Tüm sokakların neden bir gizli geçidinin olmadığını söylemeyen sen; söyle neden sen!
Sonbaharın menisini yüzüne süren çorak bir kız çocuğu gibi yüzüm.
Sarı yaprakların idrarlarla karışık buruşukluğu değiyor yanaklarıma.
Etin çekildiği yerde kemiğin çığlık çığlığa kendini kırdığı sahnenin tam ortasındaki benim. Mezeleri süsleyip; elma dilimlerini göğüslerinde gezdirenim.
Üstüne basılan bir çıyan yavrusunun ilk ve son akıttığı kanda saklanan,
elinde fener gecenin görünmez hayaletine aşık bir fahişeyim.
Ellerimde soluk benizli evrimler taşıyan, tamamlanmak uğruna her gün o adaletsiz törelerinin altına yatan benim.
Mimiksiz yüzlerden geçtim, minik suskunluklarına ölümler verdim.
Ben o sana yakışmayanı oynayan ve oynadıkça kızlığına merhametsizlik eden fahişeyim.
Umutlar kırar, milliyetlerine ulaşmak isteyen kız ve oğlanların dilek ağaçlarındaki kumaş parçalarını mahreme konduranım.
Ben yonca yapraklarının belki de son diliminde bulman gereken dört yapraklı yalanıyım. Kandırılan arayışının en temel sebebi, içindeki iyiliği bahse yatıran arabic fahişeyim. Zalimin kana susadığı andaki gözlerde beliren şeytani kıvılcımın kaidesiyim.
Demezler,
Bilemezler,
İsteseler de benden geçemezler ama unutmazlar!
Ben söküğünü kanın pıhtısıyla diken fahişeyim.
İki tekerin üstünde sahile salınmış dili dışarıda biçimsiz varlıkların olmayan beyinlerindeki tek dürtüyüm. Uçuruma koşar adımlarla koşup, umut sanıp, sarılıp, bandajlı gözlerin bezden sızan kanın farkına varamayan türk filmlerindeki masum kızların gözlerini yiyenim. Ben var ya ben; ben 70,80,60, ve 90 ‘lıların hatırlanmaması gereken münasebetiyim. Evrenin dönüş hızına küsen, intihara yakın insanların en derinlerinde yatan hissiz fahişeyim.
Dans ettiğim sokaklara gece yarıları kezzap döküp sek sek oynayan çocukların tabanlarını yakanım. Et parçacıklarını zar dikmek için sabahları masa lambasının ışığında çalışırım. Pergellerle anlaşamadığım için çemberlerin başta gelen düşmanıyım. Pembe panjurlu pencerelerin önündeki saksılara dikilmiş günah tohumuyum. Olgunlaşmam zaman alır sansalar da ben; bir tükürükle büyümeyi bilen bir fahişeyim. İçinin çirkinliği dudaklarının bol sıvılı uçuklarından akan sarı-siyah bir akşamım. Güneşi batırıp o görmeden, ay’a gizli sevdalar anlatan benim. Sevda dediğime bakma! Hepsinin içinde bolca kan var. İşte ben o biçim bir fahişeyim ki sevdalara bile çokça yalan katan sıyrılmış tenindeki acıya merhametsizlik dolayanım. Ümidini peçesinde sakladığını sanan teseddürlünün içi çıplak kapalı yanıyım. Pazarlanmaya acıkan, meydanda iliklerine kadar soyulup satılması beklenen kılçıklı balığım. Derimde zenginlikler yok belki ama bende senin ‘sizinlerindeki’ artık çok eskimiş aldanmışlıklarındanım. Hoşça kal denmez bir fahişeye. Her fahişe hoş tutabilir gönlünü senin bildiğince?
Anahtar Kelimeler: FahiÅŸe