Yoldaş;
Şimdi bu toprakların herhangi bir yerinde etrafın duvarlarla çevrili bir halde bekliyorsun. Yüreğin sığmaz o duvarlara bilirim, benim de sığmamıştı zamanında..
Dün akşam bir mektup yazdım sana, bu kaçıncı mektup acaba, kaç kez kalemi elime aldım senin için?...
Sensiz hep eksik kalıyor bir yanımız, hep hüzünlerde sol yanımız…
Geçen gün dükkanı temizledik L… ile, aklıma sen geldin, seninle temizlediğimiz zamanlar geldi…
Cemal Kutayın kitabı da, “
soro’nun toprakları” da hala duruyor. Ne küfürler etmiştik o “
ben de yazdım” kitabına…..
- yazdın da ne oldu…
- ben de okumadım..
- sen yazdın, ben de attım…
Gerçi sattık birazını ama hala çoklar be…
Dükkanın düzenini değiştirdik, daha derli toplu oldu eskisine göre. Bir ay önce su bastı dükkanı!...
Şimdi diyorsundur ne demek bu, şakamı yapıyo diye… Ama, içinde tek bir musluk dahi olmayan dükkanı su bastı.
L… ile temizledik, yeniden düzelttik dükkanı, hatta espriler bile yaptık..
-
L… koş dükkanı su bastı
- Damacana mı patladı..
- şeker portakalı var mı?
- Varda abla, kurusun sonra versek…
Bu şehrin soğuk bir gününde tanıştık seninle, sırtında çantan, ağzında sigaranla geldin dükkanıma… Gerçi salakça bir kitap sormuştun ama o salak kitap sayesinde tanıdık birbirimizi….
Kaç zaman geçti aradan; günler, aylar, yıllar… Yüreğimiz saflığı ile karşıladık hep birbirimizi…
Bu şehrin her karış toprağında yankılandı sesimiz…
Gözleri umut yoldaşım;
Yüzümüze taktığımız kırmızı fularlarla umudun adını haykırırken gökyüzüne, ya da sokaklardan geçerken, bağıra bağıra söylerken bir sevda türküsünü, elimizde demli çaylar ağzımızda sigaralarla, geceler boyu tartışırken aklımızdan geçenleri, biliyorduk, zamanın bir yerinde ayrılık olduğunu… Ama çok koyuyor be ayrılık, ne yapsa da alışamıyor insan….
Kimse anlamamıştı her görüşmemizde birbirimizi kucaklayışımız, veda ederken kucaklar dolusu sarılmamızı…
Oysa sadece biz bilirdik, her görüşmemizin son görüşme olduğunu….
Şimdi bu şehirde, sen olmadan yürümek tat vermiyor bize. Hep bir yanımız buruk kalacak sen yokken, her şeyimiz bir eksik dışarıda…
İçerde olmak zordur, bilirim, özgürlükten yoksun olmak, gökyüzünü görememek, yağan yağmurda duramamak… Bilirim, çok kötüdür, yüreğimiz sığmazken kabına, dört duvar arasına sıkışıp kalmak…Ama dışarıda olmak daha kötüymüş be!...
Her gün bir eksik başlamak güne, ya da ne bileyim, dışarıda havayı içine çekerken doyasıya, dudaklarında hüzünlü bir gülümseme olması….
Bugün senden ayrılışımızın kaçıncı günü, kaçıncı ayı bilmiyorum. Günleri saymıyorum ama her zaman bir bardak daha çay koyuyorum masaya, bir paket daha sigara oluyor dükkanda…
“Onlar ki dünyanın son umudu/ soyları tükenen birer çılgındırlar/ ne bir adresleri vardır onların/ ne de / aşktan başka bir sığınıkları..”
Şimdi sen, bu şehirden çok uzakta, dört duvar arasında yaşarken yalnızlığını, biliyorum umudun hala dimdik ayakta…
Yeniden, kavuşacağımız güne kadar kendine iyi bak.
Seni devrimciliğimizin olanca ateşiyle kucaklıyorum…
--------------------