşanın da üstün cabaları ile dizel traktör tonlu cift bassla Venom cover yapmalar elele kolkola icmeler vs vs de eklemeden gecemeyeceğimiz dayanışma örnekleridir..
Aynı hüşu dolu cümleleri Slayer, Testament, hatta Metallica,Kreator vb gruplarda da rahatca duyabiliriz.
İşin güzel tarafı Venom fanlarından Six Feet Under,artık pek göz dolduramayan Unleashed gibi ölümcül metale mührünü basmış tipleri de sayabiliriz.

Pantera, Down,SuperJoint Ritual gibi gruplardan yakınen tanıdığımız sokaktaki bıçkın serserilerin lordu Anselmo'bile henüz cocuk yaştayken müzik mağazasından aldığı bu albümü etraftaki insanlardan gelebilecek tepkilerden cekinerek nasıl da saklayarak evine götürdüğünü tebessüm ve de onurlanarak röportajında anlatmakta sakınca görmemiştir.

Bira Darkzine okuyucuları bilir, kara metal grupları kritiklerinde hep bir keci hayvanına musallat olmalardan bahsederiz bu işin de fitilini albüm kapağında da görüldüğü üzere hem occult kültürü hem de hristiyanlık dinine göre tu kaka olarak işaretlenmiş Baphometh'i insanların gözüne tek hamlede sokarak Venom ateşlemiştir.
Albüm sadece kapak ile görsel bir dine hakaretin cok ötesine şarkı sözleri ile geçmiş o dönem insanların pek de cesaret edemeyeceği bir dik kafalılıkla Cronos paşa açmış ağzını yummuş gözünü önü alınamaz bir cinnet sergilemiştir.
Dinle ilgili belki de o dönem tabu gözüyle bakılan envayi çeşit meseleleri böylesine pervasızca ele alan grupların başındadır Venom..

Albümdeki Venom kadrosu:

Conrad "Cronos" Lant - Bass Gitar/ Vokal
Jeff "Mantas" Dunn - Gitar
Tony "Abaddon" Bray - Davul ve Perküsyon

1982 yılında Neat Combat adlı firmadan yayınlanan bu albümdeki parçalar:

1.Black Metal
2.To Hell and Back
3.Buried Alive
4.Raise the Dead
5.Teacher's Pet
6.Leave Me in Hell
7.Sacrifice
8.Heaven's on Fire
9.Countess Bathory
10.Don't Burn the Witch
11.At War With Satan

"Blood Lust" ve "Die Hard" adlı 2 adet hedaye şarkı da o dönem albümün Amerikan baskısında bulunmakta,bununla beraber bu albüm 2003 yılında Earmark etiketi ile basıldığı vakit:

12.Bursting Out (60min+ version)
13.Black Metal (Radio One Session)
14.Nightmare (Radio One Session)
15.Too Loud For The Crowd (Radio One Session)
16.Bloodlust (Radio One Session)
17.Die Hard (12" Version)
18.Acid Queen (12" Version)
19.Bursting Out (12" Version)
20.Hounds Of Hell

adlı parçaları da canlı performans farkı ve bazı alternatif yorumları ile dinletmişir kendisini sadık hayranlarına.

İç gıcıklatan tuhaf hatta biraz ilkel soundlu bu albümün açılış parçası BLACK METAL olmakta, daha ilk saniyelerden müzikteki enerjiyi almak pekala mümkün.
Küstah yorumu ve de karizma ses tonuyla tümgeneral Cronos sadece bu parçada bile dinleyicisini fethetmeyi cok rahat becermiştir kanımca.
Hele paşamızın nakaratta,

"Lay down your soul to the gods rock n roll
Metal ten fold through the deadly black hole
Riding hells stallions bareback and free
Faking our chances with raw energy"

diye duvarları titrettiği yerde konser ortamlarını yani oradaki asiliği düşünmek bile istemiyorum açıkcası.

"Buried Alive" ise albümdeki gözde şarkılarımdandır. Başındaki introda zırvalayan amcanın nelerden bahsettiğini hep merak ederim.Ardından gelen bass arpeji ve fondaki efektler nefes alış verişler o döneme göre gayet karanlık ayrıntılardır.Cronos paşanın meramına oldukca sadist bir edayla fısıltıyla başlaması ile insanı cezbeden bir diğer hadise. Ağır aksak giden altyapı da cabası.

"Raise the Dead" albümdeki şamar etkisi bırakan gaz parçalardan birisi. Tabii günümüzde sahne alan gruplardaki o ölümüne kazımalar kros derisini patlatan cift kroslar söz konusu değil ama okuyucuların herşeyi dönemine göre değerlendirme işine uyandıklarını farzederek daha da fazla işleri kıyaslamıyoruz..

"Teacher's Pet" makara bir gitar solosu ile başlayan gaddar bir rock n roll şarkısı ama tek farkı solistin tarzı ve vokalde hissedilen hamam ekosu elbette.
Şarkının sözleri ise yanak kızartıcak hadiselerden dem vuruyor bu artık acık sözlü veya dobralığın cok ötesinde birşey olarak algılanmış o dönem tutucu cevreler tarafından. O insanlar bugünkü albüm kapakları veya şarkı sözlerine ne tepki verirlerdi veya tepki verebilirlermiydi o muallak bir konu..

Nedense ACDC şarkılarını anımsatan altyapısı ile "Leave Me in Hell" bir diğer klas çalışma.
Hani su ilah grup İstanbul sınırına girse bir mekanda sahne alsa da ortalığı tarumar etsek diye düşündürtür bu çalışma bana, hem de senelerdir.

Muhteşem Venom albümündeki pek cok kişi tarafından adrenalin dolu bulunan asıl lokomotif şarkı ise "Countess Bathory" dir zannımca.
Hem yerli hem de yabancı pek cok grup tarafından da değişik türlerde yorumlanmış olması da sanırım buna işaret.
Çıtır taze nizami fizikli kızların kanını içerek genclik iksirine dadanmış bu cadaloz kokoş vampir karıdan (Elizabeth Bathory ) bahsedilen şarkı cok sağlam bir konser şarkısıdır aynı zamanda, videolarda da görüldüğü üzere.
Esasen gitar yapısı Heavy Metal olmasına rağmen bu şarkı nasıl bu formata gelmiş diye düşünenler icin en net cevap sanırım Cronos vokalleri ve pek de iddialı bir müzisyen olmamasına rağmen tek seferlik enfes solosu ile gitarist Jeff Mantas Dunn kişisi olucaktır.

"Don't Burn the Witch" ise uzak ara albümdeki en karanlık şarkılardandır. Kendini kaptıran dinleyici bir anda ürperdiğini bile hissedebilirmiş öyle derler cok bilen cevreler..

"Die Hard" da en az film serisi kadar sevdiğim hatta fazlası ile düşkün olduğum bir diğer grubun adı gibi zehirli bir şarkı, hem neşeli altyapısı hem de nakarattaki geri vokalleri ile kıymetlimiss diyebileceğim işlerdendir.(alıntı)






Rimmon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Sponsor Bağlantılar
Alt 31-01-2007, 13:04   #5
 
whitepower - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 08 2006
Nerden: İstanbul
Mesajlar: 1.625
Karma gücü: 12 whitepower is just really nicewhitepower is just really nicewhitepower is just really nicewhitepower is just really nicewhitepower is just really nice


Ewet dewam dewamSüper...
whitepower isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 31-01-2007, 15:02   #6
 
hexagram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12 2006
Nerden: çorum
Mesajlar: 2.398
Karma gücü: 0 hexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant future


black metali para amaçlı yapan en iyi gruptur cradle of filth
öyle ki para gelsin de black de yapmayız,pop'a da kayarız gibisinden durumlara geldiler ve son albümden parçalar dinleyenelr varsa black metalle uzaktan yakıdan alakası olmadığını görürler
satanst ayaklarına yatmaları da para amaçlı,satanist falan değiller...
o elbiseler,sözler,hal ve tavırlar hepsi daha fazla para kazanmak ve özenti kişileri artırmak amaçlı
sırf para için yapmayan insanlar da var,bazılarını tanıtmak gerak ancak bazıları gerçekten aşırıya kaçmış durumda...
Siteye uygun olmayabilir
hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 31-01-2007, 15:21   #7
 
Nietzsche - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10 2006
Mesajlar: 1.359
Karma gücü: 8 Nietzsche yakında ünlü olacak gibiNietzsche yakında ünlü olacak gibi


amanın konuya bak yazmazmıyız be Buyrun In Flames

(((only for the weak faworim)))



seksenlerin sonu ve doksanların başında, temelleri amerika’da atılan death metal, müzik dünyasına bomba gibi düşmüş, ardı ardına oluşan death metal grupları birbiri ardına albüm yayınlamaya başlamıştı. özellikle 1990 ile 1993 arası, death metal’in en sağlam dönemlerinin yaşandığı yıllardı. deicide lideri glenn benton bir rock yıldızıydı, death metal parçalarına klipler çekiliyor, amerikan kongresinde bile tartışılan ve yasaklanan cannibal corpse gibi kimi gruplar, bu eleştiri ve yasaklanmalarla bir yandan da fark ettirmeden reklam yapmış oluyorlardı.

seksenlerin ortalarından sonlarına doğru metal müziğin en ateşli kolunu oluşturan thrash metal, yerini death metale bırakıyordu. morbid angel, obituary, cannibal corpse gibi gruplar death metalin amerika kolunu oluşturuyor, çiğ ve direk bir saldırganlıkla, en sert ve en hızlı müziği yapmaya çalışıyorlardı. death metal o derece öne çıkmıştı ki, ünlü gitarist joe satriani bile, death metal grubu possessed’in “seven churches” albümünün prodüktörlüğünü yapmış ve destek vermişti. ardından çıkan death, cynic, atheist gibi gruplar ise bu kolun daha teknik ve karmaşık yönünü icra ediyor, kaliteyi arttırıyorlardı.

amerika’da tüm bunlar olurken, avrupalı gruplar da boş durmuyorlardı. ingiltere napalm death ve carcass’ı death metal dünyasına sunarken, özellikle isveç’ten türeyen gruplar bu kolun avrupa’daki en büyük temsilciliğini yapıyorlardı. entombed, at the gates, unleashed, grave, unanimated, tiamat, therion, house of usher, dismember ve merciless gibi grupları, hemen arkasından çıkan dark tranquillity, in flames, edge of sanity gibi gruplar takip ediyor, death metal isveç’ten özellikle de göteborg’dan tüm avrupa’ya yayılmaya başlıyordu. avrupa’da yapılan death metal, amerika’daki halinin aksine daha melodik, daha sanatsal, piyano ve bazı yerel enstrumanların da katılımıyla, daha elit bir görüntü çiziyordu.

isveç’ten çıkan en önemli gruplardan entombed’un “left hand path” albümü hem isveç, hem florida death metal’ini, hem de norveç black metal’ini dahi etkilemeyi başarmış çok önemli bir albüm oluyor, seksenlerin başında almanya’dan çıkıp amerikan thrash metal gruplarını etkileyen kreator gibi, entombed da death metal alanında pek çokları için çığır açıyordu.

at the gates, soğuk melodileri ve benzersiz ritmleriyle tüm isveçli gruplara yıllar boyu yürüyüp faydalanabilecekleri bir yol çiziyor, jonas ve anders bjorler kardeşler, dan swanö, johan edlund, christofer johnsson, mikael akerfeldt, niklas sundin ve jesper strömblad gibi dehalar daha sonradan yaratacakları şaheserler öncesinde yeni yeni metal müziğe adım atıyorlardı.

zamanla at the gates, dark tranquillity, edge of sanity ve in flames ön plana çıkarken, her gün yüzlerce grup da müzikal kariyerlerine başlıyor, ancak onlarcası yukarıda adı geçen grupların taklitçisi olmaktan öteye geçemiyorlardı. at the gates birbiri ardına çıkardığı albümlerle bu türün en önemli ilham kaynağı olurken, kardeş gruplar sayabileceğimiz dark tranquillity ve in flames de daha melodik bir tarzı benimseyerek death metal’in isveç’teki 3 büyük grubu haline geliyorlardı.

şimdi, göteborg stilini oluşturan bu gruplar arasından, asıl konumuz olan in flames’e dönelim. gitarlarda jesper strömblad ve vokallerde mikael stanne’lı kadrosuyla in flames, 1992 yılında göteborg’daki küçük bir stüdyoda ve kısıtlı imkanlarla kaydettiği, içinde efsanevi “behind space”’in de bulunduğu 3 parçayı, küçük bir şirket olan wrong again records’a gönderir. kaydı duyunca çılgına dönen şirket yetkilileri, gece geç bir saatte grubu telefonla arayarak, bunlar gibi başka şarkıları olup olmadığını sorarlar. grubun yanıtı ise 14 parçanın daha hazır olduğu yönündedir. şirket yetkilisine, iki gün sonra kalan parçaları da şirkete yollayacaklarını söyleyip telefonu kapatırlar. ancak gerçek şudur ki, grubun yolladıkları 3 parça dışında hiç bir parçası yoktur. iki gün içinde yazdıkları ve kaydettikleri parçalarla şirkete giderler ve bu sayede de şirketle anlaşma imzalayıp “lunar strain” albümüne imza atarlar. tüm müziklerin jesper strömblad, tüm liriklerin de mikael stanne tarafından yazıldığı ve o zamanlar küçük bir stüdyo olan ancak zamanla isveç’in ve avrupa’nın en önemli birkaç metal stüdyosundan biri olacak studio fredman’da kaydedilen bu albüm, içerdiği zengin melodiler, yırtıcı vokaller, hız ve duygu ile son derece başarılı bulunur ve pek çok büyük firmanın dikkatini çeker.

1993 çıkışlı “lunar strain” sonrası, 1994’te de yine tüm müzikleri jesper tarafından yazılan “subterranean” albümü çıkar. 10 parçadan oluşan “lunar strain”’in ardından, 5 parça içeren “subterranean”, ilk albümün kalitesini devam ettirir. daha sonra bu iki albüm, “the jester race” albümünde yer alan “dead eternity” ve “dead god in me” parçasının demo versiyonu olan “inborn lifeless”’ın da eklenmesiyle 17 parça olarak ve regain records etiketiyle, 2000’lerin başında “lunar strain/subterranean” adı altında tekrardan piyasaya sürülecektir.

bu başarılı başlangıç grubun adını underground piyasada çok geniş bir şekilde duyurmasını sağlar. ardından hiç zaman kaybetmeyen in flames, kimilerince hala gelmiş geçmiş en iyi göteborg tarzı death metal albümü olarak gösterilen efsanevi “the jester race” albümünü yaratır. bu albümde gruba, önceden “ceremonial oath” ve “dark tranquillity”’de vokalistlik yapmış anders friden katılır. mikael stanne ise dark tranquillity’ye geçer. bu albümde davullar björn gelotte, bas gitarlar johan larsonn, gitarlar jesper strömblad ve glenn ljungström tarafından çalınmakta, vokaller de anders friden tarafından yapılmaktadır. sonradan neredeyse her şarkısı klasik haline gelecek bu albüm, diğer hiç bir grupta duyulmamış şahane melodileriyle binlerce insanı büyüler. aynı zamanda bu albüm in flames’in ünlü “jester masque” maskotununda ilk kullanıldığı albümdür. 1996 çıkışlı bu albüm metal dünyasında bir devrim yaratır ve türünün yapı taşlarından biri halini alır. in flames sahip olduğu pek çok orijinal ve yeni fikri, müzikseverlerle paylaşmaya başlamıştır artık. “moonshield”’in klasik olmuş akustik introsuyla başlayan albüm, klip çekilen “artifacts of the black rain”, karanlık atmosferiyle “dead eternity”, hayalgücü dolu şarkı sözleriyle “the jester race” ve akıllara durgunluk veren duygu yoğunluğundaki solosuyla ”december flower” gibi pek çok in flames klasiğini de içinde barındırır.

grubun bu hızlı çıkışı sonucunda, o zamanlarda ufak ancak daha sonra çok büyüyecek ve dünyanın en büyük metal firmalarından biri olacak olan alman nuclear blast firması, grubu kendi bünyesine katar ve “the jester race” albümünü wrong again records’dan lisanslayarak piyasaya sürer. bu albümün ardından grubun konserleri ve bu sayede de hayranları artar.

bu arada in flames “black ash inheritance” adlı kısa bir ep yayınlayarak, “goliaths disarm their davids” adlı eseri de hayranlarının beğenisine sunar. aynı zamanda kimi in flames parçalarından bölümler içeren “acoustic medley” de bu albümde yer almaktadır. bu arada in flames, bir iron maiden tribute albümüne “murders in the rue morgue” ve bir metallica tribute albümüne de “eye of the beholder” ile katılır. tarih 1997’yi gösterdiğinde, in flames ikinci büyük bombasını patlatır ve yine kendi türünün yapı taşlarından birini oluşturan muhteşem “whoracle” albümünü piyasaya sürer. bu albümün kayıtlarının hemen arkasından, gitarist glenn ljungström ve bas gitarist johan larsonn, 5 yıldır içinde oldukları in flames’ten ayrılırlar. in flames bu albümün albüm kitapçığında ileride “gardenian”’ı kuracak niklas engelin’e ve bir sonraki albümde gruba katılacak olan bas gitarist peter iwers’e teşekkür etmektedir. bir önceki albümde olduğu gibi, bu albümde de dark tranquillity’den niklas sundin, lirik yazımında anders friden’e yardım etmektedir.

bu albüm, gruba tam anlamıyla bir değişim getirmiştir. grup logosu eski death metal etkilenimli karmaşık halini terk edip gayet kolay okunabilen ve düz bir yazı tarzına dönmüştür. bu ayrıntı bile, grubun yakalayacağı ticari başarı yolunda atılan bir adım olarak göze çarpmaktadır. müzikal olarak, albüm bir önceki “the jester race”’e göre daha oturaklı bir yapıdadır. özellikle kayıt kalitesindeki iyileşme ile bir önceki albümdeki soğuk atmosfer gitmiş, yerine daha modern ancak biraz daha suni bir hava gelmiştir. neredeyse her şarkısı in flames hayranlarınca tapılırcasına sevilen bu albümde, klip çekilen ve kelimelerle anlatılmaz güzellikteki “jotun” ve “food for the gods”, daha önceden yazılmış ve yerel motifler taşıyan “gyroscope”, benzesiz enstrumantal “dialogue with the stars”, duygu yoğunluğuyla “jester script transfigured” ve konserlerin vazgeçilmez kapanış parçası “episode 666” gibi pek çok hit’in yanı sıra, ticari adımlardan biri daha olarak göze çarpan depeche mode cover’ı “everything counts” da yer almaktaydı. iyileşen kayıt kalitesi, gitarların son derece güzel tonu ve anders friden’ın belki de en iyi performansı ile bu albüm türünün en güzel örneklerini sergilerken, bir yandan da bir önceki albümdeki saldırganlık yerini daha duygu yüklü ve orta tempo parçalara bırakmıştır. in flames’in death metal’in çiğ yönünü terk ederek daha modern bir sound’a bürüneceği kariyeri bu albüm ile şekillenmeye başlamıştır. bu albüm eleştirmenlerce de göklere çıkarılır ve kimi müzik yazarlarınca in flames’in; iron maiden, metallica ve judas priest gibi pek çok devle kıyaslanıp, gelecekte bu gruplarla aynı düzeye geleceği konusunda iddialar ortaya atılır. grup tüm avrupa’yı ve uzak doğu’yu turlar. hayranlar ve albüm satışları hızla artmaktadır.

iki adet “en iyi” albüme imza atan in flames, çıtasını düşürmeme hedefiyle girdiği studio fredman’dan “colony” albümünü yaratarak çıkar. 1999 çıkışlı bu albüm, “the jester race” ve “whoracle” kadar büyük bir şok yaratamasa da, in flames kalitesini hissettiren çok başarılı bir albümdür. bu albümde gruba bas gitarist olarak peter iwers ve davulcu olarak da “sacrilege” grubunun genç davulcusu daniel svensonn geçmiş, björn gelotte ise ikinci gitarist olarak devam etmektedir. müzikal olarak bu albümde “whoracle”’da çok az kullanılan klavye, birçok parçada kullanılmış ve müziğe farklı bir hava katmıştır. yapı itibariyle “whoracle”’ın giriş parçası “jotun”’a oldukça benzeyen açılış parçası “embody the invisible”, önceki in flames parçalarından çok farklı bir tarzdaki “ordinary story”, klavyeli altyapısıyla “colony” ve duygu dolu “zombie inc.” genel anlamda öne çıkan parçalar olurken, özellikle “ordinary story”, in flames’in daha önce yazmadığı türden bir parça olarak, piyanoyla desteklenen yapısıyla ve klibiyle, gruba pek çok yeni hayran kazandıran bir parça olmuştur. aynı zamanda “lunar strain”’deki in flames klasiği “behind space”’in kısmen değiştirilmiş yeni kaydı olan “behind space ‘99” da bu albümün ağır toplarından biri olarak göze çarpıyordu. aynı şekilde, “lunar strain”’den “clad in shadows” da, “clad in shadows ’99” olarak albümün japonya baskılarında bonus parça olarak yer buluyordu.

aynı zamanda bir diğer bonus parça da, in flames’in tüm dünyada basılan albümlerine koymayıp yanlızca japonya bonus’u olarak piyasaya sürdüğü ve bu nedenle de müzikal bir cinayet işlediği olağanüstü “man made god “ parçasıydı. pek çok in flames hayranına göre grubun yazdığı en iyi enstrumantal parça olan “man made god”, pek çok kişi tarafından internetten indirilerek dinlendi ve neden “colony”’nin tüm baskılarına konmadığı da hayranlar tarafından anlaşılamadı.

bu albüm sonrası grup isviçre ve hollanda’da festivallere katıldı, dark tranquillity, children of bodom, arch enemy, moonspell ve sinergy ile birlikte konserler verdi, meksika’ya kadar uzanan bir turneye çıktı. bu sıralarda gitarist jesper strömblad “dimension zero” ve “sinergy” gruplarında kuruculuk yaptı, ancak ikişer albümlerinde çaldıktan sonra bu gruplardan ayrıldı. ayrıca power metal grubu “hammerfall”’da da bir süreliğine pena salladı.

artık tüm dünyada tanınan ve sürekli turnelere çıkan in flames, her yıl bir albüm çıkarma geleneğini sürdürdü ve sıradaki albümü olan “clayman”’ı 2000 yılında piysaya sürdü. bu albüm kimi in flames hayranlarınca, grubun şimdiye kadarki en sıradan ve diğer albümlerine göre daha zayıf bir albüm olarak nitelendirildi. eleştirmenlerce önceki albümleri kadar yüksek puanlar verilmedi. ancak bu albüm de barındırdığı “bullet ride”, “pinball map”, “square nothing”, “satellites and astronouts”, “swim” ve klip çekilen “only for the weak” gibi sağlam şarkılarla, in flames kariyerinin olmasa da, 2000 yılının en iyi albümlerinden biri oldu. anders’in “whoracle”’da çok az yer alan, “colony”’de oldukça artan clean vokalleri bu albümde doruğa çıktı ve kimi parçaların büyük kısmında bu tarz vokallere yer verildi. aynı zamanda “colony”’de göze çarpan vurucu nakaratların, bu albümde de amaçlandığı ortadaydı ve belli ki grup, konserlerde hayranlarının eşlik edebileceği, yani daha kolay akılda kalabilecek parçalar yazmak niyetindeydi. bu albüm, kısmen de olsa grubun death metal’den uzaklaştığı bir albümdü ve kimi eleştirmenlerce “modern metal” ya da “melodik metal” olarak tanımlandı. bu arada grup, hızla büyüyen firması nuclear blast’ın da en önemli gruplarından biri haline gelmişti ve şirket gruba yaptığı yatırımı da arttırmıştı. bunu çekilen kliplerden ve turne uzunluklarından görmek mümkündü.

grup bu albüm sonrası amerika’yı da kapsayan dev bir turneye çıktı ve 2000 ve 2001 yıllarını kapsayan bu turnede toplam 122 konser verdi. bu turne sırasında, dünyanın farklı yerlerinde the haunted, dark tranquillity, sentenced, to/die/for, armageddon, nevermore, lacuna coil, dimmu borgir, susperia, skinlab, earth crisis, walls of jericho, burn it down ve shadows fall gibi gruplarla turladı. 2001 yılında grup ilk resmi konser albümünü yayınladı. daha önceden de “live in göthenburg” gibi bir kaç konser albümü yayınlanmıştı ancak bunlar tüm dünyaya yayılmamıştı. japonya’da kaydedilen ve “the tokyo showdown – live in japan 2000” adıyla piyasaya sürülen bu konser albümünde “clayman” albümünden 5, “colony” ve “whoracle”’dan 4’er, “the jester race” ve “lunar strain”’den de 1’er parça yer almaktaydı.

hayranları memnun eden bu albümün ardından grup üretim hızını kesmeden 2002 yılında, grubun en çok değişim gösterdiği, kimilerince yerin dibine sokulduğu, eski hayranların bir çoğunu üzen ama bir yandan da gruba tüm dünyada, özellikle de grubun amaçladığı amerikan pazarında yeni hayranlar kazandıran “reroute to remain” albümünü piyasaya sürdü.

albümde ilk dikkat çeken şey, ilk defa albüm kapağında maskot “jester”’ın kullanılmamış oluşuydu. tabii albüm kapağının içinde rastlamak mümkündü “jester”’a. albümde bariz bir biçimde hissedilen bir amerikan havası vardı. albüm kasıtlı olarak bu soundda kaydedilmiş ve mixlenmişti. pek çok eski in flames dinleyicisi bu albümü pek de coşkuyla karşılamadı. ancak az önce de bahsettiğimiz gibi pek çok genç yaşta ve yeni in flames hayranını gruba kazandırdı. albüm grubun en çok satan albümü oldu ve amerika’da oldukça tutuldu. “reroute to remain”, “system”, “trigger”, “cloud connected” ve “dismiss the cynics” albümün öne çıkan parçalarıydı. bu parçalardan “cloud connected” ve “trigger”’a klip çekildi. “trigger”’a çekilen klip, soilwork’un “rejection role” parçasına çekilen kliple bağlantılıydı ve bu iki klip belki de müzik tarihinin sayılı kardeş kliplerinden oldular. albümdeki birkaç sağlam parçanın yanı sıra, gerçekten son derece sıradan, özelliksiz ve in flames kalitesine hiç yakışmayan parçalar da yer almaktaydı. clean vokalin fazlalığı, vokallerde sürekli efekt kullanımı, davul soundunun yapaylığı, neredeyse hiç solo olmaması, artan klavye ve synth kullanımıyla pek çok kişi albümü beğenmedi. kimilerine göre “in flames bitmişti.” bu tabii ki doğru değildi. ancak grubun artık death metal yapmadığı da açıktı. albüm pek çok dergide, yılın hayal kırıklıkları arasında sayıldı. grubun en çok eleştirilen yönü ise, herkesten iyi yaptığı melodi işini bir kenara bırakıp, soilwork’un başarıyla uyguladığı “tüm şarkıyı vurucu ve akılda kalıcı bir nakarat üzerine kurma” yolunu seçmesiydi. albümle aynı anda piyasaya çıkan arch enemy, dark tranquillity, children of bodom ve soilwork albümleri, ticari anlamda olmasa da, müzikalite anlamında “reroute to remain”’dan çok daha başarılı oldular ve hayranlarını daha çok mutlu ettiler. özellikle aynı dönemlere rastlayan soilwork’un “natural born chaos” albümü, pek çok eleştirmence yılın albümü seçildi ve isveç’in tahtına oturan ismin artık soilwork olduğu konuşulmaya başlandı.

ancak in flames’in ticari başarısı da görmezden gelinemezdi. “trigger” parçası, “freddy vs. jason” adlı hollywood filminin soundtrack’inde yer aldı. bununla da yetinmeyen in flames, trigger parçasını single olarak piyasaya sürdü. single’da aynı zamanda “trigger” ve “cloud connected”’ın video’ları, hedeflenen japon pazarındaki karaoke meraklısı japonlar için “moonshield”’in karaoke versiyonu, “cloud connected”’in disco versiyonu olan “club connected”, genesis cover’ı “land of confusion” ve yeni kaydedilen bir parça olan “watch them feed” yer almaktaydı. neyse ki yeni parça “watch the feed”, “reroute to remain”’deki çoğu parçadan iyi, güzel bir parçaydı. ardından grup ispanya’nın sevilla kentinde metallica’nın ön grubu olarak sahne aldı. tüm bunlarla grup kısa sürede büyüdükçe büyüdü ve isveç’in en büyük metal grubu halini aldı. internet sitelerindeki bir milyonu aşan ziyaretçi sayısı da grubun artan popularitesini görmek açısından yeterli bir kanıt niteliğindeydi. bu albüm sonrası in flames’in konser vermek üzere ülkemize geleceği dedikoduları da yayıldı ancak bu olay gerçekleşmedi. grup bir yıl içerisinde 4 ayrı amerika turnesi düzenledi. avrupa’daki pek çok festivalde headliner’lık yaptı, iron maiden’ın alt grubu olarak sahne aldı. turnenin ardından grup bir süre dinlendi ve kariyerlerinde bir değişiklik yaparak 2003 yılını albümsüz geçirdi.

anders friden, bu dönemlerde gardenian gitaristi arkadaşı niklas engelin ile birlikte “modern metal/rock” olarak tanımlanabilecek “passenger” grubunu kurdu. in flames’e göre daha soft bir müzik yapan “passenger” anders’in in flames’te uygulayamadığı fikirlerini gerçeğe dönüştürdüğü projesi olarak biliniyor.

2004 nisan’ına geldiğimizde ise, grubun dokuzuncu albümü olan “soundtrack to your escape” raflardaki yerini aldı. daha önceden duyurulan albüm ve şarkı isimleri, hayranları “yeni bir ‘reroute to remain’ mi geliyor?” düşüncesiyle biraz endişelendirdi. özellikle ilginç şarkı isimleri, kimi kesimlerce daha albüm çıkmadan albüm hakkında olumsuz yorum yapılmasına yol açtı. albümden albüme death metal’den uzaklaşan grup daha da ileri gidip gruba en sadık hayranlarını da üzecek miydi? bu soru büyük ölçüde “hayır.” olarak cevaplandı.

öncelikle, albümden önce piyasaya çıkan “the quiet place” single’ı, klibiyle birlikte özellikle isveç’de beğenildi ve müzik listelerine girdi. hemen ardından çıkan albüm de isveç listelerinde yüksek yerlere tırmandı, amerika billboard listesine 192 numaradan girdi ve albüm avrupa’da, in flames tarihinin en hızlı satan albümü oldu. son derece sade bir kapak çalışması olan albümün kitapçık tasarımını, son 5 albümde olduğu gibi dark tranquillity gitaristi niklas sundin yapıyordu. müzikal anlamda albüm, daha ilk dinleyişte “reroute the remain”’den daha iyi olduğunu belli ediyordu.

albüm kapağında yer almasa da, fanların çok sevdiği “jester’s head” kitapçık içinde sıkça yer alıyordu. aynı zamanda grubun türk hayranlarının dikkatini çeken ufak bir ayrıntı da, grubun bu albümde istanbul zillerini kullanmış olması ve kitapçıkta istanbul logosunun bulunmasıydı. ilk 5 albümde yer alan uzay ve astronomi konulu şarkı sözleri, “reroute to remain”’de olduğu gibi bu albümde de işlenmiyordu. belli ki grup bu konuda şarkı yazmayı bırakmıştı. yeni şarkılar daha içsel ve kişisel nitelikteydi.

albümde ilk olarak dikkat çeken parçalar “f(r)iend”, “the quiet place”, ”dead alone”, “touch of red”, “my sweet shadow”, clean vokalin öne çıktığı yarı ballad “evil in a closet”, in flames’in son dönemlerdeki en death metal parçası “in search for i” ve “superhero of the computer rage” olarak sayılabilir. 13 parçalık albümün, türkiye’de de piyasaya çıkan digi-pack versiyonunda “discover me like emptiness” adlı bonus parça da yer almakta.

sonuç olarak bu albüm, in flames’in eski hayranlarını kısmen de olsa sevindirdiği ve iyi yönde biraz daha geliştiğini gösteren bir albüm oldu. grup doğal olarak tüm yaz ayını ve önümüzdeki seneyi turnelerle geçirecek. umarım ülkemize de uğrama şansını bulurlar. bu arada grup, büyük ihtimalle şimdiye dek gerçekleştirmediği ve pek çok hayran tarafından sabırsızlıkla beklenen bir dvd’ye de bu yıl ya da önümüzdeki yıl imza atacaktır.

sonuç olarak, türkçe’deki en kapsamlı ve detaylı in flames kaynağı olmasını amaçladığım bu yazıyı yazma süreci boyunca, geçmişten günümüze dinlediğim in flames şarkılarının ışığında, kişisel düşüncelerim; in flames’in özellikle “lunar strain”, “the jester race” ve “whoracle” albümleriyle adını metal müzik tarihine yazdırmış olduğu ve uzun yıllar sonra bile hatırlanacağı yönünde. belki artık hiç bir zaman bu 3 albümdeki gibi bir müzik yapmayacaklar ama in flames’in özünde hep yaşayacak olan kendine özgü sound’unu ve trademark’larını hep koruyacağına olan inancım tam. şu an itibariyle ülkesinin en ünlü ve büyük metal grubu olan in flames, tarifsiz melodileri, lirikleri ve duygu yoğunluğuyla, on binlerce insana, başka hiç bir grupta yaşamadığı duygular yaşatmayı başardı ve pek çok kişinin ve grubun en büyük ilham kaynaklarından biri olmayı başardı.

“december flower”’ın solosunu dinlerken pek çok insan kendini gerçekten aralık ayının soğuğunda hissetti, her ay’a baktığında içinden “moonshield”’i mırıldandı, yıldızlara bakıp ıslıkla “dialogue with the stars”’ın melodisini çaldı, “satellites and astronouts”’ta kendini uzay mekiğinin penceresinden dünya’ya bakan bir astronot olarak düşündü... tüm bu duyguları yaşatmayı bilmiş bir grup olarak in flames, hep hayranlarının istediği yönde bir değişim göstermese de, zamanında yarattığı başyapıtlarla adını metal tarihine altın harflerle yazdırdı ve on binlerce insanın en sevdiği grup olmayı başardı, saygıyı ve başarıyı kesinlikle hak etti. onların da hep dediği gibi: “may the force be with you...”



__________________
Kendinden hiç söz etmemek çok soylu bir ikiyüzlülüktür...
F.Nietzsche
Nietzsche isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 31-01-2007, 15:25   #8
 
Nietzsche - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10 2006
Mesajlar: 1.359
Karma gücü: 8 Nietzsche yakında ünlü olacak gibiNietzsche yakında ünlü olacak gibi


videolarda bir sorun yok dimi:S
Nietzsche isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Sponsor Bağlantılar
Alt 31-01-2007, 15:28   #9
 
hexagram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12 2006
Nerden: çorum
Mesajlar: 2.398
Karma gücü: 0 hexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant futurehexagram has a brilliant future


in flames black metal değil ki ya
alla alla,ben mi yanlış biliyormuşum
hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 31-01-2007, 15:29   #10
-YASAKLI-
 
Rimmon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12 2006
Nerden: Somewhere over the rainbow
Mesajlar: 2.813
Karma gücü: 0 Rimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud ofRimmon has much to be proud of




Severek dinlerim bende ama death die biliodum bnde bnnarı :S
Rimmon isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Cevapla

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:21 .


Gnoxis.com ©2000 - 2008
Powered by vBulletin Version 3.7.2
Ad Management by RedTyger

***NoRa iS WaTcHinG YoU***