12 Sayfadan 12. İlkİlk ... 101112
Toplam 115 sonuçtan 111 ile 115 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: ˙˙˙züʎ sɹәʇ

  1. #111
    adEda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2015
    Mesajlar
    6.625
    Konular
    57
    Kalp kırma özgürlüğünü kazanmak için üzülüp durmayı bırakın.
    Sevmek için sevilmeyi beklemeyin.
    "Olsun!" diye ağlamayın artık.
    Kızmak, ağlamak, sevmek...
    Bunlar çarpıtıldıkça hepsini başka bir kefede bıraktım.
    Benden heykelcik yaratmayın.
    Rafınızdan atlamak yapılamayacak kadar zor değil.
    Stop.
    201018-2359





  2. #112

    Üyelik tarihi
    Ara-2012
    Mesajlar
    3.988
    Konular
    405
    Benden heykelcik yaratmayın.
    Rafınızdan atlamak yapılamayacak kadar zor değil.


    Ne müthiş bir ifade. İçi onlarca duyguyla doldurulabilir. Biblonun ölümü...

  3. #113
    adEda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2015
    Mesajlar
    6.625
    Konular
    57
    çıt!
    ...
    ..
    .

  4. #114
    adEda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2015
    Mesajlar
    6.625
    Konular
    57


    Sonradan eklenmiş bir başlık.


    Bir yazıya nasıl başlanır ki? Bir başlasam sonu gelmez oysaki. Hatırladım! Kısa bir ifade bırakırım ben çoğu zaman yazdıklarımın başına. Bir kıvılcım gibi...
    Bir şey yazdığımı fark etmemek de çok önemli aslında. Konuşup insanlara anlatmaktan farkı kalmıyor akışına bırakamadığımda. İşte hep bu yüzden bastım ben şu kedinin kuyruğuna.
    Bazı laflar var. Ne güzel anlatıyor bazı şeyleri. Ama hepsi talan edilmiş kütüphaneler sanki. Annenin oynasın diye misafir çocuğunun eline verdiği, o en sevdiğin, pek sanatsal bulduğun biblo gibi. Demek istediğini diğerleri gibi anlatırsan seni de onlardan sanacakları endişesi. O yüzden başka bir yolunu bulmalıyım değil mi? Gerçeğin üstüne bir çarşaf örtüp şehir meydanına yerleştirsem biri silüetinden tanır belki! Çarşafı kaldırsam ve gerçeği hepten çırılçıplak bıraksam güçsüzlüğünü kat kat giyinerek örtmeyi normalleştirmiş birileri onu taciz eder, bu besbelli. Ben bu gerçeği ne yapayım şimdi? Ben bu gerçeği nasıl göstereyim, nasıl koruyayım ki?
    Ölümüne yalnız hissediyorum fakat bayılıncaya kadar koşup kaçmak istiyorum şu sıralar herkesten. İnsanları sevmediğimden değil bu istek. Hiç kimse memnun değil sahiden ve benim tüm bunları anlamak veya anlamlandırmak için vakte ihtiyacım var. Bilmeye ihtiyacım var. Bilmeye veya inanmaya. Birbirine karıştırmazsam ne âlâ! Bir damla daha yaş düştü, pıt! Demek çok sağlam bir tespit yaptım.
    Tutuldum. Kekeme oldum. Dilim dönmüyor. Hiç bir şeye elim gitmiyor. Bir an geliyor, aniden yutma kabiliyetimi yitiriyorum. Sarhoş gibi adımlıyorum. Ulan bu yol öyle düz ki aklımı allak bullak ediyor, dediğim bile oluyor. Yani sosyal hayat bir çember, hem de ateşten. Çemberin sınırlarını yargılar oluşturuyor. Alıştım. Alıştım ama yediremiyorum hala...
    Yine de kaçmıyorum. Belki kaçamıyorum. Bir yerden sonra kaçamayacağımı bildiğimden belki. Boynumdaki zincirden mi yoksa? Ne zincirmiş be! Ben vurmadım bunu boynuma. Kıramıyorsam o benim kabahatimdir belki ama bile isteye girmezdim bu koğuşa. İçeride herkes açlıktan birbirini kemiriyorken, ben gerginlikten dişlerimi gıcırdatıyorum. Ranzanın ikinci katından atlasam ölür müyüm acaba, diye düşünüyorum. Kıysam canıma, ruhum duvardan geçebilir mi? Dilim dilim doğrasam kendimi, tekrar toplayabilir miyim parmaklığın ardında? Buz gibi koridorlarda bir ses yankılanıp duruyor: "...her şey mübah, her şey mübah..." Bu metafor burada bitsin. Bu kadarını düşünmek bile yeterince darladı beni. Süsünden püsünden ayırırsak çingeneyi, bu şu demek aslında: Gerçekten de elimden gelenin en iyisini yapmış olduğumu bilinceye kadar kalmakta direneceğim bu dünyada. Tamamdır çingene, verdim mesajı. Giy renkli eteğini, doldur kadehi! Çal müzik. Dans et gölge! Sen de kendi eğlencene bak 'kendi', yeter artık sürekli beni izleme! Sabaha karşı yatar uyuruz. Belki rüyada 'bir' oluruz. Bulur muyuz bir yolunu? Girdiğimiz madenler bize mezar olmazsa iyi! "Dikkat! Çalışma bölgesine girmek tehlikeli ve yasaktır." Ne lanet ibare. Böylece kimseler gerçekten tanımayacak bizi.
    Biraz gerçekliğe dönmeli artık. Daha salyangozlar yürütecektim oysaki, spirallerde dönecektim ama gözümdeki yaş bu gecelik bitti. Hem kalbim yüz onla giderken sürünmenin bahsi edilir mi ki?
    Bütünde şaşıp detayda kaybolalım. Kafamı yastığa koyacağım. İşte bugünün gürültüsü. Bugünün görüntüsü. Göğün kızılı ne güzel. Buradan nereye hangi vapur gider? Tek bir keyif kaldı ama başka kentler vardır elbet bundan beter. Yarısında söndürdün sigaranı. Yine birden bire hiç de canın istemedi. Yahu tamam hoş da buna nasıl bağımlı olunur ki? Dile getirme aman bu düşünceyi. Ah öyle bir kukla eder ki insanı, küçümseme dopamini! Göğe bakıp içine seslendin. Canım prefrontal cortex, niçin yaşın beş? Bütün dünya içip gezse keşke de seninle ben de biraz eğlensek.
    Bu ilaç seni masada oturtacak; önünde biri yavaş yavaş yürürken ağlamayacak, etrafta koşturmayacak, karşındakini daha uzun dinleyecek ve tabutuna çok daha kolay sığacaksın. Öteki seni üç vakte kalmadan derin bir uykunun içine düşürecek. Pembe olanlar kalbini şakaklarından ve avuç içlerinden alıp tekrar göğüs kafesinin içine taşıyacak... Bir şeyler içime sinmiyor. Ben zaten sevgilisinin koynunda bile uyuyamamış insanım. Pamuklarda yatırsanız kendi kemiklerim batar. Beni yine biri sevse kalbim endişeden kanat yapıp uçmaya kalkar...

    Ya susacak bu zihin,
    belki orada hakikati bile bulacak
    ya inanmayı seçecek
    ya da bir bok bilmediği için
    korkudan titreyecek hep.

    Burada bitsin artık bu metin.

  5. #115
    adEda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2015
    Mesajlar
    6.625
    Konular
    57
    dağınık

    Burada durup da hiç bir şey yapmıyorum. Biri yaklaştığında elimi telefona atıyorum. Burada durup hiç bir şey yapmadığım anlaşılmasın diye. Ekranda parmaklarımı kaydırıyorum. Ben bunu okurum ya dediğim sekmelerde yalandan tur atıyorum. Özellikle bu aralar odada duramıyorum geceleri. Balkona çıkıp pencereyi açıyorum. Ayakta dikiliyorum. Altı metre ötede başka bir apartman var. Onun buzlu, kutu kutu kare pencereleri. Birileri muhtemelen uyksundan kalkıp uyuşuk uyuşuk tuvalete adımladığında yanıp yanıp sönen ışıkları izliyorum. Bazen tahmin etmeye çalışıyorum. "Şimdi sol üstteki yanacak!" Yıllardır aynı oyunu oynuyorum. Sonra kombinin üstündeki kırmızı dijital rakamları izliyorum belki. Arkamda salonun ışığı yansa, biri mutfağa uğrasa, üst komşu uyansa rahatsız oluyorum. İnsanların hangi mevsim ortalama saat kaçta yattığını, ne kadar sürede bir sigara yaktığını ve hiç kimsenin sokağa ya da göğe bakmadığını ben biliyorum. Bazen bağırasım geliyor. "Uyanın ulan aya bakın!" "Uyanın çok güzel yağmur yağıyor, gök gürlüyor, şimşek çakıyor..." Belki biri, bir şey de beni izliyor. 'Kendi' gözünü bana diktiğinde "Bu kadar az deneyime mahkumken saatlerce kafa yoracak bu kadar çok şeyi nereden buluyorsun?" diye soruyor. Bilmiyorum. Ama düşünce kendi kuyruğunu kovalamaktan bıktı. Neyse gel dans edelim...
    Az önce annem geldi. "Üşüteceksin." diyip penceremi kapattı. Haydaa. Rahat nefes alamadığımı bilmiyor tabii. "Hadi yatağa. Artık beynin şey olacak..." Bu neydi şimdi? Çok uzun zaman sonra... Bunu bi arkadaşım söyleseydi güler, abartıp "Ya beynime daha ne olabilir ki!" derdim. Azıcık taşırıp öfkemi "Daha duşa gireceğim ben." dedim.
    İnsanın gizlemesine rağmen içten içe kontrolü kaybettiği vakitle insanların onun üzerine düştüğü vaktin kesişmesinin acayip tiz bi yanı var...
    "Bebekken seni kucağıma alır sekizden dörde balkon boyunca yürürdüm." dediği geldi aklıma şimdi. Uyumazmışım ya. Komik düşünce. Ve korkunçlaşıyor daha da düşününce.
    Anne, ben kim olacağım? Senin için ne olacağım? Ben kimin için yaşayacağım kendimden sonra? Size daha kaç kere kırılacak, kaç kere kızacak, dil uzatacak ama daha ne kadar sizi üzmekten çekineceğim acaba? Yalanım yok, ama gizlediğim çok. Ne o olabilirim ne bu olabilirim gibi. Ne kopabilirim halkadan ne de boynumu eğebilirim. Ne anlamanızı sağlamaya gücüm yetecek ne de olduğum kişiyi saman altında su misali yürütmek içimi kemirmeyi bırakacak sanki.
    Beni biraz olsun tanısanız çok korkardınız. Beni tamamen bilseniz anlardınız. İçinizi göğe kadar huzur ve içinizi dipsiz kuyu gibi bir korku kaplardı. Belki kafası karışık suratım suda dalgalanır ve size de yansırdı.
    Beni bilemezsiniz. Ama beni bilseydiniz ben bir ben kadar daha korkardım.
    Ben beni bilebilsem kuyuya mı atlardım yoksa dünyanın çekim alanından mı çıkardım? Bi kez atlasam kuyunun dibinin de evrenin sonsuzluğu olduğunu göreceğim belki. Bi kez 'dibine kadar' korksam, yitirir miyim korkunun kendisini?
    Anne. Lütfen sorma ve söyleme. Kafamın içinden açıklama dilenmekten yoruldum. Neyi neden yaptığımı bilmiyorum. Sen de sorma. Çünkü ben öfkelendikçe boğazımdaki yumru büyüyor. Tamamen boşverebilmen mümkün mü ki beni? ...diye düşündü yazdıklarını tek tuşla silebilen biri.
    Neyse. Çok sorma. Beynim şey olacak falan filan sonra. Zaten az uyuyorum ya. Daha fazla deformasyona hiç gerek yok.

    150419-0314


12 Sayfadan 12. İlkİlk ... 101112

Bu Konu İçin Etiketler