I - Jane evans’ın 1190 Yılındaki Yaşamı
Jane evans’ın 12. Yy. da Rebecca adında bir Musevi olarak geçirdiği yaşamı Bloxham’la yaptığı ilk ekminezi seansında ortaya çıkmıştır.
Aynı Livonia gibi İngiltere’nin York kentinde yaşayan Rebecca ile varlıklı kocası Joseph kırk yaşlarında, iki erkek çocuk sahibidirler. Ailenin en büyük sorunu İngiltere’de doğmuş olmalarına rağmen İngiliz sayılmamaları ve toplum dışına düşmüş ‘varlıklı Yahudiler’ olarak hor görülmeleridir. Kocasının giysilerini tarif ederken bu husus da açıkça belirtmektedir:
Rebacca: uzun elbiseler giyer. Pahalı elbiseler ama pahalı değilmişler gibi görünmelidirler. Varlıklı olmamızdan dolayı hor görülüyoruz. Evlerimizi kıskanıyorlar hepimizin Musevi olduğumuzu göstermek için kalbimizin üzerinde sarı armalar, daireler taşıması gerekiyor.
Bloxham: bu daireleri taşımaya mecbur olmak sizi üzüyor mu?
R: evet
B: öyle mi?
R: evet. Dinimizden dolayı bizimle alay ediyorlar. Temizlendiğimizden, oğullarımızı eğittiğimizden, temiz olmayan şeyleri yemediğimizden dolayı bizimle alay ediyorlar.. Musevi olduğumuzu göstermemiz için bizi bu yamaları giysilerimizin üzerine takmaya mecbur tutuyorlar.
Ancak Rebecca ile ailesinin arma taşımaya mecbur edilmenin aşağılayıcılığından daha da tedirgin edici sorunları vardı:
B: sizler kendi aranızda mutlu musunuz?
R: aile arasında mutluyuz, fakat endişeliyiz. Chester, Londra ve Lincoln’da meydana gelen ve Musevileri hedef alan ayaklanmalardan dolayı sinirlerimiz bozuk.
B: ayaklanmanın nedeni ne?
R: her zaman bizden nefret ederler. Her zaman bizden nefret etmişlerdir. Yortu ile Fısıh bayramı arasında York kentinde bir salgın oldu. İki yüz kadar Hıristiyan öldü. Musevilerden hiç ölen olmadı. Bunun için bizi suçladılar.(ara) paramızı ödünç alırlar. Eğer Museviler olmasaydı ne yapacaklardı ki? Katedrallerini inşa etmek için ve İrlanda’daki savaşlarının masraflarını karşılamak için bizim paramızı ödünç alırlar. Museviler olmasa ne yaparlardı ki?
B: İrlanda’da savaşlar mı var?
R: bu iki üç yıl önceydi. Savaşların masrafını karşılamak üzere Musevilerden ödünç para aldılar. Bu parayı vermeyip de ne yapabiliriz?
Nitekim Kral II. Henry’nin İrlanda’da yaptığı seferleri finanse etmek üzere Musevilerden ödünç para aldığı hemen hemen kesindir.
B: bu parayı alan kral kimdir?
R: Henry Plantagenet(ara); iyi bir kraldır, Musevilere karşı iyidir. Bize ödenmesi gereken paralar için mahkemelerde dava açtığımızda bize yardım eder. Karşılığında kendisine geriye aldığımız paranın on(ara) onda birini veririz.
B: kralı hiç gördün mü?
R: hayır.
Burada anlatılanlar da Plantagenet Hanedanından gelen Kral Henry’nin ve Musevilerle ilişkisinin tam bir tarifini yapmaktadır. Ancak Rebecca öyküsünün burasında henüz Henry’nin öldüğü yıldadır ve daha o günlerden bu orta çağ toplumu içinde, kısa bir süre sonra York kentinin Museviler için trajik bir sonuç yaratacak olan güçleri kıpırdanmaya başlamışlardır bile:
R: ..ve şimdi Henry’nin ölmesiyle…
B: (sözünü keserek) Henry öldü mü?
R: şimdi iyi kral Henry’nin ölmesiyle birlikte kral Richard ülkeden ayrıldı. Kral Richard da onlarla birlikte Haçlı Seferlerine katılıyor. Şimdi bize kim yardım edecek? Artık hiç kimsenin himayesinde değiliz. Otuz yıl süreyle bizi Henry korudu ve şimdi bizi himaye edecek hiç kimsemiz yok.
B: peki hangi yıldayız?
R: 1189
B: York’u terk etmek istiyor musunuz?
R: hayır evimi bırakmak istemiyorum ama o kadar da kötü şeyler oluyor ki. Kocam çoğunu bana anlatmıyor, ancak bazı Musevilere olanlar hakkında kulağıma fısıltılar geliyor….
Rebecca yaşam öyküsünün bir hayli dramatik olan sonlarında, tarihi birer gerçek olan York katliamı ile Musevilerin York kalesine sığınmak istemeleri olayını anlatmaktadır:
B: şimdi zaman ilerledi. Evden ayrılmaya mecbur oldunuz mu?
R: evet. Evet, hepimiz gitmeye mecburduk. Komşumuz Benjamin’in evine geldiler. Evden çığlıklar ve duman kokuları geliyordu. Gitmeye mecburduk kocam ile oğlum paramızı sırtlarındaki torbalarda taşıyorlardı. Gitmeliydik. Kaçtık(ara) kaleye gitmek istedik. Kaleye varmak için arka yollardan gittik ama bizi izliyorlardı. Kocam gümüş dolu bir torbayı yararak içindekileri bizi izleyenler gümüşleri toplamak için duralasınlar diye yola döktü. Çığlıkları duyuyor, insanlardan gelen yanık kokusunu alıyorduk. Korkunçtu(oldukça heyecanlı bir halde konuşmaktadır)
Kaleye vardığımızda bizi içeri almadılar. Surların birazcık içerisinden öteye bırakmadılar. Fakat bize sığınacak bir sağlamadıklarından, dışarıda toplananlar dışarıya çıkmamızı söyleyerek bağırıyorlardı ve ah, korkunç. Bize bağırıyorlar ve çığlıklar atıyorlar.
B: ne diye bağırıyorlardı?
R: dışarıya çıkmamızı ve katledilmemizi istiyorlar ve bunları söylüyorlardı. Biz kâfirdik ve bize hiç oğlan çocuklarını çarmıha gerip germediğimizi soruyorlar ve çok kötü korkunç şeyler bağırıyorlardı… kapılara vurmaya başladılar ve biz hepimiz hemen surların berisindeydik ve bizi daha öteye bırakmıyorlardı….
B: öyle mi?
R: (ızdırap içinde) korkunç. Korkunç. Bizi içeri bırakmadılar. Bizi içeri alacaklarına söz verdiler ve kapıların hemen berisinden öteye bırakmadılar.
B: Rachel de sizinle mi?(Rebecca’nın kızının adı Rachel’dir)
R: evet. Oğlum da. Dışarı çıkmayı başardık. Biri bize yardım etti. Kocamın bize yardım etmesi için para verdiği birisi. Kaleden dışarıya çıkarak
Hıristiyanlara ait bir kiliseye sığındık ve biz, bu kilisede bir papazla bir kilise kâtibi vardı ve biz onları tutarak bağladık ve onlara arkamızdakilere bizim orada olduğumuzu söylemedikleri sürece bir şey yapmayacağımızı söyledik. Aşağıya mahzenlere indik. Kilisenin altında. O kadar açtık ki bir şeyler yememiz gerekiyordu. Bütün bulabildiğimiz şaraptı ve şarabı içtiğimiz için bize kâfirler diye hitap ettiler. Törenlerde kullandıkları şaraptandı. İçmeye mecburduk. Susamıştık, aç ve susuzduk. Hepimiz buradayız, çığlıkları işitiyoruz. Korkunç şeyler. Papaz bize Londra ve Chester’de ayaklanmalar olduğunu ve Musevilerin öldürüldüğünü söyledi. Bütün Musevilerin öldürülmesini John emretmişti. Bütün Musevilerin öldürülmesini.
B: gerçekten mi!fakat size bir şey olmayacak değil mi?
R: biz saklanıyoruz. Üşüyoruz. Açız. Burası rutubetli ve kilisenin tepesinden onları görüp duyabiliyoruz. York dışındaki büyük kapılardan, kapılar, kapıların hemen dışından çıkan alevleri görebiliyoruz.
B: şimdi kilisede değil misiniz?
R: kilise büyük kapıların hemen dışında ve bizim orada olduğumuzu düşünmeyeceklerini Ümit ediyoruz. Bütün paramızı kaybettik.
B: nasıl kaybettiniz?
R: çoğunu kaleden çıkabilmek için vermeye mecbur olduk.
B: varlıklı olmadığınızı düşünürlerse artık sizinle ilgilenmeyeceklerdir değil mi?
R: yine de bizden nefret ediyorlar.
B: öyle mi?
R: onların inancında olmadığımızdan dolayı yine de bizden nefret ediyorlar.(gerilim içinde bir ses bu çaresiz durumun içinde çırpınıp durmaktadır) ama biz onların kilisesindeyiz ve Tanrı evi yine de Tanrı evidir. Ama bizi burada bulurlarsa kesinlikle öldüreceklerdir. Ama korunmalıyız kocam yorgun, bacağı yaralı ve incinmiş, dinlenmeliyiz, açız.
B: fakat kilisede emniyettesiniz değil mi?
R: Hıristiyanların kilisesinde değil. Bizleri burada istemiyorlar. Bize gitmemiz gerektiğini söylediler ama bizde kaçmamaları için onları bağladık. Kendilerine bir zararımız dokunmayacağını söyledik
B: orada sen ve ailenle birlikte kaç kişi var?
R: sadece biz
B: peki diğer ikisini bağlamayı nasıl becerdiniz?
R: kocam ve oğlum. Onları bağladık.
B: şimdi ne oluyor?
R: (panik içinde bir sesle) hala daha geldiklerini duyuyoruz. Alevleri görüyoruz. Kilisenin tepesinden alevleri görüyoruz.
B: bu hangi kiliseydi?
R: aranlıktı sadece sığındık
B: York Katedrali değil değil mi?
R: hayır hayır. York kapıları dışında ufacık bir kilise(sorulara zorlukla cevap veriyormuşçasına uzaktan gelen bir sesle)büyük bakır kapının dışında, York’un büyük bakır kapısı, York’un bakır kapısı(sönerek kaybolan ses sonradan giderek artan bir heyecan ve histeri hali içinde eski tonuna ulaşır). Onları duyuyoruz. Hala daha çığlıklarını işitiyor ve korkuyoruz. Rachel ağlıyor. Kocam bize yiyecek bulmak üzere gitti. Yiyecek bulmak üzere gitti ve oğlum da onunla birlikte gitti. Kilisede saklanıyoruz ama onları hala daha duyuyoruz. Oğlumun dönmesini bekliyoruz. Henüz gelmedi. Henüz gelmedi. Gürültülerin yaklaştığını duyuyoruz, atları duyuyoruz. Atlar daha da daha da yaklaşıyorlar…
B: umarım oğlunla kocan az sonra dönerler?
R: evet dönmeliler. Dönmeliler. Endişeliyi. Korkuyoruz. Yaklaştıklarını duyuyoruz. Yaklaşan atları duyuyoruz. Çığlıkları bağırtıları duyuyoruz. “Yahudileri yakın Yahudileri yakın, Yahudileri yakın” (ara) Joseph nerede? Neden dönmüyor?(ara-sonra neredeyse çığlık atar)
Aman Tanrım geliyorlar, onlar geliyorlar. Rachel ağlıyor. Ağlama. Ağlama. Ağlama(ara) aah, kiliseye girdiler. Onları duyuyoruz kiliseye girdiler. Papaz bağlarını çözdü. Papaz serbest kaldı. Onlara burada olduğumuzu söyledi. Geliyorlar. Aşağıya iniyorlar. Papaz serbest kaldı ve onlar aşağıya geliyorlar.(ara-korkudan anlaşılmaz hale gelen bir sesle) Ah, hayır, hayır, hayır. Rachel’i değil. Hayır onu almayın! Yapmayın, durun onu öldürecekler. Onlar. Yapmayın. Rachel’i değil, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır. Rachel’i değil. Ah! Rachel’i almayın. Hayır Rachel’i almayın. Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, Rachel’i almayın. Hayır.
B: (şoke olmuş bir halde) onu almayacaklar değil mi?
R: (bedbaht bir sesle) Rachel’i aldılar. Rachel’i aldılar…
B: sana bir zararları dokunmayacak değil mi?
(sessizlik)
R: iyi misin? Seni yalnız bıraktılar değil mi?
R: karanlık… Karanlık.
Bloxham süjeyi uyandırır.
k - Jane Evans’ın 1451’deki Yaşamı
Jane evans bu ekminezi seansında, Orta çağ Fransa’sında kral VII. Charles’in danışmanı ve mali desteği olan varlıklı tüccar Jacques Coeur’ün hizmetçisi Alison olarak deneyimlediği yaşamını anlatmaktadır. Coeur yaşamının zirvesinde Fransa’nın en güçlü ikinci adamıydı ve düşüşü de buna uygun olarak dramatik oldu. İhanete uğrayarak kralın kız arkadaşını zehirlemekle suçlandı. Alison öyküsünde beş yüz yıllık bu esrarlı cinayeti yeniden söz konusu etmektedir. Coeur’un asıl hatası, krala ve diğer asillere büyük miktarda ödünç paralar vermek olmuştu. Uyduruk suçlarlar itham edilerek ölüm cezası talebiyle yargılandı. Cezasının en ilginç yanı ise tüm malına kral tarafından el konulması ve kendisine olan borçların iptal edilmesiydi.
2450 yıllarında gencecik bir kız olan hizmetçi Alison, Jacques Coeur hakkında çok şeyler bilmekte ve aynı diğer ekminezi deneylerinde olduğu gibi öyküsü hiçbir şekilde tarihi gerçeklerin kuru bir anlatımıyla sınırlanmamaktadır.
İpnoz altında ortaya çıkan Alison, aniden netleşen renkler görmeye başlar. Bunlar “kırmızı, yeşil ve altın rengine kumaş Topları”dır. Hepsi de efendisi Jacquws Coeur’a aittir. Bize Coeur’ü tarif eder:
Alison: orta boyda, kenarı beyaz kürkle bezenmiş siyah tunik, kırmızı pantolon.
Bloxham: efendinin yüzü nasıl?
A: naif, naif bir yüz, zeki bir yüz.
B: büyük bir burnu var mı?
A: hayır hayır!(ara) orta boyda bütün o güzelim elbiseler, zengin birinin giyinebileceği şekilde çok güzel giyimli, basit fakat güzel, kenarları kürkle bezenmiş siyah kadifeden bir tunik giyiyor. Kırmızı pantolon, halis ipekten pantolon, kırmızı renkte güzelim ayakkabılar, Cordova derisinden olduklarını söylemişti, belinde mücevherler bezenmiş bir kemer ve boynunda da bir zincir var.
Bundan sonra Bloxham sorularını Alison’un geçmişine yöneltir:
B: senin adın ne?
A: bana Alison derler
B: kimsin sen?
A: efendim beni İskenderiye’den getirdi
B: mutlu musun?
A: Ah evet. Efendim çok iyidir. Bana, beni küçük bir kızken satın aldı ve evine getirerek okuma yazma öğretti. Bana Alison adını koydu.
B: önceden adın neydi?
A: bilmiyorum adım yoktu.
B: güzel misin?
A: hayır hayır. Elbiselerim güzel. Efendim her yerden mal getirir ve satar.
B: efendin seni nereden satın aldı? Pazar yerinden mi?
A: hayır, hayır. O, hastaydım ve beni gördü. İskenderiye’deki efendimin evine geldi, ufacıktım ve hastaydım ve hiç kimse beni istemiyordu. Beni buraya getirdi ve bana çok iyi davrandı.
Gerçekten de Jacques Coeur, Beyrut ve Kahire’nin yanı sıra sık sık İskenderiye limanına da uğruyor, papadan aldığı özel izinle “kâfirlerle ticaret yapıyordu”. Bu izin Coeur’u servet sahibi yapmıştı. Kısa bir süre sonra Fransızlar “Jacques Coeur kadar zengin” deyimini kullanmaya başlamışlardı bile.
Birçok evi olmasına rağmen Coeur, doğduğu kent olan Bourges’deki “La Chaussee” adlı malikânesinde kalıyordu. 15.yy.da yer alan yaşamı da işte muhteşem malikânede geçen Alison, eve gelmesi beklenen bir ziyaretçiden söz etmektedir:
A: o, hala daha onu bekliyoruz, hepimiz heyecanlıyız… Çok güzel olduğu söyleniyor.
B: bana onun adını söyleyebilir misin?
A: ona Fromenteau’dan gelen Bayan diyorlar.
B: çok güzel bir kişi mi?
A: ah evet.
B: özelliği nereden geliyor?
A: kralın kız arkadaşıdır.
B: Ah, hangi Kral?
A: Charles(ara, sonra tereddüt içinde bir ad mırıldanır)
B: Francois?
A:hayır hayır. (ara) hatırlamıyorum(ara) Charles, Charles de Valois!
B: efendinin Krala saygısı var mı?
A: pek yok.(ara)o Fromenteau’lu Bayan’dan, Agnes Sorel’den çok hoşlanıyor.
B: Agnes ne?
A: Sorel, Fromenteau’lu Bayan
Alison’un tüm analttıkları tarih kayıtları ile tam bir uyum içindedir. Ancak Bloxham tekrar Coeur ile aralarındaki ilişkiye döndüğünde Alison Jane Evans’ın tüm ekminezi deneyimlerinde en büyük hatayı yapar:
A: bana karşı çok iyidir. Kendime ait güzel bir odam var. Ben onun kızı gibiyim, güzel giysiler. Derdini bana açar. Benimle konuşur… İyi giyinmemden hoşlanır…
B: hiç mücevher takar mısın?
A: (üzüntülü bir sesle) hiçbir yere gitmem ki mücevher takayım.
B: evde takmaktan hoşlanmaz mısın?
A: evet ama evde mücevherleri görecek kimse yok ki.
B: efendin hiç evlendi mi?
A: hayır. Bildiğim kadarıyla hayır. Sadece güzel şeyleri sever…
Hâlbuki tarih kayıtlarına göre Jacques Coeur evliydi ve yaşamının söz konusu edilen döneminde de hepsi büyük yaşlarda olan tam beş çocuğu vardı. Peki, Coeur hakkında böylesine ayrıntılı bilgiye sahip olan bu kız nasıl oluyordu da Coeur’le ilgili tüm tarih kayıtlarına geçmiş bu gerçeği bilemiyordu.
Jane Evans’ın ekminezi seanslarıyla ilgilenenlerden bazıları bunu önemli bir hata olarak, bazıları da ipnoz altındaki süjenin basit bir hafıza kaybına uğraması şeklinde değerlendirmektedirler. Bu düşünce de Coeur’e tutulan bu çocuk yaştaki kızın duygusal bir davranışla hareket ederek gerçekleri kabul etmek istememesi üzerinedir.
Tuhaf olan şu ki bu tür bir hata, Jane Evans’ın geçmiş yaşam öykülerini tarih kitaplarından okumuş olması ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Coeur’un evli olması kendisi hakkında yazılanlar arasında en belirgin olan hususlardan biridir.
Tekrar Alison’un öyküsüne dönecek olursak bu kez Jacques Coeur’un hayatını alt üst edecek olaydan, Fromenteau’lu Bayan’ın ölümünden söz ettiğini göreceğiz:
A: herkes kaygılı. Efendim bayağı endişeli
B: öyle mi?
A: evet bayağı endişeli. Fromenteau’lu Bayan ölüyor. Rahatsızlığının nedenini biliyorlar. Efendim zehirlenmiş olduğunu söylüyor.
B: ah!
A: efendim zehirlenmiş olduğunu söylüyor.
B: herhangi bir kimseden şüpheleniyor mu?
A: Louis, Louis de Valois’den şüpheleniyor. Louis hiçbir yerde bulunamıyor.
B: şimdi zaman biraz daha ilerledi. Şu anda neler oluyor?
A: Fromenteau’lu Bayan öldü.(ara) kral teselli edilemiyor, teselli edilemiyor… Efendim hesabına korkuyorum. Hizmetçilerin söylediğine göre Louis, Agnes’i öldürenin efendim olduğu rivayetini yaymakla meşgul, Louis, Jacques Coeur’dan nefret ederdi. Jacques Coeur’den nefret eder ve o – efendime bir zarar vereceklerinden korkuyorum. Eğer ona bir şey yaparlarsa ben ne olacağım? Efendimi öldürürlerse ben ne olacağım?
B: efendinin bu işle hiçbir ilgisi yoktu değil mi?
A: hiçbir ilgisi yoktu. Agnes’i severdi. Onun gerçek arkadaşıydı. Bu işle hiçbir ilgisi yoktu ama onu suçluyorlar.
15.yy. tarihçileri de Agnes Sorel’in, kralın oğlu olan Dauphin Louis tarafından zehirlendiği düşüncesi üzerinde Alison’la birleşmektedirler. Sonunda Alison’un korktuğu başına gelir. Coeur’un Agnes’i zehirlediği rivayeti sarayda yayılır. Sahte kanıtlar sayesinde de 1451 yılında hapse atılır. Olayları yaşayan Alison’un öyküsünün, Coeur’un düşüşünü ve görüldüğü kadarıyla, kendinin de ölümünü canlandıran son bölümü ise şu şekilde gelişir:
B: peki, zaman ilerledi. Şu anda neler oluyor?
A: geliyorlar. Kral efendimin bütün varlığına el koydu. Varlığına el koydu. Onu yıktı ve bu kadar zamandır krala destek olmuştu. Şimdi de güzel Agnes’i efendimin zehirlediğinden bahseden Louis’e inandığını söylüyor.(ara) ama o yapmadı ki! Efendim askerler buraya geldikleri takdirde bana bir zararları dokunacağından korkuyor. Benim gitmemi istiyor. Ama ben gitmeyeceğim. Gitmeyeceğim ve onu bırakmayacağım. Onu bırakamam. Burada onunla kalıyorum ve askerler geldiğinde, askerler geldiğinde ne olacağını bilemiyorum. Gelmelerini istemiyorum. Kralın adamları gelip de varımızı yoğumuzu elimizden almadan önce alabileceğimiz her şeyi aldık. Efendim bunları kendisi için saklayacak olan bir arkadaşına verdi. Bu kral bizi yıktı. Nasıl minnettarlık bu! Onun için yaptıklarımızdan sonra.
B: ‘prenslere güvenme’
A: hayır, hayır, hayır. Ama efendim krala karşı o kadar iyiydi ki.
B: sanırım kral ona olan borcunu ödeyemeyeceğini hissetti ve sonunda malının tümünü çaldı.
A: hayır. Bilmiyorum. Anacak Louis tahta geçtiğinde Fransa için esef edilecek bir gün olacaktır. Sanıyorum çok geçmeden Louis de tahta geçecektir.
B: pekâlâ. Zaman biraz daha ilerledi. Şimdi neler oluyor?
A: karanlık, karanlık.
B: askerler geldi mi?
A: askerler geldi, askerler geldi.
B: sana bir şey yaptılar mı?
A: hayır, yapmadılar. Efendim bana bir ilaç verdi ve uykuya daldım.
B: efendin de ilaç aldı mı?
A: hayır.
B: almadı mı?
A: hayır.
Jacgues Coeur hiç ilaç almamıştı. Haziran 1451 de, Taillebourg kalesinde krala teslim oldu. Yalan yanlış bir takım suçlamalarla yargılandı. Sonunda hayatı bağışlanmıştı ama hapsedilmekten de kurtulamadı. Ancak, Jacques Coeur’un öyküsü Alison’unki birlikte kapanmamaktadır. Tutuklanmasından tam üç yıl sonra kaçarak Roma’ya gitti. Papa kendisini Osmanlılara karşı sefere çıkan bir donanmanın başına geçirdi. 1456 yılında, bu sefer sırasında aslığı yaralardan dolayı, Küçük Asya(Anadolu) sahilleri açıklarında öldü.
Alison, Jacques Coeur’un Bourges’deki evinin her yanını, Coeur’a ait eşyaları ve hatta 15. Yy.ın ünlü ressamlarını da anlatabiliyor. Ayrıntılı olarak tarif edebiliyordu. 15 yy. Fransa’sı hakkında elde edilen bu ayrıntılı bilgiler Alison’un öyküsünü Jane Evans’ın ekminezi seanslarının en etkileyici olanlarından biri haline getirmektedir.