Toplam 3 sonuçtan 1 ile 3 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Astral Beden - Haluk Özden

  1. #1
    Astral Beden - Haluk Özden nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.279
    Konular
    2861

    Astral Beden - Haluk Özden


    Minarellerde ve bitkilerde astral beden henüz organize olmamıştır. Dünyanın astraline aittirler. Şuna benzer: Saç telimin de bireysel astrali henüz yoktur, ama benim astral bedenime dahildir. Parmağımın da öyle. Onun için parmağım kesildiğinde, bizzat parmağın kendisi değil, ben acı duyarım. Saçım koparıldığında yine acı duyan benim. Okültisler, bir bitkinin kökünden sökülmesi halinde, dünyanın bundan acı duyduğunu ifade ederler.

    Hayvanın astral bedeni, astral planın en kaba maddesinden oluşur. En ilkel insanın bile astral bedeninde yüksek tabakalara ait madde vardır ve o insan dünya tecrübeleri ile kaba taraflarından kurtulup astral bedenini arındırabilir.

    Dünyanın astrali, tıpkı mineral ve bitkilerde olduğu gibi, hayvanların ve insanların da fizik ve vital (hayati) bedenlerinde titreşir. Yani biz değişik kozmik tesirlerden de fark etmeden etkileniriz. Zira bizleri etkileyen dünyamız da diğer gezegenlerden etkilenmektedir.

    Astral beden çok eski çağlarda da biliniyordu. Değişik tradisyonlarda muhtelif isimler alır. Fisagorcular buna ombre (gölge) ya da manes, Hintliler Kama-Rupa, İbraniler ruach, Çinliler Khi, Eski Mısırlılar Tet derlerdi. Hermetistler buna astral beden, okültistler plastik aracı (yoğurulabilir aracı), spiritüalistler ise perispri adını verirler.

    İnsanın astral bedeni, dünyada yaşarken ışıklı bir yumurta biçimindedir. Fizik bedeni yumurtanın akının sarı kısmı kaplaması gibi kaplar. Ölümden sonra bedenin formunu aldığı belirtilmektedir. Genellikle bedenin 30-40 cm dışına taşmaktadır. Pek çok algı merkezine sahiptir, ama bunlar genelde uykudadırlar (Şakralar). Bu merkezlerin uyanması bir amanın gözlerinin açılması gibidir. Astral bedenimiz sürekli titreşim halindedir. Bu hareketlerin sürati saptanamaz. Baş seviyesinde bulunan moleküller bir anda ayak seviyesine, sonra yeniden baş seviyesine geçebilirler. Astral plan nasıl ruhsal planlarla fizik alem arasında bir aracı vazifesi yapıyorsa, astral bedenimiz de ruhumuz ile bedenimiz arasında aracı bir rol oynar. Aşağıdan (bedenden) aldığı tesirleri ruha, ruhtan gelenleri ise bedene yansıtır ve astral alemin, kendi seviyesine (titreşim seviyesi, ki tekamülle orantılıdır) göre irtibatta olduğu katlarına göre insanı kozmosa bağlar. Ama biz bu tesirleri ayırt edip değerlendirecek hassasiyette henüz değiliz.

    Okültistlere göre esiri beden nasıl dalak vasıtasıyla bedene nüfuz ediyorsa, astral beden de bu işi karaciğer vasıtasıyla yapmaktadır. Ama bazıları bunu göğüs kafesi olarak belirtirler. Zira kanımızın tazelendiği, ona hayat enerjisinin aşılandığı (ciğerler) ve bu kanın tüm bedene fışkırtıldığı (kalp) bölge orasıdır. Denir ki; kan, astral bedenin, fizik bedendeki taşıyıcısıdır. Onun bütün canlandırıcı etkilerini bedende taşır ve hayvanlara ve insanlara arzu ve tutkularını tezahür ettirme imkanı verir. Bu yönden kanı sıcak varlıkların daha gelişmiş oldukları belirtilir.

    İnsan, 14 yaşına gelinceye kadar, kemiklerindeki kırmızı ilik, kanın tüm yuvarlarını üretmez. Bu işi timus bezi yapar. Bu bez ana-baba tarafından oluşturulmuştur. O yüzden, kendi kanını kendisi üretmedikçe “ben” duygusunun gelişmediği belirtilir.

    Çocuğun esiri bedeni 7 yaşında gelişimini tamamlar, etkide bulunmaya başlar ve aşırı bir gelişme dönemi başlar. Bu 7 sene sürer. Bu arada astral beden tam gelişmemiş olduğundan ötürü çocuk makrokozmik astrale bağlıdır. 14 yaşına doğru ferdi astral beden gelişimini tamamlar ve fizik bedenin bu hızlı gelişimini durdurur. Yoksa bir dev olmak işten bile değildir. Bu, ergenlik cağının başlangıcıdır. Hayati esir tam olgunlaştığından üremeye yönelik faaliyet çoktur. Zihin bedeni de (mantal beden) tam olgunlaşmadığından ötürü karşı cinse duyulan ilgi kontrol dışıdır.

    14 yaşındaki bir gençte tutkular ve şiddetli davranışlar kanı çok fazla ısıtır ve şuur kaybına sebep olurlar, düşünmek imkansızlaşır. Zira şuurun bedene hakim olabilmesi için (ruhun bedene hakimiyeti) kanın belirli bir ısıda olması gerekmektedir. Bu her kıta ve iklim insanına göre değişse de temelde prensip budur. Nitekim yüksek ateş bizi uyutur, daha yükseği bayıltır. Düşük ısı da bedeni uyuşturur ve şuur devreden çıkar. Uzun sürerse beden donar. Aşırı öfke ya da değişik heyecan hallerinde, şoklarda, kanın bu aşırı ısınması şuur ve beden bağlarını zayıflatır. Öfkelenince kendini kaybetmek budur. O esnada obsedör bir varlık bu aralıktan ayağını içeri sokar ve girmeye çalışırsa bu, bir obsesyon başlangıcıdır.
    Utanma halinde başa doğru yollanan kan beyni çok ısıtır ve düşünceyi felç eder. Yüzün kızarması bu kan hücumundandır. Korku hallerinde ise “Ben” savunmaya geçer ve astral bedenimiz kanı bedenin merkezine doğru toplar. Aynen bir salyangozun aniden kabuğunun içine doğru çekilmesi gibi. Yüz sararır, vücudun çevresi ısı kaybeder, düşünce felç olur. İnsanın kanı donar, titrer, dişleri birbirine vurur.
    Astral bedenin, yani heyecanların kontrolü tekamülle alakalı bir husustur.

    Astral beden değişik insan tiplerinde, durugörü medyomları tarafından aktarılanlara göre şu vasıflara sahiptir:

    a) Geri seviyeli (kaba egoizma) insanda astral beden bulutlu bir kütle görünümünde, kötü organize olmuştur ve sınırları belli değildir. Aşağı tabakanın maddesinden yapılmadır. Koyudur, tüm tutku ve arzulara cevap vericidir. Renkleri karanlıktır: Kahverengi, kirli kırmızı ve kirli yeşil renkler ağırlıktadır. Işıklılık, parlaklık yoktur. Tutkuları ağır dalgalar, şayet şiddetli iseler şimşekler şeklinde tezahür ederler. Şehvet duyguları, çamurlu kırmızı; öfke duygusu, kırmızı şimşek şeklinde görünür. Bedenin 25-30 cm dışına taşar. Böyle bir insanda faaliyet, dışarıdan yapılan uyaranlarla olur, zira inisiyatifi henüz gelişmemiştir.
    Taşı iteriz, bitkiler su ve ışık, hayvanlar ise açlıkla aktif olur. Az gelişmiş adam, sert duyumlara maruz kalır (aktivite için). Şoklar yer, duyguları şiddetli ve çok oldukça, gelişimi hızlanır.
    Maneviyatı, tutkularından hayat bulacaktır. Her türlüsünden perhiz, yani nefs denetimi astralin incelmesi içindir. Bu hareket astral bedenin daha ince maddesinde titreşim oluşturacak ve daha yüksek tesirleri cezbedecektir. Astral bedeni, tutkuları, arzuları, heyecanları vasıtasıyla bilenir. İyi etkiler kaba kısımdan bir parçayı yok eder, yüksek kısmı güçlendirir. Kötü etkiler ise tam tersi fonksiyon görürler.
    Bu, manevi ve fiziksel gücü gelişmemiş, dışarıdan yönetilen insan tipidir. İradesi henüz devrede değildir. Dışarıdan ve bedeni vasıtasıyla harekete geçiriliyordur, yoksa içeriden kendi aklı ile değil. Çünkü iradesi ile hareket etmek, önemli bir tekamül işaretidir. Arzuya galip gelinmiş demektir. Böyle bir insan uykuda iken astral bedeni, fizik ve esiri bedeni bırakır. Ama astralde şuurlu değildir. Burada, fizik bedende olduğu şekliyle kendisini mahmuzlayan kaba uyaranlar yoktur. Günlük faaliyetlerinin astralinde yarattığı titreşimler esiri beynine yansır ve şehvani rüyalar görür. Astral beden fizik bedenin üstünde dalgalanır, uzaklaşamaz. Bedenin çekimi çok güçlüdür.

    b) Manevi ve zihinsel bakımdan orta halli tekamül etmiş insanda astral beden deminkinden çok gelişmiştir. Boyutları daha geniştir, ışıklıdır, yüksek heyecanlar güzel renkler oluşturmaktadır. Astral bedenin şekli belirgindir ve kişinin imajındadır. Enerji merkezleri belirgindir ama henüz faaliyet göstermezler. Bedenden ve şuurdan gelen etkilere cevap vericidir. Hafıza ve imajinasyon tarafından uyarılır. Ve o da fizik bedeni harekete geçirir. Astral bedenin arınması yine aynı şekilde olacaktır, yani kaba elementlerin yüksek olanlar tarafından atılması şeklindedir. Manevi ve zihinsel gelişimi kendi elindedir. Dışarıdan değil, kendi içinden yönetilir. Aklı ile muhakeme eder, karar verir ve uygular. Düşüncesi ile astral bedenini etkiler, gelişimini hızlandırır.

    Uykuda iken, bu gelişmiş astral beden fizik bedenin yanında kalmaz. Astral alemde dolanır. Varlık henüz bedeni kontrol edemiyordur, ama imajları ve zihinsel faaliyetlerinden sevinç duyar. Astral kılıfı ile aldığı etkileri mantal imajlara çevirir. Bilgi edinir (beden dışı) ve bunları beynine kesin rüyalar veya rüyetler halinde taşır. Şayet hafızası tam çalışmazsa bu bilgiler uyanıklık halinde sezgiler, ilhamlar ve önseziler tarzında tezahür ederler.

    c) Ruhen gelişmiş bir insanın astral bedeni, her bölgenin en ince maddelerinden oluşmuştur. Işıklı ve renklidir, harikuladedir. Saf akıl tesiri ile oluşan renkler eşsizdirler. Şakralar tam gelişmişlerdir. Bu, tam bir şuur bedenidir. Bu durumdaki bir insan fizik bedenini terk ederse, asla şuur kaybına uğramaz. İnsanlığa hizmet imkanları geniştir. İyilik sever ve faziletlidir. Astral bedenindeki kaba unsurların yokluğu yüzünden kaba arzular ona ulaşamaz. Yüksek heyecanlar ve sevgi içindedir. Yumuşaktır, sakindir, güç doludur. Tüm büyük inisiyeler böyledirler.

    Astral bedenimiz şuur ile beyin arasında bir köprü vazifesi görür.

    Duyu organlarına yapılan etki, kaba esiri merkezlere, oradan da astral merkezlere ulaşır. Burada duygulara dönüşürler ve mantal beden vasıtasıyla şuura ulaşırlar. Buranın cevabı aynı yoldan beyine ulaşır ve istenen hareketi yapar.

    Bu sürekli vibrasyon gidiş gelişi (II) ile astral beden gelişir, geliştikçe de dokusu incelir, formu netleşir. Şuura tam cevap verecek hale gelir ve ona astral alemin titreşimlerini sadakatle taşır (durugörü vs...).
    Çok mütekamil bazı insanlarda fizik ile astral ve astral ile mantal arası iletişim hiç kesintisiz kurulmuştur. Şuur hiç kayba uğramadan bir halden diğerine geçer. Şuuru fizik bedende faaliyetteyken de astral duyularını kullanır ve bilgi alır. Bilgi edinme yolları artmıştır.





  2. #2
    sidar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oca-2012
    Bulunduğu yer
    Büyükada.
    Mesajlar
    3.512
    Konular
    338
    Doğuştan astral bedeni ve vibrasyonları güçlü olan insanların Astroloji biliminin formalize ettiği natal haritalarında , güneş-neptün sert açılarına rastlıyorum hep . Kişi iradesine yani varlığının merkezi ve çekirdeğine daha az bağımlı hale geliyor , Benlik ile benlik dışı çizgileri şeffaflaşıyor . Tıpkı Gaz molekülleri gibi başka insanların benlikleriyle rahatça bütünleşebiliyor. Dezavantajı ise ruhen gelişmemiş insanların negatif tesirlerine daha açık hale gelebiliyorlar . Negatifi almamak için Saf ,Arı ve Parlak katmanlara ihtiyacımız var sanırım . Hangimiz ulaşabiliyorsak . Pek bilmiyorum ..

    Burada benim duyular dışı algılamalarım çok güçlüdür . Astral beden , Cin , Ruh yakınlarımdaysa hemen hisseder ve görürüm .( Kuzenimi ölümünün 40.ıncı günü gelmeden onunla iletişim kurmuş ve görmüştüm . ). Arkadaşımın astral bedenini aynı kendi bedeninin formunda görmüştüm . Astral beden uzaklaştıkça beden formundan ve görüntüsünden o kadar uzaklaşıyor sanırsam .

  3. #3

    Üyelik tarihi
    Ağu-2014
    Mesajlar
    4
    Konular
    0
    O esnada obsedör bir varlık bu aralıktan ayağını içeri sokar ve girmeye çalışırsa bu, bir obsesyon başlangıcıdır.

    Bu kısmı açıklarmısınız? Devamı halinde ne olur???