2 Sayfadan 2. İlkİlk 12
Toplam 20 sonuçtan 11 ile 20 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Bilimsel Sorular ve Cevapları

  1. #11
    electra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2008
    Mesajlar
    111
    Konular
    6
    Çoğu gereksiz, bilimsel sorular değil de daha çok myhtbusters tarzı olmuş..Emeğine sağlık.





  2. #12
    Pandora Poe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2012
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    71
    Konular
    3
    Alıntı Sphynxinator Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Benim merak ettiğim sorular:
    -Pembe, ara renklerden olmasına rağmen neden gökkuşağında bulunmaz?
    -Sarı renk, kırmızı ile yeşilin göze aynı anda ulaşmasıyla oluşmasına rağmen, kırmızı ya da yeşil renk körlüğünde her yer sarı-mavi görünür. Bu nasıl olur?
    -kendi kendime mantık yürüttüğümde ben pembeyi ara bi renk olarak kabul etmiyorum.neden? kırmızı+beyaz= pembe ve beyaz bir renk değildir. gökkuşağı beyaz ışığın kırılması sonucu oluşur ve gökkuşağında beyaz olmadığına göre pembe de olamaz.

    -hatırladığım ve şimdi araştırdığım kadarıyla da gözde rengi algılamamızı sağlayan reseptörler koni hücreleridir ve bunlardaki bazı hasarlardan dolayı renk körlüğü oluşur. kırmızı renk körlüğünde sadece kırmızı renk görülmez yeşil mavi tonları görülür. yeşil renk körlüğündeye kırmızı ve mavi tonları görülür. yani ya soruda ya da bende hata var

  3. #13
    electra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2008
    Mesajlar
    111
    Konular
    6
    Alıntı Sphynxinator Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Benim merak ettiğim sorular:
    -Pembe, ara renklerden olmasına rağmen neden gökkuşağında bulunmaz?
    -Sarı renk, kırmızı ile yeşilin göze aynı anda ulaşmasıyla oluşmasına rağmen, kırmızı ya da yeşil renk körlüğünde her yer sarı-mavi görünür. Bu nasıl olur?
    Renklerin dalga boyu ile alakalıdır.Biraz araştırır isen bulabilirsin, örneğin fizik kitaplarında..
    Periyot frekans ters orantı olayından çıkarabilirsin sanırım.

  4. #14
    Bilimsel Sorular ve Cevapları masal perisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2010
    Mesajlar
    5.087
    Konular
    971
    Helyum'un İnsan Sesini İnceltmesi Hakkında
    Bu durum, sesin helyum içinde daha hızlı hareket etmesinden kaynaklanmaktadır. Bunun sebebi de gazlar içindeki sesin hızının, gazın yoğunluğun'un karekökünün ters orantılı olmasıdır. Helyum da havadan çok daha az yoğun bir gaz olmasından dolayı (uçan balonlar gibi), helyum içinde sesin hızı havadakine göre birkaç kat daha fazladır. Ses tellerini hava yeri...ne helyumun titreşmesi ve sesin helyum içinde daha hızlı ilerlemesi nedeniyle, insan sesi tiz bir şekilde çıkar. Alınan helyum, tekrar verildikten sonra bu ses incelmesi etkisini kaybeder.
    Benzer şekilde yine, inert ve zehirsiz olan SF6 gazını solumanız durumunda ise, bu kez bu gazın havadan yaklaşık 6 kat daha yoğun olması ve bu nedenle sesin SF6 içinde havadakinden çok daha yavaş ilerlemesinden dolayı, bu kez insan sesi kalın çıkmaktadır.

  5. #15
    Bilimsel Sorular ve Cevapları masal perisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2010
    Mesajlar
    5.087
    Konular
    971
    Yapıştırıcılar nasıl yapıştırıyor?
    Yapıştırıcıların hikayesi tarih öncesi çağlara kadar uzanıyor. Mağara duvarlarına resim benzeri şekiller yapan atalarımız bunları duvarlara yumurta akı, kurumuş kan ve su bitkilerinin özleriyle sabitliyorlardı.

    Sonraları, milattan önce 3 500 yıllarından başlayarak eski Mısırlılar ve Sümerler hayvan derilerini ve kemiklerini kaynatarak daha sağlam yapıştırıcılar yapmayı öğrendiler.

    Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yapıyorlar. 250 temel maddeden binin çok üstünde özel türler üretiyorlar.Yapışma olayında benzer veya ayrı malzemeden iki madde, bir de yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır.

    Yapıştırıcının moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olmaları gerekmektedir.Aslında iki maddeyi birbirlerine ideal bir şekilde yaklaştırabilsek yapıştırıcı bile kullanmadan birbirlerine yapışabilirler. Her iki maddenin yüzeylerindeki atomların farklı kutupları birbirlerini çekerler. Pratikte ise bu oluşumu sağlamak mümkün değildir.Atomların birbirlerini çekebilmeleri için iki cismin yüzeyleri arasındaki mesafenin milimetrenin 10 milyonda birini geçmemesi gerekir. Oysa son derecede pürüzsüz olarak görülen bir cismin bile yüzeyinde milimetrenin on binde dördü kadar yükseklikte girinti ve çıkıntılar vardır.

    Bu durumda her iki malzeme aynı cins olsalar bile yüzeyleri hiçbir zaman ideal düzlükte olamayacağından, aradaki boşlukları doldurmak, en fazla miktarda bağ oluşturarak moleküllerin birleşmesini sağlamak için araya bir yapıştırıcı gerekir.

    Yapıştırıcının akıcı ancak kuruduğunda katılaşıp kolay kolay kopmayacak özellikte, yüzeylerin ıslanabilir, tamamen temiz, toz ve yağdan tamamen arındırılmış olmaları gerekmektedir. Peki nasıl oluyor da bu kadar güçlü olan yapıştırıcılar tüpün içinde tüpe yapışmadan durabiliyorlar?

    Bir çok yapıştırıcının içinde iki tür katkı malzemesi vardır. Biri yapıştırıcı sıvının moleküllerini birleşmeye zorlar, stabilizer denilen diğeri de tersi. Tüpün içinde bunlar bir halatı birer ucundan çeken iki kişi gibidirler. Tüpün iç yüzeyi tamamen nötr olduğundan biri diğerine üstün gelemez, denge halindedirler. Yapıştırıcı tüpten çıkınca havadaki nem stabilizer kısmının etkinliğini yok eder, yapıştırıcı sertleşir ve sürüldüğü yere yapışır.

    Yapıştırılacak yüzeylere yapıştırıcıdan ince bir tabaka sürülmesi tavsiye edilir çünkü fazlası yapıştırıcının kendi içinde bağlar oluşturup sertleşmesine yol açar.

    Tüpün kapağı açıldıktan sonra ağız kısmında görülen ve tüpün kullanılması için delinen sızdırmaz kısım da yapıştırıcının hava ve nem alıp tüpün içine yapışmaması için alınmış bir tedbirdir.


  6. #16
    Bilimsel Sorular ve Cevapları masal perisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2010
    Mesajlar
    5.087
    Konular
    971
    Yağmur yağdıktan sonra neden toprak kokar, ve gerçekten kokladığımız toprak kokusu mu?

    Yağmur sonrası hissedilen güzel kokuların bir kaynağı, toprakta yaşayan Actinomycetes grubu içinde yer alan bazı bakterilerdir. Toprakta yaşayan en küçük canlılardan olan bu bakteriler, en çok nemli ve karanlık ortamlarda gelişirler. Çevre koşullarının gelişmeleri için uygun olmadığı kurak dönemlerdeyse “spor” adı verilen özel yapılar üretirler. Sporlanma, bazı bakterilerin kendilerini olumsuz koşullarda korumalarını sağlayan bir özelliğidir. Yağmurdan sonra duyduğumuz kokunun nedeni de bu sporlardır. Daha önce oluşmuş bu sporların kokusunu hava kuruyken duyamayız; ancak yağmur yağdığında duyabiliriz. Çünkü yağmur damlaları yere düştüğünde, toprakta önceden birikmiş bir miktar yağmur suyunun da yardımıyla sporların havaya fırlamasına neden olur. Yağmur nedeniyle havada çoğalan nem, bu sporların kokusunun burnumuza kadar ulaşmasına neden olur. Yani aslında kokunun kaynağı toprak değil, toprakta yaşayan bu bakterilerdir.

  7. #17
    Bilimsel Sorular ve Cevapları masal perisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2010
    Mesajlar
    5.087
    Konular
    971
    Havadaki oksijen miktarı daha çok olsaydı ne olurdu ?

    Dünya atmosferi, % 78 azot, % 21 oksijen ve % 1 oranında karbondioksit ve argon gibi diğer gazların karışımından oluşan ve yaşam için gerekli son derece özel şartların biraraya gelmesiyle tasarlanmış olağanüstü bir karışımdır.

    Öncelikle bu gazların en önemlisi olan oksijenle başlayalım. Oksijen çok önemlidir, çünkü insan gibi kompleks bedenlere sahip canlıların enerji elde etmek için kullandıkları çoğu kimyasal reaksiyon oksijen sayesinde gerçekleşir. İşte biz de bu nedenle sürekli olarak oksijene ihtiyaç duyarız ve bu ihtiyacı karşılamak için solunum yaparız. İşin ilginç yanı, soluduğumuz havadaki oksijen oranının, son derece hassas dengelere dayalı oluşudur.

    Ünlü bilimadamı Michael Denton, bu konuya şöyle dikkat çekmektedir: Atmosferimiz daha fazla oksijen içerebilir ve buna rağmen hayatı destekleyebilir miydi? Hayır! Oksijen çok reaktif bir elementtir. Şu anda atmosferde bulunan oksijenin oranı, yani yüzde 21, yaşamın güvenliği için aşılmaması gereken sınırların tam ideal noktasındadır. Yüzde 21'in üzerine artan her yüzde birlik oksijen oranı, bir yıldırımın orman yangını başlatma olasılığını % 70 artıracaktır.

    İngiliz biyokimyacı James Lovelock ise bu kritik dengeyi şu şekilde ifade etmektedir: Atmosferdeki oksijen oranı daha fazla olsaydı, şu anda besin olarak kullandığımız bitki türlerinin çoğunu, tüm tropik ormanları ve arktik tundraları yok edecek olan dev yangınlar olurdu... Atmosferin şu anki oksijen oranı, tehlikenin ve yararın çok iyi bir biçimde dengelendiği bir orandır.

    Atmosferdeki oksijen oranının dengede kalması da, mükemmel bir "geri dönüşüm" sistemi sayesinde gerçekleşir. Hayvanlar devamlı olarak oksijen tüketirler ve kendileri için zehirli olan karbondioksiti üretirler. Bitkiler ise bu işlemin tam tersini gerçekleştirir ve karbondioksiti hayat verici oksijene çevirerek canlılığın devamını sağlarlar. Her gün bitkiler tarafından milyarlarca ton oksijen bu şekilde üretilerek atmosfere salınır.

    Örneğin hem hayvanlar hem de bitkiler oksijen üretselerdi, atmosfer kısa sürede "yanıcı" bir özellik kazanır ve en ufak bir kıvılcım dev yangınlar çıkarırdı. Sonunda da Dünya dev bir "tüp patlaması" ile yanarak kavrulurdu. Öte yandan eğer hem bitkiler hem de hayvanlar karbondioksit üretselerdi, bu kez atmosferdeki oksijen hızla tükenir ve bir süre sonra canlılar nefes almalarına rağmen "boğularak" toplu halde ölmeye başlarlardı.

    Atmosferdeki gazların karışımı yaşayan canlılar için çok hassas bir dengededir; her bir gaz doğru oranda ve doğru miktarda bulunur. Örneğin bizler için zararlı olan karbondioksit bile aslında çok çok önemlidir. Zira bu gaz Güneş'ten gelen ışınlardan bir kısmının yeryüzünden yansıyıp uzaya kaçmalarına engel olur ve böylece Dünya'nın sıcaklığının korunmasını sağlar.

  8. #18
    sidar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oca-2012
    Bulunduğu yer
    Büyükada.
    Mesajlar
    3.512
    Konular
    338

  9. #19
    sidar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oca-2012
    Bulunduğu yer
    Büyükada.
    Mesajlar
    3.512
    Konular
    338
    Dişi örümceğin erkeğini yemesi Ne için yer .

    örümcek alemiyle ilgili en çok bilinenlerden biridir.çiftleştikten sonra daha iri olan dişi örümcek, ağına düşürdüğü erkek örümceği yiyerek ondan iki kere faydalanmış olur.
    Örümceklerde ölümcül çiftleşme 25’
    Dişi örümcek beslenme esnasında ütün dikkatini besine verir. Erkek ise bu esnada dişiye yaklaşır ve çiftleşir. Bu esnada dişi besini ne kadar fazla zamanda yerse erkek örümcekte bu esnada o kadar fazla sperm salgılar ve dişiye aktarır. Erkek çiftleştikten sonra ölür. Çünkü dişi erkeği ısırıyor ve bütün zehrini onun içine bırakıyor. Bu şekilde dişi erkeğin bütün içini emiyor. Örümceklerde seks ölümcül bir oyun olmasına rağmen bazen erkekler çiftleşmeden zarar görmeden kurtuluyorlar. Ama yinede dişinin erkeği öldürmeyeceklerinin hiçbir garantisi yoktur.
    Erkek çiftleşmek istediğinde erkek dans hareketleri yapar. Bu şekilde dişiye mesaj veriyor. Yani kendisinin dişi ile çiftleşmeye layık olduğunu göstermek istiyor.
    Tarantulalarda çiftleşme esnasında dişi erkeği öldürebilir. Erkek tarantula ön ayaklarını sevgilisinden korunmak için kullanır. Erkek tarantulalar işlerini bitirdiklerinde hızlı bir şekilde uzaklaşırlar.
    Kurt örümceği erkeği tango yapar gibi dişiye yaklaşır. Dişiyi bir yandan diğer yana çevirir ve spermlerini dokunaçlarıyla öylece bırakırlar. Sonra dişiyi öbür yana çevirir ve spermlerini diğer yana bırakır. Dişi sonra yumurtlar. Örümceklerin dünyası tehlikeli bir dünyadır. Hatta buna aşkın tehlikeli dünyası da denilebilir. Yaklaşık örümcekler 400 milyon yıldır bu ölümcül çiftleşmelerine vardır ve sayıları da çok fazladır.

    0cc1edb9-7f54-487b-ae98-8c22f5b638091.jpg

  10. #20
    Bilimsel Sorular ve Cevapları masal perisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2010
    Mesajlar
    5.087
    Konular
    971


2 Sayfadan 2. İlkİlk 12

Bu Konu İçin Etiketler