Toplam 4 sonuçtan 1 ile 4 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Blavatsky’den Ormuzd ve Ahriman Üzerine Düşünceler…

  1. #1
    Logii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May-2009
    Bulunduğu yer
    Tekirdağ
    Mesajlar
    234
    Konular
    44

    Blavatsky’den Ormuzd ve Ahriman Üzerine Düşünceler…


    Blavatsky’den Ormuzd ve Ahriman Üzerine Düşünceler…



    Dünya dinlerinin alegorileri içinde hiçbiri, Ahura Mazdaveya Angra Mainyu ya da modernize edilmiş formlarıyla Ormuzd ve Ahriman adı verilen Zerdüştçülük Dini’nin iki kardeş gücü hakkında felsefi olarak daha derin, daha geniş, daha açık ve net ve fikir verici değildir. Yüce ve Bilinmez Prensipten (1) yayılan bu iki unsurun; sınırsız zamanın çocuklarının (Zeruana Akarana) iki tezahürü ortaya çıkmaktadır; bunlardan ilki “İyi Düşünce” (Vohu Mano), diğeri ise “Kötü Düşünce”dir (Ako Mano). Işığın Kralı ya da Ahura Mazda ilksel ışıktan (2) hasıl olmuştur ve “Kelam” vasıtasıyla şekil vermekte; Honover’i (Ahuna Vairya), saf ve kutsal dünyayı yaratma eylemini gerçekleştirmektedir. Ancak Angra Mainyu, kardeşi kadar temiz doğmuş olmasına rağmen onu kıskanır ve evrendeki her şeyi bozar, tıpkı dünyada da gittiği her yerde günah ve kötülük ürettiği gibi.
    Şu anki düzlemimizde bu iki güç ayrılmazdır ve tekamülün bu aşamasında biri olmadan diğer anlamsız olurdu. Dolayısıyla bu güçler tezahür etmiş Tek Yaratıcı Gücün zıt kutuplarıdırlar; bu yaratıcı güç dünyaları inşa eden Evrensel Kozmik Güç olarak görülür ya da insani boyutunda ele alındığında onun vasıtası düşünen insandır. Çünkü Ormuzd ve Ahriman (sırası ile) İyi ve Kötü’nün temsilcileridirler; insandaki ve evrendeki ve evrenin içindeki her şeye ait ruhsal ve maddi unsurlardır. Dünya ve insan Makrokozmos ve Mikrokozmos olarak isimlendirilirler, yani Büyük ve Küçük Evren olarak. Küçük Evren Büyük Olanın yansımasıdır. Dışrak olarak bile Işığın ve Karanlığın Tanrıları hem ruhsal hem de fiziksel olarak, ister gökyüzünde ister yeryüzünde (3) olsun her zaman savaşan iki güçtür.

    *Parsiler (
    *Hindistan’a göç eden İranlılar) bugün belki kendi kutsal ve şiirsel alegorilerinin gerçek yorumlarını açığa çıkaracak anahtarların çoğunu kaybetmiş olabilirler ama Ormuzd’un ve Ahriman’ın sembolizmi öyle açıktır ki doğubilimciler bile onu geniş anlamlarını yorumlayarak hemen hemen doğru sonuca ulaşmışlardır.

    *Vendidad’ın
    (
    *Zerdüştlüğün kutsal kitabı Zend Avesta’nın bir bölümü) çevirmeninin (4) yazdığı gibi “Parsilerin Avrupa’dan ve Hıristiyanlıktan haberdar olmalarından çok önce Ahriman’ı otuz sene boyunca at olarak süren Tahmurath mitini açıklayan yorumcular eski efsanevi kralın ayağını kötü tutkuları zaptetmek ve Ahriman’ı insanın yüreğinde tutmanın sembolü olarak yorumladılar”. Aynı yazar Mecusiliği şöyle özetlemektedir:
    “Dünya, tıpkı şimdi olduğu gibi iki açılımlıdır, iki karşıt varlığın bir çalışmasıdır; Ahura Mazda, iyilik prensibi ve Angra Mainyu kötülük prensibi. Dünyadaki iyi olan her şey Ahura Mazda’dan, kötü olan her şey ise Angra Mainyu’dan gelir. Dünyanın tarihi bunların çatışmasının tarihidir; Angra Mainyu Ahura Mazda’nın dünyasını nasıl istila edip bozmuş ve en sonunda oradan nasıl kovulmuştur, onu anlatır. Bu çatışmada insan aktiftir ve bu mücadelede önüne konan görev Ahura Mazda’nın Zerdüşt’e vahyettiği yasada belirtilmiştir. Belirlenen süre geldiğinde, yasa koyucunun oğullarından biri olan, henüz doğmamış olan Saoshyant (Sosiosh) ortaya çıkacak, Angra Mainyu ve cehennem helak edilecek, ölüler dirilecek ve tüm dünyaya ebedi bir mutluluk hakim olacaktır.”
    Yazıda bazı kelimeler italik yazılarak vurgulanıyor, çünkü bunlar ezoterik içerikli anlamlar taşıyor. Zerdüştilerin Kutsal Kitapları, tıpkı Doğu’nun tüm diğer kutsal kitapları gibi ezoterik açıdan ele alınarak okunmalı. Zerdüştiler pratik olarak iki dine sahiptiler tıpkı diğer hemen tüm kadim uluslar gibi. Bunlardan biri halk için, diğeri ise inisiye rahipler için. Öyleyse ezoterik açıdan altı çizilen sözcüklerin özel bir önemi olmalı, ki bu da ancak okült felsefe çalışması yapılarak elde edilebilir. Dolayısıyla Angra Mainyu, doğrulandığı üzere, veçhelerinden birinde insanın en alt seviyedeki doğasının cisimleşmesidir, kötü tutkuları ve kutsal olmayan istekleri ile ona ait olan cehennem ise dünyada yerleşmiş olmalı ve yeri bulunmalı. Okült felsefede bundan başka bir cehennem yoktur ve insanın bu özel sefilliği ile kıyaslanabilecek başka bir hal de yoktur. Hiçbir “ateşte yanmayan” ruh, “söndürülemeyen ateş” ya da “asla ölmeyen kurt” (5) dünyadaki bu umutsuz sefaletten daha kötü olamaz. Ama yine de tıpkı bir zamanlar başlangıcı olduğu gibi bir sonunun olması gerekir.
    Ahura Mazda
    (6), İlahi Olan’dır ve dolayısıyla “Sınırsız Zaman”ın ölümsüz ve ebedi sembolüdür, insanın güvenli sığınağı, ruhsal barınağıdır. Ayrıca zaman da iki açılımlı olduğundan ve Sınırsız Olan içinde sınırlı ve ölçülü bir zaman olduğundan Angra Mainyu yalnızca periyodik ve geçici bir kötülüktür. O, homojenlikten gelişmiş heterojenliktir. Kozmik planlardan farklılaşan bir doğada tezahür eden Ahura Mazda ve Angra Mainyu, belirlenen zamanda içsel ya da ilahi bireysellik ve diğer dışsal kişilik; görünür ve görünmez unsurların ve ilkelerin bir birleşimi olarak insanın ikili türünün temsilcilerine dönüşür. Gökyüzünde olan ne ise dünyada olan da odur; Yukarıda olan ne ise Aşağıda olan da odur. Eğer insandaki ilahi ışık, Yüksek Benlik kendini de kapsayan ve Ormuzd’un da yedincisi olduğu yedi Ameshaspends’i oluşturursa; Ahriman, düşünen kişilik ya da hayvan ruhu da bunun üzerine yedi Ameshaspends’in zıddı olan yedi Archidev’i meydana getirir.

    Yaşam siklusu içinde iyi Yazatalar, 99,999 Fravashi (7) ve hatta “Kutsal Yedi”, Ameshapend’lerdir (8) ve onlar kötü Titanlar’ın ordusuna karşı hemen hemen güçsüzdürler. Bunlar insanın tutkularının ve günahlarının kozmik olarak karşıt güçlerinin sembolleridir (9). Kötülüğün temsilcileri dünyaya manevi ve fiziksel olumsuzluklar yayarlar; bunlar hastalık, fakirlik, kıskançlık, kibirlilik, çaresizlik, sarhoşluk, ihanet, adaletsizlik, acımasızlık, kızgınlık ve cinayet gibi hastalıklardır. Ahriman’ın rehberliği altındaki ilk evlattan olan insan arkadaşlarının ağlamasına ve acı çekmesine neden olur. Şeylerin bu hali ancak Ahura Mazda, yedi açılımlı ilah yedinci adını (10) üzerine aldığında bitecektir. O zaman Kutsal Kelam’ını Mathra Spenta (Ahura’nın Ruhu) *Saoshyant’ı (11) enkarne kılmak için gönderecek ve Saoshyant Angra Mainyu’yu ele geçirecektir. Sosiosh, Vahyin “inançlı ve gerçek” prototipidir ve Kalki-Avatar’daki Vishnu ile aynıdır. (*Tasavvuftaki karşılığı İnsan-ı Kamil, Neo Spiritüalizmde de Evrensel İnsan’dır. Ve ancak egonun belli derecelerde eğitiminden sonra yaşamının kontrolu kişinin kendisinde olduğunda ve evrensel yasalara uygun bir yaşam yaşandığında bu hale ulaşılır. Çeviren notu)




    Ahuramazda
    Ormuzd ve Ahriman’ın her ikisinin de Dünyanın Kurtarıcısı olarak ortaya çıkması; beyaz bir atın üzerinde ardından gelen ruhlar ya da koruyucu melekler ordusu ile süt beyazı renkteki savaş atına binmiş bir halde (12) gelmesi beklenir. Ancak ondan sonradır ki ölüler dirilecek ve ölümsüzlük var olacaktır (13).
    Bu son anlattığım elbette ki tamamen alegorik bir ifadedir. Materyalizmin ve günahın ölüm olarak adlandırılmaya başlanması veya materyalistin ya da inançsız olanın spiritüel olarak ölü bir insan kabul edilmesi okült bir anlayışa dayanmaktadır. Okültizm fiziksel kişiliği hiçbir zaman insan olarak kabul etmemiş, ayrıca Paul’ün İncil’de Romalılar’a olan mektubu doğru olarak anlaşılmamıştır. Dolayısıyla insanlık için belirlenen zaman (mevcut devremizin sonu) geldiğinde, büyük maddeleşme siklusunun sonunda, bazı belirli bütünsel değişimler gerçekleşecek ve gerçeğin daha net bir şekilde ruhsal idrakine varılacaktır. Maddeden kurtulmak, buna oranla günahtan kurtulmak demektir. (Bedenli halde yaşarken maddeden tamamen kurtulmak mümkün değildir ama maddeye egemen olunabilir ve onun gücü kontrol altında tutulabilir.)
    Yedinci Irkın ortasında bir okült kahin iki çatışan gücün mücadelesinin (Buddhi ve Kama Manas) hemen hemen ölmüş olacağını söylemektedir. Düzelmeyecek denli günah, kötü, acımasız ve yıkıcı olan her şey elenecek, hayatta kalanlar ise cinayetler, jeolojik sarsıntılar ve diğer yıkım vasıtaları ile karmik bir gelgitle beraber süpürülecektir.
    Beşinci devre daha yüksek bir insanlık türünü beraberinde getirecektir ve zeki doğa her zaman tedriç yasasına göre hareket ettiğinden bu devrenin son ırkı da mutlaka gereken materyali geliştirmelidir. Bu arada, bizler dördüncü devrenin beşinci ırkında, Kaliyuga’da pazarlık dönemindeyiz.

    Ruh ve madde, ışık-iyilik ile karanlık-kötülük arasındaki ölümcül savaş dünyamızda zıtların, kontrastların bitki ve hayvan doğasında ilk kez ortaya çıkışlarıyla başladı ve insan şu anda olduğu kadar bencil ve kişisel bir varlığa dönüştüğünde hiç olmadığı kadar da şiddetlenerek devam etti. Yanlışlık yerini doğruya; bencillik yerini diğerkamlığa bırakana ve yüksek adalet insanın yüreğinde hakim olana kadar da sona erme şansı olmayacak. O zamana kadar, gürültülü savaşın öfkesi dinmeyecek. Buna neden olan özellikle bencilliktir, kibir hissinin de desteklediği ve yedi ölümcül günahın nedeni olan, yeryüzündekive gökyüzündeki her şeyin ötesinde sadece Kendini Sevmek’tir.

    *Ashmogh
    (*Ahriman’ın öğrencisi),acımasız iki ayaklı yılan o kadar kolay küçülmez. Zavallı yaratığın önünde, karanlığın pençelerindeki insan ışık vasıtasıyla özgürleştiriliyor, bu ışık kendini bilme ışığıdır, insan kendini bilmek zorunda. Delf’in emirlerini izleyen insan gerçek kendisi ile kişiliği arasındaki farkı öğrenmeye başlamadan önce onun heterojen doğasının her bir kuytu köşesini öğrenmek ve ona hakim olmak zorundadır. Bu zor görevi başarmak için iki koşul mutlaka gereklidir: Kişi uygulamada yüksek Zerdüşt anlayışını iyice fark etmelidir: “İyi düşünceler, iyi kelimeler, iyi eylemler” gerçekleştirilmeli ve onları sadece ağzıyla tekrar etmekten ve şekilsel bir gözlemlemeden ötede insanın ruhuna ve kalbine silinemeyecek şekilde işlenmelidir. Her şeyden önce insan, yeniden dirilmenin diğer tarafındaki kibrini kırmalıdır.
    İşte size eski Zerdüştlük çalışmalarından nasihat içeren bir fabl ve çarpıcı bir alegori.
    Angra Mainyu’nun gücünün ilk başlangıç aşamasında o ve onun günahkar kötülerden oluşan ordusu, Işığın ordusuna yaptıkları her şeyde karşı çıktılar. Şehvet ve kibir, bozgunculuk ve küfür şeytanları sistematik olarak Kutsal Olanlar’ın çalışmalarını bozdular. Güzel çiçekleri zehirli ve parıltılı öldürücü yılanlara, tanrılığın sembolü parlak ateşleri kötü kokulu dumanlara dönüştürdüler ve dünyaya ölümü sundular. Işığın, saflığın, gerçeğin, iyiliğin ve bilginin karşısına karanlığı, kirliliği, yanlışı, acımasızlığı ve cehaleti koydular. Ahura Mazda’nın yararlı ve temiz hayvanlarına zıt olarak Angra Mainyu vahşi hayvanları ve kana susamış kuşları yarattı. İncitmeye hor görmeyi de ekledi ve kardeşinin yarattığı barış dolu ve zararsız varlıklara güldü. Yanıt olarak “Bu senin kıskançlığın” dedi kutsal

    *Yazatalar
    (*Ormuzd’un emri altındaki iyi güçler) bir gün kötü şeytana, kötü yürekli olana, “Senin sanatın güzel ve zararsız bir varlık yaratmaktan acizdir Ey zalim Angra Mainyu” dediler. Kurnaz şeytan güldü ve bunu yapabileceğini söyledi. Hemen dünyanın gördüğü o en sevgi dolu kuşu yarattı. Bu, dalkavukça hareketleri olan muhteşem bir tavuskuşuydu, kibrin ve bencilliğin simgesiydi.

    Bu, kuşların kralı olsun” dedi karanlık olan “ve insan ona tapınsın ve onun şeklini taklit etsin”.
    O günden beri “Melek Taus” (tavuskuşu meleği) Angra Mainyu’nun özel yaratığı ve kurnaz şeytanın, birileri (14) tarafından çağrılmasını sağlayan ve tüm insanların beğendiği habercisi oldu.

    Güçlü yürekli erkeklerin ve kararlı kadınların güçlü bir istekle doğru olduğunu bildikleri bir ideale doğru yürüdüklerine, tüm görünüşte olana, Ahriman’a karşı başarılı bir savaş verdiklerine ve onu yendiklerine ne sıklıkta rastlıyoruz? Onların dışsal benlikleri iki zıt Prensip arasındaki ölümcül savaş için zemin olmuş, ancak onlar sağlam duruşlarını bozmamış ve bu savaşı kazanmış olanlardır. Karanlık düşman artık yenilmiş görünmektedir, o ana değin hayvani içgüdülerin etkisi sürmekteyken içgüdü artık ezilmiştir
    Kişisel bencillik, kendi için açgözlüce istemek, sadece kendini düşünmek, kötülüklerin nedenidir ve kendini bilen, eğiten insanda artık kaybolmuştur. Her aşağı içgüdü, Ahura Mazda’nın hayırlı tesirleri altında kirli buzların eridiği gibi erimiş, yayılmakta olan ego güneşi yok olmuş, daha iyi ve daha kutsal özlemler için kendine yeni yer açmıştır. Yine de, içlerindeki eski ama kısmen yok edilmiş olan kibir bir kalıntı olarak var olabilir; insan kibrinin içeride kalan ve yok olmaya mahkum son kıvılcımı tüm eğitim alanların da içlerinde pusuya yatmıştır. Uyku halinde, gizli, herkese görünmez bir halde, şuurlu ama sessizce beklemektedir. Onu bir an için uyandırdığınızda daha önce ezilen kişilik kendi sesiyle hayata geri dönecek, mezarından tıpkı bir geceyarısı büyücüsünün emrindeki kötü bir hortlak gibi yeniden yükselecektir. Onun öldürücü tesiri altında beş saat, hatta beş dakika kalmak yıllarca yapılan kendini kontrol ve uygulama çalışmalarını ve Ahura Mazda’nın hizmetindeki zahmetli çalışmaları yok edip Angra Mainyu’nun geniş kapısını yeniden açabilir. İşte adına kibir denen, bencilliğin ve karanlığın ruhunun en güzel eserine, sessiz ve konuşulmadan ama her zaman varolan tapınmanın sonucu budur.
    Etrafınıza bakın ve Ahriman’ın yarattıklarının dışsal güzelliğine ve zararsızlığına rağmen bu son ve en kurnazca olanının neden olduğu ölümcül zararı bir görün. Yüzyıllar yüzyılları kovaladıkça, yıllar yılları izledikçe her şey değişiyor, dünyadaki her şey ilerliyor ama tek bir şey hep aynı: İnsan Doğası. İnsan bilgi biriktirmekte, dinler ve felsefeler icat etmekte ama kendisi hep aynı kalmaktadır. Zenginlik peşinde durmak bilmeyen koşuşu, maddi yeniliklere, hazza ve tutkulara yönelttiği istekleri ile "ana motoru"; kibirliliğin ve bencilliğin etkisiyle hiç hareket edememektedir.
    Bugünün sözüm ona ilerleyişi ve uygarlığı değiştiğinde; bilgi ışığı cehaletin karanlığının yerini aldığında kimbilir daha kaç gönüllünün İyiliğin ve İlahi Işığın Prensibi olan Ahura Mazda’nın ordusuna katıldığını göreceğiz… Yazık ki Mazdaizm’in Şeytanı Angra Mainyu’nun askerleri onlara oranla sayılarını gün geçtikçe artırmaktadır. Melek Taus’a tapınan bu varlıklar dünyayı istila etmişiır ve ne kadar aydınlanabilirlerse dirençleri o kadar kolay kırılmaktadır. Bu doğaldır. Tıpkı zaman gibi, hem sınırsız hem de sınırlı olan da, Işık ta iki açılımlıdır; İlahi ve Ebedi olanla sahte ışık, ya da paradoksal ama doğru tanımıyla Ahriman’ın karanlığı. Şu anda bilgi enerjileri, en güçlü insan aktivitesi ve insanın yaratıcı güçleri neler için ziyan ediliyor bir bakın; yıkım için kullanılacak savaş motorlarını meydana getirmek, onları mükemmelleştirmek ve geliştirmek, silahlar ve dumansız barut ve karşılıklı cinayetler işlemek, insanları katletmek için! Geniş bir kitle, insan hayatını yok etmek ve en güçlü, en kurnaz olan, en zayıf yönleri olanı kendi tavuskuşu kibirlerini beslemek ve kendilerine yalvarilması adına daha iyi vasıtaların keşfi için birbirleriyle yarışıyor. Peki bu daha az gelişmiş ulusları yıkarak elde edilen büyük zenginlik ne için harcanıyor? Acaba çeşitli şekillerde acı çekmekte olan insanı rahatlatmak için mi bu zenginlikler açgözlüce kovalanıyor? Hiç te değil. Şu anda tıpkı 1900 yıl önce, dilenci Lazarus zengin adamın masasından düşen kırıntılarla beslenmekten hoşnut olduğu zamanlardaki gibi zenginler kendilerini fakirlerden ayrı tutmak için hiçbir vasıtayı ihmal etmiyorlar. Verici olmayı ve sağ elinin verdiğinden sol elinin haberi olmaması gerektiğini bilen bir azınlık; sadece kendi isimlerinin basın yoluyla dünyaya duyurulmasından hoşlandıkları için bağışta bulunmada son derece müsrif davranan büyük çoğunlukla kıyaslandığında son derece küçük bir kitleyi oluşturuyor.

    Ahriman’ın gücü büyüktür! Zaman geçiyor, her gün cehalet ve batıl inanç çağları geride kalıyor, bizlere fayda olarak ise sadece yüzyıllar boyu bencillik ve kibrin hiç azalmamasını getiriyor. İnsanlık büyüyor ve çoğalıyor, gücü ve kitabi bilgisi giderek artıyor; fizik doğanın en derin gizemlerine nüfuz etmek istiyor, tren yolları inşa ediyor, dünyayı bal petekleri gibi tünellerle donatıyor; dev kuleler ve köprüler inşa ediyor, uzaklıkları minimize ediyor, okyanusları birleştiriyor ve koca kıtaları bölüyor. İnsanlığı tek bir mutlu ailede birleştirmek adına kablolar, telefonlar, kanallar ve tren yolları her saat giderek artıyor; ama bunun tek amacı bencil ve savurgan olmayanın ilerleyişinden, biraz daha fazla çalmanın her yolunu kullanarak, bencil ve kurnaz olanı daha da fazla donatmak.
    Gerçekte, bilimde ve zenginlikte en üst sıralarda yeralanlar kendi rahatlarına ve zevklerine, Havaya ve Toprağa, Denize ve Ateşe bağımlı olmuşlardır. İçinde bulunduğumuz çağ, ilerleme çağı, aslında insan dehasının en başarılı görüntüsüne sahip bir çağ. Peki bu büyük uygarlık ve ilerleyiş Avrupa’daki fakirlerin yaşadığı bölgelerde ve düşük gelir seviyesindekilere ne gibi iyilikler yapmıştır? Bu deha görüntüsündekilerden herhangi biri fakir ve muhtaç durumdaki insanların hayatlarına biraz daha rahatlık katabilmiş midir? Acının ve açlığın Druidler’in ya da Zerdüştün zamanında olduğundan yüz kat daha fazla olduğunu söylesek doğru olmaz mı? Ve bütün bunları zenginlerin koltuklarında kalan son unutulan gül yapraklarını besili bedenlerini rahatsız etmemeleri için süpürmek amacıyla düzenlemek onca aç insana yardım etmek demek midir? Elektriğin yarattığı mucizeler aç insanlara tek bir ilave ekmek kırıntısı verebiliyor mu? Zengin olana kendisinden zayıf olan kardeşini sömürmek için yeni bir fırsat daha sunarak onu daha da zenginleştiren onca kulenin, köprünün onca fabrikanın insanoğluna sağladığı herhangi bir büyük iyilik var mı? İnsanlık, cehaletinin en karanlık günlerini yaşadığı hangi döneminde şu anda gördüğümüz kadar dehşetli bir açlık yaşadı? Örneğin Londra’da, kulüplere giden herkes yemek içmek için günlük olarak yirmibeş aileyi bütün bir gün boyunca besleyecek kadar harcama yapmaktadır. Baktığımızda yüzlerce, binlerce aç insanın mevcut olduğunu görebiliriz. Sıcacık, elektrik ışıklarının aydınlattığı lüks şehir restoranlarının pencerelerinin altında her gün titreyen, kapının her açılışında titreyerek burunlarına gelen yemek kokusuna aç gözlerini çeviren yaşlı kadınlar ve küçük çocuklar görmek mümkün. Daha sonra da açlık ve titreyişleri içinde birer birer karanlık bir kasvetin içinde kaybolup sonunda bir bataklığın donmuş çamurunda ölüyorlar…

    Pagan Parsiler açlığın ortasındaki bu yardıma muhtaç kişileri bilmemekte, bilse de toplumları bu insanlara tahammül edememektedir.
    Bencillik çağımızın ana tetikleyicisidir ve bunun parolası da: Her koyun kendi bacağından asılır”” ya daDüşene bir tekme de sen vurolmaktadır. Öyleyse doğruluk nerededir ve her inananın iddia ettiği insanlığa indirilen “Dünya Işığı” uygulamada ne gibi bir fayda getirmiştir? Asya’nın ışıklarına Avrupa küçümsemeyle bakmakta, Ahura Mazda’nın içinde bir ilahi ışığın olduğunu fark edememektedir. İnsanlığın ıstırabını dindirmek adına uygulamaya geçirilen küçücük bir ışık bile, soyut teorilerin gerçekliğine hapsedilmiş sonsuz ışıktan binlerce kez daha faydalıdır. Günümüzde soyutta kalan ışık sadece milletlerin kibrini doruk noktasına çıkarmaya neden olmuş, kendilerini pohpohlamalarını artırmış ve “yasa herkesi bağlar” sözü altında taş yürekliliklerini beslemiştir. Hem bu milletin hem de kişilerin kişilikleri bencilliğin toprağında derin kökler oluşturmuştur ve en lüks şekilde açan modern kültürün tüm çiçekleri, terbiyeli bir yanlışlığın, kibrin ve kendini yüceltmenin çiçekleridir.
    Şunu kabul edenler ya da görmeye tenezzül edebilenler çok azdır ki; uygarlığımızın ve kültürümüzün parlak yüzeyinin altında yerinden çıkartılmayı reddeden ve Ahriman’ın yarattığı kötülüklerin bütün içsel kirlilikleri gizlidir ve gerçekte en doğru sembol, bu uygarlığın gerçek resmi kurnaz şeytanın son eseri; güzel tavuskuşudur. Teozofi size bunun gerçeğini söylemektedir: Bu şeytanın ta kendisidir.


    H. P. Blavatsky
    Çeviren: Işık UÇKUN






  2. #2
    Blavatsky’den Ormuzd ve Ahriman Üzerine Düşünceler… nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.289
    Konular
    2863
    Her ne kadar bu tanrı “ilk doğan” olsa da, metafizik olarak ve mantıken Ormuzd dördüncü unsur olarak ortaya çıkmaktadır (Parabrahm-Mulaprakriti ve Gizli Doktin’deki ‘The SecretDoctrin’ üç Logoi ile kıyaslayınız. O, tezaaür etmiş düzlemdeki İlahtır. Avestaya ait kutsal alegorilerin ezoterik yorumunda AHURA veya ASURA Yedi Açılımlı İlahın, Yedi Dünya’nın Yöneticisi’nin genel adıdır. Hvaniratha (dünyamız) bunlardan dördüncüsüdür. Ahura Mazda, Yüce ilah ve Ameshapends’in sentezi Varana gibi isimleri ayırt etmeliyiz. Gerçek düzen şöyle olmalıdır: Ebedi adı verilen Yüce veya Tek Işık; yani Zeruana Akarana (soyut anlayışında Her şeyi ve Kala’yı, Zamanı Sınırsız olarak kuşatan Vishnu ile kıyaslayın), Fravashi veya Ormuzd’un Ferouer’i (Her tanrıyı, insanı ve hayvanı hayatta tutan ebedi Duble veya İmaj) ve nihayet Ahura Mazda’nın kendisi.

  3. #3
    Epiphanes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2010
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    172
    Konular
    8
    Melek tavus'a tapınan bildiğim tek inanç yezidilerin inancıdır. Onda da bu kuş iyiliği, iyi tanrıyı sembolize eder. Tavuskuşunun kanatlarını açma nedenini "kelfatmanın kabarması" olarak anlayan günahperest, aptal insan aklıma geliyor da şunu düşünmeden edemiyorum. Birçok durumda Tanrı günahkarları şeytan'a teslim ederken bunu severek yapıyorsa nedenini ne Tanrı'daki kötülükte ne de Şeytan'ın kötülüğünde aramak gerekiyor. Nedenini insanın kötülüğünde aramalı. Hiçbir meşru nedeni olmadan tavuskuşundan ve tavuskuşlarını seven insanlardan nefret ettirecek kötülük dolu saçmalıklar üreten insan... Yoktan pislik yaratabilme becerisi gibi görünse de bu Angra Mainyu ile özdeşleşen bir şey olma becerisi. Nasıl kötülük saçabiliyor insan, üstelik ortada hiçbir haklı nedeni olmadığını görerek... Ben tavuskuşlarını sevrim ve kesinlikle Tanrı'nın da tıpkı diğer kuşlar gibi onları severek yarattığına inanırım. Kötü ruhsallık (buradaki adıyla Ahriman/angra mainyu vs...) hiçbir şey yaratamaz; ancak böyle bozar işte. Çılgınlıkların içinde ruhları nefretle doldurarak kaybeder. Ama ona uymakta direnip sonuna kadar onunla kalanlar da ondandır zaten. Ve bu şeylerin alayı hakettiklerini alırlar: Önce işkence, ardından hiçlik.

  4. #4
    Blavatsky’den Ormuzd ve Ahriman Üzerine Düşünceler… nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.289
    Konular
    2863
    Parsiler, kadim Magiler’den son kalanlardır, yüksek Zerdüştlük sisteminin ateşe tapınanlarıdır, kendi tanrılarını kötü ruhların olduğu gibi saf ruhların da yaratıcısı haline getirmekle onun değerini düşürmüş olmamaktadırlar. Şeytana inanmazlar ve dolayısıyla dini sistemlerinin gerçekte düalistik olarak adlandırmak doğru değildir. Bunun doğru bir ispatını yaklaşık yarım yüzyıl önce Bombay’da, doğubilimci Rev. Dr. Wilson konuyu Parsi yüksek rahipleriyle, Dasturlar’la tartıştığında yapabilmişti. Dasturlar bu iddiayı felsefi olarak reddettiler ve ona bunun doğru olmadığını Kutsal Kitabın Ahriman’ın adının geçtiği yerlerini kelimesi kelimesine değil alegorik olarak kabul ettiklerini söyleyerek kanıtlamaya çalışmışlardır. Onlara göre şeytan kozmostaki karışıklık çıkaran unsurların ve insandaki hayvani içgüdülerle kötü tutkuların sembolik bir temsilidir