Toplam 1 sonuçtan 1 ile 1 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Fiziksel Bedenimiz

  1. #1
    hexagram hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır

    Fiziksel Bedenimiz


    Fiziksel Beden
    Simdi fiziksel bedenimizin çesitli kisimlarini kisaca tanimlayip bunlarin nasil çalistiklarindan bahsedecegiz. Tabii ki burada her sey yer almiyor. Benim anlatacaklarimdan fazlasini ögrenmek isterseniz, hemsirelere yönelik olarak hazirlanmis anatomi ve fizyoloji kitaplari size yardimci olacaktir; bunlar anlamasi kolay bir dille yazilmislardir.
    Bir Reiki seansina baslarken genellikle hepsine tedavi uygulandigindan, önce bes duyuyla basliyorum. Bunlar çevremizdeki dünyayi algilamamizi saglayan alicilarimizdir.

    Deri
    Deri bizim dokunma organimizdir. Yasamimizi saglikli ve mutlu sürdürmemiz için dokunma çok önemlidir. Ne yazik ki bati toplumlarinda kisilerin birbirlerine fazla dokunmasi pek hos karsilanmaz. Oysa bunun saglik ve sihhatimiz üzerinde ne kadar önemli oldugu çesitli arastirmalarla ortaya konmustur. Deri ayni zamanda ‘en büyük aritici’dir, bedenimizi (terleme yoluyla) atik maddelerden kurtarir. Vücudun en büyük organidir.

    Gözler
    Gözler dünyaya açilan pencerelerimizdir. Karmasik ve ayrintili bir yapilari vardir. Saglikli bir göz, bize en iyi görüsü saglayacak sekilde odak ayarini yapar ve içeri girecek isik miktarini kontrol eder.

    Burun
    Burun havayi emip koku alma sinirine kadar çikartarak çevremizdeki seylerin kokusunu almamizi saglar. Ayrica, havayi süzer ve akcigerlere girmeden önce uygun rutubet derecesine gelene dek isitir. Birbirinden farkli 4.000 kokuyu ayirt edebilir. Koku alma duyumuz, tat alma duyumuzu da etkiler.

    Agzimiz ve dilimiz
    Agiz ve dilimiz yediklerimizin tadini almamizi saglar ve sindirim islemini baslatirlar. Dilimizin eksi, tuzlu, aci ve tatliyi ayirt eden alicilari vardir. Bu tatlarla karsilasildiginda tükürük salgisi baslatilir. Böylece, yiyecekler içinde sindirilecekleri mideye inmeden önce, ilk kimyasal bozulma gerçeklesir.

    Kulaklar
    Kulaklar yalnizca sesleri bize ileterek çevremizde olup bitenleri duymamizi ve bilgilenmemizi saglamaz, ayni zamanda dengemizi de etkiler. Kulak üç kisimdan olusur:
    1 içkulak
    2 ortakulak
    3 diskulak
    Diskulak, uydu çanagi gibidir, bütün sesleri kaydeder ve kulak zarina iletir. Burasi orkestradaki davul gibidir. Sesler, baget islevi görerek adeta davula vurur ve derisini harekete geçirir. Ses dalgalari ortakulaga örs, çekiç, üzengi adlarini tasiyan üç kemik araciligiyla aktarilirken, yirmi kat büyürler. Içkulak sadece duymak için kullanilmaz. Ayni zamanda dengeyi koruma islevini de yerine getirir. Bunu yapan, içi endolenfa denen bir siviyla dolu, yarim daire biçimli kanallardir. Kanalin biri asagi ve yukari hareketi, diger bir kanal ileri dogru hareketi, bir baskasiysa yana dogru veya yanlamasina olani kaydeder. Biz hareket ettikçe, sivi da içeride dolasir ve minik tüyler bunu fark ederek beyne mesaj gönderirler. Böylece o da, vücudun kendini dik tutmaya yarayacak ayarlamalari yapmasini saglayabilir. Ortakulaktaki basinç, ortakulaktan yutaga uzanan östaki borularinin disaridan getirdigi havayla dengelenir. Sogukalginligina ya da kulak enfeksiyonuna yakalandigimizda veya sadece bogazimiz bile agrisa, bunlarin hepsi hastaliktan zarar görebilir.

    Sinüsler
    Sinüsler de bas pozisyonlarinin kapsamindadir. Bunlar yüz kemiklerinin içindeki hava bosluklaridir. Burnumuzdan nefes aldigimizda filtre görevi yaparlar. Sesimizin gürlügünü de onlar saglar. Yüz kemiklerindeki bu bosluklar, basin agirligini hafifleterek boyun üzerine binen gerilimi azaltirlar.

    Içsalgi sistemi
    Içsalgi sistemi, hipofiz bezi, tiroit bezi, paratiroit bezleri, timüs bezi, böbreküstü bezleri, üremeyi saglayan bezler ve pankreastan olusur. Bu sistemdeki bezlerin faaliyeti, kanallar araciligiyla dagitima degil, hormonal salgiya dayanir. Bu salgi dogrudan kana karisir ve büyüme, metabolizma ve hareketin de aralarinda bulundugu vücut fonksiyonlarini düzenler. Hem zihinsel, hem de duygusal durumlar üzerinde de büyük etkileri vardir. Yandaki resimde de görebileceginiz gibi, bu bezler bütün vücudumuza yayilmistir.

    Hipofiz bezi
    Hipofiz bezi, (içsalgi bezlerine dahil edilmeyip beynin bir parçasi olan) hipotalamus ile birlikte çalisir. Hipofiz bezi, diger salgibezlerinin isleyisini de düzenledigi için, ana salgibezi olarak da tanimlanir. Iki gözün arasinda, burnun arka tarafindadir.

    Epifiz bezi
    Epifiz bezi yaklasik 1 cm uzunluktadir ve beynin ön kisminda bulunur. Bu bez, baska seyler yaninda, melatonin adi verilen ve ruhsal durumumuz üzerinde etkili oldugu düsünülen bir hormon salgilar. (Arastirmalar bu hormonun, bedenimizin gördügü gün isigi miktarindaki degisimlere bagli olarak ortaya çikan mevsim rahatsizliklarla ilgisi olabilecegini gösteriyor.)

    Tiroit bezi
    Tiroit bezinin soluk borusunun her iki yaninda bulunan iki lobu vardir ve bu loblar, istmus araciligiyla birlesmistir. Her lob yaklasik 4 cm uzunlukta ve 2 cm genisliktedir. Tiroksin ile triiyodotironin salgilar ve büyüme ile genel metabolizmayi düzenler. Tiroidin akil sagligimiz üzerinde büyük etkisi vardir.

    Paratiroit bezleri
    Bu bezlerden dört tane vardir. Tiroit bezinin her bir lobunun arkasinda ikiser tane bulunur. Kandaki kalsiyum düzeyini artiran ve kanda ve kemiklerdeki kalsiyumla fosfor arasindaki dengeyi koruyan Parathormon isimli hormonu salgilarlar.

    Timüs bezi
    Timüs bezi boynun alt kisminda bulunur ve en çok 6 cm uzunluktadir. Bulug çagindan itibaren körelmeye baslar. Salgilarinin cinsel organlarin gelisimini frenledigi söylenir, onun körelmesiyle bu organlar gelismeye devam edebilirler. Timüsün bagisiklik sisteminde de önemli bir rolü olduguna ve T-lenfositleri ürettigine inanilir.

    Böbreküstü bezleri
    Bu bezlerden iki tane vardir, renkleri sari olup üçgen biçimlidirler. Her böbregin üzerinde birer tanedir. Her biri iki bölümden olusur. Korteks, yani dis kabuk, sodyum ve potasyum dengesini kontrol eden kortikosteroit hormonunu üretir, glükoz depolanmasini saglar ve cinsel hormonlarin üretimini etkiler ya da eksikliklerini giderir. Medulla adindaki iç bölüm ise güçlü bir damar büzücü olan adrenalin hormonunu üretir. Karacigerden seker çikisini artirarak, kan basincini ve kan sekerini yükseltir. Salgilanan adrenalin miktari heyecanlanma, öfke, korku, vb durumlarda artabilir.

    Üremeyi saglayan bezler
    Üremeyi saglayan bezler kadin ve erkekte birbirinden farklidir. Kadinlarda yumurtalik adini alir ve östrojen ile progesteron üretirler. Disi görünümün olusmasindan, kasiklar ve koltukaltlarindaki killarin uzamasindan ve üremeden sorumludurlar. Erkeklerde testis adiyla anilir ve testosteron üretirler. Bu hormon ses degismesinden, kas yogunlugunun artmasindan, yüz ve vücutta kil olusumundan, üreme islevleri ve diger erkek özelliklerinden sorumludur. Her iki cinsiyette de karsi cinsin hormonlarindan az miktarda bulunur.

    Pankreas
    Pankreas, Langerhans adaciklari denen ve kandaki seker düzeyini ayarlayan ve seker enerji ile isiya çeviren ensülin hormonunu salgilayan salgibezi kümelerinden olusur.

    Iskelet sistemi
    Iskelet sistemi iki önemli amaca hizmet eder. Biri, vücudun yumusak doku ve organlarini korumaktir. Örnegin, kafatasi beyni korur, gögüs kafesi kalbi ve akcigerleri korur. Iskeletin diger isleviyse, kaslarla birlikte çalisarak bir yerden bir yere gitme ya da hareketi saglamaktir. Örnegin, bacaklar kosmaya, eller ve kollar çesitli görevleri yerine getirmeye yarar. Kemik iliginde eritrositler, lökositler ve trombositler üretilir. (Bkz. Kan.)

    Kas sistemi
    Kas sistemi agirligimizin % 50’sini olusturur. Kaslarimiz hem istemli, hem de istemsiz hareketlerimizi gerçeklestirebilmemizi saglar. Istemli hareket, bir kolu ya da bacagi kaldirmak gibi kaslarimizi bilinçli olarak kontrol ettigimiz hareketlerdir. Istemsiz hareket ise, aklimizdan bile geçirmeden yaptigimiz, nefes almak, ya da kalbimizin çarpmasi gibi hareketlerdir.

    Dolasim sistemi
    Dolasim sistemi kalp, kan damarlari, kan, lenf kanallari ve lenfi içine alir.
    Sistemin merkezi kalptir, her seyin çalismasini saglar. Kaslardan olusan bir organ olan kalp, kasilip gevseyerek kani damar sistemine gönderir. Yaklasik 225 g agirliktadir. Dogdugumuzda dakikada 135 kere çarpar, biz yaslandikça yavaslayarak 70 civarina iner. 24 saat süresince, bir yetiskinin vücuduna 20.000 kilometrelik damar sistemi araciligiyla, 36.000 litre kan pompalar. Dört bölümden olusan kalbin bir yarisi kirli kani temizlerken, diger yarisi temiz kani dagitir. Iki tane dolasim sistemi vardir. Biri, kanin bütün vücudu dolastigi büyük dolasim, digeriyse kanin kalp ile akcigerler arasinda gidip geldigi küçük dolasim.
    Kalpten baslayan kan damarlarina arter denir ve genellikle (akciger arteri disinda) oksijenli kan tasirlar. Bunlar, vücutta yayildikça çapi daralan, genis, içi bos ve elastik tüplerdir; en küçükleri kilcal damarlar olarak bilinir. Oksijeni kalmamis kani kalbe götüren damarlar (akciger toplardamari disindakiler) toplardamarlar olarak bilinir. Bu elastik tüplerin içerisinde kanin geri akisini önleyen kapakçiklar vardir. Oksijeni kalmamis kan, kalpten akciger arterleri araciligiyla akcigerlere akar; burada tekrar oksijen kazanir. Akciger toplardamarindan geçerek kalbe geri gönderilen kan, daha sonra, arterler araciligiyla vücuda pompalanir, tekrar en bastan baslamak üzere kalbe giden damarlara döner.
    Ortalama olarak, bir yetiskinde yaklasik 5-6 litre kan vardir. Çok karmasik olmasina ragmen dört ana bilesenden olusur. Bunlar plazma, eritrositler (alyuvarlar), lökositler (akyuvarlar) ve trombositlerdir. Plazma kanin sivi bazidir. Saman rengindedir ve çözeltisinde seker, üre, mineral tuzlar, enzimler ve aminoasitler bulunur. Eritrositler, renklerini oksijen içine çekme özelligi bulunan hemoglobinden alan, eylemsiz içbükey disklerdir. Ortalama ömürleri 120 gündür. Kirmizi kemik iliginde üretilirler ve önce dalakta parçalanir, daha sonra karacigere giderler. Saglikli bir yetiskinin kaninda, metreküpte yaklasik 5 milyon tane vardir; yetiskin bir insan için toplam 25 milyar eder. (Dünyayi bir uçtan bir uca dört kere çevreleyebilir!) Bu hücreler oksijeni vücutta dolastirirlar ve dönüs yollarinda basta karbondioksit olmak üzere artik ürünleri geri getirirler. Lökositler ya da fagositler eritrositlerden daha büyük ve düzensiz sekildedir, bir de çekirdegi vardir. Kemik iliginde üretilirler ve saglikli durumdayken bir milimetreküpte yaklasik 8000 tane olurlar. Vücudu enfeksiyondan korurlar ve bakteriyi yutma gücüne sahiptirler. Vücut enfeksiyona maruz kaldiginda lökositler hizla çogalir. Trombositler kanin bir milimetreküpünde yaklasik 250.000 adettir. Kemik iligindeki büyük çok çekirdekli hücrelerden elde edilirler. Pihtilasma islemi için gereklidir.

    Lenfatik sistem
    Lenfatik sistem kan dolasimi ile baglantili ikinci dolasim sistemidir. Bu sistemin ana maddesi kilcal damarlardan sizan lenf adindaki bir sividir. Doku hücrelerini besler ve artiklari uzaklastirir. Bu sivi, lenf sivisini kalbe dogru tasirken birleserek daha büyük lenf kanallari olusturan lenf kanallari boyunca süzülür. Bu kanallarin, toplardamarlarda oldugu gibi, geriye akisi engelleyen kapakçiklari vardir. Lenf, kalbe giden yol üzerinde lenf dügümlerinden geçer; bunlar, enfeksiyonun kan dolasimina karisarak lenfositlere eklenmesini önlemeye yardimci olur. Vücutta toplam olarak yaklasik 100 lenf dügümü vardir; bunlar arasinda, koltuk altlarindaki koltukalti bezleri, kasiktaki kasik bezi, alt çene kemiginin altindaki çenealti bezleri sayilabilir. Enfeksiyon oldugunda bunlar siser.

    Sinir sistemi
    Sinir sistemi iki ana bölüme ayrilir: merkezi sinir sistemi (beyin ve omurilik) ve (sempatik ve parasempatik sistemleri içeren) otonom sinir sistemi. Otonom sinir sistemi, üzerinde kontrolümüz olmayan bütün vücut yapilarini karsilar. Bütün iç organlara bu sistemden çift sinir takimi gider; sempatik sinirler beden etkinligini artirma ve onu hizlandirma etkisi gösterirken, parasempatik olanlar beden etkinligini yavaslatir.
    Beyin kafatasinin içindedir. Bedenin eylemleri için emir merkezidir. Beyin, beyni kafatasinin içine çarpmamasi için destekleyen, meninksler adi verilen koruyucu zar ve beyin-omurilik sivisiyla kaplidir. Yaklasik 1.360 g agirliktadir ve on iki milyar nöron ya da sinir hücresi içerdigi kabul edilir. Üç ana bölümü vardir: Beyin, soganilik ve beyincik. Beyincik, sinir sisteminin %70’ini içerir; sag ve sol beyinsel yarikürelerden olusur. Istemli hareket ile ilgili olan motor korteksi, bedensel duyularla ilgili duyusal korteks, kisilikle ilgili ön lob, görüsle ilgili artkafa lobu ile duyma ve konusmayla ilgili beynin ortasi gibi çesitli fonksiyonlari kontrol eden farkli bölgeler vardir. Sinir liflerini içeren, beyincik ile beyni omurilige baglayan kisim soganiliktir. Onun fonksiyonlari arasinda solunum, kalp atisi ve sindirim gibi etkinliklerin otomatik ve bilinçli kontrolü vardir. Beyincigin ana fonksiyonlari kas koordinasyonu ve bedenin dengelenmesi ile ilgilidir. Soganiligin devami olan omurilik, omurga (belkemigi) boyunca uzanir ve ‘merkez’in mesajlarini vücudun diger bölümlerine tasir.

    Sindirim sistemi
    Sindirim sistemi vücudumuza giren gidalari enerji, isi, gelisim ve onarim için yakit olarak kullanilabilir hale getirmek üzere islemekten sorumludur. Sindirim yolu ya da sindirim aygiti agizda baslar ve anüste sona erer; 10 metreden uzundur. Yiyecekler, tükürük ile parçalanmaya basladiklari agizdan yutaga (farenks), yani yedi boslugun içine açildigi, kastan olusmus bir tüpe geçerler. Bu bosluklar agiz, yemek borusu, girtlak (larenks), burnun gerisindeki iki açiklik ve iki östaki borusudur. Yiyecekler yutaktan çikip kastan olusan bir tüp olan yemek borusuna geçer. Yiyecek, buradan da kastan olusan bir torbaya, yani mideye geçer; burada pepsin ve renin enzimleriyle, hidroklorik asit içeren mide özsuyunu üreten salgi bezleri bulunur. Yiyecekler ince bagirsak boyunca ilerler, yararli kisimlari emilirken artik maddeleri de, sonunda rektum ve anüsten bosaltilmak üzere, kalin bagirsaga geçer. Sindirim sistemi karaciger ve pankreas tarafindan desteklenir. Karaciger, diyaframin altinda, vücudun sag yanindadir. Vücuttaki en büyük organdir. Boydan boya 25-30 cm, arkadan öne 15-18 cm uzunlugunda ve yaklasik 1,5 kg agirligindadir. Pek çok islevinden biri de safra üretimi ve depolanmasidir. Günde 1 litreye kadar safra üretebilir. Bu madde, sekiz on kat yogunlastirilarak safra kesesine geçirilir; ince bagirsagin ilk bölümü olan onikiparmak bagirsagi tarafindan istenene dek burada saklanir. Safra, safra tuzlari ile alyuvarlarin parçalanmasiyla elde edilen safra pigmentlerini içerir. Safra tuzlari, yaglarin hizla sindirilmesini sagladiklarindan, tekrar emilip yeniden kullanilir. Pankreas 15-20 cm uzunlugunda ve yaklasik 4 cm genisliginde krem renkli bir salgi bezidir (Bkz. Içsalgi sistemi).

    Solunum sistemi
    Solunum sistemi, vücutlarimiza oksijen alip karbondioksit ve su çikarmaktan sorumludur. Iki bölümü vardir: Üst ve alt solunum yolu. Üst solunum yolu burun, agiz, bogaz, larenks ile bastaki sinüs bosluklarini içerir. Hava vücuda burundan girer ve soluk borusu, bronslar ve akcigerlerden olusan alt solunum yoluna ilerlemeden önce burada süzülerek isitilir. Akcigerler solunum sisteminin temel organlaridir ve gögüs kafesi içinde bulunurlar. Eylemsizdirler, yani kendi baslarina çalismazlar. Diyafram olarak bilinen ve altlarinda bulunan kastan bir duvarin yarattigi hava basincini kullanan bir sistemle çalistirilirlar. Bu kas kasilip gevserken, toraksin yogunlugunda degisim olur, bu da akcigerlerin kendilerinde hava basinci degisimi yaratir. Bu durum, havanin içeri çekilerek onlardan disari üflenmesine, bu sekilde nefes alip vermenin saglanmasina neden olur. Akcigerlerin rengi grimsidir ve süngersi görünürler. Bunlarin ucunda, çok ince duvarli ve çok küçük hava odaciklari olan akciger alveolleri bulunur. Bu duvarlarin içinde akciger sisteminin kilcal damarlari vardir. Temiz hava içeri alinirken bu noktada oksijeni kana verir ve daha sonra, sonraki nefesi verirken disari atilmak üzere, kandan karbondioksiti alir. Normal bir yetiskin günde yaklasik 13.650 litre havayi nefes alarak içine çeker. Normal nefes alma sikligi dakikada yaklasik on alti defadir. Solunum sistemi vücuttaki herhangi bir sisteme göre, girisi en büyük olandir ve ayni zamanda en önemli sistemdir. Nefes almadan yalnizca bir iki dakika hayatta kalabiliriz.


    iÜüÜreme ve idrar yollari sistemi
    Üreme ve idrar yollari sistemi, yani bosaltim ve üretim sistemleri, sik sik bir araya konur. Çünkü aralarinda yumurtaliklar, dölyatagi borusu, rahim, idrar yolu, idrar borusu ve idrar torbasi bulunan pek çok organ her ikisinde de ortaktir. Yumurtaliklar, dölyatagi borusu, rahim yalnizca kadinlarda bulunur. Alt karin içindedirler. Biri sagda, digeri solda olmak üzere her biri yaklasik bir badem boyunda iki yumurtalik vardir. Üretken hayat botunca bunlar 28 günde bir döllenmemis yumurtalari üretirler. Cinsel özellikleri de etkileyen hormonlar üretirler ve adet döngüsü sirasindaki degisimleri kontrol ederler. Dölyatagi borulari yaklasik 10 cm uzunlugundadir ve yumurtalari yumurtaliklardan rahme tasimaya yarar. Rahim yaklasik 7,5 cm uzunlugunda, 5 cm genisliginde ve 2,5 cm kalinliginda, armut seklinde kastan bir organdir. Önde mesane ve arkada rektum arasinda bulunur. Rahim, yumurta döllendigi takdirde, gelismesi için içine yerlestirildigi yerdir. Rahmin alt ucunda, dölyoluna dogru uzanan kastan bir kanal, yani rahim boynu vardir. Burasi yukaridaki organlari vücudun disina baglayarak gerektiginde dogum kanali olarak kullanilir. Erkek üreme organlari arasinda, iki tane olan erbezleri vardir. Vücudun disina sarkan, kese benzeri bir organ olan skrotumda bulunurlar. Bunun önünde, disinin yumurtasini döllemek için spermi tasiyan ve idrarin vücuttan ayrilmasi için bir yol olarak kullanilan penis bulunur.
    Bu sistemin idrar yolu bölümü böbrekleri içerir. Bunlar yaklasik 10 cm uzunlugunda, 5 cm genisliginde ve 2,5 cm genisligindedir. Normal olarak, belde, arka karin duvarinin karsisinda, sag böbrek soldakinden hafifçe daha asagida olarak bulunurlar. Böbreklerin islevi belirli ürünleri kandan ayirmak, beslenmedeki ve sivi alimindaki farkliliklara ragmen kanin bilesimini belirli bir düzeyde korumaya yardimci olmaktir. Kan böbreklerden geçerken su, tuz, üre ve glikoz miktarlari Bowman kapsüllerinden süzülerek, kivrimli boruya geçer. Buradan bütün glikoz, su ve tuzun çogu ile ürenin bir miktari kan damarlarina geri döner. Kalanlar, çanaklardan böbrek havuzuna idrar olarak geçirilir. Böbreklerde günde yaklasik 150-180 litre sivi islem görür, ama bunun yalnizca 1,5 litresi vücuttan idrar olarak atilir. Sidik borulari 26-30 cm uzunlugundadir ve idrari böbrek havuzundan, kasik kemiginin gerisinde yatan kasli bir torba olan mesaneye tasiyan, ince, kastan tüplerdir. Idrar yolu, idrari mesaneden vücudun disina tasiyan dar, kastan bir tüptür. Bu, kadinda 4 cm uzunlugunda, erkekte ise 20 cm uzunlugundadir. Erkekte idrar yolu çift amaçlidir, içinde hem idrari hem de semeni (üreme sivisi) tasir. Erkekte, ayni zamanda, yaklasik bir kestane boyundaki prostat bezinden de geçer. Onun salgilari sperm etkinligini sürdürmeye yardimci olur.


    Yazan: Jennie Austin / Çeviren: Zeynep Kumruluoglu

    Lise biyoloji 2 dersini alanlar için iyi bir kaynak sanırım
    Tüm ders yılını özetler nitelikte







Benzer Konular

  1. Astral Seyahat Esnasında Fiziksel Nesneleri Kullanabilmek?
    Konuyu Açan: vegeta, Forum: Teknikler.
    Cevap: 38
    Son Mesaj : 24-Haz-2011, 02:35
  2. Fiziksel Aksiyonlar Atölyesi (Oyunculuk Çalışma Notları)
    Konuyu Açan: birunsatan, Forum: Kuram.
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 31-Oca-2008, 23:44
  3. Fiziksel görüntünüz zihinsel görüntünüzü etkiler...
    Konuyu Açan: darkmoon1111, Forum: İnsan Psikolojisi.
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 09-Eyl-2007, 16:56