Üyelik tarihi: 12 2006 Nerden: ist
Mesajlar: 9.586
| Lesbos edebiyatı
Lesboslular , boş zamanlarını hoş öyküler anlatarak ya da şarkılar söyleyerek geçirirlerdi.Bu öykülerin çoğu , gençlik öyküleridir ve bu öykülerde , Tanrılara yakarılar bulunur.Lesboslular , ilkbaharda bahar şenlikleri ve törenleri düzenlerlerdi.Ancak , daha sonra , bütün bir yıl sessiz ve sakin geçerdi.Bu bahar şenliği dışında , düğün kutlamaları ve cenaze törenleri de önemliydi.
Lesbos öyküleri , Hint-Avrupa ailesinin geleneksel öykülerinden farklı değildir.Baş kahraman , birçok tehlikeli serüvene atılır.Periler , devler , ejderhalar , sürekli kullanılan figürlerdir.Ancak , Lesbos edebiyatında en çok yer alan figürler , antik çağ mitolojisinin izleridir;Symplegadlar(çarpışan kayalar) , altın yapağı ve kuşların çağrısı gibi.Lesbos edebiyatında , birçok yerel öykü de vardır.Bu öyküler , yetkin bir yergisel anlayışıyla harmanlanmıştır.Didaktik olan bu öyküler , Ezopvari anlatımla sunulur.Ancak , bu öykülerin içerdiği anlamlar ve ilgi alanları ne olursa olsun , şarkı formundan kurtulamamıştır.
"Şarkılı Şiir" ya da "Lirik Şiir" , en değişik formlarıyla ve belirgin olarak , yalnızca Yunanistan'da vardır.Yunanlılar etnik damardan ayrıldığında , bu geleneksel şarkılarını , yeni yataklarına taşıyamamışlardır.Ancak , Yunanlılar ait olan adalarda ve özellikle Lesbos'da , şarkı geleneğinin en seçkin örneklerine rastlayabiliriz.Bu şarkılar , insan yaşamının hemen her anını yansıtır.Çocuğunu uyutmaya çalışan annenin söylediği ninniler , düğün şarkıları , solo ya da koroyla söylenen dans şarkıları , çeşitli mesleklere ait şarkılar , mevsimsel şarkılar ve hatta haydut şarkıları ile ölülerine ağlayanların ağıtları bunlara örnektir.
Türk ve Roma saldırılarıyla , Lesbos edebiyatına ait birçok belge kaybolmuştur.Bugün elimizde olanlar , sözlü halk geleneğiyle kuşaktan kuşağa aktarılanlardır.
Kaynakça :
Le Folklore de Lesbos G.Georgeakis - Leon Pineau / 1894
Eski Yunan Edebiyatı Güler Çelgin
Remzi Kitabevi / 1990
Mitoloji Sözlüğü Azra Erhat
Remzi Kitabevi / 1978
CENAZE ŞARKILARI
Çok Acı Çektim , Dayandım!
Çeviren : Hüseyin Köse
Ey dayanma gücü , çok acı çektim ben!
Daha ne zamana kadar çekeceğim?
Demirden yapılmış değilim , zayıfım o yüzden;
Ne de taştan bir kalbim var.
Bakın , sanki yatmış uzanmış ,
Kesik bir limon ağacı gibi;
Terk edilmiş bir kilise gibi sanki ,
Her yeri yağmalanmış bir ülke gibi.
Açılsın mezarların üstü ,
Kemikler çığlık atsın!
Gör lanetli şiirleri ,
Gör , nasıl da neşeliler;
Aziz elbisesi giymiş gibiler
Ve diyakozlar gibi sorguluyorlar birbirlerini.
Yazık , beden bize ait;
Çok ağlayacağız onun için!
Charon , avcı giysisine bürünmüş ,
Yolda giderken sana yetişmiş;
Engellemiş , yılların tadını çıkarmanı.
Ve toprağa gömmeye götürürlerken seni ,
Kilisenin merdivenlerinde;
Bir çığlık atacağım ansızın ,
Soldu diye bütün çiçekleri dünyanın.
Demirden Bir Gemi Yapacağım
Demirden bir gemi yapacağım;siyah yelkenler takıp ,
Yeniden dönesin diye uğraşacağım.
Panjurları var mıdır toprağın ya da pencereleri ,
Görebilirdim nasıl yediğini kurtçukların bedenini.
Buğday dolu bir mendil gönderirdim selamlarımla ,
Vermen için senden haber getirecek olan kuşlara.
Ne bitip tükenmez acı , Tanrım acım ne de büyük;
Bir mutsuzluk çöküyor yüreğime hiç beklemediğim!
Kudurgan bir yılan gibi kayıp gidiyor aklım dağlara;
Eğer içten dostlarımsanız , ağlayın acınası durumuma!
Bir "ah!" bile çekmeyeceğim , "vah" 'lanmayacağım;
Yaşamayan birini görüyorum sende Tanrım , nasıl unutacağım?
Ben , şu üzgün kuşum işte;
Ağlıyor ağaçlar benim için , acımı anlattığım her yerde!
Kim benim acıma sahip çıkar , kim derin üzüntüme;
Kim çekmiştir benim gibi içini?
Ağaçlar arasında gezindim , ormanlara gittim alıp başımı;
Şöyle dedi ağaçlar bana:"Nereye gidiyorsun ey üzgün kalp?"
Dedim : "Susun ey ağaçlar , soru sormayın bana!"
Söyleseydim çektiklerimi size , üzülürdünüz hepiniz.
Charon , birçok üzüntüyle yasa boğdu evimi;
Bir ateş var içimde , dağlayan yüreğimi.
Tüm doktorlar birleşip , akıl danıştıklarında birbirlerine;
Bulamadılar sızlayan kalbime bir çare.
Çıplak tepelere vuracağım kendimi , korkunç mağaralara;
Yaşarken öldüreceğim kendimi , güneşten yoksun bırakacağım!
Varsın yoksun kalsın , parlayan güneşten gözlerim;
Çünkü , karanlık ve üzgün gölgelenmiş kalbim!
Döktüğüm gözyaşları ıslatıyor toprağı;
Bana , halimi soracak sadık bir dostum da yok yanımda.
Kalbim papaz cübbesi gibi kara;
Dudaklarım da mühürlü , gülmüyorlar baksana!
Ağlayın halime , dağlar tepeler!Gözyaşı dökün benim için!
Yavrum beni , ben de yavrumu yitirdim.
Ey tepeler , çekilin aradan!Ey dostlarım , uzaklaşın!
Ateş kavurup yaktı göğsümü , sizi de yakmasın sakın!
Ağla Sen Annen İçin
Ağla sen annen için , ben üvey annem için ağlayayım!
Gören gözlerindi o senin , bana ise bitip tükenmez bir özlem.
Yalvarırım ey papaz , bir ilahi oku ona;
Rahat uyusun diye , tatlı dualarından da!
Ey Meryem!Geri getiremez misin , yeniden yalvarsak sana?
Ama , şimdi sırtlamış götürüyoruz tabutunu son tahtına.
Elma ağacından kırmızı elmalar toplasak ,
Solgun yapraklar ve dallar ona yardım eder mi?
Uyandığında ışıldayan gün , uyurken neden karanlığa bürünüyor?
Kuşlar yiyecek aramaya çıkarken , sen kara cehenneme gidiyorsun.
Unutulmuş bir ülkeye doğru yol alacak ve
Buralara bir daha ayak basmayacaksın.
Sen oğlum , yeniden evlenip bir başka kadın alacaksın;
Ama kızım , cehennem yutacak seni , yazık sana!
Ne avuntu kalıyor ki bana , gözyaşlarından başka;
Ateşimi söndüren ve göğsümü ıslatıp duran.
Zafer Kazansınlar, Kutlu Olsunlar Her Gün!
Çeviren: Hüseyin Köse
Zafer kazansınlar, kutlu olsunlar her gün,
Baba-oğul ve Kutsal Ruh;
Canlandırsınlar ilahi olan ne varsa!
Şükretsinler üçü de,
Meryem anamızla birlikte!
Haydi, kalkın ayağa!
Bir dans göstereceğim gökyüzünde size;
Bütün havariler katılıyor bu dansa,
Dans ediyorlar hepsi bir arada,
Cenneti arıyorlar böylece.
Erdemin çiçekleri ve
Nefis, kutsal şarap ellerinde.
Şehitler ve çiçeklerle birlikte,
Bağlayıp, ağaç yapraklarıyla;
Kemerleriyle götürüyorlar,
Hepsini yanlarında.
Ve dans ediyorlar, yuvarlak bir masa etrafında;
On iki kadar sayıları.
Petrus, dansın öncüsü;
Paul, Andreas’ı alıyor kollarına
Ve diğer dokuz kişiyi daha.
Jacques, Jean’la kolkola girmiş, işte şurada
Ve Thomas, bırakmış kendini coşkuya.
Sarmış Philip ve Mathias’ı;
Marcus, dost canlısı bir edayla.
Şarkı söylüyor peygamberler,
Bir yığın insanla beraber;
Çınlıyor, atılan çığlıklarla ortalık!
Mandolin çalıyor David,
Flüt çalıyor İshak da.
Zacharia, orgun başına geçmiş;
Jeremiah ,sanki arp’da usta.
İstavroz çıkaran kişi,
Silahlar kuşanmış, duruyor yanlarında.
Kiliseden çıkmıyor, aynı zamanda;
Arınmış tüm günahlarından da.
Şöyle diyor: “Ey, Meryem ana!
O, sürekli görüyor İsa’yı
Ve de Kutsal bakireyi;
Cennet, onun ayakları altında!”
Adem ile Havva’yı, görmek için kendi atalarını;
Açıyor cennetin kapılarını.
Dört İncil seçiyor sonra,
Vahyi yaymak için, dört de elçi aralarından.
Mathias’ı işaret ediyor önce;
Sonra Lucas, Marcus ve Jean’ı.
Bir araya toplandığında hepsi,
Karanfiller, fesleğenler, güller ve mersinlerle;
Başlıyorlar, Tanrı’ya övgüler düzmeye.
Şükürler olsun, kutsal üçlemeye,
Selam olsun, sadık inananlara,
Selam olsun sana, ey İsa;
Helenlerin Tanrısı, selam sana da!
Babasını Emziren Kız
Kralın biri , suç işleyen bir bakanını , açlıktan ölmeye mahkum etmiş.Bakanın kızı , gözyaşları içinde krala gitmiş ve ölümü bekleyen babasını , günde bir kez ziyaret etmek için izin istemiş.Babasına yiyecek bir şey götürmeyeceğine de söz vermiş.İyi kalpli kız , aynı zamanda , bir çocuk annesiymiş.Çocuğunu sütten kesmiş ve kendi sütünü babasına ayırmış.Ancak , kral ve askerleri , mahkumun nasıl olup ta , açlıktan ölmediğine şaşıyorlarmış.
Günün birinde , iyi kalpli kız , kralın yanına gitmiş.Kral , o sırada at sırtındaymış.Ancak at , normal olarak doğmuş bir at değil de ;annesinden , sezaryenle doğmuş bir atmış.Bu atın eyeri de , doğumdan iki gün sonra ölen , anne atın derisinden yapılmış.Genç kız , krala şöyle demiş:
"Kral , doğmamış bir atın üzerinde ve atın annesi de , onunla birlikte.Ya bana bu bilmeceyi açıklayın , ya da oğlumu geri verin!"
Genç kız , babasını emzirdiği için , onu oğlu kabul ediyormuş.
__________________ ZaMaNıN DıŞıNDa,MeKaNıN DıŞıNDa E.A.P |