20-02-2008, 22:51
|
#1 |
Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 2.927
| Kült Filmler
hep tartışılan bir konudur Kült Film nedir ? hangi filmler bu kategoriye girer ve sınıflandırma nasıl yapılır ?
TDK ' ya göre kült kelimesi Fransızca culte kelimesinden ve occult'den geliyor. gizli kalmış , gizemli , derin anlamlar içeren gibi ifadeler içeriyor.
bu sözcüğü sinemaya uyarladığımızda ise
* verdiği mesajlarla uzun yıllar sonra bile akıllarda yer eden
* gerek görsellik gerekse içerik açısından alışılmış sınırların çok üzerinde olan
* oyunculuklar açısından vasatın çok çok üzerinde
* aklıda kalan bir müziğe ve sahnelere sahip
kısacası sıradanın çok üzerinde filmlerdir kült filmler., Lost Highway / Kayıp Otoban Yönetmen : David Lynch Karanlık dehlizler, derin uçurumlar, hiçbir yere varmayan yollar ve zihinsel kısır döngüler boyunca belirsiz ve klostrofobik mekanlarda kimliklerini arayan, özgül benlikleri üzerindeki kontrollerini yitirmiş iki erkeğin, birbirlerinden ayrı ve aynı zamanda birbirleriyle kesişen şizofrenik dünyalarını ele alan “Kayıp Otoban”ın ( Lost Highway ), film-noir ( kara film ) türünün son dönemdeki başarılı örneklerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. “Mavi Kadife”, “İkiz Tepeler” ve “Vahşi Duygular” gibi çarpıcı filmlerinden tanıdığımız David Lynch, bu filmde, bir yandan benliğin, uzam ve zaman kavramları üzerinden şekillenen ontolojik sınırlarının muğlaklığını açılımlamaya çalışırken, diğer yandan da bilinmeyenin bilinilir olması çabasını boşa çıkararak, bir anlamda, insan anlayışının, epistemolojik anlamda bilinemeyenliğini koruyan, fenomen karşısında uğradığı yenilgiyi gözler önüne seriyor. Bir açıdan şizofrenik bir katilin, sahip olduğu farklı kişiliklerin öyküleri, diğer bir açıdan da yazgısal bir belirsiz kimliği paylaşan iki farklı insanın içinde kayboldukları karabasan yaşantıları olarak ele alınabilecek ikili bir hikayeye sahip olan “Kayıp Otoban”, Los Angeles’da yaşayan ve bir gece kulübünde caz saksafon çalan Fred Madison adlı bir adamın başından geçen garip olaylarla başlıyor. Karısı Renee’nin kendisini aldattığı paranoyasıyla yaşayan Madison, evinin dışarıdan kamerayla çekilmiş görüntülerinin yer aldığı bir kaset alır. Ardından bu sefer evin içininin çekildiği bir kaset daha alan Madison, daha sonra karısıyla yatak odasındaki görüntülerinin yer aldığı üçünücü bir kaset daha alır. Bu sırada karısının, daha önce hiç tanımadığı bir arkadaşının partisine katılan Madison, burada kendisini tanıdığını ve şu anda evinde olduğunu söyleyen garip bir adamla tanışır. Telefonla evini arayan Madison, karşısında, şu anda fiziksel olarak karşısında bulunan adamın sesini duyunca şaşkına döner. Ertesi gün karısının evde ölü olarak bulunması üzerine zanlı durumuna düşen Madison, aleyhine olan deliller üzerine, karısını öldüren kıskanç koca suçlamasıyla hapse atılır. Karısının öldürülmesine dair hiçbir şey hatırlamayan Madison, gelişen olaylar karşısında ne yapacağını bilemez. İşte tam bu sırada dört duvar arasında tıkılıp kalan Madison, bir anda ortadan kaybolur ve yerine Pete Dayton adlı genç bir adam geçer. Dayton, arabasının bakımını sadece kendisine yaptıran bir gangsterin Alice adlı sevgilisine aşık olan bir genç bir oto tamircisidir. İşin ilginç tarafı, Alice, Renee’ye inanılmaz bir şekilde benzemektedir. Alice ile birlikte gangsterlerin elinden kaçmaya çalışan Dayton, sevgilisinin, kirli geçmişinden kurtulması için, Alice’i fahişe olmaya iten adamı öldürmeye karar verir. Bu adam da, bir önceki hikayede Renee’nin yakın arkadaşıdır. Fred ile Peter’ın, her ne kadar aynı kişinin alt egosu olarak görülmeleri mümkünse de, David Lynch, bu tarz bir Freudyen açıklamaya izin vermemektedir. Fred orta yaşlı bir zengin bir erkekken, Peter, mavi yakalı işçilerin yaşadığı bir kasabada sıradan bir oto tamircisidir. Peter başka bir adamın kadınını çalarken, Fred, karısını bir başka erkeğe kaptırmıştır. Bu iki adamın, benzer bir şekilde, hafıza kaybına uğruyarak kimliklerini yitirmiş olması ise Freudyen bir alt ego açıklamasını kuvvetlendirmektedir. Fakat yine de her iki insan da, gerek zaman gerekse de uzam açısından birbirleriyle bağlantılı olmayan, ama paralel gelişen iki dünyanın kurbanlarıdır. Her ikisi de benzer ilişkilere sahip olsa da bu ilişkileri yaşayış biçimleri çok farklıdır. Filmde kesin bir açıklama olasılığına izin vermeyerek olayların ve karakterlerin birbirleriyle olan ilişkisini muğlak bırakan David Lynch, ortaya pek çok olası açıklama sunsa da, bunların hiçbirinin bir diğerine üstün gelmesine fırsat vermiyor. İnsan rasyonelitesine aykırı düşen bir dizi olayın yaşandığı filmde, anlaşılmazlığın, bu rasyonalitenin sınırlarından kaynaklandığını vurgulayan David Lynch, Fred ile Peter arasında yaşananan ve uzam-zaman kategorilerini hiçe sayan transformasyonun, açıklanamaz olmadığını, her şeye rağmen bir mantığa sahip olduğunu ima ediyor. Bu anlamda, tek bir benliğin sahip olduğu farklı kişilikler tanımlaması yerine, benliklerinin başka bir benlik tarafından işgal edilmesine engel olamayan bireyler tanımlaması da Fred ile Peter arasındaki ilişkiyi anlamamıza alternatif bir yaklaşım getirebiliyor. alıntıdır.
-------------------- Memento / Akıl Defteri Yönetmen : Christopher Nolan kesinlikle sabırla baştan sona izlemeniz gereken ve karmaşıklaşan kurgusuyla sizi içine çeken bir film Memento. hafıza kayıpları yaşadığı için her anını not alan bir adam , gizemli bir cinayet ve sondan başa doğru ilerleyen bir olaylar örgüsü. Konu :Leonard Shelby hafıza problemi olan eski bir sigorta müfettişidir. Hiçbir şeyi aklında 5 - 10 dakikadan fazla tutamamakta, bu yüzden de her gördüğü ve duyduğu şeyi bir yerlere yazmakta veya fotoğraflarını çekmektedir. Hafızasını kaybetme nedeni ise bir süre önce karısını öldüren katilin, Leonard'ı da başından yaralamasıdır. Leonard bu esnaya kadar olan tüm olayları hatırlamakta fakat bundan sonrasını hiç hatırlayamamaktadır. Karısının intikamını almak için katilin peşine düşer ancak konuştuğu hiç kimseye güvenememektedir. Çünkü aynı kişiyi bir kaç dakika sonra hatırlayamayacaktır bile. Tek güvendiği, çektiği fotoğraflar, yazdığı bilgiler ve hiç bir zaman unutamayacağı karısıdır. Acaba tüm bunlar Leonard'ın intikamını alması için yeterli olabilecek midir? -------------------- Fargo Yönetmen : Coen Brothers Büyük borçta olan Jerry Lundegaard (William H.Macy), Fargo-North Dakota'dan birkaç adamı karısını kaçırması için kiralıyor. Karısının babasından isteyecekleri fidyeyi de aralarında paylaşma kararı alıyorlar. Ancak, adamların beceriksizliği, olayların beklenmedik yönde gelişmesi ve Margie adlı polis şefinin olayı araştırmasıyla Jerry'nin durumu daha da kötüye gidiyor.
-------------------- Reservoir Dogs / Rezervuar Köpekleri Yönetmen : Quentin Tarantino Tarntino tarzı ile bizi tanıştıran film. Şimdi videoyu tekrar izleyince fark ettim Michael Madsen ne kadar gençmiş Joe Cabot büyük bir elmas mağazasını soymak için ,oğlunun da dahil olduğu bir ekip hazırlar. Renk isimlerini kod isim olarak kullanan ekibin adı, "rezervuar köpekleri". İşinin ehli gibi gözüken ekipte, Joe'nun oğlu da vardır. Soygunun planları yapılır. En ince detayları bile gözden geçirilmiştir. Ama soygun planlandığı gibi işlemez. Mağazaya gelindiğinde tuzağa düşerler. Ekibin içinde polis olduğunun farkına varırlar. 'Kim, kime silahını çekeceğini',, 'kimden şüpeleneceğini, bilemez durumdadır. Silahlar çekilir. Etraf bi anda kan gölüne döner. Soyguncuların bir kısmı bir depoya sığınır. Depo içerisindede bir hesaplaşma vardır.
-------------------- Dr. Strangelove Yönetmen : Stanley Kubrick Çok gizli bir askeri operasyonu gerçekleştirmek üzere, Amerika’nın ve kapitalizmin baş düşmanı Sovyetler Birliği’ne doğru ilerleyen B-52 bombardıman uçakları, yalnızca bir tuşa basarak bütün dünyanın kaderini değiştirebileceklerinin henüz farkında değillerdir. Verilen emri her ne olursa olsun harfiyen yerine getirmekle yükümlü olan ve hedefe ulaşmak için gerekirse önlerine çıkan herşeyi yok etmeye programlanmış birer makine olan “The Leper Colony” ( Cüzzamlı Koloni ) adlı uçağın mürettebatı, kullanılmayı bekleyen iki atom bombasını, düşman mevzilerine bırakmaya hazırlanmaktadır. Emri veren ise, komunistlerin Amerika için hazırladıkları suikast planını keşfeden General Jack D. Ripper’dır. Bu suikaste engel olabilecek tek kişi durumunda olan Ripper, nükleer güvenlik talimatlarını bir kenara iterek, Sovyetler Birliği’ni yok etmeyi planlar. Fakat bu çılgın askerin bilmediği korkunç bir gerçek vardır: Ruslar, kendilerine bir saldırı olması halinde otomatik olarak devreye girecek şekilde programlanan ve bütün dünyayı yerle bir edecek güce sahip olan “Doomsday Device” ( Kıyamet Günü Silahı ) adlı bir bomba yapmıştır. Gözler, Pentagon’daki “Savaş Odası” adlı yeraltı karargahına çevrilmiştir. Büyük bir mağarayı andıran bu kasvetli odanın tam ortasında duran konferans masasının üzerinde ise, Rus hedeflerine doğru yönelen bombardıman uçaklarının ilerleyişi izlenebilmektedir. Yukarıdan oval bir şekilde aydınlatılan masanın etrafında toplanan Başkan Merkin Muffley ve danışmanları, kendilerini bekleyen mahşer gününü nasıl engelleyeceklerine dair kara kara düşünmektedirler. Nitekim, görev gereği bütün uçakların telsiz bağlantısı kesilmiştir ve şifreyi bilen tek kişi olan General Ripley, aklını kaçırmıştır. Başkan Muffley, bu zor durum karşısında, Amerikan silahları stratejisti Dr. Strangelove’a danışmak durumunda kalır. Dr. Strangelove, adı, “garip-sevgi” anlamına gelen Merwerdich-liebe olan eski bir Nazi bilim adamıdır. İnce, koyu renkli gözlükleri ve siyah eldivenli mekanik sağ eliyle ürkütücü bir görünüme sahip olan ve de özellikle, olmadık zamanlarda hareket eden kolu olmak üzere, bedenini kontrol etmekte zorluk çeken Dr. Strangelove, adeta çılgın doktor portresinin temsilcisidir. Uzun süren uğraşlardan sonra B-52 uçaklarını saf dışı edecek şifre çözülür. Fakat tehlike henüz atlatılamamıştır, çünkü “The Leper Colony” uçağı arızalanmış ve görevin iptali emrini alamamıştır. Bu uçağın güdümlü bombayı hedefe bırakmasıyla birlikte “Kıyamet Günü Silahı” bombası da harekete geçer. Gökyüzü bir anda mantar şeklinde yükselen bulutlarla kaplanır. Bu II. Dünya Savaşı görüntüsüyle birlikte, bildik bir müzik de yükselmeye başlar: “We’ll Meet Again” ( Tekrar Görüşeceğiz ) Amerika ve Sovyetler Birliği arasındaki iki kutuplu Soğuk Savaş politikalarını, “Kıyamet Günü” ekseni etrafında işleyen “Dr. Strangelove, Or: How I Learned To Stop Worrying and Love the Bomb” ( Dr. Strangelove, Ya da: Endişelenmeyi Bırakıp Bombayı Sevmeyi Nasıl Öğrendim ) adlı film, daha çok “ 2001: Bir Uzay Efsanesi”, “Otomatik Portakal” ve “Gözleri Tamamen Kapalı” gibi filmleriyle tanınan ve kısa bir süre öne hayata veda eden Stanley Kubrick’in imzasını taşıyor.
__________________ Ölmek, bir sanattır, herşey gibi. Özellikle iyi yaparım. Bir ölürüm ki, cehennemden gelir gibi olurum. Bir ölürüm ki, adeta hakikaten olurum. Sanki gider gibi bir davete. S.Plath
Konu serenadaschizophrana tarafından (20-02-2008 Saat 22:51 ) değiştirilmiştir..
Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi
|
| |
20-02-2008, 22:57
|
#2 |
Üyelik tarihi: 03 2007 Nerden: izmir
Mesajlar: 3.776
|
kübrick harikası clockworke orange (otomatik portakal)ı da koyabiliriz sanırım bu katagoriye tesekkurler lady
__________________ **BooGee** ...:::A Divinis:::.... ** TJOBD ** |
| |
20-02-2008, 23:07
|
#3 |
Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 2.927
|
Katil Doğanlar / Natural Born Killers Yönetmen : Oliver Stone Mallory kendisine cinsel tacizde bulunmuş babası annesi ve hiç geçinmediği küçük kardeşi Kevin ile yaşamaktadır. Bir gün Mickey Knox isimli bir adam onların evlerine et getirirken, Mallory ile karşılaşır ve ona karşı kendisinde bir şeyler hiss eder. Ki aynı gün ikili Mallorynin babasının arabasını çalıp giderler. Bu sebepten Mickey hapse girer fakat oradan kaçar. Kaçarken hemen Mallorynin yanına gelir. İkili bir anda kendilerini kayb eder, Mallory babasını öldürür fakat annesini de, sadece kardeşini bırakırlar. Babasını öldüren Mallory kendisinde bir rahatlık hiss eder, sanki öldürmek ona kendisini daha iyi hiss ettirmeyi başarmışdır. Ve sevgilisi Mickeyde öyle. Fena halde aşık olan ikili daha sonra ardı arası kesilmeyen cinayetlere başlar. 666 nolu otoparkta öylesine hiç bir öldürme sebepleri olmadan, yolda geçeni ve kendilerini küçücük bir haksızlık yapanları bile öldürülürler. Ancak öldürdüklerin insanların arasında mutlaka bir kişiyi serbest bırakırlar ki, Mickey ile Mallory hikayesini tüm dünyaya anlatsın. Jack Scagnetti (Tom Sizemore) isimli detektif ikilinin kimi nasıl öldürdüğüne dair şeyler öğrenirler. Jack kendisinin annesi de bir seri katil tarafından öldürüldüğünden dolayı nefret eder. Bu sırada ikili evlenmiş ve Mickey-Mallory Knox katil çiftleri olmuşdur. Medyada özellikle de Wayne Gale (Robert Downey Jr.)in programından anlaşılınca insanlar aslında bu iki katilin hayranı olmuşlardır. İnsanlara şöyle diyordu artık "Eğer bir katil olursam Mickey ve Mallory Knox gibi olmak istiyorum.". Galenin ise en büyük amacı bu ikiliyle röpörtaj yapmaktadır. Bir gün Mickey ve Mallory Knox çifti bir kızılderilinin yanında kalırlar, ancak Mickey rüyasında gördüğü bir şeyden dolayı uyanarak yanlışlıkla aynı kızılderili adamın torununun gözleri önünde adamı vurar. Adam öldükten sonra yanına beslediği yılanlardan biri her ikisini de ısırır. Bir eczaneye giren ve burada bir adamıda öldüren ikili ilk defa kendilerini ele verirler ve polisler tarafından yakalanırlar. Şimdi iki aşık ilk defa bir birilerinden ayrılacaklardır. |
| |
20-02-2008, 23:10
|
#4 |
Üyelik tarihi: 12 2006 Nerden: klan savaşlarında...:)
Mesajlar: 3.242
|
A Clock Work Orange
Yönetmen Stanley Kubrick Yapımcı Stanley Kubrick
Senaryo yazarı Anthony Burgess 'ın romanından Stanley Kubrick tarafından senaryolaştırılmıştır.
Oyuncular Malcolm McDowell Patrick Magee
Görüntü yönetmeni John Alcott Kurgu Bill Butler
Film müzikleri Wendy Carlos Rachel Elkind
Yapım yılı, ülkesi 1971 , UK
Yapım şirketi Warner Bros. Dağıtım şirketi Warner Bros.
Süre 136 dak.
Dil İngilizce
Bütçe $2,200,000
Diğer adlar Otomatik Portakal Konu
Britanya'da endüstri sonrası bir şehirdeki, ahlaki değerlerin birbirine karıştığı, iyi ve kötünün ayırt edilemez hale geldiği bir toplumda, gençlerden oluşan bir çetenin insanlara uyguladıkları şiddeti ve Alex üzerinden insan doğası ve toplumsal değerlerin çatışmasını konu eder.
Bir holigan olan Alex ( Malcolm McDowell) adlı gencin zaman geçirmek için üyesi olduğu sokak çetesi ile beraber işledikleri birçok şuçtan sonra çete ile ayrılığa düşünce onlar tarfından ihbar edilmesini ve polis tarafından beyninin yıkanarak topluma kazandırılma metodu ve sonrasını anlatır.
Filmdeki Şiddet Unsuru Üzerine Anekdot
Otomatik Portakal’ın, Kubrick’in en çok konuşulan yapımlarından biri olmasının nedeni içerdiği şiddet unsurları ve şiddete bakış açısı olarak gösterilebilir. Ama bu eleştirilerin bir çoğu filmin asıl amacı görmezden gelinerek yapılmış yıkıcı amaç taşıyan eleştirilerdir. Kubrick’in filmdeki amacını şöyle özetleyebiliriz; her insanın içinde şiddet arzusu vardır, bu inkar edilemez bir gerçektir. Filmin şiddete bakış açısı ise sanat toplumsal yabancılaşma üzerinedir. Baş karakter Alex’in bir Beethoven hayranı olması, onun resmine her baktığında gözlerinde şiddeti görmesi, 9. senfoniyi dinlediğinde bir şiddet eyleminden sonraki rahatlığı hissetmesi, sanatta şiddet temasından izler taşıdığına yeterli bir kanıttır. Ayrıca soymak için girdiği evde sanat hayranı olduğunu ileri süren kadının Beethoven büstü ile Alex’i kovalaması da sanat, şiddet ve ironiyi birbiri ile bütünleştiren bir imgelemdir. Öte yandan toplum yapısı Alex’i şiddete de sürüklemiştir. Çünkü aksi takdirde arkadaşlarıyla ilişkileri kesilecek, “Gülüver”ini (kafasını,zekasını) istediği zaman, istediği gibi kullanamayacaktır (filmdeki cinsel ilişkilerde de bir şiddet arzusu görülür. Alex’in iki genç kız ile olan, hızlıca gelişen ve bir anda biten ilişkisini hatırlayalım.). Fakat filmde gelişen olaylar nedeniyle şiddet arzusunu kaybeden Alex toplum tarafından reddedilmeyi, itilmişlik duygusunu hissedecek ve ironi filmin tümüne yayılacaktır.
__________________ [Satılık Washburn XB 400 Bass Gitar!!!]...[Satılık marxtone Bateri!!!]...pm ile ulaşın... Tiyatro Sezonu Bitmiştir..Sıra Sınavlarda.. |
| |
20-02-2008, 23:10
|
#5 |
Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 2.927
|
elbette... bir çok film var eklenecek. zaten belli bir listeye bağlı kalmadan kendi kült filmlerimizi de paylaşıp tartışalım burada. sinemasever arkadaşlarla  |
| |
20-02-2008, 23:11
|
#6 |
Üyelik tarihi: 03 2007 Nerden: izmir
Mesajlar: 3.776
|
işte bunu diodum pitch ve bana gore kült olma yolundailerleyen hatta bazı kesimlere gore kult sayılan bi film requiem for a dream(bir rüya icin agıt) forumda mevcut bilgileri baslık guzel olmus ya mutlu oldum gorunce  |
| |
20-02-2008, 23:25
|
#7 |
Üyelik tarihi: 12 2006 Nerden: klan savaşlarında...:)
Mesajlar: 3.242
|
devamı gelıyor boogee... 
-------------------- Olağan Şüpheliler , The Usual Suspects Oyuncular: Stephen Baldwin, Gabriel Byrne, Detay Yönetmen: Bryan Singer, Detay Kategoriler: Gerilim, Bağımsız Filmler
Her biri kendi alanlarında uzman beş sabıkalı basit görünen bir kaçırma olayından göz altına alındığında, karmaşık ve akıllara durgunluk veren bir hikaye ortaya çıkar. Hikayeyi araştıran Ajan David Kujan (Chazz Palminteri), Güney Kalifornia'nın San Pedro Limanı'nda meydana gelen ve 27 kişinin ölümüyle sonuçlanan gizemli patlama ile bu beş sabıkalı arasında bağlantı olduğuna inanmaktadır. Elindeki tek canlı tanık Roger "Verbal Kint" (Kevin Spacey) hikayeyi baştan sona soğukkanlılıkla anlatırken, Amerika'nın her köşesine bulaşmış bir suçlar zincirini bir tek anahtar isim üzerine yıkar: Keyser Soze. Kimdir Keyser Soze? Gerçekten böyle bir kimse var mıdır?
Konu pithc tarafından (20-02-2008 Saat 23:25 ) değiştirilmiştir..
Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi
|
| |
20-02-2008, 23:35
|
#8 |
Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 2.927
|
eski filmlerden de çok var. mesela eski değil ama aklıma geldi şu an Big Fish var onu da ekleyeceğim. ama bu gecelik müsade  |
| |
20-02-2008, 23:37
|
#9 |
Üyelik tarihi: 12 2006 Nerden: klan savaşlarında...:)
Mesajlar: 3.242
|
tskler serena mı desem lady mi...ellerine saglık konu ve bilgi için...  |
| |
20-02-2008, 23:51
|
#10 |
Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 2.927
|
Big Fish / Büyük Balık Yönetmen : Tim Burton Burton' dan masalsı anlatımıyla hayat ve hayaller üzerine bir film.
“Kötü ya da şeytani sandığınız her şey aslında yalnızdır. Sadece sosyal inceliklerden habersizdir.”
William Bloom, babası kanser nedeniyle ölüm döşeğinde olduğu için, aile evine geri döner. Gezgin bir satıcı olan babasını yakından tanımak için, efsanevi bir kişiliği olan adamın gençliğinde yaşadıklarına dair öyküler toplamaya başlar.
Babasının yaşadıklarına dair efsaneler ve mitler, bir puzzle'ın parçaları gibi yerine oturacak ve anlaşılması güç olan adamın yaşamını zaferleriyle ve zaaflarıyla ortaya dökecektir. |
| |
Yetkileriniz
| You may not post new threads You may not post replies You may not post attachments You may not edit your posts HTML-KodlarıKapalı | | | Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:23 .
|