| -YASAKLI-
Üyelik tarihi: 11 2007
Mesajlar: 3.187
| Nasyonel Sosyalizm ve Kadın
Nasyonal Sosyalizm gibi lanetli bir rejimi konuşurken, o zorbalık altındaki kadının durumundan söz etmemek olanaksız. Bütün faşist rejimler erkek tahakkümün ve kadın düşmanlığının –üstelik de utanmadan bu yönüyle övünen— en sivri biçimidir. Nazizm de öyleydi.
Zihniyet olarak Nasyonal Sosyalizmin kadınlardan istediği şey, ırkın “arılığını” korumaları, sıhhatlı, gürbüz ve de çok çocuk doğurmaları, onları rejim için yetiştirmeleriydi.
Ailede hem kadının, hem kocasının çalışması yasaklanmıştı. Kadınların meslek öğrenmeleri yasalarla en aza indirgenmiş, şartlarla kısıtlanıştı.
Fakat, kadını üretimden çekme öngörüsü hem ekonominin yasalarına uygun değildi, hm de Nazizmin diğer uygulamalarıyla çelişmekteydi,
Kadın, oğullarını Wehrmacht’a asker yetiştirmeli, kızlarını ise bir sonraki kuşağın askerlerini yetiştermek üzere ev kadını ve ana olmaya hazırlamalıydı, çünkü Bin Yıllık İmparatorluğun dünyada sağlayacağı ebedi barış, Alman ulusunun daima asker kalmasını, --asker kalmak için de asker doğmasını—gerektirmekteydi. Ama bu faşist ve ırkçı zihniyet lafta kalmaya mahkumdu, çünkü:
a) Dünyayı fethe çıkmak için sanayi atılımını yapmak, özellikle çok çok silah üretmek, lojistik (gıda, yiyecek, giyecek) stoğu yapmak gerekiyordu, kadın işçi ise ucuz işgüçü demekti.
Nazi rejimi altında kadınlar vahşice sömürüldüler. En düşük ücretlerle haftada 60 saat veya daha fazla çalıştırıldılar, kadınların 102 saat çalıştıkları işyerleri bile vardı (örneğin, Wirttemberg’deki bir et fabrikası.)
b) Çok kalabalık bir ordu beslemek için milyonlarca erkek silah altına alınınca, aktif erkek işgücü üretimden çekilmiş oluyordu.
Her iki nedenle de, hem üretimde, hem de hizmet sektöründe ister istemez kadın çalışacaktı. Ama aynı kadınlardan bir de çakı gibi asker, Nasyonal Sosyalist “Hitler Gençliği” yetiştirilmesi de istenecekti.
FÜHRER’E ARMAĞAN ÇOCUKLAR
Evet, bu kadar çok çalışmak zorunda bırakılan kadından ayrıca bol bol çoçuk doğurması, onları asker yetiştirmesi de isteniyordu. Bu nasıl olacaktı: Kuru-sıkı propagandayla, “Deutschland. Deutschland, Überer Alles” (Almanya, Almanya, Sen Herşeyin Üstündesin) nakaratıyla.
Nasyonal Sosyalist propaganda ve uygulamanın kadın için öngördüğü (çalışma ve doğurma) sadece evli kadınlara yönelik değildi. Irkın devamı için, gürbüz asker kuşaklarının yaratılması için, Führer’e armağan edilecek çocukların çoğalması elzemdi, bu maçla, genç kızların, yaşı uygun dul veya boşanmış kadınların SS-Erkekler grubundan damızlık diye önüne getirecek üç erkekten birisiyle 4 hafta boyunca aynı evde kalacak, Hitler’in ari ırkı diye tarif ettiği sarışın, uzun boylu, atletik damızlık herifle gece gündüz sevişecek, iki âdet dönemi arasındaki tek görevi o damızlık SS kudurganının kendisini döllemesini beklemek olacaktı. Kadın hamile kalırsa, ihtimam görecek, özel klinikte yaptıktan sonra, bebeğini bir daha asla görmemek üzere Führer’e armağan ederek, doğumevini terkedeçek, o çocuğu unutucaktı.
Üstün ırkın üstün insanını yetiştirmek manyaklığı o hâle gelmişti ki, Nasyonal Sosyalist megalomani, işi, insan haraları kurmaya ve kadınlarla erkekleri oralarda çiftleştirmeye kadar vardırdı.
Irkın arılığını korumakta kadınlara düşen paylar da vardı, örneğin bedenen sakatlıkları bulunan kadınlar çocuk doğurmasınlar diye kısırlaştırılıyorlardı. 1933-37 yılları arasında 96 bin kadın kısırlaştırıldı.
Kadınlara dönük propagandanın diğer bir yönü de onların annne-eş-kızkardeş olarak erkeklerle olan doğrudan yakınlığına seslenmekti. Alman kadınları, cepheye giden oğullarıyla, kocalarıyla, kardeşleriyl onur ve gurur duymalıydılar.
Bütün genç kızlar, bütün kadınlar şehit vermeye hazır olmalıydılar. Hitler, sk sık çektiği nutuklarından birinde: “Her kadın yakınlarının en ön saflarda çarpışmasından gurur duymalıdır... dünyadaki en yüce varlığı olan oğlunu vatan ve düzen için sancılarla doğururken nmasıl gururlanıyorsa, onu vatana ve düzene şehit verdiği zaman da öyle gururlanmalıdır.”
Savaş yayıldıkça ve şiddetlendikçe, cephe gerisinde kalan kadının yükü daha da arttı, bütün üretim faaliyeti, memuriyet, esnaf ve zanaatkârlık işleri kadınlara ve savaşma yaşının üstünde ya da altında olan erkeklere kaldı. (Savaşın sonlarına doğru askeri orta okullardaki çocuklar bile capheye sevkedileceklerdi.)
Nasyonal Sosyalizm de, her türlü faşist zihniyet gibi, kadını budala, işe yaramaz, kaprisli, entrikacı görüyordu. Gerçi, kadına bu bakışın mucidi faşizm değildi, kadın düşmanlığı, toplumdakı erkek tahakkümününün belli başlı özelliği olarak tarih boyu sürmüştü. Burjuva çağındaki bazı kısmi ilerlemelere rağmen, kadına bakış öz olarak değişmemişti. Faşizmin ana karakteristiği militarizm olduğundan, Nosyonal Sosyalizm altında bu kadın düşmanı bakış daha da şiddetlenmişti.
İŞGAL ALTINDAKİ KADINLAR
Yukarıda yazılanlar, Alman kadınlarına aitti, işgal edilen ülkelerin kadınlarına neler yapıldığını tahmin etmek ise hiç de güç değil. Savaş insanın uğradığı en büyük deformsyondur. Çünkü savaşta kazanmanın tek yolu öldürmektir. İnsan yaşamının bu denli önemsizleştiği düşünülürse, işgal edilen ülkenin sivil halkına her türlü bötü muamele savaşın gözünde mübah olur.
İşgal edilen ülkenin insanları işgal askerlerinden nasiplerini alırlar, ama kadınlar daha da fazla gaddre uğrar: Çünkü erkk egemenliğinin diğer bidr beleşeni fallokrasidir ve kadını herşeyden önce cinsel obje gibi görmektir. Bu nedenle, istilaya uğrayan ülkelerin kadınları tecüvüze uğrarlar. Tekrar edelim ki, bu husus sadece Nasyonal Sosyalizme özgü değildir, çok eskiye gitmeğe gerek yok, Yugoslavya iç savaşında Bosna’lı kadınlara yapılanları hiç birimiz unutmuş değiliz. Irak’ta ABD’li askerlerin yaptıklarını da.
Toplama kamplarında erkeklere ve kadınlara ayrılan bölümlerin yanısıra sadece kadınlar için kurulmuş kamplar da vardı. İlk kadın toplama kampı, Naziler iktidara geldikten altı ay sonra Moringen yakınlarında kurulmuştu. Nasyonal Sosyalizm toplama kamplarındaki
kadınların işgüçlerini çevredeki fabrikatörlere, imalathanrelere, çiftlikle sattıkları gibi, onların cinselliklerini, SS’lere veya askerlere ikram etmekten haya duymazlardı.
Bilinen bütün bu insansızlıkları, in sanın insana, erkeğin kadına reva gördüğü aşağalık davranışları, çirkinlikleri uzatmaya gerek yok. Burada sadece. En tepdekinden en tabandakine kadar Nazi’lerin kadına ve çocuğa bakışını iki yaşanmış örnekle anımsatmak istiyorum.
Adolf Hitler, üvey ablasının kızıyla kısa olmayan hastalıklı bir ilişki yazar, bu bir ensest ilişkisidir ve sonuçta kızcağız 1931’de intihar eder. Bir erkeğin yeğeniyle cinsellik yaşaması ve bütün kompleksini, hasta ruhluluğunu ona kusması, sonuçta o insanı intihara sürüklemesi –tüm çirkinliğine rağmen-- kişinin özel yaşamı sayılabilirdi, ama o şahıs, dünyayı kana buladıysa (ve bulayaçağını çok önceden ilan ettiyse) o olaya sadece kişisellik diye bakılamaz.
Anacağım, diğer Nasyonal Sosyalist Şef Göbbels’dir. Hitler, Kızıl Ordunun Berlin’e girmeğe başladığı günlerde, 30 Nisan 1945’te sığınağında Eva Braun’la birlikte intihar edince, vasiyeti üzerine Göbbels, cesetleri sığınak çıkışında yaktırır, külleri de yok eder. Sonra da, kendisiyle eşi çocukları gece yataklarına giderken, zehirli çukulata verirler. Karı-koca Göbbels’ler 8 çocuklarını kendi elleriyle bu şekilde öldürdükten sonra, kendileri de intihar ederler.
Karı-kocanın düşman eline geçmemek için intihar etmeleri kendi tercihleridir ve normaldir, ama çocuklarını öldürmeleri, onların yaşamları hakkında bu denli karar sahibi olma hakkını kendilerinde bulmaları ruh hastalığının vardığı boyutları sergilemektedir. Her hayat –o kişi çocuk bile olsa-- ancak ve ancak o kişiye aittir. Kendi çocuğunu güvenceye almanın yolunu onu öldürmek diye gören bir zihniyet, elbette dünyayı kana ve ateşe boğmaktan çekinmeyecekti.
[Yazıdaki bazı bilgiler, Zuhal Özügül den geri kalan bilgiler ise sesonlineden alıntıdır ] |