Toplam 1 sonuçtan 1 ile 1 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Bernard Marie Koltès - BATI RIHTIMI

  1. #1
    Bernard Marie Koltès - BATI RIHTIMI pithc - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ara-2006
    Bulunduğu yer
    klan savaşlarında...:)
    Mesajlar
    3.472
    Konular
    238

    Bernard Marie Koltès - BATI RIHTIMI


    Biyografi

    Bernard Marie Koltès çağdaş Fransız tiyatrosunun son dönemde en çok
    tanınan yazarlarından biri olan ve oyunları birçok dile çevrilen bir yazardır. 9 Nisan 1948’de Metz’de doğan Koltès, 15 Nisan 1989’da Paris’te ölmüştür. Sıra dışı bir yaşam sürmüş ve sıra dışı olarak hayata gözlerini yummuştur. Bu sıra dışılık eserlerine de yansımıştır.
    Bernard Marie Koltès’nin oyunlarında yalnızlık ve şiddet görülür. Yazmış
    olduğu oyunlarındaki kahramanları sıra dışı ve çağımızın problemlerini, çağımız hayat şartlarını, insanların kalabalıklarda kaybolmasını kapsamaktadır. Çağdaş Fransız tiyatro edebiyatının Genet ve Rimbaud ile kıyaslanan güçlü yazarlarından Bernard Marie Koltès'nin, anne, baba, polis ve çocuk katili anti-kahramanı “Roberto Zucco”nun etrafında dönen aynı adlı oyunu Türk tiyatro severlerin yakından tanıdığı isimler değildir. Oyunun Türkiye'de prömiyeri 1999 yılında 41 yaşında ölen Bernard- Marie Koltès’nin 10. ölüm yıldönümünde yapıldı. Koltès sanat yaşamına çok genç başladı ve Avrupa'da ünlü yönetmenler tarafından sahnelenen birçok oyun yazdı. Roberto Zucco, Koltès’nin ölmeden birkaç gün önce yazdığı bir vasiyetname denilebilecek son oyunudur.

    Eserleri ve Sanat Hayatı

    15 Nisan 1989 tarihinde 41 yaşında yaşamını yitiren yazar Bernard Marie
    Koltès, çağdaş Fransız tiyatro edebiyatının en güçlü yazarları arasındadır. Koltès’in Rimbaud, Antonin Artaud ve Jean Genet gibi tanınmış yazarlarla birlikte aynı kefede görülmesinin nedeni, şiddeti cesurca uygulayan birini, Roberto Zucco adlı oyunda oyunun kahramanı yapmasıdır. 1988’de bir seri katilin yaşamından esinlenip yazdığı oyunda, Zucco karakteri Koltès’nin diğer karakteriyle birlikte 20. yüzyılda yaşayan ama geçmiş tüm zamanlara ait yazgıları, ıssızlığı ve ölüme doğru yürüyüşleri ile anlattığı efsanevi bir karakterdir.
    Koltès, 9 Nisan 1948’de Metz’de doğar. 15 Nisan 1989’da Paris’te ölür.
    Öğrenimini Hubert Gignoux tarafından yönetilen Strazburg Ulusal Tiyatrosu’nda
    tamamlar. Bu yıllarda kendi yazdığı oyunları da yönetir. 1970 yılında Pont Saint-
    Martin Tiyatrosu’nda Gorki’nin "Enfance" adlı oyundan uyarladığı Les Amertumes
    adlı oyunu sahneye koyar. Ertesi yıl aynı tiyatroda La Marche adlı oyunu sahneler.
    Aynı yıl Fransız kültür Radyosu Nouveau Repertoire Grammatique bölümüne
    oyunlar verir.

    1972 yılında L’heritage adlı oyunu, Eveline Fremy tarafından sahnelenir.
    1974 yılında radyo için yazmış olduğu Des Voix Sourdes, Georges Peyrou tarafından
    sahnelenir. 1973 yılında Rects Morts ve Sallinger adlı oyunu yazar. Rects Morts’u
    Strazburg’da kendi sahneler, Sallinger’i ise 1977 yılında Bruno Boeglin Lion’da
    sahneler. 1976 yılında La nuit juste avant les forêts adlı oyunu yazar ve ertesi yıl
    Avignon’da Yves Ferry ile birlikte sahneler.
    1979: Theatre Ouvert, Combat de nègres et de chiens adlı oyunu yayınladı.
    1980: La nuit juste avant les forêts ve Combat de nègre de Chiens oyunları
    Stock yayınevi tarafından ‘Açık Tiyatro’başlığı altında yayınlandı.
    1983: Combat de nègre de Chiens adlı oyun sahnelendi.
    1984: Minuit Yayınevi tarafından, 1976 da yazılan “La fuite à cheval très lent
    dans la ville” adlı roman yayınlandı.
    1986: Quai Ouest adlı oyun ve Théâtre Ouvert tarafından Avignon Festivali
    için ısmarlanan Tabataba adlı oyun sahnelendi.
    1987: Dans la solitude des champs de côton adlı oyununu sahneledi.
    1988: Luc Bondy Avignon festivali için Shakespeare’nin Kış Masalı adlı
    oyunun çevirisini yaptı ve Le retour au desert adlı oyunu sahneledi.
    1990: Roberto Zucco ilk kez radyo tiyatrosu olarak sahnelendi ve aynı yıl
    içinde Berlin Schaubühne Tiyatrosu’nda sahnelendi.
    1994: La revue Alternative adlı dergi, Théâtre de l’Europe ile birlikte
    hazırladığı 35 ve 36. sayısını Bernard Marie Koltès için ayırdı.

    Koltès’i Anlamak

    Homère, Shakespeare ve birçok klasik yazar onun için önemli yazarlar
    arasındadır. Koltès, İtalyan sineması hayranıdır. Hayatında filozoflar büyük yer tutar,
    özelliklede Descartes. ‘Meditasyon Felsefesi’ ve ‘Düşüncenin Davranışı’ adlı eserlere
    büyük ilgi duymuştur.
    Pascal; Jansénist düşüncesinin tadına varır. Orijinal yanılma düşüncesiyle
    geçmişini tekrar bulur. Bunlara eserlerinde yer vermiştir. Koltès, Dostoievski, Gorki,
    Claudel gibi yazarların düşüncelerinden faydalanır.
    Arkadaşlarını toplar ve tiyatro oluşturur. Koltès, 22 yaşında Médée’de Maria
    Cesarés’yi görür. Kendini göstermek için anormal bir arzuyla tiyatro yazmayı ister.
    ‘Yıldırım Vuruşu! Der. Cesarés eğer orda olmasaydı tiyatro yazmazdım ‘der’.
    Koltès, yenilikçi bir yazıdan esinlenir. Le soliloque (sözler, konuşmaya,
    sahnede olmayan bir kahramana yöneliktir.) Bu esinlenme özellikle “sallinger”den
    olmuştur. Bu an Koltès için önemlidir, bundan sonra metinlerinde bunu kullanmayı
    dener.

    Jacques Toja Koltès’den Fransız komedisi için bir oyun ister. 1983 yılında,
    Partice Chéreau tarafından Nanterre-Amandies Tiyatrosu’nda ‘Combat de nègre et de chiens ‘oyunu sahneye konur. Koltès için büyük bir maceranın başlangıcıdır.
    İnanılmaz bir başarıdır ve büyük üne kavuşur. Ardından demeçler verir, televizyon
    programlarına katılır.

    İtalyan bir katilin hayatından esinlenip yazdığı Roberto Zucco adlı oyun ilk
    kez 1990’da Berlin’de Schaubühne’de sahnelendi. Daha sonra 1991’de
    Villeurbanne’da, 1993’de Montreal’de, 1994’de Paris’te, 1995’de Strazburg’da,
    1995’de Newyork’ta sahneye kondu. Ayrıca bu oyun İstanbul’da da sahnelendi.
    Koltès’nin hayatına ve yazmış olduğu Roberto Zucco adlı esere baktığımızda
    ilginç benzerlikler gözden kaçmamaktadır. Eserin kahramanı Roberto Zucco ve
    Koltès hayatlarının belirli bir dönemlerine kadar normal insanların yaşadığı gibi
    yaşamışlardır. Ama bu hep böyle gitmemiştir.

    Hayatlarının bazı dönemlerinde kırılma noktaları vardır. Bu kırılmalar
    Koltès’de; kısa sürede dünyaca tanınan bir yazar olmasından kaynaklanmaktadır.
    Roberto Zucco’da ise; yaşamış olduğu psikolojik durumlardan ve şan şöhret peşinde koşmak istemesidir. Koltès’nin meşhur olması hayatındaki dönüm noktasını oluşturmaktadır.

    Roberto Zucco ise hem şan ve şöhret uğruna hem de yaşadığı psikolojik
    bunalımlardan dolayı babasını öldürmesiyle normal giden hayatına son vermiş ve eski yaşantısına benzemeyen bir hayat sürmeye başlamış, böylece dönüşü olmayan bir yola girmiştir. Koltès, üne kavuştuktan sonra normal yaşantısına devam etmemiş kendisini içkiye, kadına, eroine, uyuşturucuya vermiş. Birçok kadınla ilişkiye girmiş ve son olarak da erkeklerle cinsel ilişkiye girerek sonu belli olmayan bir yöne doğru gitmiştir.

    Gözlerini bir aidsli olarak kapamıştır. Buna karşın Roberto Zucco da girmiş olduğu dönülmez yolda hızla ilerlemiş annesini, müfettişi, çocuğu öldürmüş ve yine bir hayale doğru gitmek üzereyken hapishanenin duvarlarından düşerek ölmüştür. Koltès’nin ve Roberto’nun sonları da aynıdır. İkisi de yeni bir maceraya atılmak üzereyken hayatları bu maceraperestliklerinden dolayı son bulmuştur. Roberto sıradan bir insan değildir. Koltès, eserindeki başkahramanı olan Zucco’yu, bir İtalyan seri katil olan Pierre Rivière’in gerçek yaşamından esinlenerek uyarlamıştır.

    Cezayir Bağımsızlık Savaşı

    20. yüzyılın en önemli bağımsızlık savaşlarındandır. Cezayirli Müslüman Araplar ile Avrupalı Cezayirlilerin arasındaki sürtüşmenin, 130 yıllık koloni yönetimine karşı bir isyana dönüşmesiyle başlamıştır. Demokratik Özgürlüklerin Zaferi Hareketi (MTLD) adını alan Cezayir Halk Partisi 1950'de Fransız yönetimine karşı eylemlere başladı. 1952'de önemsiz bir suçtan yargılanan Ferhat Abbas'ın davası yönetimi hedef alan bir propaganda aracına dönüştü. MTLD ve Cezayir Ulema Cemiyeti yöneticileri de Arap devletlerinden destek sağlama çabalarını yoğunlaştırdı.
    Messali Hac'ın önderliğinden hoşnut olmayan bir grup gencin oluşturduğu Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin (FLN) 31 Ekim 1954'te Betna ve Aures'te başlattığı ayaklanma yoğun bir tutuklama kampanyasına yol açtı. Ertesi yıl Ayn Abid'de ve el-Alia madenlerinde patlak veren ayaklanma, Avrupalılara yönelik bir kıyım hareketine dönüştü; yönetim buna idamlarla karşılık verdi. 1956'da Fransa'da iktidara gelen hükümetin valiliğe atadığı Robert Lacoste, direnişi zorla bastırma politikasına yöneldi. Ülkenin iç kesimlerinde giderek denetimi sağlayan FLN'nin etkisini kırmak amacıyla Cezayir'e 500 bin kişilik bir Fransız ordusu gönderildi. Bu sırada daha önce silahlı mücadeleye karşı çıkan milliyetçi önderlerin çoğu FLN'ye katılmaya başladılar.

    Bağımsızlığına yeni kavuşan Fas ve Tunus'un Cezayir sorununa bir çözüm bulmak amacıyla 1956'da görüşmeye çağırdığı Cezayirli önderlerin yakalanarak hapse atılması, ayaklanmanın daha da genişlemesine neden oldu. Ertesi yıl direnişçiler şiddet eylemlerine başladı. Cezayir'e gönderilen Fransız paraşütçü birlikleri bu girişimleri engelledi ve yoğun işkence uygulaması başladı. Direnişçilerin sızmalarını engellemek amacıyla Cezayir'in Tunus ve Fas sınırına dikenli tel örgüler çekildi. Bu engelin gerisinde kalan 30 bin kişilik Cezayir ordusunun saldırılarını sürdürmesi üzerine, Fransızlar Şubat 1958'de bir Tunus sınır köyünü bombaladı. Bu olay Fransa - Tunus ilişkilerinin gerginleşmesine ve Birleşik Krallık ile ABD'nin arabuluculuk girişimlerine yol açtı.

    Nisan 1958'de Tanca'da toplanan Magrip Birliği Kongresi'nde alınan bir kararla Cezayir Cumhuriyeti Geçici Hükümeti (GPRA) oluşturuldu.Bu sırada Avrupalı Cezayirlilerin Fransa ile birleşme amacıyla yürüttüğü mücadele de kızıştı. Gerginliğin Fransa'da yol açtığı bunalım sonucunda geniş yetkilerle iktidara gelen Charles de Gaulle, Cezayirli Fransızların baskısına karşın, soruna siyasi bir çözüm bulmaya yöneldi. Arap devletleri ile sosyalist ülkelerden destek gören GPRA ile Mayıs 1961'de resmi görüşmelerin başlamasından sonra, Fransız göçmenlerin kurduğu Gizli Ordu Örgütü (Organisation Armée Secrète, OAS) sivil halka yönelik acımasız şiddet eylemlerine girişti. Altı aylık bir aradan sonra yeniden başlayan görüşmeler 18 Mart 1962'de anlaşmayla sonuçlandı. Geçici bir hükümetin gözetiminde yapılacak bir referandumda onaylanmak koşuluyla, Cezayir'in bağımsızlığı tanındı. Ayrıca bağımsızlıktan sonra Fransa ile ilişkilerin sürdürülmesi ve Avrupalıların uyruk belirlemede serbest bırakılması öngörüldü. 1 Temmuz 1962'de yapılan referandumda 6 milyon kişi bağımsızlık lehinde, 16 bin kişi aleyhte oy kullandı. 8 yıl süren Cezayir Bağımsızlık Savaşı'nda 2 milyon köylü toprağını terk etmek zorunda kalırken, 250 bin müslüman yaşamını yitirdi.

    Paris Katliamı

    1961 Paris Katliamı, 1954 ile 1962 arasında yasanms olan Fransa-Cezayir savasının
    sonlarına doğru gelinmisken, Paris kentinde Fransız polisi tarafından gerçeklekleştirilen ve toplu ölümleri beraberinde getiren kitlesel bir kıyım olayıdır. Fransa polisi, 1961 senesinde Paris kenti dahilinde yaklasık 30.000 Cezayir kökenli sivilin ikamet ettiği bölgeye saldırılarda bulundu. Fransa Hükümeti, 1998 yılında yayımladığı rapora göre olaylar sonucunda 40 Cezayirlinin öldüğünü belirtirken, tarihçi Jean-Luc Einaudi resmi raporların çarpıtıldığını iddia ederek, bu 2 rakamın en az 200 olduğunu söylemekte ve olayların bas sorumlusunun Paris Polis efi Maurice Papon olduğunu iddia etmektedir. Öte yandan 1999 senesinde Einaudi, 1942-1944 yılları arasında Bordeaux Sehrinde Yahudilere karsiı girisilen bir dizi kıyımın sorumlusu olduğuna dair Maurice Papon aleyhinde açtığı davayı kazanmıs ve Papon kamuoyunda “Nazi birlikçisi” olarak anılır olmustu. 1961 senesi Paris’inde masum ve silahsız 30.000 insanın yasadığı Cezayir bölgesine karsı girisilen saldırılarla son buldu ve geriye yüzlerce cansız insan bedeni bıraktı. Resmi ölü sayısı raporlara kısılarak yansıtıldı, dönemin televizyonları Cezayirlilerin ülkeden ayrılma görüntülerini yayınlasa da, gerçek vahseti her zaman sansürledi. Ne var ki Paris katliamının etkileri, yalnızca yasanan ölümler ve zorunlu göçlerle sınırlı kalmamıstır. Katliam sonrası geride kalanların deneyim ettiği post-travmatik olgular günümüzde dahi varlığını derinden hissettirmektedir.

    Dil Kullanımı

    Koltès’nin diyalogları az bilgi vericidirler. Diyaloglar kahramanların geçmiş
    hayatlarını, kahramanlara ait fiziksel özellikleri ve olayın mekânına ait bilgileri
    ayrıntıya girmeden sunar. Diyaloglar bilgi vermek çabasında değildirler. Ve bu
    bilgileri direkt sunar. Uzun bilgilere ve dolaylı bilgilere eserinde yer vermez.
    Koltès, kahramanların kendine ait özellikleri kendilerinin sunmalarına eserde
    çok sık yer vermez.
    Koltès, kahramanlarının geçmişi hakkında da az bilgi vermeyi tercih etmiştir.
    Bilgi vermeme Koltès’nin bir gizemidir. Diyaloglarında fazla bilgi
    vermemesinin sebebi de seçmiş olduğu konudan, kahramanlardan ve okuyucuyu,
    izleyiciyi fazla sıkmadan olayla baş başa bırakmak istemesinden kaynaklanmaktadır.
    Çünkü seçmiş olduğu konuya yabancı değiliz ve kahramanlarında her devirde
    karşılaşabileceğimiz tiplerdir.
    Olayla ilgili bilgilerin hazır olarak verilmesi yerine, okuyucu/izleyici
    düşündürülmüş, merakta bırakılmış bir nevi okuyucu/izleyici oyuna dahil edilmiş bu
    sayede de oyunun bir parçası haline getirilmişlerdir.
    Eser hakkındaki bilgiler nettir ya da mistik bir hava içinde diyaloglar
    vasıtasıyla sunulur. Bu diyaloglara verilen cevaplar da ya çok kısa sürede ya da
    uzatmalardan dolayı geç verilebilir.
    Bilgi verme işini didaskalik metinler aracılığıyla vermiştir. Bilgi vermede
    Koltès didaskalik metinlerden faydalanmış, didaskalik metinler onun için daha da
    ağırlıktadır.

    Didaskali kelimesi, Yunancanda ‘Öğretim’ anlamındadır. Günümüzde ise,
    ‘Sahne Açıklamaları’ olarak kullanılmaktadır. Didaskalik metinler oyunlara renk ve akıcılık katmaktadır.Sahnelenen bir oyunu izlemeden ziyade bir oyun okunduğunda didaskalik metinlerin anlamı daha da belirginleşmektedir. Didaskalik metinler oyunun bir tamamlaması olduğu için, olay nerdeyse bizi oraya götürerek, kahraman tipi nasılsa beynimizde öyle bir kahraman canlandırmamızı sağlar. Didaskalik metinler; sahnenin düzeni, dekor, kahramanların kostümleri, kahramanların tipleri, eserin ve tabloların başlıkları, kahramanların adları, olayın geçtiği yerler, kahramanların davranışları, sahnelerin bölümleri, jestler, mimikler, yer değiştirmeler ve kahramanların ses tonları didaskalidir.

    Eserde çok renkli bir dil kullanılmıştır. Eser Türkçe’ye çevrildiği için biz
    bununla yetineceğiz. Edebi dil yanında, sade bir anlatım ve sokak ağzı kullanılmıştır. Bunu da özellikle tercih etmiştir. Çoğu zaman birçok insanın kullandığı argo kelimeleri de kullanmaktadır. Ayrıca yazar kendi kültüründe ve dünyanın değişik yerlerinde rastlanabilecek durumlardan da faydalanmıştır.


    Oyun Hakkında

    Yazar, karakterlerini kullanarak okurun ve seyircinin beyninde düşünce
    fırtınaları estiriyor. Okur kendine şu soruları sormaktan geri kalamıyor. Bizleri birbirimizden farklı kılan şeyler nelerdir? Neden birbirimizden bu kadar farklıyız? Neden kötüyüz? Ya da neden iyiyiz? Neden her ikisi değiliz? Hayatta kalmak adına neleri göze alabiliriz? Çaresiz miyiz, eylemsiz mi?


    Atmosfer boğucu fakat sürükleyici, istemeye istemeye ciğerlerimize çektiğimiz kirli havanın genizde bıraktığı yanma gibi, hem rahatsız oluyoruz hem okumadan edemiyoruz. Yazar uzun monologlara ve sıkça tekrar edilen kelimelere rağmen bir sonraki sayfayı çevirtmeyi başarıyor. Oyunda savaşın toplum ve insanlar üzerindeki tüm çözülme ve yıkımları hakkında sosyolojik analizler yer almakta. Savaş öncesi ve sonrası arasındaki farklardan bahsediliyor. Yalnız kalan, hayatta kalma mücadelesi veren insanın değer yargılarının nasıl katman katman soyulduğunu, karısına, oğluna, kız kardeşine, kocasına, dostuna dahi nasıl kolayca sırt çevirebileceğini vurucu bir şekilde anlatıyor. Kuşkusuz ironisi “HAYATTA KALMAK” ve “YAŞAMAK” arasındaki ince çizgi üzerinde saklı. Karakterlerin yönelimlerine bakacak olursak bir baş oyun kişisi seçmek oldukça güç ama Charles’in biraz ağırlıkta olduğunu düşünüyorum. Oyunda söylediği sözlerin hiçbir anlamı olmamasına rağmen, demogoji yaparak istediği her şeyi yaptırabilen “FAK” karakterine de bir parantez açmak gerekir. “FAK”ın sözlerine bakacak olursak anlattığı hiçbir şey yok ama oyunda neredeyse tüm amaçlarına ulaşan tek karakter. Yine dikkat çeken karakterlerinden biri mazlum Arap karakterimiz “ABAD”. Oyunda kendisine yapılan tüm hakaretlere rağmen her denileni yapan, herkese güvenen, hayat kurtaran, kurtardığı hayatı karşısındakini acıdan kurtarmak için tekrar alan ve neredeyse hiçbir kırılma yaşamayan tek karakter. Çaresiz mi, eylemsiz mi? İşte burada yazar yeni bir ironi daha sunuyor. Dediğim gibi karakterler o kadar güzel yaratılmış ki her biri için sayfalarca yazmalı, günlerce konuşmalı belki.

    Oyunun Teması : Savaş

    Yan tema :
    Çaresizlik, Hayatta kalma mücadelesi, Irkçılık, Çarpık aile ilişkileri,
    Yalnızlık, Birbirine muhtaçlık, Eylemsizlik, Sınıf çatışması

    Sınıf Arkadasım Yusuf Dinçer!in sunumundan alıntı...