Sovyetlerde Bitkiler Üzerine
Araştırmalar
Yakın zamanlarda bitkilerle iletişim kurma konusuna duyulan ilgi ve bu olgu üzerinde yürütülen deneyler, sadece Batı'ya özgü değildir. Ekim 1970'de Sovyetler Birliği'ndeki milyonlarca gazete okuyucusu, Pravda gazetesi "Yaprakların Bize Anlattıkları"başlıklı bir makale yayımladığında, bitkilerin hislerini insanlara ilettiklerine dair düşüncelerle karşılaşmış oldular. Komünist Parti'nin resmi yayım organı, "Bitkiler konuşuyor .. evet, bağırıyorlar" diye bildiriyordu.
" Talihsizliklerini teslimiyet içerisinde kabul edişleri ve sessizce acıya katlanışları, sadece görünüşte öyledir' diyen Pravda yazarı V. Chertkov, Moskova'run ünlü Timiryazev Zirai Bilimler Akademisi'ndeki Yapay İklim Laboratuvan'ru ziyaret ettiğinde, bu olağandışı fenomene şahsen nasıl tanık olduğunu anlatıyor:"Gözlerimin önünde bir arpa filizi, kökleri sıcak suya batırıldığında, tam anlamıyla bağırdı. Hakikaten, bu bitkinin 'sesi', geniş bir kağıt bant üzerinde 'boşanan göz yaşları'nı yeredöken özel ve son derece hassas bir elektronik cihaz tarafından kaydoluyordu.Kayıt kaleminin, sanki delirmiş gibi, arpa filizinin ölüm ıstırabını beyaz kağıt üzerine geçirmesine rağmen, küçük bitkinin kendisine bakıldığında neler geçirdiğini tahmin etmek imkansızdı. Her zamanki gibi yemyeşil olan yaprakları dimdik dururken, bitkinin 'organizması' ölmek üzereydi. İçindeki bir tür 'beyin' hücreleri, nelerin olup bittiğini bize haber veriyorlardı."
Chertkov, ayrıca, Akademinin Bitki Fizyolojisi Fakültesi Dekanı olan Prof. Ivan Isidorovieh Gunar ile bir de röportaj yapmıştı. Prog. Gunar'ın yardımcıları ile birlikte yürüttüğü yüzlerce deneyin hepsi de, insandaki gayet iyi bilinen sinir empülslerine benzeyen elektriki empülslerin, bitkilerde de bulunduğunu onayIıyordu. Prof. Gunar, bitkilerden, aynı insanlardan bahsedermiş gibi söz ediyor, bireysel alışkanlıklarını, özelliklerini ve eğilimlerini ayırt ediyordu.
Chertkov, Gunar hakkında şunları yazıyor: "Hatta onlarla konuşuyor gibi görünüyor ve bana öyle geliyor ki, bitkileri, bu iyi kalpli saçları aklaşan profesörün sözlerini dinlemekteler. Ancak. belirli bir güce sahip kişiler böyledirler. 'Yaramazlık' yapan uçağıyla konuşan bir deney pilotundan dahi bahsedildiğini duymuş, gemisiyle konuşan eski bir kaptanla bizzat karştılaşmıştım."
Gunar'ın, mesleği mühendislik olan baş asistanı Leonid A. Panishkin'e, neden eğitilmiş olduğu teknolojiyi bırakıp da Gunar'ın laboratuvarında çalışmayı tercih ettiği sorulduğunda, şu ilginç yanıtı veriyordu: "Orada metalurji ile ilgileniyordum; buradaise yaşam var." Özellikle, bitkilerin kendilerine özgü ihtiyaçlarına en uygun gelebilecek koşulları ve ışık ile karanlığa nasıl tepki gösterdiklerini araştırmakla ilgileniyordu. Aydınlatmak kuvveti Güneş'inki kadar olan özel bir lamba kullanmak suretiyle, bitkilerin normal süreyi aşan bir gün sonunda yorulduklarını ve geceleyin dinlenmeye ihtiyaç duyduklarını tespit etmişti. Bir gün bitkilerin bir seradaki ışıkları istedikleri zaman yakıp söndürmelerinin mümkün olabileceğini düşünüyordu. Panishkin'in fasulyelerinin kökleri önce soğutulup, arkasından sıcak suyla ısıtıldığında, kayıt kaleminden hemen bir tepki belirtisi gelmiyordu. Fasulyeler, sanki soğuğu 'hatırlıyor' ve yanıtvermek için bir şekilde isteksizce davranıyorlardı. Bu olgu, sebze yaşamında gerçekten de hafıza unsarlarının mevcut olduğu hususunda Panishkin'i ikna etmişti.
Gunar ekibinin çalışmaları, bitkilerin 'yetiştirilmesinde yeni ufuklar açabilir. Şöyle ki, laboratuvarlarında elde ettikleri bulgulara göre; sıcağa, soğuğa veiklimle ilgili diğer faktörlere daha dayanıklı olan bitkiler, ekibin cihazları ile deneye tabi tutulmak suretiyle bir kaç dakika içinde seçilebilirler. Halbuki, bu nitelikler şimdiye kadar jenetikçiler tarafından yıllar süren çalışmalar sonucunda tespit edilebiliyordu.1971 yazında, Amerika'daki A.R.E.'den (Association for Research and Enlightenment: Araştırma ve Aydınlanma Derneği) bir delegasyonSovyetler Birliği'ni ziyaret etmişti. Panishkin, 4 tıp doktoru, 2 psikolog, 1 fizikçi ve 2 eğitimciden oluşan Amerikalılar'a "Bitkiler Şuurlu mu?" adında bir film gösterdi. Film; güneş ışığı, rüzgar bulutlar, gecenin karanlığı, sinek ve anlardan gelen taktiksel uyaranlar, kimyasal maddeler ile yanmanın yol açtığı yaralar ve hatta, bir sarmaşığın, sarılabileceği bir yapıya olan yakınlığı gibi çevresel faktörlerin bitkiler üzerinde oluşturduğu etkileri ortaya koyuyordu. Ayrıca, filmde, bir bitkinin kloroform buharı içinde tutulmasının, bir yaprağa şiddetle vurulduğunda normal olarak görülen, bitkilere özgü o biyopotansiyel nabzı ortadan kaldırdığı gösteriliyordu. Filmden anlaşıldığına göre; Ruslar, bir bitkinin diğer bitkilere göre sağlık durumunu tespit etmek üzere bu nabızların özelliklerini araştırıyorlardı. Amerikalı doktorlardan William McGarey, raporunda, filmin şaşırtıcı yanının doneleri kaydetmek için kullanılan metodlar olduğunu belirtiyordu.Entervalometre aracılığıyla çekilen bölümler, bitkileri, büyürken sanki dans ediyorlarmış gibi gösteriyordu. çiçekler, sanki değişik bir zaman boyutunda yaşayan varlıklarmışçasına, günışığında açılıyor ve karanlığın gelişiyle kapanıyorlardı. Yaralanmaların yol açtığı tüm değişimler, bitkilerle irtibatlandırılmış bir "polygraph"daki hassas cihazlarla kaydediliyordu. 1972 yılı Nisan ayında, Zürich'de yayımlanan, Weıtwoche adındaki bir isviçre gazetesi, Backster ve Gunar'ın, her ikisinin de aynı zamanlarda ve bağımsız olarak gerçekleştirdikleri ileri sürdüğü çalışmalarının anlatan bir yazı yayımladı. Bu yazı, aynı hafta içinde, Za Rubezhom adlı Sovyet dergisinde Rusça olarak çıktı.Yazının; "Bitkilerin Harikulade Dünyası" başlıklı Rusça çevrisinde denildiğine göre; bu bilim adamları,
"Bitkilerin sinyaller aldıklarını ve bunları özel kanallar vasıtasıyla belirli bir merkeze aktararak, orada bu bilgiyi işlemden geçirip yanıt merkezinde tepkiler hazırladıklarını ileri sürmektedirler. Bu sinirsel merkezin yeri, insandaki kalp adalesi gibi açılıp kasılan kök dokularında teşhis edilebilir. Deneyler göstermiştir ki, bitkilerin kesin bir 'Yaşam ritimleri' vardır ve muntazaman dinlenmedikleri taktirde ölürler"
Weltwoche'deki makale, Moskova'da yayımlanan Izvestia gazetesinin yayımcılarının da dikkatini çekmişti. Gazetenin haftalık dergi ekine bu konuda bir yazı hazırlaması için yazar M. Matveyev görevlendirildi. Matveyev, yetkili bir kişinin de fikrini almak amacıyla Leningrad'a giderek, Agrofizik Enstitüsü'nün Biyosibernetik Laboratuvarı Başkanı olan Vladimir Grigorievich Karamanov'la bir röporta] yaptı. Agrofizik Enstitüsü'ne genç bir biyolog olarak katılan Karamanov, daha 1950'lerde, bitkilerin ısılarını, sapları ile yapraklarındaki sıvı akış hızını, ne kadar terlediklerini, büyüme hızlarını ve ışımalarındaki özellikleri kaydetmek üzere mikrotermisterler, ağırlık tensometreleri ve daha başka cihazlar geliştiriyordu.Kısa bir süre sonra, bir bitkinin ne zaman ve ne kadar sulanmak istediğine, daha fazla beslenmeyi arzu edip etmediğine ve çevresinin bu bitkiye ne kadar sıcak ya da soğuk geldiğine ilişkin olarak ayrıntılı bilgiler edinmeye başlamıştı. Karamanov, "S.S.C.B. BiIimler Akademisi Raporları"nın1959 yılı, birinci sayısında yayımladığı "Bitki Ziraatinde Otomasyonun ve Sibernetiğin Uygulanması" başlıklı bir yazısında bu bulgularından bahsediyordu.
Izvestia gazetesi yazarına göre; Karamanov, bayağı bir fasulyenin ne kadar ışığa ihtiyacı olduğu hakkında, beyin görevi gören bir cihaza sinyal veren "eller" edindiğini göstermişti. Beyin "ellere" sinyaller gönderildiğinde, "onlara bir düğmeye basmaktan başka bir iş kalmıyordu ve bitkiye de böylece, kendisine en uygun gelen uzunluktaki gündüzünü've 'gecesini' bağımsız olarak tayin etmek hakkı tanımış oluyordu." Daha sonra, aynı fasulye, "bacaklar" edinerek, sulanmak istediğinde bir cihaz aracılığıyla sinyal verebilir duruma gelmişti. "Tamamen rasyonel bir varlık olduğunu ortaya koyarak, suyun hepsini birden içmeyip, aldığı miktarı, saatte 2 dakikalık süreler halinde kısıtladı. Böylece, su ihtiyacını, yapay bir mekanizmanın yardımiyle ayarlamış oldu." Matveyev, vardığı sonucu, "Bu gerçek bir bilimsel ve teknik sansasyondur; 20. yüzyıl insanının teknik yeteneklerinin açık bir teşhiridir' diye belirtiyordu.Backster'in yeni bir şey keşfedip keşfetmediği hakkında kendisine bir soru yöneltildiğinde ise Karamanov şu yanıtı vermişti:
"Hiç de değil! Bitkinin çevrelerindeki dünyayı algılayabilmeleri, dünyanın kendisi kadar eski bir hakikattir. Algılıama olmaksızın çevreyiuyum yoktur ve olamaz. Eğer bitkilerin hiç bir duyu organıbulunmasaydı ve kendi dilleri ve hafızaları ile bilgi aktarrna ve işleme tabi tutma yoluna yordamına sahip olmasalardı, yok olmaları kaçınılmazdı. "Karamanov, Backster'in sansasyonel keşiflerine ilişkin olarak da, "Gerçek şudur ki; ne o, ne biz, ne de dünyadaki herhangi biri, henüz tümbitki yanıtlarını deşifre etmeye, birbirlerine söylediklerini ya da bizebağırdıkları 'nı işitmeye ve anlamaya hazır değiliz"diyordu.Karamanov, ayrıca, ilerki bir zamanda bitkilerin tüm fizyolojik süreçlerini sibernetik olarak yönetmenin mümkün olacağını, fakat bunun "sansasyon amacı içindeğil de, bitkilerin kendi yararlarına" yapılacağı kehanetinde bulunmuştur.Bitkiler, elektronik cihazların yardımıyla, çevrelerini otomatik olarak ayarlayabildikleri ve kendi gelişimleri için en iyi koşulları tayin edebildikleri zaman, artık tahıllardan, sebze ve meyvalardan daha büyük çapta hasat elde etmeye doğru da büyük bir adım atılmış olacaktır. Bu gelişmelerin öyle kısa sürede gerçekleşecek şeyler olmadıklarını kesinlikle belirten Karamanov, "(..) sadece, bitklilerle konuşmayı ve kendilerine özgü dillerini öğrenmekle kalmayıp, bitkilerin yaşamını kontrol etmemize yardımcı olacak kriterleri ortaya çıkarıyoruz. Bu zorlu, fakat çekici yolda, halen, bir çok süpriz bizi beklemektedir" diyordu.
Izvestia'daki makaleyi, .1974 yazında, Nauka i Religiya dergisinde yayımlanan bir yazı izledi. Yazıyı hazırlayan mühendis A. Merkulov, Backster'in bitkilerinin, salamura karideslerin ölümüne ve 'komşu' bitkinin katiline karşı nasıl tepki duyduklarını anlatıyor ve sonra, bitkilerin insanlardaki ruh hallerine böylesi yanıtlar verdikleri hususun, Alma Ata'daki Devlet Üniversitesi'nde tespit edilmiş olduğunu ekliyordu. Bilim adamları, Kazakistan'ın başkenti Alma Ata'nın geniş elma bahçelerinin bulunduğu bir bölgesinde bitkilerin, sahiplerinin rahatsızlıklarına ve duygusal hallerine defaatle tepki gösterdiklerini tespit etmişlerdi. Uzun bir süreden beridir benimsenen, bitkilerin kısa süreli bir hafızaya sahip olduklarına ilişkin görüşü de böylece onaylıyorlardı. Fasulyeler, patatesler, buğday ve düğün çiçeği, uygun şekilde verilen "talimatlar"dan sonra bir zenon-hidrojen lambasının yanıp sönme frekansını sanki hatırlayabiliyorlardı. Bitkiler, bu yanıp sönmeleri, Merkulov'un tabiriyle,"ender görülen bir dakiklik" ile tekrarlıyorlardı. düğün çiçeği 18 saat gibi uzun bir aradan sonra, belirli bir frekansı tekrarlayabildiği için de, bitkilerde "uzun süreli" hafızadan bahsetmek mümkün oluyordu.
Bu yanıtın alınmasından sonra Kazak bilim adamları, yanına mineralleştirilmiş bir kaya parçası konulduğunda onu tanıması içinbir"philodendron"u koşullandırmaya çalıştılar. Pavlov'un köpekler üzerinde uyguladığı sistemi kullanarak, mineralleştirilmiş bir maden cevherini bitkinin yanına her koyduklarında, onu da aynı anda bir elektrik şokuyla "cezalandırıyorlardı". Maden cevheri yanına konulduğunda, acıveren şoku bekler bir hale giren bitkinin, "duyguları alt üst oluyor",böylelikle de bitkide bir "şartlı refleks" durumu ortaya çıkıyordu. Dahası,"philodendron"un, mineralleştirilmiş bir maden cevheri ile hiç bir mineral ihtiva etmeyen benzer bir kaya parçasını birbirinden ayırt edebilmesi de bitkilerin bir gün jeolojik araştırmalarda kullanılabileceklerini gösteriyordu.Merkulov, yazısına, bitki gelişimindeki tüm süreçlerin kontrolünün tüm yeni deney çalışmalarının nihai amacı olduğu düşüncesiyle son veriyor veSibirya'nın Krosnoyarsk kentindeki bir fizik enstitüsüyle ilgili olarak da şunları yazıyordu: "Fizikçiler, daha şimdiden, tek hücreli bir deniz yosunu olan 'Chlorella'nın gelişimini ayarlıyorlar. Deneyler sürmekte vegiderek karmaşık bir hale gelmektedir. Kuşkusuz, pek uzak olmayan bir gelecekte bilim adamları sadece basit bitkilerle yetinmeyip, daha yüksek düzeyden bitkilerin de gelişimini kontrol edebilecekler." .
1972 Kasımı'nda Sovyet okuyucuları bu kez de popüler bilimle ilgili önde gelen bir kuruluş olan 'Bilgi' derneğinin çıkardığı Znaniya Sila (Bilgi güçtür) adlı dergide, Prof. V.N. Pushkin'in yazdığı, "Çiçek, Bana Cevap Ver!" adlı makaleyle karşılaştılar. Bir psikoloji doktoru olan Pushkin, yazısına Backster'in karides deneyinin ayrıntılı bir tarifiyle başlayarak, genç asistanlarından V,M. Fetisov'un evinden getirdiği sardunya çiçeğini laboratuvarındaki ensefalografla irtibatlandırmak suretiyle, "Backster Etkisi" ile ilgili deneylere nasıl başladıklarını anlatıyordu. Bu deneyler onları, hipnotize edilmiş bir kimsenin normal birine nazaran, bir bitkiye duygularını daha bir doğrudan ve kendiliğinden gönderebilmesi gerektiği inancına ulaştırdı. Pushkin, hipnoz kullanma politikası ile ilgili olarak şöyle yazıyordu:
"Eğer bir bitki, genel olarak, bir insandaki psikolojik hallere tepki gösterebiliyorsa, güçlü bir duygusal parazite yanıt vereceği muhakkaktır. Fakat; korku, mutluluk, üzüntü hallerini bir emirle nesıl oluşturabiliriz ki? Buradaki güçlüğü hipnoz sayesinde ortadan kaldırmak mümkündür. İyi bir hıpnotist, süjesinde sorderece çeşitli ve aynı zamanda da yeterince güçlü deneyimler oluşturabilir ve sanki, bir insanın duygusal küresiyle irtibatlanabilir. Bu da deneylerimiz için gerekli olan şeyin ta kendisidir."
Pushkin ve asistanı Fetisov, bu amaçla, Georgi Angushev adındaki genç bir Bulgar hipnotist ile birlikte çalışmaya karar verdiler. Angushev, hipnotize ettiği bir çok kişi arasında, trans haline kolayca girenleri seçti. Sovyet araştırmacıları, özel olarak seçilen bu kişilerle çalışmalarına rağmen, cesaret verici ilk sonuçları ancak uzun bir süre sonra alabildiler. Bir gün, Pushkin'in "canlı bir mizaca ve kendiliğinden ortaya çıkan bir duygusallığa' sahip bir kişi olarak tanımladığı, Tanya adındaki genç bir bayanla çalışmaya başladılar. Tanya'yı, ensefalografın irtibatlı bulunduğu bir çiçeğin 80 cm. kadar ötesinde bulunan rahat bir koltuğa oturttular. Kendisini transa sokan Angushev, dünyanın en güzel kadınlarından biri olduğunu telkin etti. Anında gülümsemeye başlayan Tanya'nın yüz ifadesi, çevresindeki kişilerden gelen ilginin kendisine büyük bir haz verdiğini gösteriyordu. O ana kadar dümdüz bir çizgi kaydeden kayıt kalemi, bu haz deneyimlerinin en aşırı noktasında bir dizi slinirli dalgalar çizdi.Angushev, daha sonra Tanya'ya, kuru bir ayazın çıktığını ve havayı sertleştirdiğini söyledi. Tanya'nın tepkisi aniden değişiverdi. Hafif yaz giysileri içinde dondurucu havada dışarıya çıkarılan bir insan gibi titremeye başlamış ve yüzü üzüntü ve acıyla karışık bir şekilde buruşmuştu. Tanya ıstırabının doruğundayken, bitki, grafik kağıdının üzerinde güçlü bir dalgalı çizgi daha kaydetti. Bundan sonra Angushev, süjesine, gelişigüzel bir şekilde, olumlu ya da olumsuz duygular telkin etti ve çiçek de her seferinde yerinde bir tepkiyle yanıt verdi. Psikologlar, bu yanıtların odada tesadüfen oluşan olayların sonucu olmadığını kanıtlamak üzere, deneyleri arasındaki uzun süreler boyunca ensefalografı açık bırakarak çalıştırdılar. Bu süreler dahilinde herhangi tür bir tepki kaydedilmedi.
Pushkin ve Fetisov, bitkinin, Backster'in idda ettiği şekilde, bir yalanı tespit edebilip edemeyeceğini görmeye karar verdiler. Tanya'ya 1 ile 10 arasında bir rakam tutması telkin edildi ve bu rakamı, ısrarla sorulsa dahi, hiç bir zaman açıklamaması söylendi. Araştırmacılar, tuttuğu rakamın o olup olmadığını Tanya'ya sormak üzere her rakamdan sonra duralayarak, 1 'den 10'a kadar yavaşça saydılar. Tanya kendilerini her seferinde bir"Hayır!" ile yanıtladı. Psikologlar Tanya'nın yanıtları arasında herhangi bir fark göremedilerse de, bitki, 5 rakamı sayıldığında süjenin iç dünyasına, belirgin ve açık bir tepki gösterdi. Tanya'nın seçtiği ve açıklamamak için söz verdiği rakam 5'ti!
Bu alanda yürüttüğü bir çok deneyin sonunda Pushkin, çiçekteki bitkisel hücrelerin, beşeri süjelerin sinir sistemlerinde ya da muğlak bir ifadeyle"duygusal halleri" denilen şeyde oluşan süreçlere tepki gösterdikleri sonucuna vardı. Çiçeğin tepkisine bir anlam vermek isteyen Pushkin şunları yazıyordu: "Belki de enformasyona dayalı iki sistem, yani bitki hücreleri ile sinir sistemi arasında özel bir irtibat mevcuttur. Bitki hücresinin dili ile sinir hücresinin diliarasında bir bağlantı olabilir. Birbirinden tamamiyle farklı olan bu canlı hücreler, sanki bir diğerini'anlayabiliyorlardı. '"
Pushkin'e göre; en sonunda nasıl bir hakikat ortaya çıkarsa çıksın, bir husus kuşku götürmemektedir: "Bitki ile insan arasındaki ilişkilerin araştırılması, çağdaş psikolojinin en acil sorunlarından bazılarına ışık tutabilir." Bitkiler dünyasının, bu bilimsel çalışmaların ardında yatan sihir ve esrarı ise, popüler bir yazar olan Vladimir Soloukhin'in "Çimen"(Trava) adlı kitabına konu olmuştur. Bu kitabın metni, 1972 yılı sonlarında, Nauma i Zhizn dergisinin 4 sayısı boyunca yayımlanmıştı. Gunar'ın yaptıklarını hayranlıkla okuyan Soloukhin, bu çaIışmaların Rusya'da neden daha fazla bir heyecan yaratmadığına hayret ediyordu:"Belki de bitkilerdeki hafıza unsur!an yüzeysel bir şekilde incelenmiştir ama, en azından, kağıda qeçirilmiş olarak işte orada, karşımızda duruyorlar! Yine de hiçkimse, 'Duydunuz mu? Bitkiler hissediyorlarmış! Acıyı hissedebiliyorlarmış! Bağırıyorlarmış! Bitkiler her şeyi hatırlıyormuş!'diyerek arkadaşlarına ve komşularına seslenmiyor!ar, telefonda bağırmıyorlar!'
Ancak, kendi araştırmaları sırasında Soloukhin, Sovyet Bilimler Akademisi'nin önde gelen üyelerinden olan ve Sibirya'daki Akademgorodok Araştırma Merkezi'nde çalışan bir bilim adamının yaptığı şu açıklamaya rastlamıştı: "Hiç şaşırmayın! Biz de bu türden bir çok deney yürütüyoruz ve hepsi de bir tek şeye işaret ediyorlar: Bitkilerde hafıza vardır. İzlenimler edinebilip, bunları uzun süreler boyuncaakıllarında' tutabilirler. Aramızdan biri, bir sardunya çiçeğinibirbirini izleyen bir kaç gün boyunca sürekli taciz etti ve hatta işkenceye tabi tuttu. Çimdikledi, parçaladı, yapraklarına iğne batırdı, canlı dokuları üzerine asit damlatı, kibritle yaktı ve köklerin kesti. Bir diğer kişi ise, aynı sardunyaya şefkatle baktı, suladı, toprağını işledi, üzerine tatlı su püskürtü, ağır dallarını destekledi, yanıklarını ve yaralarını tedavi etti. Cihazlarımızı bitki ile irtibatlandırdığımız zaman ne oldu dersiniz? İşkenceci, bitkininyerine yaklaşır yaklaşmaz, cihazın kayıt aleti delice hareket etmeye başladı.Sardunya sadece 'sinirlenmekle' kalmamış, korkmuş, dehşet içinde kalmıştı. Eğer elinden gelseydi, ya kendini pencereden aşağıya atardı ya da kendisine işkence yapar kişiye saldırırdı. Bu engizisyoncu dışarı çıkıp da onun yerine iyi yürekli kişi alındığında sardunya yatıştı, gönderdiği empülsler şiddetini kaybetti, kayıt cihazı düzgün çizgilere,'şefkatli' diyebiliriz çizgiler kaydetmeye başladı."
Soloukhin'in bilmediği bir husus da Sovyet bilim adamlarının, bitkilerdeki dostunu ve düşmanını tanıma yeteneğine ilaveten, su verilen bir bitkinin sudan mahrum bırakılan bir bitkiyle bu suyu paylaştığını fark ettikleriydi. Sovyet Bitki Araştırma Enstitüsü'ndeki Sovyet botanikçileri, bir cam kutu içinde etkili olan bir mısır sapına bir kaç hafta süreyle su vermediler. Tutuklu' mısır ölmediği gibi, yakınında ekili olan ve normal koşullar altında büyütülen mısır sapları kadar sıhhatli kalarak, serpilmeye devam etti. Botanikçilere göre; sağlıklı bitkilerden 'esir' arkadaşlarına su aktarılmıştı! Ancak, bunun nasıl gerçekleştirildiği hakkında da bir fikirleri yoktu .
Bitkiler, enerjileriyle, hemcinslerinin yanı sıra insanlara da yardımcı olmaktadırlar. Or. Nikolai Yurchenko, Kara Deniz kıyısındaki Sukhumi Sanatoryumu'nda 20 yıl boyunca, bitkilerin insan sağlığı üzerindeki etkilerini incelemiştir. Belirli çiçeklerle ağaçların -söğüt, huş, meşe ağaçları, güller- bazı tedavilerde şifa verici bir tesirleri olduğunu ileri sürmektedir. Güller, koyu kırmızı çiçekler, söylendiğine göre, sinir hastalıklarına iyi gelirler. Or. Yurchenko'ya göre; hastalar doğal bir şekilde, kendilerine en yararlı olacak türden yeşilliklere ve çiçeklere doğru çekilirler. Gürcistan Astropikal Çiftçilik Enstitüsü'nden Akaki Kereselidze, sadece "boş güzellik" uğruna düzenlenmiş olmayıp, bedenin belirli kısımlarının yeniden canlandırılmasına ve güçlendirilmesine destek olmaları amacıyla seçilen yeşilliklerle bezenmiş "sağIık parkları" önermektedir.Sovyet Kirlian fotoğrafçılığı, çeşitli bitkilerden neşrolunan ve bitkilere özgü diyebileceğimiz enerji desenleri ortaya koymaktadır. Bunun dışında, Sovyetler Birliği'nin çeşitli halklarındaki binlerce yıllık tradisyon birikimi düşünüldüğünde, bazı Sovyet araştırmacılarının yapraklardan ve ağaç kabuklarından yeni yeni iksirler elde etme çabalarının yanısıra, diğer bazı bilim adamlarının, bitkilerin şifalı neşriyatları olduğu hakkındaki eski halk inancını araştırmaları oldukça önem kazanmaktadır. Bitki enerjilerinin ve neşriyatlarının bilimsel incelenimine, 1920'lerde elde ettiği deneysel donelerle katkıda bulunmuş olan bir Sovyet bilim adamı da Dr. Alexander Gurvich'ti ." Tümcanlı hücreler görünmeyen bir ışıma uretiler' diyen Gurvich, belirli bitkilerden çıkan ışınlar tespit ettiğini ileri sürüyor ve bunlara "mitojenetik ışıma" adını veriyordu.
Gurvich, bu olguyu araştırmak için son derece ilginç bir deney düzenledi."Soğan topu" diye adlandırabileceğimiz bu deney sırasında, bir soğanın ucundan neşrolunan ışıma ile bir diğer soğanın yan tarafını bombardıman ederek, bu soğanın hücrelerinin gelişiminde % 25 oranında bir artışa yol açmıştı. Bu tuhaf ışıma, maya ve bakterilerin gelişimini de arttırıyordu. Aynı ışıma camdan geçememiş ama, kuvartzdan geçmişti. Gurvich, bitkilerin yanısıra insanlardan da çıkan mitojenetik ışınlar tespit etti ve hastalığın bu ışınları değiştirdiğini keşfetti. Hasta bir insanın bir maya kültürünü bir kaç dakika süreyle tutması, yaşam dolu maya hücrelerini öldürmek için yeterli oluyordu.
Gurvich'un bu çalışmaları, özellikle tıp açısından çok büyük bir gelecek vadetmelerine rağmen, söz konusu ışımanın arkasındaki mekanizmayı açıklayabilecek bir teori ortaya koyamadığı için unutulup gitmişti. Ancak günümüzde, Kirlian fenomenini ve "biyo-ışıldama"yı (bio Iuminescence) etüd eden Sovyet bilim adamları, Gurvich'in bulgularını tekrar ortaya çıkararak, yeni baştan değerlendirme görevini üstlenmişlerdir. Nitekim, Gurvich'in bu bulgularını hatırlayarak çalışmalarında kullanan bir Sovyet bilim adamları grubu, hücrelerin, mesajlarını özel elektromanyetik ışınlar halinde şifrelemek suretiyle "haberleşebil· diklerini" keşfetmişlerdir. Canlı hücreler arasında belirli bir mesafe öteden "ilişki" kurulması, muhakkak ki, Backster'in bitkilerde tespit ettiği "Backster Etkisi"nin,yani "hücresel düzeyde ana algılama"nın gerçekliğini ortaya koyan, aynı paraleldeki bir olgudur.
İnsan bedenindeki akupunktur noktalarını kontrol noktaları olarak kullanmak suretiyle, bedendeki enerji akımını kaydeden bir cihazın mucidi olan Moskovalı genç fizikçi Dr. Victor Adamenko bitkileri de genellikle canlı dedektörler ve seziciler (sensor) olarak mütalaa etmekte ve"Zamanla canlı triyodlar, alıcılar, üreteçler ve biyotroniğin öteki yararları ortaya çıkabilir' demektedir. Adamenko'ya göre; bu tür biyo dedektörler ile cansız cihazlarımız vasıtasıyla tespit edemediğimiz enerji biçimlerini tespit edebiliriz.
Dr. Adamenko, bitkilerin bu alıcılık vasıfları ile ilgili olarak, Backster'in bulgularını destekleyen bir gözlem yapmıştır:
"Deneyler göstermektedir ki, bitkiler 150 km.lik bir mesafeden bir tür neşriyat alabilmekte ve Faraday kafesleri ya da metal kaplar kullanılmak suretiyle elektromanyetik dalgalardan izole edilmeleri bitkilerin sözkonusu sinyali almalarını engelleyememektedir."
Moskova Üniversitesi profesörlerinden, Coğrafi bilimler doktoru 1. Zabelin, Literaturnaya Gazeta'da çıkan "Tehlikeli Hülyalar" adlı makalesinde şunları yazıyordu: "Doğanın dilini, ruhunu ve mantığınıanlamaya, ancak yeni yeni başlıyoruz. Bitkilerin 77 perdenin arkasındaki 'iç dünyaları', biz insanların gözünden henüz saklıdır"