Lynch çürükleri seviyor. Quay Kardeşler gibi çürümüş yerle çürümemiş yer arasında bir aşırı kontrast arayışında da değil gibi. ilk grafik alfabe sürüsünün oluşumu sırasında duvardaki uzun çürümeyi çok sevdim. (çürüme ise eğer, daha çok küflenme dokusu oluşturmuş.) alfabe dille aramızdaki öylesine bir ilk sınır ihlali ki, onu öğretmek için uydurulan şarkıları her duyduğumda irkilirim. (bunlardan kimilerini googlevideo'da The Alphabet'in berisinde ötesinde görebilirsiniz. Susam Sokağı vs.) Lynch bu tür, korkunç değilmiş gibi yaşanan şeylerdeki korkunçluğu yakalar, vurgular, vurgular, vurgular. bu yüzden yaşayan en büyük korku yönetmeni galiba: korkuyu doğru yere yerleştiriyor. dünyevi olana, sıradan olana, gündelik olana. alfabe şarkılarına, yazı makinalarına... kulağa garip gelebilir ama 68 tarihli olmasına karşın The Alphabet Lynch'in başyapıtı olabilir. özellikle kurgusal açıdan. "ortam yaratma" konusuna katılıyorum ben de. buradaki ortam ömrümüzün özeti gibi: bir çürüme, harf kusan bir makina, bir mide bulantısı. |