Fin saraydan çıktı etrafına şöyle bir baktı. Saray bahçesinde kimse olamazdı o saatlerde. Herkes odalarına çekilmiş olmalıydı. Fin ahırlara gitti. Kapıyı hafif bir bilek hareketi ile açtı. İçeriden sürekli kullandığı dinç ve sağlıklı olan atını aldı. Bordeon karanlıklara saklanarak ahıra doğru yavaşça süzüldü. Fin’e hiç duyurmadan onu izlemeye koyuldu. Ki zaten atın nal seslerinden onu duyması imkânsızdı. Yineden tedbiri elden bırakmak tehlikeli olabilirdi. Gece yarısına çok az vakit kalmıştı. Fin’i yürüyerek izlemek pek kolay olmuyordu. Bir ata koşmadan yetişmek onun için biraz zor oluyordu. Ama o pes etmeye kararlıydı. Devam etti arkadaşının peşinden.
Fin karanlıkta izleniyor hissine kapılmıştı. Bu his onu sinirlendiriyor ve birazda korkutuyordu.
Göreceklerinin baskısı öğretmeninin uyarısı ve diğer bütün olaylar onun üzerinde müthiş bir baskı oluşturmuştu. Baskıya daha fazla dayanamayıp Fin cüppesinin iç cebindeki asasını sıkıca kavradı ve arkasını dönüp “Citrus auranti folia” sözlerini söyledi. Sözleri bağırarak değil fısıltı halinde söylemişti. Asasından parlak bir yeşil ışık çıktı ve sonrasında Lanetliler Ordusu süvarilerine dönüştü. Yüzlerce süvari, atları üstünde sessizce sokakta aktı ve önünde yani Fin’in arkasında her ne varsa onu ağır yaraladı. Böyle bir gece için verilecek birkaç kemiğin öneminin olmayacağını düşündü.
Bordeon boynundaki kolyeyi iki avucu arasında sıktı ve sadece “Naitera Sfilone” dedi. Avucundaki taş hafifçe parlayarak üstüne gelen süvarileri sadece sise çevirdi. Bu karşı büyü birçok laneti durdura bilecek güçteydi ve asa ile yapılması pek bir kolay değildi. Bu tür büyülerin asa ile yağıla bilmesi için birçok şey hakkında bilgi sahibi olmak ve usta bir büyücü olmak gerekliydi. Gerekli bilgiler Işık Saray’ı kütüphanesinde büyük bölümde saklanırdı. Yani bu büyü şimdilik Yeryüzü büyücüleri için imkânsızdı.
İlerlemeye devam etti. Fin yaptığı büyünün vermiş olduğu güven ile birazda hızlanarak yoluna devam etti. En sonunda okullarının kapısı önünde atından indi. Bordeon Fin’in sadece öğretmenlerini görmek için buraya gelmediğini biliyordu. Okula her gelişlerinde tekrarlanan karşılama hiç olmadı. Fin elini oyuğa soktuğu gibi yok oldu. Bordeon işin karışık olduğunu anlamıştı. İşin içinde güçlü bir ya da birkaç büyücünün varlığı söz konusu olabilirdi. Fakat okullarında kara büyü yapılması imkânsızdı. En azından o böyle biliyordu.
Fin hemen neler olduğunu anlamıştı. Öğretmeni okuldaki öğrencileri uyandırmamak için ufak bir büyü yapmıştı. İyi düşünülmüş bir hareket diyerek onayladı Fin içinden. Odaya ayak bastığında öğretmeni de onun gibi hazırlanmıştı. Öğlen üstünde bulunan ay mavisi cübbesinin yerine bembeyaz bir cüppe giymişti. Omuzluğu da yerli yerinde duruyordu. Elinde seyahat asası vardı. Büyük savaş asasını yine kullanmıyordu.
Öğretmeni ona selam verdi ve masasının ardından ona doğru gelmeye başladı. Cüppesi sayesinde bembeyaz ışık ile yıkanmış bir bilge gibi gözüküyordu.
—Gecenin insanlara iyilik mi kötülük mü getireceğini bilemeyiz oğlum. Ama sanırım sana iyilik ve güç getirecek.
—Arkadaş getireceğini bana söylememiştin. Ama önemli değil oda gelebilir.
Fin bunun ne demek olduğunu pek anlamamış bir yüz ifadesi ile öğretmenine bakıyordu ki birden odanın içinde hafif beyaz bir bulut oluştu. Ve birkaç saniye sonra Bordeon da odada onlarla birlikte ayakta duruyordu. Arkadaşının görüntüsü gözlerinin içinde belirin Fin hafif bir öfke yüksek bir şaşkınlıkla Bordeon’un yanına gitti. Arkadaşına delici bir bakış attı. Ama arkadaşının gözlerindeki kararlılık her şeyin üstünde gibi duruyordu.
—Hoş geldin oğlum. Senin Fin’i izleyeceğini biliyordum. Bu gece sende bizimle beraber gelebilirsin. Çünkü zaten Annahira seninde Işık Saray’ın da eğitim göreceğini söylemişti. Fin’in hediyesini verirken değimli?
—Evet, profesör bende Fin ‘in hediyesini paylaşıyorum. Ve onu burada yalnız bırakmayacağım.
Fin konuşmalarını kesmeden dinledi ve yine minnettarlık dolu bir ifade ile arkadaşına gülümsedi. Aynı şekilde karşılık alması güvenini pekiştirmişti. Artık olacak her şey için hazırdı. Ve o bunları düşünürken bir çan sesi odayı doldurdu. Bu ses gece yarısını işaret ediyordu.
Öğretmeni öğlen yaptığı gibi dolabın önüne gitti fakat bu kez yüzünde korku ve isteksizlik yerine kararlılık vardı. Bu kez omuzluğunu çıkarmadı. Dolabın kulplarını sıkıca kavrayıp “Araucar oxylon arizoncum” dedi. Kapaklar itaatkâr bir şekilde savrularak açıldı. Öğretmen hiç beklemeden elini oyuğa soktu ve taş duvar ikiye bölündü ve onlara yolu gösterdi.
Fin savaş asasını almak için yeltendi fakat öğretmeninin bakışları ona gerek kalmayacağını söylüyordu. Oda hareketinden vazgeçip öğretmeninin ardından merdivenleri inmeye başladı. Bordeon onları sessizce izliyordu. Beraberce aşağı doğru minen merdivenleri izlediler. Hepsi için uzun geçen birkaç dakikanın ardından büyük geniş alana varmışlardı.
Öğretmeni onlara dönüp asasını çıkarttı ve öğlen yaptığı şekilde bir el hareketi ile 6 tane rahatsız sandalye çağırdı. Öğretmenleri girişe arkası dönük olan üç sandalyeyi işaret etti ve direk ortadaki sandalyeye oturdu. Bordeon buranın neresi olduğunu bilmediğini ve karanlık bir yön taşıdığını hissettiğini anlayan bir yüz ifadesi ile öğretmenin solundaki sandalyeye yerleşti. Fin de sağdaki boş sandalyeye oturdu.
Üçü de karşılarındaki üç boş sandalyeye bakıyordu. Sonra bir anda sağda ve solda olmak üzere 4 tane ışık gördüler. Bordeon olanları sessizce izliyordu. Bu olanlara bir anlam yüklemeye çalıştığı belliydi. 4 tünelin içinden 4 ışık onlara doğru süzülerek geliyordu. Çok uzun geçen birkaç dakikanın ardından Işıkların sahipleri mağara girişlerinin önünde belirdiler.
3 büyük büyücü ve hala ışık formunda olan bir varlık mağaraların önünde duruyordu. Öğretmeni onların gelişini anladığı gibi ayağa kalktı ve mağrur bir şekilde hepsine selam verdi. Selamın inceliğinden hoşnut olduklarını belirten yüz ifadeleri ile onlarda başlarını hafifçe öne eğdiler. Bordeon ve Fin de ayakta durarak onlara saygılarını belli ediyorlardı.
3 büyücü yavaşça mağara girişlerinden uzaklaşıp onların önünde duran 3 boş sandalyeye ilerlediler. Onlar buraya gelirken saf ışıktan oluşan büyük kümede süzülerek boş sandalyelerin yanında havada asılı bir şekilde durdu. Gelen büyücüler yerlerine geçtiler. Ve ortada oturan büyücü hemen bir asa hareketi ile ortaya büyük yuvarlak bir masa çağırdı. Masanın üstü yiyecek ve güzel kokulu içecekler ile doluydu.
Masayı ve yiyecekleri oraya çağıran büyücü herkese davetkâr bakışlar attı. Ve ilk hamle ondan geldi. Elini Fin’in önündeki tabağa doğru uzattı ve içinden ekmeğe benzeyen hoş kokulu bir yiyecek aldı ve iştah ile yemeğe başladı. Diğerleri de saygısızlık olmaması için önlerindeki tabaklardan bir şeyler alıp yemeye koyuldular.
Herkes bir şeyler yedi ve birer bardak hoş kokulu içecekten aldı. Sonrasında hepsinin tanıdığı Annahira konuşmaya başladı.
—Genç savaşçılar, bu akşam -Fin’e dönerek- senin eğitimin için buradayız. Ve tabi arkadaşının ki için. Ödülünü vermek için buradayız. Bu gece sana dördümüzün de bildiği her şeyi açıklayacak ve her türlü büyüyü öğreteceğiz.
—Ben Radugana, Lemduberod hepimiz sana ve arkadaşına bildiğimiz her şeyi öğretmek için buradayız.
Fin hiçbir şey anlamamış olmaktan duyduğu sıkıntıyı yüzüne yansıttı. Masayı çağıran büyücü yine aynı hareketle masayı geri gönderdi. Ve ardından Annahira’ya dönüp ona anlatması gereken şeyler olduğunu hatırlatır bir bakış fırlattı. Annahira bakışın içerdiği manayı anlamış olacak ki konuşmaya başladı.
—Burası Ariutsar yani ölüm ve doğumun kaynağı aynı zamanda zamanın başlangıcı, elementlerin yuvası ve sihrin merkezi dedi. Burası Lanetli Ateşin yandığı büyük hiçlik.
Bordeon duyduklarına inanamıyordu fakat anlatılacakları dinlemek hiddet ve şaşkınlık saçmaktan daha kolaydı. Dinlemeye devam etti.
— Burası dişi iblisin hayat bulduğu yer bizlerin elinden kaçtığı ve sihir dünyasına dehşet salmaya başladığı yer. Tanrının terazisi şu an burada iyilik tarafında. Dişi iblisin yaratılması bu dünya gibi başka dünyaları da karıştırmış durumda. Onun kötülüğü her boyutta ve her uygarlıkta hissedilmekte.
— Burası onun başlangıcı olduğu gibi sonu da olmalı. Bunu yapacak tek kişi şu an karşımda duran kişi yani Sensin Fin!
— Dişi iblis burada erkek iblis tarafından yaratıldı. Buraya girmeyi başaran erkek iblis yani İmanefis, bizleri yenilgiye uğratarak Lanetli ateşin bulunduğu yere girdi. Lanetli ateşin gücünü kullanarak kendi gücüne denk bir iblis yaratmak istiyordu Yalnızlıktan bıkmıştı. Ama işler onun istediği gibi gitmedi.
— Lanetli ateşin gücü bilinmedik bir olay ile gücün üstüne güç kattı ve Neimafis’i yarattı. İmanefis’in kalbi ve Lanetli ateşin gücü birleşince ortaya çok büyük bir kötülük çıktı ve vücuda geldi. Neimafis hayat buldu.
--------------------
Okuyan olurmu bilmiyorum fakat hevesle yükledim buraya. Yarım kalan bir hikayem bu uzun soluklu basladı kısa sürdü. Rüzgar gibi geçti anlıcanız. Okursanız eğer şimdiden teşekkürler...
Konu Valakar tarafından (12-06-2008 Saat 00:08 ) değiştirilmiştir..
Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi
|