Alıntı:
Mystick´isimli üyeden Alıntı
hiç bir iddayı çürüttüğünü zannetmiyorum..
yusufçukta evrim geçirmiştir diyorum sölermisin..
tamam evrim yok gökten mi gelbi orgaik canlılar??
bana dünyanın oluşumunda nasıl oluştklarını anlatırmısın? |
Sanırm biraz ciddi olmanın vakti geldi .
Öncelikle arkadaşlar burada evrim teorisinin iddia ettiği “doğal seleksiyon, mutasyon, spontane jenerasyon ve sahte ara geçiş formlarını” bir bir anlatıp çürütmeye çalışmıyacağım bile.. Ancak bir delille gelip itiraz eden veya soru soran olursa, cevap vermeye çalışırız. Ben sadece evrimcilerin gülünçlüklerini anlatmaya çalışıyorum. Bunlardan en önemli ve sansasyonel olanı Piltdown Adamı’dır. 1912 yılında İngiliz paleontolog Charles Dawson tarafından bulunan bu fosil, büyük kafatası ve maymunu andıran çenesiyle yaklaşık 40 yıl boyunca evrimin şaşmaz bir delili olarak dünyanın en ünlü müzelerinde sergilendi ve kesin bir kanıt olarak gösterildi. Ancak 1949 yılında kemik yaşı hesaplamalarında yeni bir yöntem bulununca, bu iddianın asılsız ve komik olduğu ortaya çıktı. Yapılan deney sonucu, çene kemiği hiç flor içermiyor ve kafatası ise ancak birazcık flor içeriyordu. Bu çene kemiğinin birkaç yıllık, kafatasının ise birkaç yüzyıllık olduğunu gösteriyordu. Yaptıkları sadece buldukları insan kafatasına, maymuna ait çene kemiği takmaktı. Evrim teorisinin doğrulanması açısından hayati bir önem taşıyan, ara geçiş formlarının, bulunacağını sanarak 140 yıldır bütün dünyayı kazma kürek darbelerine maruz bırakan evrimciler, sadece evrimi değilleyen sonuçlarla yüzleşmek zorunda kalıyorlardı. En son 1999 yılında yine bir ara geçiş formu bulduklarını söyleyen evrimciler, bunu yine bilimsel iddialarla değil kendi propaganda yöntemleriyle duyuruyorlar ve destekliyorlardı(tabiî ki bunu yapan National Geoghraphic dergisiydi). Birden fazla dinozor fosilini birbirine ekleyip ve tutkalla yapıştırıp sahte bir arageçiş formu meydana getiren evrimciler, hemen bu ahmakça yaratığa bilimsel bir isim koymayı ihmal etmediler. ARCHAEORAPTOR LİAONİNGİS (vay canına gözlerim doldu). Tabi bu dinazor, zıplaya zıplaya avını yakalamak isterken kuş olmuştu ve bunu gösteren hayali resimler çoktan hazırdı, böylece bilimin kesinliğine asla kuşkucu bir gözle bakmayan zavallılar, her zamanki gibi buna da inanacaktı, taa ki çürütülene kadar. Evrimcilerin diğer iddiaları doğal seleksiyon, spontane jenerasyon, mutasyon gibi iddialar ise ancak evrim iddialarının ortaya atıldığı dönem tartışılabilecek kadar değerli(yani değersiz demek istiyorum) konulardı. Çünkü günümüz bilimi bunları doğrulamamakta, bu hayali iddialar zaten kambriyen devrinin canlılarının ara geçiş formu özelliği göstermemesi ve günümüz canlılarından hiçbir farkı olmaması sebebiyle, doğal seleksiyona aykırı olduğu aşikar hale gelmektedir. Böylece bu canlıların birden ortaya çıktığı ve onlardan önce evrimsel bir sürece tabi olmadıkları kesin bir hale bürünmektedir. Tek bir ara geçiş formunun dahi bulunmadığı bir ortamda evrimi tartışmak belkide benim ahmaklığım ancak, eksik bilginiz varsa tamamlamak istedim. Benim asıl amacım bunun spiritüalizme nasıl geçtiği ve “evrim, tekamül” gibi özellikle halk arasında bilinen kavramlarla nasıl yine her zamanki gibi yapay ve sözde-bilimsel bir akım oluşturulduğunu göstermek. Ruhçu evrimciliğe ait bazı komiklikleri, reenkarnasyonla ortak bir bakış açısıyla incelemeyi düşünüyorum. Zira bunlar spiritüalistleri kafalamanın güzel ve kolay bir yöntemidir.