15 Sayfadan 15. İlkİlk ... 131415
Toplam 150 sonuçtan 141 ile 150 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Etin Zararlarına Bilimsel Bir Bakış!

  1. #141
    DenizFeneri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kas-2015
    Mesajlar
    1.714
    Konular
    18
    Alıntı Luwian Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Florid'in faydalarından bahsedelim biraz. En büyük faydası beynin pineal gland dediğimiz algılamayı ve hisstemeyi sağlayan bölgesini sertleştirmektir. Yani dişleri güçlendirir diye bize yutturdukları florid'in asıl amacı pineal gland bölümünü sertleştirmektir. Ben hiç bir şekilde et ve süt ürünleri kullanmıyorum ama hayret nefes alabiliyorum. Hatta hafızam bile yerli yerinde.
    En önemli soru şu: böyle bir sitenin takipcisi neden et ve kan'a ihtiyaç duyar? Pineal gland'larınızı çalıştırın biraz arkadaşlar. Hava, güneş neyinize yetmiyor?
    Demirin hayvansal ürünlerden alındığını nereden çıkardınız?Ben et yemeden yaşayamazsınız demedim.Demir solunum açısından greklidir dedim.Florun bilinç seviyesini düşürdüğünü duydum ama pek inandırıcı gelmedi açıkçası.





  2. #142

    Üyelik tarihi
    Mar-2015
    Bulunduğu yer
    Avusturalya
    Mesajlar
    54
    Konular
    2
    Alıntı DenizFeneri Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Demirin hayvansal ürünlerden alındığını nereden çıkardınız?Ben et yemeden yaşayamazsınız demedim.Demir solunum açısından greklidir dedim.Florun bilinç seviyesini düşürdüğünü duydum ama pek inandırıcı gelmedi açıkçası.
    Ya aslında herkesin gerçeği kendinedir. Yani neyin doğru neyin yanlış olduğunun kesinlikle önemi yoktur. Herkes kendi doğrularında yaşarlar. Ve kendi doğrularıyla çakışan canlılarla da gruplar oluştururlar. Bu yüzden florid ya da demirin benim için gereksizliği başkası için olmazsa olmazı olabilir. O açıdan hiç uzatmaya gerek yok.
    Eğer internette Prahlad Jani'yi araştırırsanız biraz ne demek istediğim daha iyi anlaşılır diye düşünüyorum. Amcam 70 yıldır hiç bir şey yiyip içmeme rekorunun sahibi. Ki Prahlad amcam yalnız değil. Daha niceleri var böyle.
    Yani kısaca örümcek adam olduğuna yeterince inanırsan düz duvarda yürümemen için hiç bir sebep yok.

  3. #143
    birikinti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eyl-2006
    Mesajlar
    641
    Konular
    36
    arkadaşlar bu yazıyı sunacağım ve tavsiye edeceğim

    Yaklaşık son bir yıldır yağ temelli beslenme uyguluyorum. Makarna, pilav, bakliyat, beyaz yada tam tahıllı her türlü ekmek, şeker, tabiki tüm tatlılar ve yine tüm unlu mamülleri kestim, yani karbonhidrat ağırlıklı yiyeceklerin tüketimini iyice azalttım. Bu yiyeceklerin yerine ihtiyacım olan enerjiyi daha fazla yumurta, tereyağı ve zeytin yağını öğünlerime ekleyerek karşıladığım ve yine daha önceden de tükettiğim gibi bol sebze ve proteinli bir beslenme şekli uyguluyorum. Yağ temelli beslenme olarak adlandırdığım beslenme şekli kimi zaman paleo, kimi zaman taş devri kimi zaman ketojenik, kimi zaman da bulletproof beslenme olarak karşımıza çıkabilir.

    Önceden, 20 km’lik klasik antrenman parkurumda 3-4 yıldır çıktığım bir rampa sonrası genelde başım ağrırdı. Bu ağrıyı kasların vücuttaki (karbonhidratlardan sağlanan) glikozu tükettiği ve beynin ihtiyacı olan glikozun artık sağlanamadığının bir sinyali olarak düşünebiliriz. Genelde öğle arası yaptığım bu sürüşlerin sonunda iş yerine tekrar geldiğimde tabiri caizse “mal” gibi oluyordum. Kafam pek çalışmıyordu.
    Şimdi, yağ temelli beslenme sonrası, ise durum direk farketti. O sebeple yokuşlarda herhangi bir baş ağrısı yaşamadığımı söyleyebilirim. Antrenman sonrasında kesinlikle bir mallama yada zihinsel/fiziksel yorgunluk yaşamıyorum.
    bu yazı böyle devam ediyor ve oldukça da uzun detaylı bir yazı ve inceleme-değerlendirme olmuş. link aşağıdadır
    https://dincerozoran.wordpress.com/2...aki-5-degisim/

    buğday hakkında (çağın vebası) önemli bir yazı

    Fitoterapi uzmanı Dr. Ümit Aktaş'a göre pek çok hastalığın sorumlusu genetiği değiştirilmiş buğday. "Tam tahıllı ürünleri hayatınızdan çıkartırsanız bir senede yepyeni bir bedene kavuşursunuz" diyen Aktaş uyarıyor: Eğer hemen önlem alınmazsa 30 sene sonra bebeklere altın yerine insülin kalemi takılacak
    Çağımızın biyolojik silahı buğday - Cumartesi Sabah Haberleri
    Paleolitik diyet veya Avcı-toplayıcı diyeti), modern yiyecekler dahilinde olmak üzere Paleolitik çağında yaşayan insanların yediği yabani bitkiler ve hayvanlar ile beslenmekten oluşur. Diyetin en önemli unsurlardan bir tanesi Paleolitik zamanında bulunmayan yiyeceklerden uzak durmaktır. Örneğin, işlenmiş hayvansal gıdalar (tereyağ, süt, yoğurt, vb.), buğday ürünleri, baklagiller, rafine yağlar (sebze yağı, mısır yağı, kanola yağı, margarin, vb.) ve rafine şeker bunlardan bazılarıdır.
    https://tr.wikipedia.org/wiki/Paleolitik_diyet
    Ketojenik beslenme/Ketojenik diyet nedir?

    Ketojenik beslenmenin amacı vücudu ketosis denilen duruma getirip, kendi yağ stoğunu enerjiye çevirip yakmasını sağlamaktır. Ben bunun kilo verdirme, özellikle yağ yakma kısmıyla ilgileniyor olsam da 1924 yılında doktor Russell Wilder Mayo clinicte bu beslenme tarzını aslında kilo vermek için değil, kanserli hücrelerin gelişimini durdurmak ve epilepsi hastalığında krizlerin önüne geçmek için geliştirmiştir.

    Ketosis durumu yüksek yağ alımı, yeterli protein ve düşük karbonhidrat tüketimiyle elde edilen bir durum, glikoz sevilelerini düşürüp, insülin toleransını yükselterek vücudun enerji kullanımını değiştirip depodan yağ tüketmesini sağlıyor. Yani glikozdan su ve kas erimesi değil, stokladığımız yağ yakımını sağlıyor.
    https://berraque.com/2014/11/28/keto...eslenme-nedir/


    Hayvansal ürün tüketimi konusundaki fikirleri bence iyi niyetli ve doğaya saygılı yaklaşımlarla belki geliştiriyor gibi görünsekte insan metabolizması ve bedeni ya da doğa öyle çalışmıyor-demiyor gibi gözüküyor. Sonuçta fizik bir aleti çalıştırıyorsunuz ve ona en uygun yakıtı en hızlı optimal biçimde bulmalı ve sağlamalısınız. Doğamız her neyse. Burda iyi dilekler işe yarıyor mu bilmiyoruz çünkü bi etobur geyiklere acımadı ve onların tembelliğini önledi böylece . Eğer aslanlar olmasaydı geyiklerin kaçma-korunma saklanma güdüleri ve içgüdüleri olmayacaktı ya da yeterince gelişmeyecekti ve tombul memeliler olacaktılar belki.
    Meseleye böyle bakmak anlamlı mı bilmiyoruz Biz de yıllarca okuduk, düşündük ve değerlendirdik bunları. Bizimde böyle arayışlarımız oldu geçmişte, sorgularımız ve et ve hayvansal ürün tüketmeyi bırakma denemelierimiz ya da düşünmelerimizde oldu. Besin rejimleri önemli bizce hayat kalitesi için
    değerlendirin lütfen. Size kalmış,

    Hayvan düşmanı değilim ve doğada yakıt alımı-besin ve enerji alımı için tüm canlılar birbirini tüketiyor . bunu gözlemliyoruz. (bir çeşit döngü bu -dikkat edersek her tür bir alt türü (ya da yatay türü) tüketiyor burda zaten ,Ve sebze tüketiminde biz iki alt türe iniyoruz. Besinlerin bilinçli ve belirli seviyelerde titreşim frekansı olduğunu öne süren kimi savlarda bu (sebzeli) tüketimin besinin enerji titremişimini yükseltmek için beden için ekstra enerji tüketimi ve çaba olabileceği ve düşük seviyeli oktanlı yakıtı (bedensel enerjisiyle) yükseltme çabası ve ve ekstra enerji kaybı olarak yorumlar)

    Bir tüketim döngüsü var hiç bir varlığın cansız (yada bedensiz) olduğundan sözedemeyiz belki. Ve bizler hiç enerji tüketmeyene kadar ya da doğal saf-serbest enerji tüketene kadar evrimeleşeceğiz belki kimbilir. Düzen bu
    Hayvansal gıda tüketimini tüketiminin canlı öldürmekle cana kıymakla ilişkilendirmek baştan subjektif bi yaklaşım bizce ki bunu eleştirdiğimizde daha bütün etçillerin et tüketimini eleştirmiyormuyuz ya da

    İnsan metbolizmasını ya da doğayı-doğasını da görmezden gelemez ve ben gerçekten iyiniyetle yazdığımı sanıyorum

    --
    Eğer insanlığın (daha öncede bu forumda belki yine paylaştım) et yemekle sorunu varsa onları çiftlikte beslememeli. ya da Kızılderilinin kırdıkları dala saygısı gibi ve doğaya saygısı gibi davranmalı. Ya da dar alanlarda kötü koşullarda beslememeli hayvanları ve doğadan alıkoymamalı belki. Öncelikle bunları neden tartışmayalım ki?
    Mezbahaları evet görmek istemeyebilirdk. Bugün bi kaç metrekarede nerdeyse hareket ettirmeden hayvan yetiştiren Amerikan toplumu milyonlarca bufaloyu da yerliler gibi avladı. İnsanız biz-ne menem bi hayvansak
    daha insan tarafından avlanmamak için saldırganlığımız bi yerde durmalı bizim

    Hayvan evcilleştirmek bile başlı başına bir karmaşa ve tartışılabilir bir konu iken doğal ortamından dengeli ve eşit av yoluyla beslenmenin tartışılır bir tarafı olduğundan emin değiliz çünkü bu türler baştan doğadan zaten yeniyor-her şey birbirini yiyor; Öldürmek farklı bir eylem bakın besin için tüketmek aynı mı? Doğaya borcunu ve diyetini geri ödeyin o zaman-Kalkın ayağa böyle uyuşuk düşünceleri bırakında derdi bi ozan olsa eskilelden kesin ya da bir yerli bize inanıyorum ki

    doğada tek başına (survivol; türü yapımlara gidelim isterseniz. Hiç bir ot türüyle bizler beslenemeyiz yetinemeyiz-koşamayız ve yürüyemeyiz bile-aslana kaplana ,kurda kuşa yem oluruz -
    Modern hayat bizlere bunu sağlıyor olabilir ama hayat konforu ve ayrıştırılmış-geliştirilmiş besinler doğayı yeterince gözlüyor muyuz bizler şimdi

    Çiftliklerde beslenmiş hayvanlar, kapana kıstırılıp beslenmiş ve içgüdüleri köreltilmiş hayvanlar pasifleştirilmiş hayvanlarla ve doğal olmayan yollarla beslenmeyi de tartışabiliriz değil mi mesela yine

    Bizim asıl sunduğumuz burda sanırım olabildiğince protein ve yağ ağırlıklı beslenmek , dengeli diyet ve beslenme biçimi ve öğünler kurmak ve araştırmak bunları düşünmek ve tartışmak
    olabildiğince doğal kaynaklar kullanmak ve hayvansal kaynaklardan mümkünse kaçınmamak ve bu mümkün değilse bile protein yağ dengesini öğünlere kurmak vejetaryen kaynaklarda olsa
    Fruktoz ve karbonhidrat tüketimlerine özen gösterilmesi özellikle bu uyaranın et tüketiminin önüne alınarak tartışılması belki-İnsülin salınım mekanizmasının iyicwe ve derinden araştırılması ve vücuda etkilerinin-Sürekli çalışmasının. İsanlığın şeker hastalığı geçmişinin ve kalp damar hastalıkları geçmişinin
    Belki gruplarla denenmeli yeme alışkanlıkları
    Ama biz öyle düşünüyoruz ve görüyoruz doğada /yaban doğada ve vahşi doğada ayakta ve hayatta da alamayız bizler savaşmadan ve savaşamayız ot tüketerek te
    Modern dünyada olabilir; Ama ,insanın kökeninin etsiz-hayvansız-hayvansal ürünsüzde tüketimliğini savunmak ne kadar anlamlı bilemedim

    ya da kişiye özle beslenme ve diyet modelleri biçimleri oluşturulması kan tiplerinin -kişi beden tiplerini araştırılması gibi yaklaşımlar da sunulmalı belki, Belki hem ot ve hem ot tüketimli genetik yatkınlıklı türleriz ve genetik farklılıkalrımız ve yatkınlıkalrımızda var ve tüm türe genellenemez o halde

    Şimdi bizler sanıyoruz ki evde kedi beslemek hayvanseverlik. Doğadan hayvan toplamak ve korumak hayvanseverlik.
    Doğadaki hayvanları yer değiştirerek ya da izleyerek onları koruduğumuzu sanıyoruz bizler
    İnsanlarla yaşıyan ya da insana bağlı ve bağımlı (ya da kısıtlanmış-kıstırılmış) hayvan gördüğünde garipsenmemeli mi?
    doğa koruma bunun/bunların ötesinde olmalı belki de ve doğaya ve canlıya saygı da ölüm yaşam ilişkisiyle bitiyor mu? yaşatmak sadece varetmek mi? kısıtlı koşullarda
    ve yemek vermek sağlamak bir canlıya onu korumak mıdır?
    ,
    fiziksel zindeliğini ölçerek ve bedeninle deneyler yapmanın ve sonuçlar almanın ve bedeniyle deneyler yapmanın neresi kötü-başka neye ihtiyacımız var
    yukarda örnekler sunduk-Yalnız ve salt çiğ etle beslenebilen sağlıklı insan olabildiği gördük

    --
    şimdi mesela ilk alıntıdaki arkadaş bir besi nrejimi yapmış ve denemiş bunu- ya doğada olsaydı
    besin işlemek kolay diyoruz-teknoloji var-protein sağaltabiliyorsunuz ve soya tarımı yapabiliyorsunuz-Eskiden doğada protein mi vardı teknoloji mi vardı. Proteinin ne olduğu biliniyor muydu. Hangi gıdanın Asıl noktayı kaçırıyorsunuz ya da biz anlatamadık
    Doğada kalsanız-kalsak soya toplayıp öğütecek miyiz?
    Bezelyenin ya da soyanın protein içerdiği, proteinin ne olduğu öğrenilmeden ve tarımı yapılmadan (bugünkü teknoloji ve bilgi olmadan) nasıl bir vejetaryen tablo bulacaktık ve diyet uygulayacaktık bizler ki_
    doğada soya bulsanız çiğner misiniz?
    şimdi hatırladım da etteki bazı aminoasitler ya da enzimler bulunmadan bitkilerden yeteri kadar ya da doğru ve nitelikli protein sentezi yapılamayacağını benzeri şeyler duymuş okumuştum

    anadolu'da protein içerdiği düşünülen nerdeyse tüm yemekler ve bakliyatlar etle /et kemik destekle de pişilir dikkat ederseniz

    Çiğ tanelerde proteinin sindirilmesini sağlayan tripsin enziminin görevini engelleyen antitripsin vardır. Pişirme ile antitripsin özelliğini kaybeder ve kuru baklagillerin sindirimi kolaylaşır.
    Kuru baklagillerin beslenmedeki önemi ve pişirilmesi Aynur ÇETİNKAYA Ev Ekonomisi Teknisyeni - Tarım Kütüphanesi

    Proteinler, aminoasit zincirlerinden meydana gelir. Hayvansal kaynaklı proteinler tüm önemli aminoasitleri içerdiği için iyi kaliteli protein, bitkisel proteinler ise bir veya daha fazla aminoasiti eksik içerdiği için düşük kaliteli protein olarak adlandırılır.
    http://www.kadinvekadin.net/protein_...erekenler.html

    Bunun dışında hayvansal kaynaklı proteinlerle bitkisel kaynaklı proteinlerin birlikte tüketilmesi (örneğin; kuru bakliyatlar ve yoğurt tüketmek veya etli bir kuru fasulye tüketmek ) vücutta protein emilimini artırır.
    http://www.diyetera.com/diyet/protei...e-kavrami.html

    insan buğdayı buldu yerleşik hayata geçti hikaye bu değil mi? buğday başakları bildiğimiz ot başakları ve tohumlarıdır-Ot türü-türevi ve çayırdır aslında yediğimiz biyolojik olarakta ehlileştirilmiş otlar ya da onların tohumları buğday dediğimiz ekmek türevi de
    yerden yersek zaten bi işe yaramıyomuş gibi gözüküyor
    doğada bi yağ türünü bulamayız da

    bu kitabı yazanlar ve hazırlayanlarda dahil ve -bende dahil- er ya da geç doğada koşabilmek ve ağaca tırmanabilmek ve saklanabilmek için bi şeyler yiyeceğimizi keşfedeceğiz
    bence sunulan içerik, hayvan yemek -öldürmek kötüdür düşüncesinden yola çıkarak buna uygun doğrulamaya girişmek ve buna uygun kanıt ve düşünce geliştirmek gibi görünüyor
    bence baştan daha bu sorgulanmalı o zaman-Eğer aslanın geyik yiyecek cesareti olmasaydı doğada aslan olmazdı-Aslanın soyu tükenirdi evet ama mızmız ve tembel geyikler de görebilirdik her neyse ben-biz konuda doluyuz aslında;

    "Bazılarımız nasıl et yemekten ve hayvan öldürülmesinden rahatsız oluyorsa -ki bu bende olabilirim- bir yanımda insanlara düşük gıda ve sebze ve şekerli ve bol karbonhidratlı öğünler propagandası yapılmasından ve bunun insanlığı uyutmak-pasifize etmek için uydurulmuş-tanıtılmış ve piyasaya sürülmüş bir masal olmasından endişe ederek aynı şekilde (hatta daha itici) bir rahatsızlık duyuyor;"


    -hayvanın ot yemesiyle insanın et yemesi arasında bi fark var mı?
    -etçilleri ne yapıcaz peki?
    onlarda hayvan öldürüyor
    onlara gelince bu doğanı kanunu-Biz yerleşik ve gelişik hayvanız ya da beden opsiyonu bu
    otçul hayvanlar gibi etçil hayvanlarda var ve insan otçul bi hayvan olduğuna mı karar verdi veriyor ya da doğada etçiller bulunmamalı ve doğa birbirini yememeli mi diyor ki -tüketmmeli yani-Doğada her şey kazanır-kazandırılır - Eylem sürer ve yeniler gelir-Güçlü olanlar kalır -Güçlenmek bir yol pasif gıdalara kaçmak değil!

    ne yaparsak yapalım bu tekno-toplum bir gün -ilerde- başımıza yıkılırsa ilk işimiz kenarda köşede böcekleri aramaya başlamak olacak-ya da fareleri ve kolay avları
    6 yaşında bi kız çocuğunun nasıl tarantulayı avladığını ve pişirip afiyetle siz hiç karışmadan ve bizim modern toplumumuz ve kuramlarımız (onu zehirlemeden ve) olmadan löpür löpür zevkle ve keyifle doyarak -kimse işien karışmayarak- mutluca götürdüğünü gördüm ben -kafasını kimse bulandırmamış böyle derdi yok ki -dağlarda oyun oynuyor! herkesten mutlu! benden mutlu olduğu kesindi

    (bu forumda paylaştık yanılmıyorsak yine)

    yiyecek soyası yokmuş afiyetle ki,

    arkadaşım bunlar propaganda gerçek gözler açarak görülüyor

    ne kız üzgün ne tarantula-bırakında doğaya rahat verin!
    sen bi hayvana sevinebiliyosunda taranatula senin doymana sevinemez mi?
    tarantula belki sen üzgünsen üzülür
    üzgün bi kız olursan tabi tarantula üzülür-besinleriniz keyifle yiyin-bu en büyük armağan- çoşkuyla
    doğanın armağanı neden bunları tartışıyoruz bizler

    kuşunu doyursan sevinirsin-köpeğin yemek mamasını götürür içi tavuk krep dolu -kedi balık sever süt sever bu hayvandan süzülür evde bakar sen yemezsin sonra bi de masal

    doğa incelemedir

    kediyi etle kendinizi otla besleyin olur mu?

  4. #144
    Nundia - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2015
    Mesajlar
    460
    Konular
    16
    Alıntı DenizFeneri Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Müslüman Vegan sayfaları mı?Eğer müslümanlar vegan olabiyorsa Kurban Bayramı ne oluyor?Anlamadım açıkçası.
    Bir müslüman kurban kesmemeli zaten.Bu güne kadarki anlatılan her şey hikaye.Yok peygamber ibrahim'e kurban gönderilmiş yok bir hayvanın erişmek isteyeceği en güzel noktaymış vs. vs. Bunları insanlar bu güne kadar çok yanlış anlamışlardır.Kuranda kurban diye bir şey yoktur.İnananlar için, allah et yemeyi ne yasaklamış ne de tasdik etmiştir.Ki zaten eğer böyle bir şey emretseydi bu çok büyük bir tezatlık olurdu.Etin insan vücuduna zararının ne denli olduğunu biraz olsun araştıran herkes bilir.Madem ki zararlı neden kuranda bir hayvanın yenmesi tasdik edilsin?Üstelik bayramı bile olsun ?

  5. #145
    DenizFeneri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kas-2015
    Mesajlar
    1.714
    Konular
    18
    Alıntı Nundia Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bir müslüman kurban kesmemeli zaten.Bu güne kadarki anlatılan her şey hikaye.Yok peygamber ibrahim'e kurban gönderilmiş yok bir hayvanın erişmek isteyeceği en güzel noktaymış vs. vs. Bunları insanlar bu güne kadar çok yanlış anlamışlardır.Kuranda kurban diye bir şey yoktur.İnananlar için, allah et yemeyi ne yasaklamış ne de tasdik etmiştir.Ki zaten eğer böyle bir şey emretseydi bu çok büyük bir tezatlık olurdu.Etin insan vücuduna zararının ne denli olduğunu biraz olsun araştıran herkes bilir.Madem ki zararlı neden kuranda bir hayvanın yenmesi tasdik edilsin?Üstelik bayramı bile olsun ?
    Bu konuyu araştıracağım...

  6. #146
    birikinti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eyl-2006
    Mesajlar
    641
    Konular
    36
    Alıntı GOZ Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Canan Karatay'ın şimdiye kadar hangi araştırmaya dayandığından bahsettiğini görmedim.
    sonuçta bir doktor akdemisyen ve hekim /(araştırmacı -doktor) ben belki de adını hiç kullanmmalıydım ama adını kullandığım için ve bu eleştiri bunun üzerinden geldiği için bir link (ve alıntı da) sunacağım izninizle
    sadece
    Şayet Endokrinolog Doç Dr. M.T 'yi dinleseydim şu anda tiroidim -yerinde-olmayacaktı ve her gün ölene kadar tiroid ilacı içmek zorundaydım. Sürekli rapor alıp, ilaç yazdırıp ilaç şirketlerine hizmet ediyor olacaktım. Binlerce kez teşekkürler Prof. Dr. Canan Karatay'a. Bir tek ilaç kullanmadan sadece vitamin ve minerallerle vücudumun bağışıklık sistemini güçlendirerek beni bu ameliyattan ve nodüllerimin ikisinden kurtardınız. Sanırım bir veya iki sene içinde o son nodül de yok olacak ve nodülsüz bir yaşam nasıl oluyormuş onu da göreceğim.

    Canan Hocaya doktorların neden kızdığını çok çok iyi anlıyorum. Herkes benim gibi bağışıklık sistemini güçlendirip ameliyattan kurtulursa, nezle grip vb olmazsa doktorlar ne yapacak, ilaççılar kime ilaç satacak, eczacılar ne yapacak vb. Allah'tan bizim kılavuzumuz Canan Karatay.

    Kimse kusura bakmasın, kılavuzu karga olanlar düşünsün.


    A. Okan Çağlar
    Karatay Diyeti’ni uygulayarak ... sayesinde sağlıklı beslenmeyi öğrenmekle kalmayıp 50 kilodan kurtuldum. Kaderim diye bana söylenen, 48180 adet hapla düzelmeyen hastalıklarım bir bir iyileşti. Ben artık tip 2 diyabet hastası, kolesterol ve ürtiker hastası değilim, 48180 adet haptan hiçbirini kullanmıyorum artık. Eşim Nurçin de reflü hastası değil ve o da reflü ilaçlarını bıraktı. Eşim artık yüksek tansiyon haplarını da bıraktı, ben de yarıya düşürdüm.

    TÄ°ROÄ°DÄ°MÄ° ALDIRMAKTAN NASIL KURTULDUM?

  7. #147

    Üyelik tarihi
    Şub-2011
    Mesajlar
    701
    Konular
    5
    Bir ara vegandım, hatta burada veganlığı savunduğum epey bir yorumum vardır. Uzun zamandan beri değilim. Bunun için sebeplerim var onu anlatacağım ama şunu da belirteyim, veganlık konusu açılsa yine aynı şekilde savunmaya devam ederim. Çünkü bir gün bu konuda insanlık bazı şeylerin farkına varacak. Yapay et çalışmaları da bunu destekliyor zira kişisel olarak hayvan yemeyi/sömürmeyi etik bulmamak dışında gezegenin gidişatını etkileyen bir konu hayvan endüstrisi. Yani biriyle oturup tartışır, artılarını eksilerini konuşabilirim.

    Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidi vardır ya hah işte o piramide göre gıda, barınma, güvenlik gibi temel ihtiyaçlar karşılanmadığı sürece insan piramidin daha üstlerinde olan düşünce ve felsefi temelli ihtiyaçları önemsemez.
    Veganlık da felsefi bir duruş olduğu için piramidin üstlerinde yer alıyor. Evet temeli beslenmedir veganlığın fakat bununla bitmez, hayatımızdan çıkarmamız ve değiştirmemiz gereken bir çok unsur vardır. Bu da sürdürülen alışkanlıkları bir anda ters yüz etmeyi gerektirir. Şimdi ülkenin durumu malum. İnsanların çoğu hem ekonomik açıdan sıkıntı çekiyor hem gelecek kaygısı var hem de gerçek anlamda güvende hissetmiyor kendini asla. Yani ben şimdi bu insanlara veganlığı anlatsam bunlar ne kadar önemseyecek? Hatta aşırı tepki veren bile çıkar. "Zaten et yiyemiyoruz ki kardeşim parasızlıktan" diye sitem eden olursa da kendi çapında haklıdır bir şey diyemem.

    Mesela bu konuda veganlık Türkiye'de bitkisel gıda bolluğundan ve etin pahalılığından dolayı daha ucuz diyen vegan arkadaşlar var, evet katılıyorum. Ama mesele böyle basit bir matematiksel işlemle sınırlı değil. Maddi sıkıntı çeken bir insan önüne ne gelirse yemek zorundadır. Bu insan zaten kısıtlı miktarda et tüketiyor, ben ona dersem eti, sütü, yumurtayı hayatından çıkar bana ağır söver. Evet mantıksız konuşur veganlara göre ama "zenginlerin sofrasında kuş sütü eksik, biz mercimeğe mi talim olalım" der ve kendi çapında haklıdır işte. İnsanın önce gözü doymalı, o besine ulaşabilmeli ki onu tercih etmeme lüksüne sahip olsun. Zaten dediğim gibi bunu düşünmeye, etik ve felsefi anlamda değerlendirmeye yeltenmez bile.

    Ve evet ben de bunlara benzer sebeplerden dolayı şu an vegan değilim. Önüme et gelirse onu geri çeviremem, yemek ve çocuğuma yedirmek zorundayım. Üzgünüm bu insanlar sosyal anlamda henüz veganlığı kabul edemezler ve bana proteini bol gıda olarak soya fasulyesi içeren bir yemek + B12 vitamin kapsülü vermezler. Kurbanlık et, adak tavuk vs geldiğinde hiç düşünmem gömerim, ayda bir iki kez aldığım yarım kiloluk kıymayı da çok göremem kendime, çünkü yaşamak için yiyorum. İlerde bir gün kendime ait bir mutfağım ve ortanın biraz üzerinde bir gelirim olursa işte o zaman düşünebilirim veganlığı.

  8. #148

    Üyelik tarihi
    Kas-2016
    Mesajlar
    14
    Konular
    0
    eski ve modern tıbbın da söylediği gibi zararlı olan et yemek değil haddinden fazla yemek ve yanlış beslenmedir. örneğin bol çeşitli ve yağlı bir beslenme alışkanlığınız varsa bu kolayca hastalanmanıza neden olur. çünkü bağırsaklar bu beslenme biçimiyle zayıf düşer. genel bir kıtlık ya da ekonomik sıkıntı döneminde mecburen daha basit ve kuru yiyeceklere yöneldiğinizde vücut bu gıdaları sindiremez ve hastalığa yol açar. bazen ölüme kadar gider. tabi malum ülkemizde veganlık olayını fanatiklik düzeyinde savunan genel kitlenin amacı hayvan kurtarıcısı rolüyle egolarını okşamak olduğundan kendilerine bir şey anlatmak epey zor.

  9. #149
    MZ1vdnW0mtQ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2014
    Bulunduğu yer
    ayna
    Mesajlar
    1.047
    Konular
    49
    Alıntı Moterda Olisya Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Öncelikle bu yazıyı emir869' e ithaf ediyorum İnsan yiyeceği üzerine kapsamlı araştırmalar yapan birçok doktor etin insan bedeni için gerekli olmadığına, aksine öldürücü nice hastalığın müsebbibi olduğuna inanmaktadır. Bu hastalıkların tedavisi için et'ten uzak durulması yeterlidir. Gut, ishal, romatizma, kanser, verem, apandisit vs hastalıklar özellikle et tüketimiyle ortaya çıkar. İnsan için kaçınılmaz ve yararlı olduğu sanılan bu besinin yiyeceklerin en yararsızı olduğu ve bedendeki hücreleri öldürdüğü kanıtlanmıştır. Kasapların insanlık onurunu ayaklar altına alan kesim işine göz yumsak bile hayvanlar bu yolla intikam alırlar. Özgürce yaşayan hayvanların hastalandıkları az görülmüştür. Onlarda çürük diş yoktur. Ama insanın evcilleştirdiği, yani kendisi gibi soyunu bozduğu hayvanlarda çürük diş vardır. İlk insanların çeneleri, dişlerinin çok işlemiş olduğunu ama çürük bulunmadığını göstermektedir. Bu da besinlerinin oldukça basit ama sert olduğuna, kuru meyve ve bitki tanesi gibi çok çiğnenmesi gerektiğine, ancak besinlerin sağlıklı ve doğal olduğuna delalet etmektedir. Bodvan bu konuda şöyle der ; "Mağara insanını etobur olarak gösterenlerin görüşlerini kabul etmemek gerekir. Onlar besinlerini özellikle bitkilerden sağlıyorlarmış. " Et erken yaşlanmaya neden olur. " Çünkü et insan bedenin'den olağanüstü çalışma bekler. Üstelik içindeki zehirin bir kısmını bedende bırakır. Bu zehir zamanla vücutta her türlü hastalığı doğuracak ortamı hazırlar. Dr. Oldfild şöyle yazar: "Bugün bilim, insanın etobur hayvanlardan olmadığını, aksine meyve yiyen canlı olduğunu kanıtlamıştır. Kimyasal işlemlerle ortaya çıkmıştır ki bitkilerin insan bedeni için gereken maddeleri bulundurduğunu kimse inkâr edemez. Et doğal bir yiyecek değildir ve yeni uygarlıkta tüketildiği şekliyle bedensel işlevlerde kargaşaya yol açar!
    Fıkra gibi. Yazılanlar güldürüyor ama sonra geçmiş son altmış yılı düşündürüp, üzüyor.

  10. #150
    sidar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oca-2012
    Bulunduğu yer
    Büyükada.
    Mesajlar
    3.512
    Konular
    338
    Bu konularda gıda mühendisi , virolojisi kisilerin yazılarını ve efendim güncellenen bilgileri incelememizde fayda var . Bir yazı paylasayayım . Nutri-Genetik beslenme bicimini önemsemekte fayda var ;

    İkinci olarak gıdaların sindirimi ve vücut üzerindeki etkileşimi son araştırmalara göre yaşanan coğrafyadan ve coğrafyaya bağlı genetik altyapıdan bağımsız ele alınamaz. Yani sizin atalarınız ve siz genetik olarak hangi coğrafyanın özelliklerini gösteriyorsanız o coğrafyanın beslenme biçimi sizin için ideal oluyor.
    Örneğin yapılan bir araştırmada Hindistan'da zerdeçal günlük kullanımın bir parçası olduğu için zerdeçalın anti-kanser etkisi orada gözlemlenirken, Avrupa'da bir hastada zerdeçalın anti-kanser etkisi çok düşük kalıyor. Sebebi ise zerdeçalın metabolik sindirimi ile alakalı... Yani coğrafyanız yoğun et tüketimine alışkın olarak gen diziliminizi belirlediyse otçul beslenmeniz yeterli olmuyor. Lakin iklim ve coğrafya olarak otçul beslenme eğiliminiz varsa, etçil beslenmek vücudunuza zarar veriyor.
    Genetik eğiliminize göre beslenmeye gıda alanında "nutrigenetik" deniyor. Çok yeni bir alan ama geleceğin beslenme biçimini ve algısını belirleyecek. Tek tip beslenme bu noktada yok... Kendi vücudunuzu tanımak önemli. Bireysel bir beslenme biçimimiz var.
    İleride genetik tahlil ile bunu belirlemek çok kolay olacak, şimdiden başlandı bile.. Ama genetik tahlil olmaksızın yine de vücudunuzu gözlemlemek yeterli. Neleri yemek size iyi gelmiyor, vücudunuz neleri istiyor.
    HAliyle şu ülkede şu tüketiliyor çok faydalı siz de tüketin demek artık bilimsel anlamda komik. Sizin kendi topraklarınızda yetişenler size şifa oluyor özünde, vücut atalarınızdan miras hangi besinlere aşina ise onlar iyi geliyor.

    Efe Elmas



15 Sayfadan 15. İlkİlk ... 131415

Bu Konu İçin Etiketler