zamanı geçiyor kimseye söylemeden,
gözlerimde yaşlar akıyor,
kimseye göstemeden...
düştüğüm kuyuların sonu yok hiç,
attığım adımlar boşa gidiyor...
ne zaman gelecek bizim zamanımız!...
hangi zamanda başlayacak
bizim günlerimiz?...
hangi öykülerde anlatılacak
bizim gözyaşlarımız?...
günler saatlere dönüyor,
saatler
zamanın gerisini gösteriyor...
denizler kırmızıya dönüyor,
kan rengi
deniz rengine karışıyor...
kapılar kapanıyor suratımıza,
kapıların bir yanında sen,
diğer yanında
açtığın yaralar oluyor!...
ruhlar kayboluyor her saat başı...
kaybolan ruhların arasında arıyorum seni..
neredesin,
hangi kayıp gemilerde yüreğin?...
ölü sesleri geliyor rüyalarıma,
senin yokluğunun hayaleti dolaşıyor
zamansız mekanlarda!...
yüreğimdeki lekeyi kim söker sevgili...
hangi zaman diliminde akar gözlerim!....
beni affet!...
öldürdüğüm bütün ruhların anısına
beni affet!..
zamanı sarıyor, yok olan duygular,
sen yoksun diye bakmıyorum
geçen bütün zamanlara...
kelebek ömürlü sevgili!...
ne zaman başlıyor,
bizim öykümüzün son cümlesi...
hangi zamanda başlıyor
gün doğumları!...
hangi gün doğumlarına denk geliyor ayrılığımız...
zamanın hangi yerinde başlıyor,
bizim için ağlamak!...
düşen bütün yağmur taneleri
bizim gözyaşlarımızdan ibaret...
neden karanlığa çalıyor bütün rüyalarımız?...
neden yağmur yağıyor düşlerimize?...
kan var her yanımızda....
yitirdik bütün mavileri...
ağıt yak tanrım!...
yok say beni!...
yok say kalbimi!...
yeter beklediğim,
yeter beklettiğin!...
zamanımı ruhlara satmaktan bıktım....
bu aslında, bir çalışmanın ürünü... 15 dakikalık bir slayt gösterisi sırasında, ilk defa gördüğümüz fotoğraflara uygun bir yazı yazmamız istenmişti.. oradan çıkmıştı.. sizinle paylaşmak istedim...