Toplam 2 sonuçtan 1 ile 2 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Durugörü İncelemeleri için Gerekli Bilgi

  1. #1
    Durugörü İncelemeleri için Gerekli Bilgi nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.242
    Konular
    2857

    Durugörü İncelemeleri için Gerekli Bilgi


    Bu yüzyıldaki durugörü araştırmalarından elde edilen materyal çok azdır. Mevcut olanlar ise, kişisel girişimler sayesinde ve doğrulama gereksinimine pek fazla önem verilmeden geliştirilmiştir. Sonuç olarak, durugörü araştırmaları üzerine bir literatür mevcut olmasına rağmen, bilimsel toplulukların ilgisini çekebilecek nitelikte değildir. Yine de durugörünün, az rastlanan bir yetenek olmasına rağmen, kenara itilmiş bir fenomen olmadığına dikkatinizi çekmek isteriz. Bu yüzden, mevcut olan bazı tarihsel materyalin gözden geçirilmesi, burada sunulan araştırma için bir çerçeve oluşturabilir.
    Burada sadece, yaşamlarında ve çalışmalarında paranormal yetenekleri olduğunu belirten Batılılar üzerinde duracağız. Sayıları çok daha fazla olduğu halde, Doğu'daki örneklerine değinmeyeceğiz. Çünkü Doğu'da, görünmeyen güçler ve fizik algılama boyutlarının varlığı kültürel olarak yaşanan her dönemde kabul edilmiştir ve bu nedenle bu tür raporların doğruluğunu deneysel kanıtlarla ölçmek konusunda sistemli bir çalışma için pek çaba harcanmamıştır.
    Doğuda, paranormal yetenekler yoga eğitiminin doğal bir sonucu olarak kabul edilir ve bu yüzden de güç edinmeyi değil daima kişisel gelişimi hedeflerler. Yogiler günlerce veya haftalarca hayatta kalma fonksiyonlarını durdurabilir ve neredeyse yemeksiz yaşayabilirler, kar fırtınasının içinde vücut ısılarını koruyabilirler, yerden yükselebilir veya (isteğe göre) fizik bedenlerinden ayrılabilirler, tüm bunları dikkat çekmeden ve kimsede, bu tür deneyimleri belgelendirme ilgisini yaratmadan yaparlar.
    Buna karşılık Batı'da, paranormal faaliyetler hep şüphe ile karşılanmıştır, en kötü ihtimalle büyücülük veya şeytanın işi olarak, en iyi ihtimalle ise halüsinasyon veya yanılsama olarak algılanmıştır. Sadece azizler ve erenler bundan muaf tutulmuştur, çünkü onların deneyimleri dinsel açıdan kabul görmüştür. On sekizinci asırda Aydınlanma ve on dokuzuncu asırda materyalist bilimin gelişmesiyle birlikte, Batı dünyasının bakış açısı, fiziksel gerçeklik ile açıklanamayan her şeyi dışlamıştır.
    Ancak, on dokuzuncu asırın sonları eski fiziksel gerçeklik çağının sonu olmuştur. Röntgen ışınları ve radyoaktivite, psişik fenomenler, medyomluk ve ötealemle iletişime olan ilgi dalgasının ingiltere ve Amerika'da yayılmasından hemen sonra keşfedilmiştir. Trans medyomluğu, materyalizasyon, psişik fotoğrafçılık, astral formun ölümden sonra varlığını sürdürmesi ve benzer fenomenler, tanınmış ve eleştirel yargısı olan kişiler tarafından derinlemesine incelenmiştir. Sir William Crookes ve Arthur Conan Doyle gibi tanınmış isimler, İngiliz Psişik Araştırmalar Derneği ile birlikte, psişik olayların kapsamlı incelemelerinin bir kısmını gerçekleştirmiştir. Bu araştırılmamış alandaki öncülerden bazıları, bugünkü araştırmanın, tekrarı mümkün olmayan bir fenomen olarak görülmemesini sağlamak için genel bir çerçeveye uydurmaya çalışan bizler için çok önemlidir.
    Bu kısa ve eksik listeye bir fizikçi olan Hoheim'lı Philippus Theophrastus Bombast ile başlıyoruz. 16. yüzyılın başlarında yaşamış olan bu kişi Paracelsus olarak tanınmıştır. Hindistan'a seyahat ettiği ve burada ezoterik prensipler üzerine çalıştığı düşünülmektedir. İnsanın yedi katlı yapısı, yeryüzündeki ruhlar ve fizik bedenlerin doğası hakkında eserler bırakan ilk Rönesans sonrası yazardır. Yıldızlı anlamına gelen "astral" terimini kullanan da odur. Ancak, o terimi bizim bugün éterik veya canlı alan dediğimiz kavram için kullanmıştır. Yazılarından anlaşıldığı kadarıyla Paracelsus, eterik alanı görebiliyor ve algılarını, tıpta ve şifa vermede kullanıyordu. Bu uğraşlar ona hem ün kazandırmış hem de eleştirilmesine sebep olmuştur. Alışılmadık fikirlerinden dolayı zehirlenerek öldürüldüğüne inanılmaktadır.
    Onun ardından bir kiliseye adının verilmesi ile tanınan Emanuel Swedenborg gelir. Yetenekli ve çok yönlü bir bilim adamı olan Swedenborg, beynin ve iç salgı bezlerinin fonksiyonları üzerinde çalışmalar yapmış, fosil bilimcisi (paleontolog), fizikçi ve fizyolog olarak tanınmıştır. Yaşamının ortalarında, fiziksel araştırmaları psişik incelemeler için bırakmıştır. Uzun süre rüyalarla eğitildiğini, vizyonlar gördüğünü ve gizemli konuşmalar duyduğunu belirterek, yetenekleri arasında durugörü ve duru işitinin de olduğunu göstermiştir. Yaşadığı olağanüstü ruhsal bir deneyimin ardından hayatını, kendi sezgilerinin ışığında yorumladığı, teolojiye ve Hristiyanlık üzerine yazılan eserlerin incelenmesine adamıştır.
    Yakın tarihin en dikkate değer psişik yeteneği ise, şüphesiz teozofi hareketini başlatan Helena Petrovna Blavatsky'dir. Doğumundan itibaren, olağanüstü olaylar ve gizemli fenomenlerin odak noktası olmuştur. Alışılmış cinsten bir medyom olmamasına rağmen (hatta kendi zamanında uygulanan medyomluğa karşı çıkmıştır), bilinçli bir kanal ve araç olarak kendi Ustalarının öğretilerini iletebilmiştir. Daha sonraki teozofi ve ezoterik öğretiler için bir kaynak haline gelen The Secret Doctrine (Gizli Doktrin) gibi birçok eseri yazarken Ustalarının kanalı olmuştur. Dikkate değer güçleri, birçok kişi önünde kanıtlanmış, bu kişiler onun nesneleri materyalize etmesine, görünmeyen alemle kurduğu iletişime, elemental ruhları kontrol etmesine ve diğer varoluş boyutlarını uyanık bilinç halinde tanımlamasına tanıklık etmişlerdir.
    Yazılarında sıklıkla, evrende "doğaüstü" bir şey olmadığını ve paranormal faaliyetlerin, henüz bilim tarafından keşfedilmemiş doğal kanun ve güçlere karşı bir yanıt olduğunu ifade etmiştir. 1880'lerde, o zamanlar geçerli olan materyalizmin yüzyılın sonuna gelmeden yıkılacağını ve maddenin, kendi doğası hakkında yeni bir anlayış oluşacağını önceden bildirmişti. O dönemler bilimin kesinlikle kabul etmediği ifadeleri, bugünkü dünya görüşünün bir parçası haline gelmiştir. Kahince bildirileri arasında vücudun her hücresinin var olan formun bir kopyası olduğu kavramı ve yaşamın, her maddede var olduğu, şartlar uygun olduğunda kendiliğinden belirdiği düşüncesi bulunmaktadır.
    Blavatsky'nin yeni bir dünya bakışının oluşmasındaki en büyük katkısı, kapsamlı bir metafizik olmuştur. Bu metafizik Batı'yı uzun zamandır rahatsız eden, bilinç ve enerji arasındaki ikilemi, altta yatan bir gerçeğin birbirini tamamlayan yönleri olduğunu göstererek aşmayı sağlamıştır. Bu hipotez doğa ve insanın daha ince ve problemli yönlerinin bütünleştiği bir çerçeve sağlamaktadır, böylelikle holistik bir dünya bakışma olan umutlarımızı da gerçekleşebilir kılmaktadır.
    Yeni fizikle birleştiğinde bu metafizik, insan bilincinin yüksek boyutlarını evrensel alanlar olarak tanımlama kavramını sunmaktadır. Bu gelişmeyi, Bütünleyici Eğitim Merkezi'nin ve onun yaratıcı dergisi olan Main Currents in Modern Thought'un kurucusu olan F. L. Kunz'a borçluyuz. Sonuç olarak, bu araştır­ma alanı henüz yeni ortaya atılmış olmasına rağmen, daha önceden bilimsel veya tıbbi verilerle uzlaştırılması zor olan fenomenlerin sistemleştirilmesi ve açıklanması şimdi mümkün olmaktadır.

    Blavatsky'nin katkıları geniş çapta kabul görse de görmese de, paranormal alandaki gelişmelerin, onun devrim yaratan eserinden kaynaklandığı söylenebilir.
    Bir başka olağanüstü bayan da Blavatsky'nin yazılarına olan ilgisi sonucu teozofi hareketine katılan Dr. Annie Besant'dır. Fabian Derneği'nde Charles Bradlaugh ile birlikte insan hakları konusunda büyük çabalar sarf eden bir sosyal reformcu olan Dr. Besant, Teozofi Derneği'nin başkanlığına geçti ve Hindistan'a yerleşerek burada birkaç eğitim enstitüsü kurdu. Meşhur New India adlı dergiyi çıkardı ve İngilizler tarafından Hindistan'ın bağımsızlığına yönelik çabaları nedeniyle hapse atıldı. Kırk yaşlarının sonlarına doğru durugörü yeteneğini geliştirdi ve C.W. Leadbeater ile Occult Chemistry (Okült Kimyası), Thought Forms (Düşünce Şekilleri) ve Man and His Bodies (İnsan ve Bedenleri) adlı kitapları hazırladı. Sonraları, Hindistan halkı için çalışmalara gömülünce psişik yeteneklerini bilerek kapattı ve durugörü incelemelerine son verdi.
    Charles W. Leadbeater, özellikle ölüm sonrası yaşamın şartları üzerine gözlemlerini içeren kapsamlı yazıları olan, çok değerli ve yetenekli bir durugörürdür. Konusunda en çok okunan kitaplardan biri olan Şakralar’da olduğu gibi, insanın aurasını ta­nımlayan Görünen ve Görünmeyen İnsan kitabında da kullandığı daha ince boyutların tanımları paranormal araştırmalar konu­sunda klasik olarak kabul edilir. Zihnin, hassas kişilerce görülebilen, elle tutulur formları yaratma yeteneği olduğunu savunan Düşünce Şekilleri adlı kitap Mondrian ve Kandinsky gibi birçok ressam üzerinde de etkili olmuştur.
    Diğer tanınmış duru görürler arasında, The Kingdom of the Gods (Tanrıların Krallığı) gibi, melekler alemi hakkındaki kitaplarıyla bilinen Geoffrey Hodson bulunmaktadır. Birçok tıbbi araştırma da yapmış olan Hodson, bu çalışmaları An Occult View of Health and Disease (Sağlık ve Hastalığa Okült bir Bakış) adlı kitabında bir araya getirmiştir. Bir durugörür olarak doğmadığı ve ancak ilerleyen yaşlarında bu yeteneği geliştirdiği için, Science of Seership (Kahinliğin Bilimi) kitabında olduğu gibi bu konuya özellikle önem vermiştir.
    Phoebe Payne Benci i t'in durugörü yeteneği, esas olarak eterik düzeydeydi. Bir fizikçi olan kocası Laurance Bendit ile birlikte, gözlemlerine dayanan sağlık ve hastalık incelemelerini yazmış ve Mans Latent Power (İnsanın Saklı Güçleri) adlı bir kitap yayınlamıştır. Bu kitapta bilinçli durugörü ve trans medyomluğu arasında gözlemlediği farkları anlatmıştır.
    Daha çok teorik ve felsefi katkıları olan araştırmalarda önemli rol oynayan başka kişiler de vardır. İçlerinden en ünlüsü Antropozofi Derneği'nin kurucusu Rudolf Steiner'dir. Bu hareket, teozofi hareketiyle ortak birçok kavrama sahiptir fakat onlar metafiziğin; matematiğe, eğitime ve sanata uygulanışı gibi yeni düşüncelerle bir hayli önem taşımaktadır. Alışılmamış şekilde çok yönlü bir adam olan Steiner, durugörü yeteneğini doğayı incelemek üzere kullanan bir bilim adamıydı. Bu gözlemlerin sonucunda, bir hastalığı önlemek için, birlikte ekilmesi uygun olan bitkiler üzerine teoriler geliştirmiştir. Antropozofi Derneği'nin desteklediği tarım projelerinde hala onun tavsiyeleri kullanılmaktadır. Eğitim konusundaki prensipleri ise, başarılı Steiner ve Waldorf okullarının olduğu kadar, Derneğin öğrenme güçlüğü olanlar ile yaptığı başarılı çalışmaların da temelini oluşturur.
    Ezoterizm alanında hala sözü geçen başka bir öğretmen de, telepatik yetenekleriyle de tanınmış olan Alice Bailey'dir. En çok Tibetli bir usta olan Djual Khul'dan telepatik olarak aldığı bilgiler üzerine yazdığı yazılarla tanınmıştır. Bu yazılar H. P. Blavatsky'nin eserinden kaynaklanır, ancak birçok detayda ondan farklıdır; yazarına göre, ilham kaynağından çok kalitesi ile değerlendirilmelidir.
    Nikola Tesla'nın sergilediği paranormal yetenek ise biraz daha farklı bir türdedir. Elektrik enstrümanlarının geliştirilmesinde büyük yeteneği olan Tesla, elektriğin şelalelerden nasıl üretileceği konusunda bir vizyonu olduğunu kaydetmiştir. Ve bu, yirmi yıl sonra, 1896'da Niagara şelalesinde bir dinamo ile gerçekleşmiştir. Söylendiğine göre, istediği zaman deprem oluşturabiliyor, hatta kırk metre uzunluğunda şimşekler çaktırabiliyordu. Bir keresinde herhangi bir iletken kullanmadan yirmi beş mil ötedeki iki yüz ampulün yanmasını sağlamıştı. Amerikan Ansiklopedisi onu şu şekilde tanımlar: "İçgüdüsüyle gizli bilimsel sırları hissedebiliyor ve keşfedici yeteneğini, hipotezlerini kanıtlamakta kullanıyordu."
    Değişik şekillerde paranormal konuları araştırmış olan bilim adamlarına baktığımızda, Baron Karl von Reichenbach'ın çalışmaları dikkati çeker. Kendisi parafin, kreosot ve pitakolu keşfeden bir kimyacı idi, aynı zamanda meteoritler konusunda bilgi sahibiydi ve imparatorluğu Tuna nehrinden Rhein nehrine kadar uzanan bir sanayiciydi. 1845 yılında, "Manyetizma, Elektrik, Isı, Işık ve Bunların Canlılık Gücüne olan İlişkisi" adlı, tartışmalara yol açan yedi yazı yayınladı. Bu yazılarında "odik ışık" adını verdiği şey için kanıtlar sunuyordu. Yaşam alanına benzeyen bu ışığı algılayabilen denekler üzerinde dikkatli ve detaylı gözlemler yaptı. Çalışmaları Avrupa bilimsel toplulukları tarafından reddedildi ancak William Gregory tarafından kabul görerek, İngilizce'ye tercüme edildi.
    Talyumu keşfeden ve radyometreyi icat eden İngiliz kimyacı ve fizikçi Sir William Crookes (1832-1919), araştırmaları sayesinde, "radyan madde" veya "dördüncü haldeki" madde hakkındaki teorisini geliştirdi. Az bulunan toprakların, özellikle itriumun doğası üzerindeki incelemeleri onu, tüm elementlerin tek bir ezeli maddeden evrimleştiği teorisine ulaştırdı. Researches in the Phenomena of Spiritualizm (Spiritüalizmin Fenomenleri Üzerine Araştırmalar) adlı eserinde de kanıtladığı gibi, psişik fenomenlerin keskin bir öğrencisiydi ve paranormal ile, bilinen fizik kanunları arasında bir ilişki oluşturmaya çalıştı.
    Psişik fenomenlerin incelemesine bilimsel yaklaşıma katkısı olanlar arasında yer alan diğer kişiler şunlardır: Walter J. Kilner, Dr. Alexis Carrel, Tokyo Emperyal Üniversitesinden Profesör T. Fukurai (bu alana olan ilgisinden dolayı işini kaybetmişti), telepati ve durugörü üzerine araştırması istatistik verilere dayanan Joseph Banks Rhine, Cambridge Üniversitesi'nde biyolog olan ve insan aurasını araştıran Oscar Bagnali, telepati üzerine deneysel çalışmalar yapmış bir gezgin olan Sir George Hubert Wilkins. Olağanüstü tıbbi çalışmaları hala araştırma ve inceleme konusu olan Edgar Cayce'den özellikle bahsetmemiz gerekir.
    Birçok araştırmacı, psişik fenomenleri değişik test etme yollarıyla geçerli kılmak için ciddi çabalar harcamıştır. Evelyn M. Penrose, su kaynakları, mineraller ve arkeolojik yerleri bulmak üzere Kanada ve Avustralya hükümetlerine çalışan psişik yetenekleri olan bir kişiydi. Psişik Araştırmalar Cemiyeti'ne bağlı olan Dr. Andrija Puharich ve Dr. Charles Osis birçok psişik kişinin paranormal yeteneklerini kapsamlı olarak belgelemişlerdir.Sovyetler Birliği kadar Birleşik Devletler hükümeti de, lazer ışınlarının yönünü değiştirmek, manyetik alanları değiştirmek, uzaktan nesneleri görmek ve hareket ettirmek için zihnin henüz keşfedilmemiş güçlerini araştırma olasılıklarını sessizce sürdürmektedirler. Sheila Ostrander ve Lynn Schroeder, Psychic Discoveries Behind the Iron Curtein (Demir Perde Arkasında Psişik Keşifler, 1970) adlı kitaplarında, Rusların bu alandaki çalışmalarını belgelemişlerdir. Russell Targ ve Harold Puthoff ise, Mind Reach (Zihne Ulaşma, 1977) adlı kitaplarıyla Amerikalıların bu konudaki araştırmalarını yayınlamışlardır. Daha yakın bir tarihte Targ, Keith Harary ile birlikte çalışarak The Mind Race (Zihin Yarışı, 1984) adlı bir başka kitabı yayınlamıştır.
    Son yıllarda, yüksek duyum algılamasının değişik türlerine karşı yeteneği olan birçok kişi, farklı alanlarda araştırmacılarla birlikte çalışmıştır. Stephan A. Schwartz Alexandria Project adlı kitabında, "uzağı görme" yeteneği olan psişik kişilerin, kendi arkeoloji projesinin başarılı olmasına nasıl yardımcı olduklarını ve o bölgedeki çalışmaların, bu kişilerin izlenimlerini nasıl doğruladığını yazmıştır. Bazı kişiler de batık gemilerdeki su altı hazinelerini (bu tekniği kullanarak) bulmuşlardır. Başka bir alanda, Londra'daki Kings Kolejinde fizikçi ve matematikçi olan John Taylor, Superminds (Süper Zihinler, 1975) adlı kitabında psişik olarak bükülen metallerin, fiziksel olarak bükülenlerden ne kadar farklı olduğunu anlatmaktadır.
    Sağlık ve şifa alanında, Kanada Montreal'daki McGill Üniversitesi'nden Dr. Bernard Grad, laboratuvarda şifa enerjilerinin bitki ve fareler üzerindeki yararlı etkilerini araştırdı. Albay Oskar Estabany adındaki bir şifacının, farelerdeki yaraların iyileşme hızını artırma ve zarar görmüş bitki tohumlarının filizlenmesi konusunda ulaştığı başarıyı anlatmıştır. Bu testlerin hepsi kontrollü şartlar altında yapılmıştır. Dr. Grad bitkilerin, zihinsel olarak morali bozuk kişilerin yanında, normal insanların yanında olduğundan daha çabuk solduğunu da gözlemlemiştir.
    Bu araştırmayı devam ettiren hemşire Justa Smith, tripsin enziminin faaliyetinin Albay Estabany'nin elleri ile verdiği şifa ve manyetik bir alanın etkilerine maruz kalması arasındaki karşılaştırmayı hedef alan bir proje geliştirmiştir. Albaydan, enzim solüsyonunun bulunduğu ağzı kapalı cam kavanozu iki elinin arasında yetmiş beş dakika tutması istenmiş ve sonuçlar Hemşire Justa tarafından "Enzim Aktivitesi üzerindeki Paranormal Etkiler" adı altında yayınlanmıştır. Sonuçta, "sunulan kanıtlara göre, tripsin solüsyonunun Albay Estabany'nin ellerini kullanarak verdiği iyileştirici güce maruz kalmasının, nitelik ve nicelik olarak bir manyetik alana maruz kalmasına benzer bir etki oluşturduğu tespit edilmiştir.Bu da, iyileştirmenin bir manyetik alan tarafından gerçekleştirilebileceğini gösterir." Böylece, bu araştırma göstermiştir ki, her şifa verici, Albay Estabany'nin başarılarını tekrarlayamamış olmasa da, bazı şifa vericilerin elleri ile dokunulduğunda, bazı biyolojik değişimler oluşabilir.
    Bu kısa incelemeyi tamamlarken, bilimsel topluluklarda yavaşça kendini göstermekte olan ve duyular dışı araştırmalara daha açık bakan, değişen tutumların öneminden bahsetmek isteriz. En devrimci gelişme ise, bilincin fiziksel varoluştaki kritik ve sürekli rolünün kabul görmesidir. Birçok bilim adamı henüz böyle bir rolü tartmaya hazır olmadığı için, bunu destekleyen birkaç açıklamada bulunmak istiyoruz.
    Fizik alanında Nobel ödüllü Prof. George Wald 1985'teki bir konuşmasında şunları söylemiştir: "Bilincin fiziksel olarak varlı­ğını veya yokluğunu saptamak hiçbir zaman mümkün olmayacak tır... [o] sonsuz ve yaygın bir şeydir, tüm gerçekliğin tamamlayıcı bir yönüdür." Descartes'ın zihin ve maddenin temel düalizmine dayanan meşhur sorusuna cevaben, The Self Organizing Universe (Kendini Organize Eden Evren) adlı kitabında Eric Jantsch şöyle yazar: "[yaşayan] sistemin kendisini organize ettiği ve yenilediği ve geliştiği süreçlerde, zihin doğal olarak bulunmaktadır". Benzer şekilde, kuantum fizikçisi Erwin Schroedinger, What is Life? (Hayat Nedir?) adlı kitabında şöyle yazmıştır:
    "Bilinç, canlı maddenin öğrenmesiyle ilişkilidir".

    Larry LeShan ve Henry Margenau Einstein's Space and Van Gogh's Sky (Einstein'm Uzayı ve Van Gogh'un Göğü) adlı kitaplarında, bir fizikçi olan A. S.Eddington'ın 1926'daki sözlerinden bir alıntı yapmışlardır: "Dış dünyanın, materyal bir dünya ve ruhsal bir dünya olarak ikiye bölünmesi yüzeyseldir". Bilincin etkinlik alanının niteliklerini tartışırken, "gözlemlenebilen şeyler duyusal alemdeki şeylerden belirginlik ve ayırt edilebilirlik konusunda farklı olacaktır. Bu alemde 'şeyler' değil, sadece 'süreçler' vardır." sonucuna varmışlardır. Ayrıca, "gözlemlenebilen şeylere kısıtlı bir şekilde ulaşılabilir yani bunlar sadece bir kişi tarafından gözlemlenebilirler. Bunun tersi ise, birçok diğer alemdeki gözlemlenebilen şeylerin halka açık olmasıdır." Bu ifadelerin bizim inceleme konumuzla yakından ilgisi vardır.
    Son olarak, fizikçi David Bohm'un Wholeness and Implicate Order (Bütünlük ve Saklı Düzen) adlı kitabından aşağıdaki bölümü eklemek istiyoruz. Bu, bizim araştırmamız için, en iyi çağdaş gerekçeyi çağrıştırmaktadır:
    Bilincin kolayca ulaşılabilen belirgin içeriği, çok daha geniş olan saklı bir arka planın içinde bulunmaktadır. Bu da sırasıyla, sadece genelde farkında olmadığımız katmanlardaki nörofizyolojik süreçleri kapsayan bir ortamda değil, fakat fark edilir şekilde algılanan, "boş" uzayı dolduran enerji "denizine" benzetilebilen, bilinmeyen (ve batta sonuçta bilinemeyecek) içsel hissediş derinliklerini içeren, daha büyük bir ortamda bulunmalıdır.

    Araştırmalarımız kesinlikle bu görüşü desteklemektedir. Nörofizyolojik süreçlerin, bilincin kapsamındaki değişikliklerle birlikte oluştuğu (veya bazen önce geldiği) gerçeği, bu incelemeden çıkarılan önemli bir sonuçtur; belki daha da çarpıcı olan, sadece "boş" uzayı doldurmakla kalmayan "enerji denizi"nin, şakra denilen bilincin organları tarafından odaklanması ve işlenmesidir.
    Bilinç ve maddenin, var oluşun ayrılmaz parçaları olduğu fikri, paranormal fenomenler için hem bir kapsam hem de açıklayıcı prensip sağlayan ezoterik veya teozofik bir düşüncedir. Burada sunulan araştırmanın ikili bir amacı vardır: Öncelikle Duyu ötesi algılamanın geçerliliğini sınamaktadır; ancak daha da önemli olarak, bilincin bazı boyutlarını ve onlarla fiziksel gerçeklik arasındaki etkileşimi açıklamaktadır.
    ( Şakralar ve Enerji Alanları - Dr.Şefika Karagülle & Dora Van Gelder Kunz )





  2. #2

    Üyelik tarihi
    Ara-2011
    Mesajlar
    3
    Konular
    0
    selam. ben sitenizi uzun bir süredir takip ediyorum ama yeni üye oldum sayılır. bundan bir sene önce bir anlık bir şeyler görüyordum gözümün önüne geliyordu gün içerisinde o olayı yaşıyordum. bu 3-4 ay devam etti. o dönemler bu konularla ilgili araştırmam ve bilgim yoktu. ama kendiliğinden gerçekleşiyordu. yetenek midir bilmem ama şimdi o yeteneğim yok göremiyorum. geri kazanmak için ne yapabilirim?
    (Yine o dönemlerde koku alıyordum olmadığı halde benim burnuma gelyordu. Çevremdeki kimse almıyordu benden başka. Koku olayı bazen tekrarlanıyor ama eskisi kadar sık değil. Bir kaç hafta önce enerji çalışması yaparken sesler duyuyordum kedi hırlaması gibi çok net kulağımın dibinden geliyordu kafamda yankılanıyordu. o da geçti.)