JUKEBOX | CHAT | GNOXIS MESSENGER



Geri git   Gnoxis.com > Müzik > Classic > Biyografiler

Cevapla
 
Seçenekler Arama
Alt 18-01-2008, 09:59   #1
 
boogee - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03 2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 4.130
Karma gücü: 171 boogee has a reputation beyond reputeboogee has a reputation beyond reputeboogee has a reputation beyond reputeboogee has a reputation beyond reputeboogee has a reputation beyond reputeboogee has a reputation beyond reputeboogee has a reputation beyond reputeboogee has a reputation beyond reputeboogee has a reputation beyond reputeboogee has a reputation beyond reputeboogee has a reputation beyond repute
Thumbs down Robert Schumann







Robert Schumann, Almanya’daki Romantik hareketin öncülerinden birisi olan Alman besteci, eleştirmendir.
8 Haziran 1810’da Almanya’nın Zwickau kentinde doğan Robert Schumann, kitap satıcısı Friedrich August Schumann ile Johanna Christiane Schnabel’in beş çocuğundan en gencidir Çocukluğu sevgi dolu, sıcak bir aile ortamında geçti. Baba yayınevi sahibi, anne ise kendi halinde köylü bir kadındı. . Gençliğinde babasının kitaplığındaki Lord Byron ve Sir Walter Scott’un romantik hikayelerini okuyan Robert, şair olmayı hayal ederdi. Müziğe de yeteneği olan Robert, küçük yaşta piano dersleri aldı ve babasının teşviğiyle küçük parçalar bestelemeye başladı.

Çocukluğu edebiyat çevresinde geçen Schumann’ın müziğe olan ilgisi, çok küçük yaşta kendini gösterdi. Schubert’in hüzünlü ezgilerini piyanoda kendi başına çıkarmaktan büyük zevk alan küçük Robert, bu arada piyano çalma yeteneğini de kanıtlamış ve ilk bestelerini yapmaya başlamıştı. Böylece "150. Mezmur " adıyla anılan ilk eserini, 1822 yılında besteledi. Oğlunun küçük yaşına rağmen olağanüstü yeteneğinin olduğunu fark eden baba, onun iyi bir eğitim alabilmesi için bütün olanaklarını seferber etti.

Edebiyat ve müzik, Schumann için sanatsal yaratıcılığının ortaya koymada kullanabileceği iki ayrı araçtı ve ileriki yıllarda piano çalma olanağını yitirince yeteneklerinin çift yönlü gelişmesinin büyük faydasını gördü. On yedi yaşında Yunan ve Latin klasiklerini baştan sona öğrenmiş, çeşitli oyunlar ve şiirler yazmayı denemiş, bir komedi ile iki tiyatro oyunu yazmış, hatta Horatius’un bazı şiirlerini de Almancaya çevirmişti.

Okulunu bitirdiğinde, on sekiz yaşında olan Schumann için müzik ve edebiyattan daha önemli bir şey yoktu. Bu nedenle, üniversite eğitimi yapmak niyetinde değildi. Ancak annesi, oğlunun bu kararına karşı çıkıyordu; ona göre oğlu Schumann, hukuk okumalı, iyi bir avukat ya da hakim olmalıydı. Her şeye rağmen Schumann, çok sevdiği annesinin ısrarlarına karşı gelemedi; sonunda, Liepzig Üniversitesi’nde, hukuk öğrenimi yapmaya karar verdi.

Ancak, genç Schumann’ın müziğe ve edebiyata olan ilgisi, giderek vazgeçilmez bir tutkuya dönüştü. Günlerini, roman denemeleri yaparak, şarkılar yazıp piyano doğaçlamaları üreterek geçirmeye başladı. Bu çevrede verilen konserlerden kendini alamayan Schumann, üniversitedeki derslerini ihmal etmeye başladı, bütün zamanını müzikçi ve edebiyatçılarla sohbet ederek geçirmeye başladı.

Gönlü edebiyat ve müzikten yana olan Robert Schumann annesine kısa bir mektup yazarak bundan böyle sadece müzik üzerinde çalışmak istediğini ifade etti. Bu arada ünlü piyano öğretmeni Friedrich Wieck’den piyano dersleri almaya başlamıştı. Oğlunun hukuk öğrenimini yarıda bırakıp, piyano dersleri almaya başladığını öğrenen gözü yaşlı anne, ancak Schumann’ın öğretmeni Wieck ile görüştükten sonra, gerçeği kabul etmek zorunda kaldı.
Piano öğretmeni Friedrich Wieck’in ailesinin Leipzig’deki evine taşındı ve yoğun bir çalışma sonucu pianoda virtüöz seviyesine ulaştı. 1832’ye kadar önemli piano eserlerinin bir kısmını yazdı. Ancak, düzenli bir geliri olmayan genç Schumann için yaşam gittikçe zorlaşmaktaydı; ciddi yöntemlerle müzik kuramı ve piyano çalışmak için öğretmeni nin in evinde kalıyor, piyano çalışmalarınyanı sıra boş zamanlarında da Wieck’in in küçük kızı Clara ile ilgileniyordu.
Clara, on üç yaşında olmasına rağmen, dünya çapında şöhret yapmış, olağanüstü yetenekli bir piyanistti. Clara'nın yeteneği, Schumann üzerinde çok büyük bir etki yaptı. O da besteciliğinin yanı sıra küçük Clara gibi, büyük bir piyanist olmak arzusundaydı. Ancak bu uğurda, parmak hareketlerine hız kazandırmak amacıyla, kendi buluşu olan makina ile yaptığı denemede, büyük bir talihsizlik sonucu parmağını sakatladı. Sonuçta, piyanistlik düşlerini bir yana bırakmak zorunda kalan Schumann, kendini besteciliğe ve yazarlığa verdi. Bu talihsizlikten yaratıcı Schumann doğdu. besteci-pianist yerine besteci-eleştirmen kimliğine büründü ve kararlılıkla beste yapmayı sürdürdü. Bu arada felsefe diploması da aldı...



Ona göre beste yapmak,
"... notaları biraraya getirmekten çok, kişiliğin ortaya çıkmasını sağlamaktı."

1836 yılında birbirlerini delicesine seven Schumann ile Clara evlenmeye karar verdiler. Baba Wieck bu ilişkiye şiddetle karşı çıktı; bu piyanist geçinen cebi delik adam, kızı ile evlenmeyi nasıl düşünebilirdi? Clara, bu adamla evlenecek olursa, müzik çalışmalarına eskisi gibi zaman ayıramayacak ve artık eskiden olduğu gibi konserlerinden büyük para kazanamayacaktı.
Söylenenlere göre, baba Wieck, iki sevgilinin görüşmemesi için her türlü yola başvurmuştu; Clara’yı zorla Leipzig’den uzaklaştırmış ve mektuplaşmalarını yasaklamıştı. İki sevgili tam on altı ay birbirlerinden haber alamamışlar, sevgilisini göremeyen Schumann, aşkını unutmak için kendini içkiye vermişti. Bu mutsuz günlerini, Clara’sız bir yaşamın anlamsızlığını, acılarını, özlem ve yakarışlarını "Op. 17, Do majör Fantezi" sinde dile getirmişti. Clara’dan uzakta geçen mutsuz günlerini, yazdığı mektupta şöyle dile getirmişti: "Bu Fanteziyi ancak sen anlarsın. 1836’da senden ayrılmak zorunda kaldığım o günleri ve sensiz geçirdiğim o mutsuz yazı. Bu cümleler sana olan derin özlemimdir. Belki de bu birinci bölüm kadar tutkulu birşeyi ömrümde hiç yazamadım. . Ben ana ezgiyi çok seviyorum. Bu ezgi, sende de bazı tabloları, sahneleri canlandırmıyor mu? Özdeyişin içindeki o ses hep sensin. Ve buna şimdi de inanıyorum."



Evlendiği günden beri çok mutlu bir yuvası olmasına rağmen, karısının başarıları karşısında kendini yetersiz hisseden Schumann, bu turnede de bunalımın eşiğinde, çok kötü günler geçirdi. Günlerce odasına kapanıp çıkmayan bestecinin sert davranışları, başta Clara olmak üzere yakınındaki insanları çok tedirgin etmişti. Bu nedenle, kendini gitgide daha da kötü hisseden Schumann, dönüşünde kendi çıkarttığı müzik dergisinin yayın yönetmenliğinden de istifa etmek zorunda kaldı.
Bu sırada sekiz çocuklu bir kadın olmasına rağmen, kendini mesleğine adayan Clara’nın tek amacı, kocasının eserlerini Avrupa’nın müzik çevrelerine tanıtmaktı.
1842, oda müziği yılı olur Schumann’ın. Bu sıralarda Clara ünlü bir piyanist olarak konser turnelerini sürdürmekte.ve , kocasını tedavi ettirtmek ve onun besteciliğini ilerletmek için uğraşmaktaydı.

Bu olaydan sonra durumu giderek kötüleşmeye başlarken tüm yakın çevresininde kendisinden kopmasına neden oldu. 1854 yılında soğuk bir kış gecesi Ren nehrine atlayarak intihar etmek isteyen Schumann balıkçılar tarafından kurtarıldı. Bu son olay Köln yakınlarındaki bir akıl hastanesine yatmasına neden oldu. Durumu gittikce ağırlaşmaya başlamış, hele ki son günlerinde hayatının tek gayesi olan karısı Clara’yı bile tanımayacak hale gelmişti.
Çok korktuğu delilikten, intihara bile teşebbüs ettiği halde kurtulamayan Schumann’ın bir tür ruhsal tiyatro olarak dinlenebilecek üvertürleri ise, Goethe’nin Egmont’u için Beethoven’in tesadüfen bestelediği müzikle kıyaslanabilecek bir müzikal melodram biçimi sunar.

Romantiklerin en romantiği" olarak tanımlanan Robert Schumann, müziğinde romantizm öğelerinin tümünü duyurmuştur:Güzel orotoryolarında ve zengin bir müziğe sahip olan “Genoveva� operasında lirizmindeki özlü tarafı yüksek bir seviyeye çıkaran Schumann aynı zamanda klasizm fikirlerini de benimsemişti. Bach’I en iyi anlıyan ve tanıtanlardan biriydi. Bach hakkındaki olgun bilgisi, kendi eserlerinde de yeniden yaratıcı ifadesini bulmuştur.

Schumann 29 Haziran 1856 yılında, aslında çok genç yaşta (46) hayatının son iki yılını geçirdiği akıl hastanesinde yaşama veda etti.



1878'de Frankfurt Konservatuarının baş piyano öğretmeni oldu ve pek çok öğrenci yetiştirerek piyanistlikte bir ekol oluşturdu. Bu yıllardaki en yakın dostlarından biri de kocası hayattayken de aile dostları olan besteci Johannes Brahms'dı. Brahms'a da bestelerinde esin kaynağı oldu, bestelerini tanıtmak için çaba harcadı, Brahms ise birçok bestesini Clara'ya ithaf etti.
Brahms, hiçbir sakınma duymadan, karşılıksız ve delicesine sevmişti
Clara Schumann'ı. Brahms, büyük bir hayranlık ve saygı duyduğu besteci
Robert Schumann'ın karısı Clara'ya aşık olduğu zaman henüz yirmi
yaşındaydı. Schumann'ın, yeni Alman ekolüne karşı çıkarak Brahms'ın
eserlerinden
övgüyle söz etmesi ve hakkında olumlu makaleler yazması, müzik
dünyasında genç bestecinin adının çabucak duyulmasını sağlamıştı.
Brahms,
Robert Schumann'a tapıyordu. Bu yüzden Clara'ya olan aşkını kalbine
gömdü,
onun için besteler yaptı, intermezzolar yazdı ve başka hiçbir kadına
ilgi duymayarak ve evlenmeyerek ölünceye kadar ona sadık kaldı.

Robert Schumann'ın ölümünden sonra her zaman Clara'nın yanındaydı ama ona olan aşkını hep tek başına yaşamak zorunda kaldı.
Brahms, Clara'ya aşık olmayı seviyordu. Aşık olduğu kadın ondan 14 yaş daha büyüktü.
Clara Schumann 75 yaşında öldüğü zaman Brahms öylesine üzülmüştü ki,
onun cenazesine giderken yanlış trene bindi. Frankfurt'a ulaşabilmek için
iki gününü tren değiştirmekle geçiren besteci geldiğinde, cenaze töreni
çoktan bitmişti. Brahms, ancak mezarlığa yetişebildi ve sevdiği kadının
tabutu üzerine bir avuç toprak atabildi. Trenlerde geçirdiği kırk saat
boyunca, son bestesinin 'Ah Dünya Senden Ayrılmak Zorundayım' adlı
koral prelüdünü yazan Brahms, Clara'nın ölümünden sonra ancak bir yıl
yaÅŸayabildi.

Clara, Brahms'ın karşısına çıkan ilk aşk ihtimaliydi. Brahms, bu
ihtimali aşka çevirdi ve kendini hiç sakınmadan sevdi. Pavese, 'Hiçbir
sakınma duymadan sevmek, karşılığı durmadan ödenen bir lükstür' der.
Brahms da ödemişti. Ama o, ödemelerini; senfonilere, konçertolara, sonatlara, prelüdlere ve şarkılara çevirmişti. Hiçbir sakınma duymadan sevdi!
__________________
**BooGee**
...Tepemde Cellat Zaman...
...:::A Divinis:::....

** TJOBD **
boogee isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Sponsored links

Sponsor Bağlantılar
Cevapla

Seçenekler Arama

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:15 .


Gnoxis.com ©2000 - 2008
Powered by vBulletin Version 3.7.2
Ad Management by RedTyger

***NoRa iS WaTcHinG YoU***



*** Gnoxis.com ***

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.1.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101