hiç bir şeyi umursamadan yaşadığımız çocukluğum geliyor aklıma,ter,çamur içinde eve gelip annemin kızmları,dağa yaptığımız kulübede geceleri kalmayı,güneş doğmadan çıktığımız balık tutmalarını (kayığın motorunun bozulupta saatlerce sürüklendiğimizi.)mahalleler arası maçları,yazları köye gidip dedemle sabahın köründe hayvanları otlamaya götürdüğümü,babanenim yaptığı mis gibi köy ekmeğini ayranla içmeyi,buz gibi dereden su içmeyi,ava gitmeyi,babamın aldığı bir çift kanaryadan yavru alıp tam 38 tane kanaryamın olmasını (kanarya bakmak ve özellikle çiftleştirmek çok zordur.).
şimdi izinlerimde evde pinekleyerek geçiriyorum,hayatın doğallığını kaçırdık,şu saçma ekranın önünde ömrü tüketiyoruz.herşeyin bir adı olmuş artık,dağa çıkmak için nerden girmişse dile traking turları düzenleniyor,balığa gidican erken gidemezsin uykusuz kalırsan işte verimli olamazsın,maç yapacan saatine para veriyon,köpek almak istiyon apartmanda yasak,kanaryam olsun diyon ilgisiz kalırda ölürse diye korkuyon.köyde insan kalmamış gitmek içinde sebebin yok,gitsende mezar ziyaretlerini yapıp dönüyosun,of canım sıkıldı valla,kendimize dar etmişiz dünyayı,kaybetmişiz güzelliklerini.şükür ki hala anam babam var tek doğalım onlar kaldı.
