2 Sayfadan 2. İlkİlk 12
Toplam 20 sonuçtan 11 ile 20 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Atlantis ve Ademoğulları

  1. #11
    lightshadow - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2014
    Bulunduğu yer
    KOCAELI
    Mesajlar
    171
    Konular
    7
    Atlantis, Mu, Kayıp Medeniyet... Tüm bu efsanelerin, saklı bir gerçekliğe ait olduğuna inanmak çok güç. Popüler Kültür ürünü kitaplar sayesinde, gerçeklik duygusu para kazanma arzusuyla yok edilmiş. Yalanlar evrim geçirmiş, tek gerçek haline bürünmüşler.

    Agharta, Atlantis, Mu, Şambala... Gog ve Magog... Yecüc ve Mecüc...

    Bu efsanelerin ardındaki sır perdesi daha henüz tam olarak aydınlanmış değil. En azından bir çoğunuz için durum bu.

    İlk insanlar, çok gelişmiş bir teknolojiye sahip olabilirler mi acaba? Ya da gelişmiş teknolojiye sahip geleceğin insanları, geçmişe yolculuk yaparak, geçmişin içerisinde, açık bir boyut kapısından geçerek, ileri bir medeniyet kurmaya çalışmışlar mıdır? Sonra bir insan, bu kapıya sed çekip kapatmış mıdır? Geleceğin tuhaf, genetik yapısı değiştirilmiş, ileri düzey teknolojili melez insanları, boyutlar arasında sıkışıp kalmış mıdır? Bu seddin gelecekte delinme ihtimali var mıdır ve sonrasında bu boyut ötesinde sıkışmış canlılar, üç boyutlu dünyamıza akın akın girecek midir?

    Kafamı kurcalamayan sorular bunlar.





  2. #12
    NewWorldOrder - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2014
    Bulunduğu yer
    Andromeda
    Mesajlar
    86
    Konular
    0
    Alıntı lightshadow Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Atlantis, Mu, Kayıp Medeniyet... Tüm bu efsanelerin, saklı bir gerçekliğe ait olduğuna inanmak çok güç. Popüler Kültür ürünü kitaplar sayesinde, gerçeklik duygusu para kazanma arzusuyla yok edilmiş. Yalanlar evrim geçirmiş, tek gerçek haline bürünmüşler.

    Agharta, Atlantis, Mu, Şambala... Gog ve Magog... Yecüc ve Mecüc...

    Bu efsanelerin ardındaki sır perdesi daha henüz tam olarak aydınlanmış değil. En azından bir çoğunuz için durum bu.

    İlk insanlar, çok gelişmiş bir teknolojiye sahip olabilirler mi acaba? Ya da gelişmiş teknolojiye sahip geleceğin insanları, geçmişe yolculuk yaparak, geçmişin içerisinde, açık bir boyut kapısından geçerek, ileri bir medeniyet kurmaya çalışmışlar mıdır? Sonra bir insan, bu kapıya sed çekip kapatmış mıdır? Geleceğin tuhaf, genetik yapısı değiştirilmiş, ileri düzey teknolojili melez insanları, boyutlar arasında sıkışıp kalmış mıdır? Bu seddin gelecekte delinme ihtimali var mıdır ve sonrasında bu boyut ötesinde sıkışmış canlılar, üç boyutlu dünyamıza akın akın girecek midir?

    Kafamı kurcalamayan sorular bunlar.
    Olayların başlangıç noktası olarak ele alınabilir bu medeniyetler.
    Yüzüklerin Efendisi gibi filmlerde bu konular ele alındı ve insanlara subminal mesajlar verildi. Fakat birçok insan Yüzüklerin Efendisi, Matrix, Constantine gibi filmlerin içerisindeki gerçek anlatılmak istenen mesajı alamadılar.

    İçinde bulunduğumuz dünya maddesel bir ilüzyondur. Gerçeğin yansımasıdır. Yarı gerçek, yarı rüyadır.
    Bu gerçekleri tüm çıplaklığıyla görerek Tek ve Sonsuz Yaratan' a yönelmenizi tavsiye ederim. Zira maddesel ilüzyonun içerisinde kurulu olan sistemden kurtuluş ancak ruhani gelişim ile mümkün.

    Zamanda yolculuk dediğimiz olay aslında sanıldığından çok daha farklıdır. Çünkü "zaman" diye bir şey; aslında yoktur. Güneşin doğup/batması, hücrelerimizin yaşlanması gibi olaylar bizleri 'zaman' diye bir şeyin gerçekden varolduğuna inandırdı. Fakat 'varlık' sadece yaşadığımız an' dan ibarettir. Geçmiş ve gelecek yoktur. Sadece an' vardır. Geçmişe gitmek; geçmişte yaşanan bir olayı ve yeri bütün ayrıntılarıyla üç boyutlu algı yeteneğinizde canlandırarak o an'ı gerçekden yaşamaktır. Zamanda yolculuk yoktur; yaşadığımız an' ları içinde bulunduğumuz an' a taşımak vardır. Bunu başarmak için yüksek derecede ruhani titreşim ve bilinç düzeyine erişmemiz gerekli.

  3. #13

    Üyelik tarihi
    Haz-2014
    Mesajlar
    130
    Konular
    0
    Atlantis bir ütopyadır platonun politika kitabında idael bir devlet kurmak istediği yerdir atlantis hayaldir yani hem onu geçin coğrafi olarak böyle bir kıtanın var olması imkansızdır.

  4. #14
    Taric - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2014
    Mesajlar
    33
    Konular
    1
    2. Mesajı bir türlü okuyamıyorum dün de uyku basmıştı.

    Cok guzel yazılarınız var copy+paste degildir umarim.

  5. #15
    lightshadow - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2014
    Bulunduğu yer
    KOCAELI
    Mesajlar
    171
    Konular
    7
    Alıntı NewWorldOrder Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    Zamanda yolculuk dediğimiz olay aslında sanıldığından çok daha farklıdır. Çünkü "zaman" diye bir şey; aslında yoktur. Güneşin doğup/batması, hücrelerimizin yaşlanması gibi olaylar bizleri 'zaman' diye bir şeyin gerçekden varolduğuna inandırdı. Fakat 'varlık' sadece yaşadığımız an' dan ibarettir. Geçmiş ve gelecek yoktur. Sadece an' vardır. Geçmişe gitmek; geçmişte yaşanan bir olayı ve yeri bütün ayrıntılarıyla üç boyutlu algı yeteneğinizde canlandırarak o an'ı gerçekden yaşamaktır. Zamanda yolculuk yoktur; yaşadığımız an' ları içinde bulunduğumuz an' a taşımak vardır. Bunu başarmak için yüksek derecede ruhani titreşim ve bilinç düzeyine erişmemiz gerekli.
    Zamana bir ilüzyon gözüyle bakılabilir. Fakat zaman kavramına "aslında yok" derken neyi kastediyoruz? Bunu derken, zamanın göreceliliğini mi kastediyorsunuz yoksa gerçekten bir dördüncü boyut olan zaman boyutunun aslında olmadığını mı?

    Uzay-zaman mevzusunda bu kadar net ifadeler kullanmadan önce biraz fizik bilmek gerekiyor. Her ne kadar zaman kavramını insan algısında oluşan bir şey olarak ifade etsek bile bu onun var olmadığını göstermez. Zamanın oku, geçmişten geleceğe doğru yönelmiştir ve insan bu yönde uzay-zaman boyutunda hareket halindedir.

    Ruhani titreşim ve bilinç düzeyi olarak adlandırdığınız şeylerle bir farkındalık sahibi olabilirsiniz. Fakat, algı yeteneğiniz ile geçmişi yalnız hayal edebilirsiniz.

    Geçmişe yolculuk için uzay-zamanı bükebilecek derecede yüksek bir enerjiye ihtiyaç vardır. Kavramları birbirine karıştırmayın.

  6. #16
    NewWorldOrder - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2014
    Bulunduğu yer
    Andromeda
    Mesajlar
    86
    Konular
    0
    Alıntı lightshadow Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Zamana bir ilüzyon gözüyle bakılabilir. Fakat zaman kavramına "aslında yok" derken neyi kastediyoruz? Bunu derken, zamanın göreceliliğini mi kastediyorsunuz yoksa gerçekten bir dördüncü boyut olan zaman boyutunun aslında olmadığını mı?

    Uzay-zaman mevzusunda bu kadar net ifadeler kullanmadan önce biraz fizik bilmek gerekiyor. Her ne kadar zaman kavramını insan algısında oluşan bir şey olarak ifade etsek bile bu onun var olmadığını göstermez. Zamanın oku, geçmişten geleceğe doğru yönelmiştir ve insan bu yönde uzay-zaman boyutunda hareket halindedir.

    Ruhani titreşim ve bilinç düzeyi olarak adlandırdığınız şeylerle bir farkındalık sahibi olabilirsiniz. Fakat, algı yeteneğiniz ile geçmişi yalnız hayal edebilirsiniz.

    Geçmişe yolculuk için uzay-zamanı bükebilecek derecede yüksek bir enerjiye ihtiyaç vardır. Kavramları birbirine karıştırmayın.
    Hareket halindeymiş gibi gözüken bir hareketsizlik vardır ortada. Sistem; tıpkı içiçe geçmiş sarmallar gibidir. Sürekli bir yöne doğru gitsede, aslında hiçbir ilerleme katedilemez. Varoluş bir 'nokta' dan ibarettir.

  7. #17
    xCoNaNx - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ara-2012
    Bulunduğu yer
    TÜRKİYE
    Mesajlar
    58
    Konular
    0
    Alıntı Centurul Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Atlantis bir ütopyadır platonun politika kitabında idael bir devlet kurmak istediği yerdir atlantis hayaldir yani hem onu geçin coğrafi olarak böyle bir kıtanın var olması imkansızdır.
    neden imkansız dünya yüzde kaçını keşvetttin imkansız diyorsun bu dünyada aslında imkansız diye bişey yok önce bunu anlamanız lazım şuanda bilene dünyanın yüzde 20'si keşvedilmiş durumda nasıl böyle dar düşüne biliyorsunuz dünyada hiç'mi volkanik ada yok ki volkanik adaların % 90 patladıktan sonra suyun dipine batar deniz söndürür volkanı yani patlayıp durmaz atlantisde volkanik bir ada üzerine kuruluydu

  8. #18

    Üyelik tarihi
    Haz-2014
    Mesajlar
    130
    Konular
    0
    Alıntı xCoNaNx Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    neden imkansız dünya yüzde kaçını keşvetttin imkansız diyorsun bu dünyada aslında imkansız diye bişey yok önce bunu anlamanız lazım şuanda bilene dünyanın yüzde 20'si keşvedilmiş durumda nasıl böyle dar düşüne biliyorsunuz dünyada hiç'mi volkanik ada yok ki volkanik adaların % 90 patladıktan sonra suyun dipine batar deniz söndürür volkanı yani patlayıp durmaz atlantisde volkanik bir ada üzerine kuruluydu
    Denizlerin dibinden dağlara her yerin sismik haritası cıkartıldı eğer böyle bir kıta var olsaydı bilirdik varsayımlarla bu işler yürümez arkadaş, bundan 2 milyon yıl önceki kıtaların yerleri dahi biliyoruz varsa elinde kanıt,resim,yazı sürersin ortaya ben atlantisinin ilk bahsi geçen kitabıda okudum adam kafasında ülkeyi kurmaya çalışmış kitabında, hayla uzaylılar gizliyor cinler tutuyor safsatalarıyla biyerlere gelemezsiniz..

  9. #19
    birikinti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eyl-2006
    Mesajlar
    641
    Konular
    36
    Zeno, devinen ya da devinmeyen nesneler konusunda sıkıştırılınca; “Evet, havada uçmakta olan ok devinimsizdir”diye yanıtlamış. - Franz Kafka;
    --

    Devim Uslamlaması. Eğer birşey deviniyorsa ya olduğu yerde ya da olmadığı yerde olmalıdır. Eğer birincisi ise gerçekte dinginliktedir. Eğer ikincisi ise açkıça olanaksızdır.

    Uçan Ok. Uçuyor görünen bir ok gerçekte durgundur çünkü kendine eşit bir yer kaplayan herşey uzayda dinginlikte olmalıdır ve bu bir ok için de böyledir. Bu uslamlama Burası gibi Şimdinin de değişmez olduğunu varsayar. Burası Orası değildir ve Şimdi Sonra değildir.

    alıntı;Zenon

  10. #20
    birikinti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eyl-2006
    Mesajlar
    641
    Konular
    36
    Görgül dünyada, zaman olarak zamanı değil ama ancak belirli zamanı, şu ya da bu saatin kolları tarafından gösterilen bir devim durumunu, ve böyle devim durumları arasındaki aralıkları bilebilirim. Bu düzlemde Uzay ve Zaman salt ölçülebilen, salt nicelleştirilmiş şeylerdir, pozitivizmin ölü kendilikleridir. Bu bakış açısından kendinde bir Zaman kavramı, kendinde bir Zaman olgusu, nesnel bir Zaman yoktur. Olsaydı, bunun Saltık Zaman olması, Evrensel Şimdi olması, yalın olarak Şimdi dediğimiz kavram/olgu olması gerekirdi. Görgücülük ne pahasına olursa olsun bu nesnel kavramı silmelidir.
    ----

    Zamanda görelilik her şeyi ‘duyu’ yetisine bağımlı kılmaksızın olanaksızdır. Eşzamanlılığın, evrensel bir Şimdinin olanaksızlığını ancak zamanı çıplak duyusal ölçümlere indirgeyen bakış açısı ileri sürebilir. (Her bir uzay noktasının görgül zamanı başka her uzay noktasının görgül zamanından ayrı olacaktır.) Uzunluk ya da uzaklık ancak duyusal olarak saptanabilen belirli bir niceliği, bir niceyi anlatır. Aynı nedenle, salt duyusal bir uzaklık salt göreli olmak zorundadır. Ve duyusal olmayan bir a priori uzaklık/uzunluk, saltık/soyut bir Uzay, varsayım gereği, yoktur.

    alıntı;İdea Yayınevi - Okumalar - Görelilik Kuramı: Felsefesiz 'Bilim', Aziz Yardımlı - Giriş
    --

    Uzayın Zamana geçişi Uzayın başkalaşarak Zaman olması değildir. Uzay ve Zaman her ikisi de vardır, yaratılmazlar, ilksiz-sonsuzdurlar, ve geçiş mantıksal olarak bizim tarafımızdan ve nesnel olarak yapılır.

    Zamanın fiziksel akış olarak düşünülmesi Zamanın Kavramına ulaşma yolu değildir çünkü akışın kendisi belirli Zaman kavramını kullanan bir fenomen ya da tasarımdır.

    alıntı; İDEA / NEDENSELLİK

    ---

    “Zaman” çoktandır varolan-şeylerin değşik bölgelerinin safça ayırdedilmesinin varlıkbilimsel ya da daha doğrusu varlıksal ölçütü olarak işlev görmektedir. “Zamansal” varolan şeyler (doğanın süreçleri ve tarihin olayları) ve “zamansal-olmayan” varolan-şeyler (uzaysal ve sayısal ilişkiler) arasına bir sınır çekilir. Genellikle önermelerin “zamansız” anlamları önermelerin öne sürülmelerinin “zamansal” gidişinin karşısına çıkarılır. Dahası, “zamansal” varolan-şeyler ve “zaman-üstü” ilksiz-sonsuz şeyler arasında bir “uçurum” bulunur ve bunun üzerine köprüler kurmaya çalışılır. “Zamansal” burada her durumda yalnızca “zamanda” olan
    demektir — bir belirlenim ki, hiç kuşkusuz henüz yeterince karanlıktır. “Zamanda olma” anlamında zamanın Varlık bölgelerini ayırdetmenin ölçütü olarak işlev gördüğü olgusu ortadadır. Zamanın bu ayırdedici varlıkbilimsel işlevi nasıl kazandığı ve giderek hangi hakla tam olarak zaman gibi birşeyin böyle bir ölçüt
    olarak işlev gördüğü, zamanın bu saf varlıkbilimsel kullanımında onun asıl olanaklı varlıkbilimsel ilgisinin anlatım bulup bulamadığı — tüm bunlar şimdiye dek ne sorgulanmış ne de araştırılmıştır. “Zaman” bu “kendiliğinden açık” varlıkbilimsel işleve hiç kuşkusuz kaba zaman-anlayışının çevreni içersinde bir bakıma “kendiliğnden” düşmüş ve bugüne dek kendini orada tutmuştur.

    alıntı;
    http://www.ideayayinevi.com/satis/buyuk_parca_pdf/Varl%C4%B1k_ve_Zaman_idea_yayinevi_0_01_ 101.pdf



2 Sayfadan 2. İlkİlk 12