Toplam 1 sonuçtan 1 ile 1 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Bugün Bir Gizem, Yarı Bir Kabulleniş mi?

  1. #1
    hayiS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2012
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    161
    Konular
    41

    Bugün Bir Gizem, Yarı Bir Kabulleniş mi?


    Alexei Nikolayev - Çeviren: Yasemin Tokatlı




    Basında, Bilimsel ve Mühendislik Dernekleri Birliği altında Biyoenerjinin Bilimsel ve Teknik Sorunları Komisyonu’nun birkaç yıldır durugörürler ile bir deney yürüttüğüne dair haberler hep yayınlanmaktadır. Deney; Anatoly Krivtsov tarafından yönetilmişti. Aura-Z’nin muhabiri Alexei Nikolayev kendisi ile görüşüyor.

    —Durugörü yeteneği, bugün çoğu konuşmanın ve tartışmanın başlıca konusu. Nedir bu: gerçek mi yoksa hayal mi? Ve en sonunda, bilimcilerin durugörüye tavırları nasıldır?


    —İnsanlar -bunu tarihten biliyoruz- sıradan hayatta karşılaştıkları sıra dışı ve doğaötesi olan üzerinde düşünmüş ve bunu kendilerine göre açıklamayı hedeflemişlerdir. Bilgi eksikliği sebebiyle, bazen bu mistik ve dinsel yorumları ortaya çıkarmıştır. İhtiyaç duyulan şey; özünde karmaşık ve çelişkili olan fenomenlerin yansız, bilimsel bir değerlemesi idi. Bu amaçla, Cambridge’teki bir grup bilimci 1882’de Psişik Araştırma Derneği’ni kurdular.
    Ardından benzer dernekler ve gruplar Avrupa, Amerika ve Asya’nın diğer ülkelerinde ortaya çıkmaya başladı. Yüzyılımızın 50’li yıllarında, böylesi araştırmaların merkezi Avrupa’dan, üyeleri arasında biyologlar, kimyacılar, fizikçiler, psikologlar ve biyofizikçiler olan profesyonel bir Parapsikoloji Birliği’nin kurulduğu Amerika’ya kaydı.
    Rusya’ya gelince... 1932’de Prof. L.Vasilyev; Beyin Enstitüsü’nde, telepatinin fiziksel yapısını tanımlama amacıyla deneylere başladı. Uyarıcıyı (izlenimler yayan kişiyi) ve alıcıyı (izlenimleri alan kişiyi) metalik biçimde korunan odalara (Faraday kafesleri) yerleştirdi. Ama hiçbir şey -ne metal ve ne de güçlü duvarlar- bilginin telepatik biçimde nakledilmesini önleyemedi. Vasilyev’in deneyleri duyular dışı algılamanın veya uzaktaki bir kişiye psişik halleri ve düşünceleri aktarmanın gerçekliğini kanıtladı. Bu sonuçlar 30 yıl sonra, 1962’de basılabildi.
    O yıllarda, aralarında P.Gulyaev’in “İnsan Beyninin Korteksindeki Elektriksel Süreçler”i de olan ilginç kitaplar ortaya çıktı. “Duyu organlarını işe dahil etmeyen uzaktan düşünce aktarımı,” diye yazıyordu, “artık sağlam bir olgu olarak görülmelidir ve belki de kısa bir süre sonra pratik kullanıma sokulabilecektir.”


    Üç yıl önce Bilimsel ve Mühendislik Dernekleri Birliği; doğadaki enerji ve enformasyon alışverişi üstüne Tıp İlimleri Akademisi üyesi ve Klinik ve Deneysel Tıp Enstitüsü başkanı V.Kaznacheyev tarafından yönetilen bir komisyon oluşturdu. Komite şu an resmen doğal fenomenleri incelemektedir. Bir yıl önce Vasilyev Parapsikoloji Vakfı Rusya’da kuruldu ve artık kendine ait bir dergi yayınlamaktadır.


    —Parapsikologların fikirleri ve çıkarımlarının bilimciler arasında karışık tepkilere sebep olduğu iyi bilinmektedir. Günümüzde, geçmişte de olduğu gibi, bir hayli güçlü eleştirilere maruz kalmaktadırlar. Sizin görüşünüze göre, bu eleştirilerde haklı olanlar ve ataletin sonucu olarak dogmatik olanlar nelerdir?


    —Bilimde, hiçbir şey reddedilmemelidir. Bugün gizem gibi görünen şey, yarın belki anlaşılmış ve izah edilmiş olacaktır. Dolayısıyla, bir fenomen olarak durugörü çok samimi biçimde incelenmelidir.
    Ülkedeki birçok seçkin bilimcinin görüşü budur.


    —Birkaç yıl durugörürlerle yapılan bir deneyin bilimsel yöneticisiydiniz. Sonuç olarak vardığınız değerlendirmeler ve tahminler nelerdir?


    —Evet, deney aşağı yukarı altı yıl sürdü. Deney üç durugörürle ilgiliydi. Pedagog adayı Inga Panchenko, matematikçi Svetlana Chernetskaya ve tanınmış bir TV sunucusu olan Victor Balashov. Grubun eğitmeni, durugörü fenomenini teorik bir temele oturtarak büyük bir katkı sağlamış olan Prof. A.Chernetsky idi. Grup haftada bir veya iki kez toplanıyordu. Psikolojik olarak birbirine son derece uygun, ortak çıkarımız olan gerçeği bulma tarafından birleştirilmiş bir gruptuk. Deneyin amacı; psikotronikte “durugörü” veya “uzaktan vizyon” olarak bilinen metot tarafından sağlanan enformasyonun ne kadar otantik olduğunu saptamaktı. Son analizde, bilgi sağlamanın geleneksel olmayan metotlarını pratik kullanıma sokma olasılığını değerlendirmek zorundaydık.


    Deney sırasında, bütün şartlar çok sıkı biçimde gözlendi, durugörürün son derece sağlıklı olması gerektiği, günlük hayatında yüksek ahlaki standartlara uyması gerektiği ve diğer insanlara iyilikten başka bir şey yapmamış olması gerektiği gibi şartlar da dahil bütün koşullar çok sıkı biçimde gözlendi.
    Bizler için başlangıç enformasyonu; insanların fotoğrafları, yazılı belgeler, tarifler, şahsi eşyalar veya deneklerin kısa, sözel biçimde anlatılmaları idi. Fotoğraflar 50 yıldan eski değillerdi ve insanlar, teşhis esnasında binlerce kilometre uzaktaydılar (örneğin, Kabil’de). Başlangıç enformasyonu; durugörüre ya doğrudan ya da telefon ile görsel temas olmaksızın verildi. Durugörür; o kişinin ana özelliklerini sağlamalıydı: yaşı, mesleği, psikolojik özellikleri, sağlık durumu, bulunduğu yer, aile vb. Cevapların geçerliliği; otantik enformasyonla karşılaştırarak belirlendi. Sonuçlar; genel istatistik muameleye tabi tutuldu. Kısaca, deney başından sonuna kadar son derece sıkı bilimsel temelde yürütüldü.

    —Merak ediyorum: Durugörürler bireysel tarzlarını gösteriyorlar mıydı yoksa onları genel kurallara uyduran tek bir metodu mu izliyorlardı?

    —Hayır, yaklaşımları farklıydı ve bu, benim görüşüme göre, onların bireysel özelliklerine, düşünce tiplerine vb. bağlıydı. Grup halinde duyular dışı algılama diye bir fenomen de vardır. Buna göre, her bir durugörür tarafından sağlanan cevapların doğruluğu %60 iken, hepsi birlikte olduğunda bu oran %80’e yükseldi.

    —Genellikle teorinin başka şey, uygulamanın başka bir şey olduğu söylenir. Uygulamalı çalışmalarınızdan bir iki örnek verebilir misiniz?

    —Deneyde şöyle bir durum da vardı: Masaya, üstlerindeki resimler görünmesin diye sırtları çevrilmiş üç fotoğraf yerleştirdim. Bir dakika sonra Inga Panchenko’dan şu notu aldım: “Resimler oğlunuzun bir, 10 ve 20 yaşındaki halleri.” Doğruydu. Halbuki Inga oğlumu hiç görmemişti ve onun hakkında bir şey bile uymamıştı. O notu kağıtlarımın arasında hala saklıyorum.
    Derken Svetlana Chernetskaya’dan şu not geldi: “Bunlar oğlunuzun resimleri. Bir yıl içinde evlenecek. Nişanlısı şimdi 17 yaşında.” Şaşakalmıştım. Karım ve ben bile oğlumuzun kız arkadaşı hakkında bir şey bilmiyorduk. Ve Svetlana orada kızın görünüşünü, oturduğu evin mobilyalarını ve diğer detayları tarif ediyordu. Ne düşünürdünüz? Bir yıl sonra her şey tam Svetlana’nın tahmin ettiği gibi meydana geldi.
    Eğer birisi böylesi bir vakadan daha önce söz etmiş olsaydı, muhtemelen ona inanmazdım ama işte, her şey, sanki daha önceden ayarlanmış bir plana göre kendi ailemin içinde oldu.
    Chernetskaya’nın vizyonu çok işlevli idi; aynı anda hem yakın zamanla hem de uzak zamanla ilgiliydi, tıpkı deneyin açıkça gösterdiği gibi. Diyelim, bir fotoğrafı inceleyip veya bir zarf içine konmuş bazı belgeleri incelemedi -bunun hakkındaki bilgiyi zarfın içine bakmaksızın verebilirdi. Aklıma gelmişken, onun tıbbi teşhiste de %80’i aşkın bir başarısı var.
    İşte bir örnek daha: Kısa bir süre önce bir iş nedeni ile bir organizasyona uğramıştım. Oradaki bir çalışan, durugörürlerle ilgilendiğimi öğrenince, onlardan birinin hastalığını teşhis etmesini rica etti. Chernestkaya’ya telefon ettim. Derhal kadının görünüşünü tarif etti ve kadının tiroit bezinde, bezelye kadar bir iyi huylu tümörü olduğunu söyledi. Bu kadının ruh halini bir hayli iyileştirdi. En kötüsünden korkmuş ve doktora gitmemişti. Sonra gitti. Bir radyoizotop testi tümörün varlığını, boyunu ve karakterini onayladı.
    Şüphesiz Inga Pancehnko ve Victor Balashov’un uygulamalı çalışmalarında da bir bu kadar ilginç ve ikna edici örnekler bulunuyor.

    —Şimdilerde birkaç okul ve kurs medyom, durugörür ve şifacılar yetiştirmek üzere kurulmakta. Diploma ve sertifika da veriyorlar. Kişi gerçekten durugörmeyi öğrenebilir mi?

    —Sanmıyorum. Durugörü esasen doğanın bir hediyesidir. Ya sahipsinizdir ya da değil. Okullarda veya kurslarda eğitilmek sadece bunun hakkında genel bir fikir verebilir, fazlasını değil. Ben bu konuda illüzyonlarla avunmazdım.

    —Bu arada, deney sırasında şans eseri siz de durugörür oldunuz mu?

    —Hayır, olmadım. Bunun için gerekli doğal eğilimden yoksunum. Ama beni ilginç ve yetenekli insanlarla
    temasa geçirdiği için talihime müteşekkirim. Onlardan öğrenecek çok şey var, onlardan kazanılacak çok yararlı bilgiler var.

    —Ve son sorum: Durugörü uygulamak zararlı mıdır? Ya da insanların sağlığını veya çevreyi tahrip edebilir mi?

    —Bu basit bir soru değil. Durugörürler yumuşak bir kalbe ve temiz ellere sahip olmak zorundalar. Gazeteler sık sık kitle halindeki seyircilerin önünde görünen medyomları haber yapıyorlar. Kişi bununla nasıl tedavi edebilir? Psişik enerjide bir uzman, doktor ve ekolog olan Bulgar bilimci Todor Dichev’in fikrini alıntılamama izin verin. O, böylesi kitle seanslarının biyoenerjinin kabarmasına sebep olduğunu düşünüyor. Sonuç olarak, her birimizin içinde, kötü olan her şey -kötücül, yıkıcı olan her şey- çoğalır. İnsanın koruyucu güçleri böyle anlarda zayıflar. İnsanların saldırganlığı artmakta, fiilleri daha az tahmin edilebilir hale gelmektedir. Gördüğünüz gibi, böylesi seanslardaki biyoenerjinin etkisi, onun görüşüne göre, pek de güvenli değildir. Ben durugörürlerin ve medyomların yoğun çalışmasının ortamı enformasyonla kirlettiğini ekleyeceğim. Bu insanların sağlığını nasıl etkileyecektir? Bu, daha özel bilimsel bir araştırmayı gerektirmektedir.




    Kaynak: Aura-Z Digest




    Alıntıdır...