4 Sayfadan 3. İlkİlk 1234 SonSon
Toplam 38 sonuçtan 21 ile 30 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Anu anlatıyor.

  1. #21
    emir869 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eyl-2008
    Bulunduğu yer
    İnsanımsı varlıklar diyarında.
    Mesajlar
    1.469
    Konular
    8
    Ha bugün ha yarın gelcek diye bekleyip duruyoruz. Kabul etmek gerek ki koca evrenin sadece insanoğlu için yaratılmış olacağına inanmak çok bencilce olur. Ancak o uzaylılardan bize zarar gelmesinde kendi hallerinde yapıyorlarsa yapsınlar . Tabi yine de gelsinler bi çayımız içsinler. Varsa şöyle işe yarar teknoloji getirsinler. Gerçi ne bulsak silah teknolojisine uyarlarız ya neyse hiçbir şey getirmesinler vazgeçtim. Kendileri gelsin yeter.





  2. #22
    Anu anlatıyor. boynuzsuzgeyikler - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2006
    Bulunduğu yer
    ankara
    Mesajlar
    10.736
    Konular
    855
    Bazı arkadaşlar kendi dinlerinin propagandalarını yapmaya çalışmışla , fakat artık şunu anlamanız gereki ki kimin inancının doğru olduğunu bilemeyiz.Bu tamamen vicdanla ilgili ve kişiyi ilgilendirir.Yazının gerçekçiliğine inanmıyorsanız karşı tezini yazarsınız.Yazı gerçekten güzel yazılmış.Fakat dinlerin çalkantıları günümüzde aşikar.Hele hele ki hıristiyanlığın.Bu açıdan bana yazının doğruluğu tartışmaya açık gibi geldi daha derinlemesine bu grup araştırılmlı....

  3. #23
    AtillaGenis AtillaGenis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    “Size Tanrının sevgi olduğunu söyleyenler olacaktır, ve bu doğrudur.Tanrı her insanı sever.Onlar "Ruhun" sevgisi hakkında tümüyle haklıdırlar.Tanrı “Mutlak Sevgi Mükemmelliği” dir.Bununla birlikte, hemen ardından onlar size, her insanın yaşamının sonunda yargılanacağını söylerler.Ve her biri korkunç bir yere gönderilip, bu sevgi dolu Tanrı tarafından sonsuza dek azap çektirilecektir.Onlar bir Kıta üzerindeki bir “anahtarı”, ya da bir “kitabı” veya bir “bilgi parçasını” bulamadıkları için sonsuza kadar işkence göreceklerdir! Eğer onlar bulmaları gereken şeyi bulmuşlarsa, o zaman güvenlikte olacakları, harikulade bir sevgi yerine gideceklerdir.Onları, Tanrının ebedi lanetinden kurtaracak olan tek şey sadece bu” bölme”nin (Dinin-İnancın) onları onaylamasıdır.
    Bu size "Ruh" gibi geliyormu? Bu sizi ölçüsüz bir biçimde seven ve ismi “Sevgi” olan Tanrımı? Bu size “Yuva” gibi geliyormu? Bu size-sizi yeni doğmuş bir bebeği sever gibi seven-bir “Aile” gibi geliyormu?
    ...Bu bölmelerde (İnançlar-Dinler içinde) bulunan, ve kuralları belirlemiş olanlar size, başka hiçbir bölmeye bakmamanızı, onların “Kötü” ya da “Şeytan” olduklarını söyleyeceklerdir! Diğer bölmelere (İnançlara) bakmak sizin başınızı derde sokacaktır.Onlar size, bu Dünyadaki, hepsi Tanrı tarafından yaratılmış “Milyarlarca İnsan” içinde, sadece “kendileri” nin spritüel olarak “Doğru” olduklarını söyleyeceklerdir.Bu size (bir) “Aile” gibi geliyormu? Eğer Tanrı “Baba” ise, o zaman neden (o) çocuklarının çoğunu fırlatıp atıp ta, sadece bir avuç çocuğa (Yahudiler vb.) gülümseyecektir?
    İşte, eski enerjideki tüm bu Kültürel-Toplumsal Korunmanın, spritüel farklılıkları yaratan süreç olduğunu gösteren en büyük kanıt: Bu Gezegendeki savaşlar, özellikle de eski savaşlar (Çünki yenileri, Uluslararası bir sömürü düzeni için yapılmaktadır), genelde “Tanrı” uğruna yapılıyordu.Bunu biliyormuydunuz? Bunlar diğer bölmedeki (İnançtaki-Dindeki) İnsanları sizin gibi “düşünmeye zorlamak” için yapılıyordu.Tanrı hangi bölmeye gülümsüyor ve hangi bölmeye gülümsemiyordu? "Tanrı Sevgisi" adına, on binlerce insan katledildi.”Doğru Bölme” ye katılmayanlar öldürüldüler.”Şeytani” bir bölmede (İnançta) bulundukları düşünülen halk kitleleri, daha “Güçlü bölme” ye ait olanlar tarafından yok edildiler.
    Bu size gerçekten de “Tanrının Muhteşem Sevgisi” gibi geliyormu?”
    KRYON-Yuvadan Mektuplar (Spritüel Mantık-Siz ne düşünüyorsunuz?)
    Alıntı boynuzsuzgeyikler Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bazı arkadaşlar kendi dinlerinin propagandalarını yapmaya çalışmışla , fakat artık şunu anlamanız gereki ki kimin inancının doğru olduğunu bilemeyiz.Bu tamamen vicdanla ilgili ve kişiyi ilgilendirir.Yazının gerçekçiliğine inanmıyorsanız karşı tezini yazarsınız.Yazı gerçekten güzel yazılmış.Fakat dinlerin çalkantıları günümüzde aşikar.Hele hele ki hıristiyanlığın.Bu açıdan bana yazının doğruluğu tartışmaya açık gibi geldi daha derinlemesine bu grup araştırılmlı....

  4. #24
    Anu anlatıyor. boynuzsuzgeyikler - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2006
    Bulunduğu yer
    ankara
    Mesajlar
    10.736
    Konular
    855
    Alıntı AtillaGenis Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    “Size Tanrının sevgi olduğunu söyleyenler olacaktır, ve bu doğrudur.Tanrı her insanı sever.Onlar "Ruhun" sevgisi hakkında tümüyle haklıdırlar.Tanrı “Mutlak Sevgi Mükemmelliği” dir.Bununla birlikte, hemen ardından onlar size, her insanın yaşamının sonunda yargılanacağını söylerler.Ve her biri korkunç bir yere gönderilip, bu sevgi dolu Tanrı tarafından sonsuza dek azap çektirilecektir.Onlar bir Kıta üzerindeki bir “anahtarı”, ya da bir “kitabı” veya bir “bilgi parçasını” bulamadıkları için sonsuza kadar işkence göreceklerdir! Eğer onlar bulmaları gereken şeyi bulmuşlarsa, o zaman güvenlikte olacakları, harikulade bir sevgi yerine gideceklerdir.Onları, Tanrının ebedi lanetinden kurtaracak olan tek şey sadece bu” bölme”nin (Dinin-İnancın) onları onaylamasıdır.
    Bu size "Ruh" gibi geliyormu? Bu sizi ölçüsüz bir biçimde seven ve ismi “Sevgi” olan Tanrımı? Bu size “Yuva” gibi geliyormu? Bu size-sizi yeni doğmuş bir bebeği sever gibi seven-bir “Aile” gibi geliyormu?
    ...Bu bölmelerde (İnançlar-Dinler içinde) bulunan, ve kuralları belirlemiş olanlar size, başka hiçbir bölmeye bakmamanızı, onların “Kötü” ya da “Şeytan” olduklarını söyleyeceklerdir! Diğer bölmelere (İnançlara) bakmak sizin başınızı derde sokacaktır.Onlar size, bu Dünyadaki, hepsi Tanrı tarafından yaratılmış “Milyarlarca İnsan” içinde, sadece “kendileri” nin spritüel olarak “Doğru” olduklarını söyleyeceklerdir.Bu size (bir) “Aile” gibi geliyormu? Eğer Tanrı “Baba” ise, o zaman neden (o) çocuklarının çoğunu fırlatıp atıp ta, sadece bir avuç çocuğa (Yahudiler vb.) gülümseyecektir?
    İşte, eski enerjideki tüm bu Kültürel-Toplumsal Korunmanın, spritüel farklılıkları yaratan süreç olduğunu gösteren en büyük kanıt: Bu Gezegendeki savaşlar, özellikle de eski savaşlar (Çünki yenileri, Uluslararası bir sömürü düzeni için yapılmaktadır), genelde “Tanrı” uğruna yapılıyordu.Bunu biliyormuydunuz? Bunlar diğer bölmedeki (İnançtaki-Dindeki) İnsanları sizin gibi “düşünmeye zorlamak” için yapılıyordu.Tanrı hangi bölmeye gülümsüyor ve hangi bölmeye gülümsemiyordu? "Tanrı Sevgisi" adına, on binlerce insan katledildi.”Doğru Bölme” ye katılmayanlar öldürüldüler.”Şeytani” bir bölmede (İnançta) bulundukları düşünülen halk kitleleri, daha “Güçlü bölme” ye ait olanlar tarafından yok edildiler.
    Bu size gerçekten de “Tanrının Muhteşem Sevgisi” gibi geliyormu?”
    KRYON-Yuvadan Mektuplar (Spritüel Mantık-Siz ne düşünüyorsunuz?)
    Tanrı'nın olduğu iddia edilen hiçbir kitapta diğer dinlerdekileri öldürün denmez.Bunları diyenler ya o kitapları değiştirmişlerdir.Yada istedikleri gibi yorumlamışlardır.Aksi halde İsa sana vurana diğer yanağını dön demezdi.Muhammed barış için gelen elçinin allahın rsulü olarak başlama yazıya dediğinde kabul etmezdi (musayla ilgili örnek gelmedi aklıma şimdi) yani demek istediğim şudur ki Işık işçileri-elçileri olayı da benim gözümde herhangi bir dinden farksiz.Bu yazdığın yazı da dahil bu duruma o yüzden bişey diyemem bu da bi inanç saygı duyarım.ama şunu da kabul etmek gerekir ki her din kendi özünde doğruyu hedeflemiştir.Tanrının sevgisi de herkeze aynı şeyi çağrıştımayabilir.Çünkü insanın egosu vardır.Bana göre tanının muhteşem sevgisi çok farklı ama bu doğrudur diyip buraya yazıp dayatma gerek yok.Sürç-ü lisan ettiysem affola.

  5. #25
    Wasteland Wasteland isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    Bence Bu Dinsel Propaganda İncil Propagandası Bu Benim Fikrim Saygılar Paylaşim İçinde Teşşekkur Ederrim

  6. #26
    AtillaGenis AtillaGenis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    WHAT THE BLEEP DO WE NOW (NE BİLİYORUZKİ) FİLMİNİN TAM METNİ

    Başlangıçta boşluk vardı
    Sonsuz olasılıklarla dolu olan
    Bir tanesinin Siz olduğu ...

    Üstün akıl.
    Beyin çevresinde gördükleriyle hatırladıkları arasındaki farkı bilmez.

    Etrafımızdaki dünyayı hangi yolla gözlersek gözleyelim--

    Sonuçta,dünyayı gerçek görmeye nasıl devam edersiniz...

    eğer onu gerçek olarak belirleyen kendisinin fiziksel bir varlığı yoksa?

    Bütün gerçeklikler eş zamanlı mı var oluyor?

    Bütün olasılıkların yan yana var olması mümkün mü?
    Hiç kendinizi olduğunuz başka birinin
    gözünden gördünüz mü...
    ve hiç kendinize son gözlemcinin gözünden baktınız mı?

    Kimiz biz?

    Nereden geliyoruz?

    Ne yapmalıyız?

    Nereye gidiyoruz?

    Neden buradayız?

    Esas soru bu herhalde,değil mi?

    Gerçek nedir?

    Gerçek olmadığını düşündüğüm şey, şimdi bir bakıma daha da gerçekdışı
    gözükerek...
    gerçek olduğunu düşündüğüm şeye göre daha gerçek gözüküyor.

    Bunu açıklayamazsınız,bunu açıklamak için çok zaman harcayan birisinin...

    esrarengizlik labirentinde yolunu ebediyen kaybetmesi muhtemeldir.

    Bence kuantum fiziğini inceledikçe, daha da gizemli ve olağanüstü olduğunu
    görürsünüz.

    Kuantum fiziği...

    olasılıkların fiziğidir.
    Bunlar sorular--
    bunlar direkt sorular, dünyayı nasıl hissediyoruz...
    eğer bizim hissettiğimiz dünyayla gerçeği arasında bir fark varsa.

    Hiç düşüncelerin neyden üretildiğini düşündünüz mü?

    Bence bugün çocuklarda gördüğümüz bazı şeyler...

    kültürün yanlış paradigmada olduğunun ve düşüncenin değerini
    anlayamayışımızın bir işareti.

    Her çağ,her nesil kendi varsayımları üzerine inşa edilir.

    Dünya düzdür, veya dünya yuvarlaktır,vs.

    Olmuş varsaydığımız,gizli kalan yüzlerce varsayım var.

    Doğru veya yanlış.

    Elbette,çoğunlukla bu durumlarda, tarihsel olarak,bu şeyler doğru değil.

    O zaman,herhalde,eğer tarih bir rehber olacaksa...

    dünya hakkında olmuş varsaydığımız birçok şey gerçekten doğru değil.

    Fakat biz çoğu zaman bilmeden bu ilkelere takılıp kalıyoruz.

    Bu bir paradigmadır.

    Modern materyalizm... insanları sorumlu hissetme ihtiyacından soyuyor...

    ve çoğu kez, din de öyle.

    Fakat bana göre,eğer kuantum mekaniğini ciddi bir şekilde incelerseniz...


    sorumluluğu gerçekten kucağınıza verir. Ve açık ve net cevapları size
    vermez...

    ve rahatlacı olanları da.yle söyler:Evet, dünya çok büyük bir yer, çok
    gizemli.

    Mekanizma cevap değil;ama sana cevabın ne olduğunu anlatacak değilim...

    çünkü kendi kendine karar verebilecek kadar büyüdün.

    Herkes bir gizem midir?

    Herkes bir bilmece midir?

    Kesinlikle öyledir.

    Kendinize bu derin soruları sormak,

    dünyadaki varlığın yeni yollarını açar.
    Temiz havadan bir soluk getirir.

    Hayatı daha neşeli yapar.

    Hayatın gerçek inceliği bilmek de değil...
    bu elzemdir.

    NE BİLİYORUZ Kİ?

    Neden aynı gerçekliği yaratmaya devam ediyoruz?

    Neden aynı ilişkilere sahip olmaya devam ediyoruz?

    Neden tekrar tekrar aynı işleri yapmaya devam ediyoruz?

    Etrafımızdaki bu sonsuz olasılıklar denizinde...

    nasıl olur da aynı gerçeklikleri yaratmaya devam ediyoruz?

    Seçeneklerimiz ve olasılıklarımız var olmasına rağmen bunların farkında
    olmamamız şaşırtıcı değil mi?

    Günlük hayatlarımıza bu kadar şartlanmamız mümkün mü...

    kendi hayatlarımızı yaratacak şekilde şartlanmamız...

    hiç kontrolümüz olmadığı halde?

    Dış dünyanın iç dünyadan daha gerçek olduğuna şartlandırıldık.

    Bilimin bu yeni modeli tam tersini söylüyor--
    Diyor ki;içimizde olan şey dışımızda olacak şeyi yaratıyor.

    Tümüyle kaya-katıyla ilgili fiziksel bir gerçeklik vardır...

    Eğer onu buraya getirmek isterseniz,başka bir fiziksel gerçekliğin
    parçasına çarpınca var oluş kazanır.

    Bu başka parça belki bizizdir,ve elbette,
    o anlara kısmen etkiliyiz...

    fakat olmak zorunda da değiliz,tesadüfi uçan bir kaya da olabilir...

    ve belirsiz bir kitleyle etkileşime girer...

    ve şüphesiz onu var oluşun özel bir durumuna sokar.

    Geçmişte şöyle diyen bazı filozoflar vardı:
    "Bak,eğer bir kayaya tekme atarsam...

    ayak parmağım acır,bu gerçektir.
    Bunu hissederim.Gerçek olduğunu hissederim.
    Bu canlıdır.

    Ve buna gerçeklik denir."

    Fakat bu hala bir deneyimdir,ve bu hala kişinin gerçeklik algısıdır.

    Bilimsel deneyler gösterdi ki,eğer bir kişiyi alıp

    beynini belli PET taramalarıyla veya bilgisayar teknolojisiyle
    incelerken belli bir nesneye bakmalarını istersek

    beynin belli bölgeleri aydınlanıyor.

    Ve sonra gözlerini kapatıp...

    aynı nesneyi hayal etmeleri istendiğinde,
    sanki o nesneye gerçekten gözle bakıyormuş gibi,beynin aynı bölgeleri
    aydınlanıyor.

    Bu bilim adamlarının şu soruyu sormasına neden oldu:

    O zaman kim görüyor?Beyin mi görüyor?Yoksa gözler mi?

    Ve gerçek ne?
    Gerçek olan beynimizle gördüğümüz mü...

    yoksa gözlerimizle gördüğümüz mü?

    Ve gerçek şu ki beyin çevresinde gördükleriyle
    hatırladıkları arasındaki farkı bilmez...

    çünkü aynı özel sinir ağları ateşlenir.

    Sonra gene aynı soruyu sorar: Gerçek nedir?

    Muazzam bir bilgi bombardımanına tutuluyoruz...

    vücudumuza giriyor ve biz onu işliyoruz-- duyu organlarımızdan geçiyor...

    ve filtre ediliyor. Ve her basamakta bilgiyi eliyoruz.

    Son olarak,bilince saçılan en çok kendi kendine hizmet eden oluyor.

    Beyin saniyede 400 milyar bit bilgi işler...

    fakat biz sadece 2000 ninden haberdar oluruz.

    Fakat bizim farkında olduğumuz bu 2000 bitlik bilgi sadece çevre,vücudumuz
    ve zaman hakkındadır.

    Bütün gördüğümüzün buzdağının ucu olduğu bir dünyada yaşıyoruz--

    uçsuz bucaksız kuantum mekaniği buzdağının ucu.

    -Hey!Banyo edecek çok çekim var mı?

    -Hayır.-Seni tembel.Neyse,sonra görüşürüz.

    Eğer beyin 400 milyar bit bilgi işliyorsa...

    ve biz sadece 2000 ninden haberdar oluyorsak--demektir.
    Bilgiyi alıyor...

    ve biz onu henüz bütünleştiremedik.

    Gözler objektife benzer,

    Fakat gerçekten gören kaset beynimizin arkasıdır.

    Adı görsel korteksdir.Tam burada.
    Bu kamera ve onun kasedi gibi.

    Beynin neyi görme kabiliyeti varsa onu gördüğünü biliyor musunuz?
    Bu önemli.

    Örneğin:

    Bu kamera etrafımda daha çok şey görüyor...

    burada olandan çok...

    çünkü hiçbir itirazı ve yargısı yok.

    Beyinde oynayan tek film...

    görme kabiliyetimiz olandır.


    o halde bizim kameralarımızın,yani gözlerimizin...

    beynimizin bilinçli bir şekilde gösterme kabiliyetinden daha fazla görmesi
    mümkün mü?
    Beynimiz,sadece mümkün olduğuna inandığımızı...

    gösterecek şekilde çalışır.

    Örnekleri,daha önce içimizde var olanlarla...

    şartlanma yollu eşleştiririz.

    Doğru olduğuna inandığım harika bir hikayeye göre...

    Kızılderililer--Karayip Adalarındaki yerli Amerikan Kızılderiler

    Columbus'un gemilerinin yanaştığını gördükleri zaman...

    onları hiçbir şekilde görememiş.

    Çünkü daha önce gördükleri hiçbir şeye benzemiyormuş,görememişler.

    Columbus'un donanması Karayiplere vardığı zaman,hiçbir yerli gemileri
    göremedi...

    ufukta var olmalarına rağmen.

    Gemileri göremeyişlerinin nedeni...

    beyinlerinde yelkenlilerin var olduğuna dair bir bilgi ya da deneyim
    bulunmamasıydı.

    Bu yüzden şaman okyanusta dalgalanmalar olduğunu farkeder.

    Fakat hiç gemi görmez.Sonuca ne sebep oluyor diye merak etmeye başlar.

    Böylece her gün çıkıp bakar,bakar ve bakar.

    Ve belli bir zaman sonra...

    gemileri görebilir.

    Ve bir kez gemileri gördüğü zaman...

    gemilerin orada var olduğunu herkese anlatır.

    Çünkü herkes ona inanmıştır ve güvenmiştir, onlar da görürler.

    Gerçeği biz yaratırız.

    Bizler,gerçek üreten makineleriz.

    Gerçeğin sonuçlarını her zaman biz yaratıyoruz.

    Bir şeyi her zaman hafızanın aynasından yansıdıktan sonra algılarız.
    bir büyük hologram içinde yaşıyor olalım ya da olmayalım...

    bu,muhakkak ki iyi bir cevabımız olmayan bir sorudur.
    Bence bu,çözmemiz gereken büyük bir felsefi problemdir...

    bilimin dünyamız hakkında söyleyebileceği açısından...

    çünkü bilimde her zaman gözlemciyiz.

    Bu yüzden,hala insan beynine son olarak gelenle kısıtlıyız...

    görmemizi,yaptığımız şeyleri algılamamızı sağlayanla.

    Bundan dolayı,bütün bunlar müthiş bir illüzyon şeklinde düşünülebilir...

    orada gerçekten ne olduğunu görmek için dışarı çıkmanın mümkün olmadığı.

    Beyniniz şurada olanla burada olan arasındaki farkı bilmez.

    Burada olandan bağımsız bir "şurada" yoktur.

    İyi misin?Çığlık attığını duydum.Bir başka rüya mıydı?

    Columbus'un gemisinin görünmesini izleyen bir

    Kızılderiliydin.Vay !

    Ve bu sihirbaz hekim sana vurmaya devam ediyor.

    Harika!

    Hey,belki bir geçmiş yaşamdı...

    ya da paralel gerçeklik ya da gelecek yaşam.

    Belki de bu rüya sana gerçeği anlatmaya çalışıyordur.

    , sadece neyin gerçek olduğunu düşündüğüne bağlıdır.


    Belki de farklı anksiyete haplarını denemelisin.

    Haplarım iyi,tamam mı?Teşekkür ederim.

    Umarım daha iyi hissedersin,Amanda.

    Tanrım,Amanda.Aşağılığın teki olabilirdin.

    Gerçekten hayatın hangi yönde gideceğine dair seçimler vardır...

    düşük seviye kuantum etkilerine bağlı...

    Başarısızlığa uğramamış.

    Öncelikle,atomla ilgili dünyamız hakkında konuşalım...

    ve sonra bize gerçeğe dair ne anlatıyor,onu konuşacağız.

    Atomla ilgili dünyamızla ilgili size ilk söylemek istediğim onun
    tamamen...

    neler döndüğünü anlamak için o küçük deneylerini yapan kaçık fizikçilerin
    ürettiği bir fantezi olduğu.

    küçük deneylerden kastım;büyük enerji

    küçük alanlarda ve kısa zaman aralıklarında.

    Nesne aleminde bir hayli etkileyicidir...

    ve bu yüzden atomik fizik icat edildi,tümü anlayabilmek için.

    Burada yeni bir bilime ihtiyacımız var ve ona kuantum fiziği deniyor...
    konusu tartışılabilir tüm hipotezler dizisini
    kapsıyor;düşünceler,duygular,sezgile r...

    gerçekten neler dönüyora dair.

    Uzun zamandır düşündüğümüzden farklı bir şey madde.

    Bilim adamlarına göre,madde her zaman en son nitelik olarak
    düşünüldü.Durağan ve tahmin edilebilir olduğu için.

    Bütün atomlar ve moleküllerin içinde,içlerindeki tüm
    boşlukta,parçacıklar bir atomun ya da molekülün hacminin çok az bir
    miktarını kaplar...

    temel parçacıklar. Gerisi boşluktur.

    Görülüyor ki o parçacıklar durmadan görünüp kayboluyorlar.

    O zaman,burada olmadıkları zaman nereye gidiyorlar?

    Şimdi,bu soru hileli.

    Size iki cevap vereceğim--

    Cevap bir:başka bir evrene gidiyorlar...

    parçacıklar bizim evrenimize girdiğinde aynı soruyu soran insanların
    olduğu bir evrene...

    Şöyle diyorlar:"Nereye gidiyorlar?"

    Önemli bir gizem vardır,zamanın akışının gizemi.
    Fiziğin temel kanunlarıyla ilgili kesin bir fikrimiz var...

    enteresan ayrımlar yapmayın,mesela,geçmişle gelecek arasında.

    Örneğin;fiziğin temel kanunlarına göre bu bir muammadır...

    Neden biz geçmişi hatırlayabiliyorken...

    aynı tarz bilme erişimine gelecek için sahip değiliz?

    Bu kanunların bakış açısıyla muammadır,neden birşeyi şimdi yapıyor gibi
    düşünmeliyiz...

    geleceği etkileyebiliriz,geçmişi değil.

    Bu şeyler-- geçmiş ve gelecek hakkında farklı bilme erişimlerine sahip
    oluşumuz...

    şimdi yapıyor yoluyla gelecek ve geçmiş için farklı kontrollere sahip
    oluşumuz...

    şeyler dünyayı yaşama biçimimizin temeli...

    öyle gözüküyor ki,bunlar hakkında meraklı olmayışımız,bilirsiniz,yolun
    dörtte-üçü ölmek için.

    Basket atmak ister misin?

    Hadi,böyle olmak zorunda değilsin.

    Gel ve oyna.

    Bak.Seni sevdi.Küçük bir teke-tek için zamanın yok mu?

    Oynamayalı ne kadar oldu?

    Hadi.Top sende.Bir şut çek.

    Hayır,hayır,hayır,bayan. Oradan değil.

    Orası saha dışı.

    Sahada olman gerek...

    oyunda
    Duke Reginalds'ın Bitmeyen Olasılıklar Sahasına hoşgeldiniz.

    -Saha kuralları--En sonuncuyu sokmalısın.

    -Acıdı.

    Sana dokunmadı bile.

    -Tabii.

    -Ve katı da değil.

    Bu top çoğunlukla boş.

    Aslında,evren çoğunlukla boş.

    Uzayı boşluk ve maddeyi de katı olarak düşünürüz.

    Fakat gerçekte farkedilecek hiçbir şey yoktur.
    Tamamen hayalidir.

    Bir atomu ele alalım.

    Onu bir çeşit katı top gibi düşünürüz.
    Sonra şöyle deriz:"Bu tam ortadaki,gerçekten yoğun maddenin küçücük bir
    noktasıdır...

    bir çeşit zayıf olasılık elektron bulutlarıyla çevrili ve ansızın
    varoluşa uğrayıp çıkıyor."

    Fakat sonuçta bu bile doğru değil.

    Çok yoğun olduğunu düşündüğümüz çekirdek bile...

    varoluşa tıpkı elektronlar gibi güçlük çekmeden uğrayıp çıkıyor.

    Bütün bu hayali maddeler içinde söyleyebileceğiniz en katı şey...

    daha çok bir düşünceye benzer-- yoğun bir bilgi parçası gibi.
    Nesneleri oluşturanlar daha fazla nesneler değildir. Nesneleri oluşturanlar
    fikirler,kavramlar ve bilgidir.

    Dediğim gibi...

    asla dokunmaz.

    O elektronlar bir yük oluştururlar ve diğer elektronları dokunmadan önce
    iterler.

    Sonuçta,hiçbir şey hiçbir şeye dokunmaz.

    Hadi.Eşyanı indir.Kimse onu almayacak.

    Dediğim gibi,burası benim saham. Sorun yok.

    -Ne kadar oldu?

    -Geç kalacağım.

    Sadece bilinçli deneyim ile zamanda ileri gidiyoruz gibi gözükür.

    Kuantum kuramında,zamanda geri de gidebilirsiniz.

    Her zaman zamanda geri gidebilirsin.

    Sorun ne?Hatırla,o boş.

    Bu zırvayı nereden biliyorsun?

    Dr. Kuantum dergisini okurum.Herkes çocuk işi diye düşünür;ama ben gerçek
    olduğunu biliyorum.

    Bu şekilde sahada sihrimi yaparım.
    o zaman ilk önce meraklı çocuğu seçerim.

    -Esrarengiz bir yapısı var.

    -Dr. Kuantum bunun herkeste olduğunu söyler.

    Herkes bunu yapıyor.Daima yapıyor,her seferinde ve her zaman baktığında.

    Bakmadığınız zaman,bu bir dalga gibidir. Baktığınız zaman ise bir parçacık
    gibi.

    Bakmadığınız zaman,olasılık dalgaları vardır.

    -Baktığınız zaman,deneyim parçacıkları vardır.

    Katı olarak düşündüğümüz bir parçacık...

    sözde süperpozisyonda var olmaktadır,

    yayılmış olası yer dalgalarında var olmaktadır...

    ve bütün hepsinde aynı zamanda var olmaktadır. Üzerinde baktığınız bir
    örnek...

    aniden bu olası yerlerden birine atlar.

    Kuantum süperpozisyonu bir parçacığın iki ya da daha fazla yer veya durumda
    eş zamanlı bulunmasını içerir.

    bir kavramdır ve kuantum dünyasının karakteristiğinden biridir.

    Süper kahramanlar süperpozisyon kullanır...

    biz seçene kadar dünya gerçekliğin olası şeritleri oldukça.

    Kahramanlar istediklerini seçerler--

    aynı anda birçok yerde olmak,birçok olasılığı aynı anda yaşamak...

    ve sonra bir tanesine katlanmak.

    soru şu,labirentin ne kadar uzağına gitmek istiyorsun?

    Güzel şut.

    Bir sistem veya nesne aynı anda iki ya da daha fazla durumda nasıl
    bulunabilir?

    Çok basit-- Nesneleri nesne olarak düşünmeyerek.

    Etrafımızdaki herşeyi bir nesne olarak düşünme alışkanlığımız var...

    benim düşüncelerim olmadan,benim seçimim olmadan var olan.

    Bu düşünceyi aklınızdan çıkarmak zorundasınız. Onun yerine,gerçekten fark
    etmek zorundasınız ki...

    etrafımızdaki maddesel dünya bile--

    sandalyeler,masalar,odalar,halı--kamera dahil--

    bunların hepsi bilincin olası hareketlerinden başka birşey değildir.

    Ve ben an be an bu hareketlerden birini seçiyorum...

    güncel deneyimimi ortaya koymak için.

    Yapmanız gereken sadece bu radikal düşünceye sahip olmak.Fakat bu çok
    radikal--
    Çok zor...
    çünkü eğilimimiz benim deneyimimden bağımsız dünyanın zaten orada olduğu
    şeklinde.

    Öyle değil.Kuantum fiziği bu konuda çok açık.

    Kuantum fiziğini bulan Heisenberg'in kendisi...

    atomlar nesne değildir,onlar sadece eğilimlerdir diyor.

    Bu yüzden nesneler düşünmek yerine, olasılıkları düşünmek zorundasınız.

    Hepsi bilincin olasılıkları.

    Şimdi Amerika'daki birçok laboratuvarda görebilirsiniz...

    çıplak gözle görülecek kadar büyük nesneler...

    ve onlar eş zamanlı olarak iki yerdeler.

    -Bunun bilfiil fotoğrafını da çekebilirsiniz.

    Şimdi,sanıyorum ki bir fotoğraf gösterdiydesiniz...

    şöyle derler:"Güzel.Burada renkli ışığın hoş bir damlası var ve görüyorum
    ki...

    bunun bir parçası burada ve diğer bir parça-- Sonuçta,iki noktanın resmi
    var sende.Ne olacak yani?"

    Siz dersiniz:"Tam odacığın içine bak.Tam burada görebilirsin.Ben orada
    iki şey görüyorum."

    "Hayır,hayır.Onlar iki şey değil-- O bir şey.İki yerde aynı şey var."

    Bunun hakkında insanların çenesinin düşeceğinden emin değilim...

    çünkü bence-- İnsanlar buna gerçekten inanmıyorlar.

    İnsanlar şöyle diyor demiyorum:"Yalan söylüyorsunuz."ya da...

    "Bilim adamlarının kafası karışmış."

    Bence o kadar gizemli ki onun ne kadar şaşırtıcı olduğunu anlayamıyorsunuz.

    Ayrıca,Star Trek'i görüyorsunuz. "Işınla beni,Scotty."Sonuçta,hepsi bir
    çeşit...

    "Şey,o gerçekten ne demek?"

    Fakat gerçekten durup onun ne olduğunu düşünmeniz lazım--

    aynı şey ve aynı anda iki yerde.
    olanlar laboratuvarda denemeler yaparken,birşeye kızdıkları zaman,yemek
    yerken...

    eve giderken ve hayatlarını yaşarken hayret verici hiçbir şey olmaz...

    çünkü bu nasıl yaptığınızla ilgili-- Bu şaşırtıcı büyü tam karşınızda
    duruyorken.

    Kuantum fiziği sadece olasılıkları hesaplar.

    fakat bunu kabul edersek,soru hemen karşımıza çıkar...

    kim,ne deneyimin gerçek olayını getirmek için bu olasıklar arasından
    seçim yapıyor?

    Bu yüzden doğrudan görürüz ki bilinç mutlaka ihmal edilmemeli.

    Gözlemci inkar edilemez.

    Bir gözlemcinin kuantum fiziği bakış açısından ne yaptığını biliyoruz...

    fakat kimin ya da neyin gerçekten gözlemci olduğunu bilmiyoruz.

    Bu demek değilki bir cevap bulmaya çalışmadık.

    İnceledik.Kafanızın içine girdik.

    Bütün deliklere baktık gözlemci denen birşey bulmak için.

    Beynin kabuksal bölgelerinde kimse yoktu.

    Alt kabuksal bölgelerde ya da kenar bölgelerde de kimse yoktu.

    Gözlemci denecek kimse yoktu.

    Bütün bu gözlemci olma deneyimlerine sahip...

    dünyayı gözlemlerken.

    Bu gözlemci-- anlaşılması çok karmaşık olan...

    saçma,tuhaf dünyanın...

    kuantum parçacıkları ve onların nasıl davranış gösterdiği mi?

    Gözlemci bu mu?

    Benim modelime göre,gözlemci dört katmanlı biyolojik bedenin içindeki ruh.

    Ve bu yüzden,o makinedeki hayalet gibi.

    Aracı süren bilinç...

    ve etrafı gözleyen de.

    Biyolojik bedenin dört katmanı...

    etraftan uyartıları almak için bütün alıcı sistemlerine sahiptir.

    Cehennemdesin sen?

    İnsanlarla dolu bir stüdyodayım fakat aman Tanrım!

    Fotoğrafçı yok.

    Nerede olabilir?

    Yaratıklar?

    Loch Ness canavarı? Ya da sıcak bir buluşma?

    Dünyanın cinayet başkenti denilen Washington D.C.'de...

    1993 yazında büyük bir deney yapıldı.

    Yüzlerce ülkeden 4000 gönüllü geldi...

    günün büyük bir kısmında toplu olarak meditasyon yapmak için.

    Önceden tahmin edildiği üzere,bu denli kalabalık bir grupla
    cinayetlerde

    %25 azalma elde edileceği FBI tarafından açıklandı.

    O yaz Washington'da.

    Polis şefi televizyona çıkıp...

    "Bakın.Washington'da bu yaz cinayetlerde %25 azalma olması için 2 metre
    kar gerecek." dedi.

    Sonuçta,polis dairesi bu çalışmanın işbirlikçisi ve yazarı oldu...

    çünkü sonuçlar gerçekten de cinayetlerde %25 azalmanın olduğunu
    gösterdi...

    önceki 48 çalışma temelinde tahmin edebildiğimiz gibi...

    önceden küçük bir ölçekle yapılmıştı.

    Bu doğal olarak insanlara şunu düşündürttü-- İnsanlar gördükleri gerçeklik
    dünyasını etkiliyorlar mı?

    bahse girerim öyle.Her birimiz gördüğümüz gerçekliği etkiliyoruz...

    bundan saklanmaya çalıştığımız ve kurbanı oynadığımız halde.

    Hepimiz bunu yapıyoruz.

    Bana sadece nerede olduğunu söyle.

    Güzel.Fakat biraz çabuk olur musun lütfen?

    -Çünkü bu modeller başımı ağrıtıyor.

    -On dakika!

    Metro sergimiz bize Japonya'dan,

    Bay Masaru Emoto'dan geldi.Bay Emoto suyun moleküler yapısıyla ve onu
    etkileyen şeylerle...

    çok ilgiliydi.

    Su dört elementin en yenilikçi olanıdır.

    Bay Emoto,onun,belki fiziksel olmayan olaylara cevap vereceğini düşündü.

    Bu yüzden,zihinsel uyarıcı uygulanmış bir dizi çalışma yaptı...

    ve bunu mikroskobun karanlık alanıyla fotoğrafladı.

    İlk resim Fujiwara Barajı'ndan bir suya ait.

    Bu resim de aynı suyun...

    bir Budist rahip tarafından kutsandıktan sonraki hali.

    Bir sonraki resimlerde Bay Emoto kelimeler çıkartıp...

    onları damıtılmış su şişelerine bantladı...

    ve onları geceleyin öylece bıraktı.

    İlk fotoğraf saf damıtılmış suyun resmi-- sadece onun özü.

    Sonraki fotoğraflar,gördüğünüz gibi...

    hepsi birbirinden farklı.Bu "Aşkın Chi'si".

    Buraya ilerlediğimizde "Teşekkürler".

    Ve gördüğünüz gibi bantladığı yer burası,bu şişeye.

    Eğer Japonca okuyabiliyorsanız zaten biliyorsunuz.

    Bay Emoto,düşüncenin ya da niyetin bütün bunlardaki kuvveti yönlendirdiğini
    söylüyor.

    Onların molekülleri nasıl etkilediğinin bilimi aslında bilinmiyor...
    su molekülleri dışında,tabii ki.

    BENİ HASTA EDİYORSUN SENİ ÖLDÜRECEĞİM

    Ve vücudumuzun %90'ının su olduğunu aklınızda tutarsanız bu gerçekten
    büyüleyici.

    Seni hayrete düşürdü,değil mi?

    Eğer düşünceler suya bunu yapabiliyorsa...

    bizim düşüncelerimizin bize ne yapabileceğini hayal et.

    Kesinlikle düşünce tek başına bütün vücudu tamamıyla değiştirebilir.

    Çoğu insan gerçekliği devamlı,güçlü bir şekilde etkilemez...

    çünkü yapabileceklerine inanmazlar.

    Bir niyet yazarlar ve sonra onu silerler;çünkü saçma olduğunu düşünürler--

    Kastettiğim--Bunu yapamam.

    Sonra tekrar yazarlar ve tekrar silerler.Bu yüzden,zaman ortalaması çok
    küçük bir etkidir.

    Ve artık yapamayacaklarına inanma olgusuna varırlar.

    eğer bütün benliğinizle suda yürüyeceğinize inansanız...

    bu gerçekleşebilir mi? Evet,gerçekleşir.

    Fakat,bilirsiniz,bu pozitif düşünmeye benzer.Pozitif düşünme harika bir
    fikirdir...

    fakat genelde anlamı etrafı tamamen negatif düşünceyle çevrili...

    çok az bir pozitif düşünceye sahip olmaktır.

    Bu yüzden,pozitif düşünmek gerçekte pozitif düşünmek demek
    değildir.Sadece sahip olduğumuz negatif düşünceyi gizlemektir.

    Nesneler düşündüğümüz zaman,gerçeği olduğundan daha somut hale
    getiririz...

    ve bu yüzden çıkmazda kalırız.

    Gerçekliğin aynılığına takılırız.Çünkü eğer
    gerçek belli ise,açıkça,

    ben önemsizim.Ben gerçekten onu değiştiremem.

    Fakat eğer gerçek benim olasılığımsa--

    bilincin kendisinin olasılığı--

    sonra hemen şu soru gelir onu nasıl değiştirebilirim?
    Nasıl daha güzel hale getirebilirim?
    Nasıl daha mutlu hale getirebilirim?

    Gördünüz mü kendi imgelerimizi nasıl çoğaltıyoruz?
    Eski düşünceye göre,

    ben hiçbir şeyi değiştiremem;çünkü gerçeklikte hiçbir rolüm yok.

    Gerçeklik zaten orada.Maddesel nesneler kendi yollarında ilerliyorlar
    belirleyici kanunlarla...

    ve matematik verilen bir durumda onların ne yapacaklarını saptıyor...

    tecrübe edenin bunda hiç rolü yok.
    Yeni görüşe göre,evet,matematik bize bir şeyler verebilir.
    Bütün bu hareketlerin yerine getirebildiği olasılıkları verebilir.Fakat
    bilincimde olan asıl deneyimi bana veremez.

    O deneyimi ben seçerim Bundan dolayı,tam olarak, ben kendi gerçekliğimi
    yaratırım.



    Belki olağanüstü, abartmalı bir iddia gibi gelebilir...

    fiziği hiç anlamamış birinden...

    fakat gerçekten kuantum fiziği bize bunu söylüyor.

    -Hey,çekim nasıldı? -Berbat.

    Patronun aradı. Senin için endişelenmiş.

    Amanda, benim burada kalmama izin verdiğin için etmek istiyorum.

    Bazen sıkıcı olduğumu biliyorum...

    Bob'dan sonra zor oldu.

    Ve sen harikasın.

    Demek istediğim,ben etrafı pislettim ve--Şey, sonra temizlerim; fakat
    aslında senin tarzın değil.

    Bazen beni aklı başında yaptığını düşünüyorum. Ben?

    Benim birini akıllı yaptığım gün,başları dertte demektir.

    neyse,sana hediyesi olarak bir şey yaptım.

    Aç.

    Fotoğraflarını gözden geçirdim ve favorilerimi seçtim.

    Ve ebediyen sürdü çünkü çok fazla iyi vardı.

    Bu--Çekeceğin bütün harika fotoğraflar için.

    -Çok garip bir gün geçirdim.

    Teşekkür ederim.


    BENİ HASTA EDİYORSUN SENİ ÖLDÜRECEĞİM

    Seni hayrete düşürdü,değil mi?

    Eğer düşünceler suya bunu yapabiliyorsa...

    bizim düşüncelerimizin bize ne yapabileceğini hayal et.

    Hiç düşüncelerin neyden üretildiğini düşündünüz mü?

    Düşüncenin maddesi var mı?

    Bence,sadece neyin gerçek olduğunu düşündüğüne bağlıdır.

    dünya gerçekliğin olası şeritleri oldukça...

    biz seçene kadar.

    Kuantum sahasındaki bütün gerçeklikler eş zamanlı mı var oluyor?

    Yaşadığımız farklı dünyalar var.

    Gördüğümüz makroskopik dünya var. Hücrelerimizin dünyası var.

    Atomlarımızın dünyası var. Çekirdeğimizin dünyası var.

    Bunlar tamamen farklı dünyalar.
    Onların kendi dilleri var.
    Kendi matematikleri var.
    Sadece daha küçük değiller--Herbiri tamamıyla, farklı.Fakat onlar
    tamamlayıcı...

    çünkü ben atomlarım aynı zamanda hücrelerim.

    Ben aynı zamanda makroskopik fizyolojiyim.

    Hepsi doğru.Onlar gerçeğin farklı seviyeleri sadece.

    Bilim ve felsefe tarafından aydınlatılmış en derin gerçek seviyesi...

    bütünlüğün temel gerçeğidir.

    O çekirdek-altı derin gerçeklik düzeyinde...

    sen ve ben, kelimesi kelimesine,TEKİZ--

    Sabah kalkarım ve bilinçli olarak günümü olmasını istediğim şekilde
    yaratırım.

  7. #27
    AtillaGenis AtillaGenis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    Bazen,zihnim bütün yapmam gereken şeyleri incelerken...sakinleşip şu
    noktaya varmam zaman alır...
    gerçekte nerede isteyerek günümü yaratıyorum?

    olan şu.Günümü yarattığım zaman...küçük şeylerin oluşumu bir anda
    gözükür...
    açıklanması çok zor olan...

    Yaratmamın işlemi ya da sonucu olduklarını bilirim.

    Ve bunu yaptıkça,beynimde daha fazla sinir ağı örerim...

    bunun mümkün olduğunu kabul ettirecek...
    bana ertesi gün bunu yapmam için güç ve teşvik verecek.

    Ek olarak,güzel ve üstün bir fırsatımız var...

    Karakterimizin alçakgönüllülüğünün dokunulmazlığı ile...

    o karakterin vücudumuzun içindeki üç boyutlu dünyada...

    günden güne açığa çıkma işi arasındaki farkı deşifre edebilecek.

    GÖREVLER

    FILIPOWSKI/HUMANSKY DÜĞÜN

    -Düğünlerden nefret ediyorum.

    -Öğreneceğimize göre bağımlılık...

    bir kimyasalın artış hissi...
    bezlerin ve kanalsız bezlerin
    tam bir karışımı ile vücutta çağlayan...

    belkemiği akışkanının içinden geçerek--

    bazılarının cinsel fantezi dediği bir his.

    Sadece bir cinsel fantezi erkeğin ereksiyon olması için yeterlidir.

    Diğer bir deyişle,burada sadece bir düşünce erkeğin ereksiyon olması için
    yeterlidir.

    Ona bunu dışardan veren hiçbir şey yoktur.

    Ona bunu veren içinde olandır.

    Hey,Amanda.Orada olduğunu bilmiyordum.

    Suçlu.

    Bir düğün?

    Frank! Bu güzel bir iş,bu şekilde görürsen.

    Ne göreceğim? "Kabul ediyorum." Yaptılar işte.

    Tanrım,Amanda. Geçmişinde yaşıyorsun ve seninle ilgili herşey "ne olduğu"
    hakkında.

    Kiliselerden nefret ediyorsun.Düğünlerden nefret ediyorsun. Erkeklerden
    nefret ediyorsun.

    Şimdi sana bir fırsat tanıyorum.

    Gerek yoktu.Orada evlendim.

    Biliyorum.Resimleri ben çektim hatırladın mı?

    Görüşünü karartan çok fazla hatıran var.

    Amanda,Amanda, Amanda.Biliyorsun,sen benim en iyi teknik fotoğrafçımsın.

    Ve bazı iyi fotoğraflar istiyorum.

    -Biliyor musun,senin güzel bir Polonya düğününe ihtiyacın var.Ve güzel
    Katolik çocuklarına dikkat et olur mu?
    -Papazları mı kastediyorsun?

    -Hadi.Git buradan.-Güle güle.

    Küçükken Tanrının ne olduğu hakkında çok fazla fikirlerim vardı.

    Şimdi anlıyorum ki o kavramın ne olduğunu doğru bir şekilde anlamak için
    yeterince bilinçli değilmişim.

    Beni yaratan,buraya getiren büyük varlıkla berabersem...

    galaksileri ve evrenleri biçimlendiren,vs--nasıl dinden çıkarılabilirim?
    Zor değil.

    Çağlar boyunca din ve çeşitli felsefi hareketlerin ürettiği
    problemlerin

    çoğu...

    başladıkları yerdeki hatalarından--Tanrının bizden farklı ve ayrı varlık
    oluşu...

    tapmam gereken,dostluğunu kazanmam gereken,huyuna gitmem gereken...

    memnun etmem gereken ve yaşamımın sonunda ondan bir ödül kazanacağımı
    umut etmem gereken.

    Tanrı bu değildir.Bu bir küfürdür.

    tanrı o kadar engin bir şeydir ki birçok bölüm...

    düzenlenmiş dinle birleştirilmiş...

    benim bir yerde geri çekildiğim şeydir.

    Dünyaya birçok zarar veren şeydir,kadınlara,bastırılmış insanlara,Dünya
    Ticaret Merkezi'ne zarar veren şeydir.

    Her neyse,ideal harika bir bilim var.

    İsa'nın "hardal tohumu cennetin krallığından daha büyüktür"...

    yorumunu en yakın açıklayan ve bu örneklemeye uyan tek bilim kuantum
    fiziği.

    Muazzam bir teknolojiye sahibiz.

    yerçekimsiz mıknatıslardan,manyetik alanlara,
    sıfır noktası enerjisine kadar--

    Hepsine sahibiz ve hala bu çirkin,batıl Tanrı kavram birikintisine de
    sahibiz.

    İnsanlar hiç bitmeyen kozmik cezalandırma cümleleriyle tehdit
    edilince...


    kolaylıkla bu yola düşüyorlar.
    Fakat Tanrı böyle değil.

    Ve bir kere Tanrının geleneksel imgelerini,karikatürlerini sorgulamaya
    başladığınız zaman...


    insanlar sizi bilinmezci,ateist
    ya da sosyal düzeni yıkıcı biri gibi
    görüyorlar.


    Tanrı en büyük insan zayıflığından
    daha büyük olmalı...


    ve en büyük insan yeteneğinden de.
    O Tanrı aynı zamanda bizim doğayı...


    onun mutlak görkeminde taklit
    edişimizden üstün olmalı.

    Bu kadar harika bir akla bir kadın
    ya da erkek nasıl günah işleyebilir?


    Kim yapabilir
    küçük karbon birimi...


    Dünyada sudaki birikinti,
    Samanyolu,geri kalmış bölgeler...


    her şeye kadir Tanrıya nasıl
    ihanet edebilir?

    Bu imkansız.


    Küstahlığın zirvesi,Tanrıyı kendi
    hayallerinde yaratanların...

    kontrolündedir.

    Şimdi size Bay ve Bayan
    Richard "Buck" Filipowski'yi
    takdim ediyorum.


    Beynin,düşüncelerini harekete
    geçirmesi fırtına bulutlarının
    toplanmasına benzer.

    534
    00:51:10,900 --> 00:51:18,327
    Ve sinaptik yarık,dünya ile fırtına
    arasındaki gökyüzüdür--
    dünya görme reseptörü

    535
    00:51:19,402 --> 00:51:26,179
    Önceden sezdiğiniz kara bulutu
    havada toplanırken görüyorsunuz...

    536
    00:51:26,521 --> 00:51:35,506
    ve elektriksel uyarıların onun
    içinden geçtiğini görüyorsunuz,
    elektrik ışığının damarları...
    ve sonra onu yere vururken
    görüyorsunuz.

    537
    00:51:37,519 --> 00:51:40,301
    -Beyin bir fırtınaya benzer--

    538
    00:51:40,968 --> 00:51:44,579
    tutarlı bir düşünceyi temsil ederken.
    -Kimse hiçbir zaman düşünceyi
    görmüyor.Gördükleri nörofizik...

    beynin değişik çeyrek dairelerinde bir fırtınanın şiddetlenmesini
    görüyorlar.
    -O bölgeler vücutta çıkartılmıştır...bir insanın cevap vermesi gereken--

    holografik görüntü-- öfke,ölüm,nefret, merhamet,aşk.

    Beyin çevresinde gördükleriyle hatırladıkları arasındaki farkı bilmez...

    çünkü aynı özel sinir ağları ateşlenir.

    Beyin nöron denilen küçük sinir hücrelerinden oluşur.

    Bu nöronlar,diğer nöronlarla bir sinir ağı kurmak için küçük dallara
    sahiptir.

    Nöronların birbirine bağlandıkları her bölge bir düşünce ya da anı
    geliştirir.

    Beyin bütün kavramlarını birleşmeli hafızayla oluşturur.

    Örnek olarak,fikirler,düşünceler ve hisler oluşturulur ve birbirine
    bağlanır...

    bu sinir ağında...

    ve hepsinin biribiriyle olası ilişkisi vardır.

    Aşkın kavramı ya da hissi,örnek olarak...

    bu geniş sinir ağında depolanır. Fakat aşk kavramını...

    farklı fikirlerle oluştururuz.

    -Bazılarının aşkı hayal kırıklığı ile bağlantılıdır.

    Aşkı düşündükleri zaman,

    acıyı tecrübe ederler,kederi,kızgınlığı,hatta öfkeyi.

    Öfke bir acıya bağlı olabilir,bir insana bağlı olabilir,bu insan da aşka
    bağlıdır.

    Dışımızdaki dünyayı nasıl gördüğümüze ilişkin modeller geliştirdik.

    Ve daha çok bilgi aldıkça,modelimizi bir şekilden başka bir şekle soktuk.

    Sonuçta yaptığımız kendimize dışımızdaki dünya İşlediğimiz her
    bilgi,çevreden aldığımız her bilgi...

    sahip olduğumuz deneyimlerimizle her zaman renklendiriliyor...

    ve duygusal tepkilerimiz içeri aldıklarımız.

    Duygularımızı kontrol ederken ya da duygularımıza tepki verirken sürücü
    koltuğunda kim oturuyor?

    Fizyolojik olarak biliyoruz ki,beraber ateşlenen sinir ağları beraber
    bağlanmışlardır.

    Bir şeyi sürekli uygularsanız,o sinir ağları uzun bir ilişkiye sahip olur.

    Günlük sinirlenirseniz,günlük hüsrana uğrarsanız...

    günlük acı çekerseniz,hayatınızdaki kurban edilmişliğe bir sebep
    bulursanız...

    o sinir ağını günlük olarak yeniden bağlarsınız ve yeniden
    bütünleştirirsiniz...

    ve o sinir ağı artık uzun süreli bir ilişkiye sahiptir...
    "kimlik" denen diğer bütün sinir ağlarıyla.

    Ayrııca biliyoruz ki,beraber ateşlenmeyen sinir ağları artık beraber
    bağlanmıyor.

    Uzun süreli ilişkilerini kaybediyorlar...

    çünkü vücutta kimyasal bir tepki üreten...

    düşünce işlemini her kestiğimizde...

    birbirine bağlı o sinir ağları aralarındaki uzun süreli ilişkiyi
    bitiriyorlar.

    Akışı durdurmaya ve gözlemlemeye başladığımızda uyarıcıdan,tepkiden...

    ve o otomatik tepkimeden değil...

    fakat etkileri gözlemlemekten...

    artık biz vücut-akıl bilinçli duygusal kişi olmayız...

    çevresine otomatikmiş gibi tepki veren.

    Bu duygular iyidir ya da duygular kötüdür manasına mı geliyor?

    Hayır,duygular tasarlanmış çünkü uzun süreli hafızayı kimyasal olarak
    takviye ediyorlar.

    Bu yüzden onlara sahibiz.

    Bütün duygular holografik olarak yerleştirilmiş
    kimyasallardır.

    Evrendeki en karmaşık eczane buradadır.

    Beynin hipotalamus denen bir bölgesi vardır...

    hipotalamus küçük bir fabrika gibidir...

    tecrübe ettiğimiz belirli duygulara uyan belirli kimyasalları birleştiren
    bir yer.

    Bu özel kimyasallara "peptitler" deniyor.Onlar küçük-zincirli aminoasit
    dizileri.

    Vücut temel olarak 20 farklı aminoasit yapacak
    bir karbon birimine sahiptir...

    fiziksel yapısını formüle etmek için.

    Vücut protein üreten bir makinedir.

    hipotalamusta,peptitler denilen küçük-zincirli proteinleri alırız...

    ve onları belirli nöropeptitlerle ya da nörohormonlarla birleştiririz...

    günlük yaşamda tecrübe ettiğimiz duygusal durumlara uyanlarla.

    Böylece kızgınlık için kimyasallar vardır,üzüntü için kimyasallar
    vardır...

    kurban edilmişlik için,şehvet için.

    Tecrübe ettiğimiz her duygusal duruma uyan bir kimyasal vardır.

    Ve o duyguyu vücudumuzda veya beynimizde tecrübe ettiğimiz an...

    hipotalamus anında o peptiti birleştirecek...

    ve sonra kan dolaşımına katılması için onu hipofize gönderecek.

    Kan dolaşımına girdiği anda...

    vücudun farklı merkezlerine ya da farklı bölgelerine gitme yolunu bulacak.

    Şimdi,vücuttaki her hücre...

    -dışında bu alıcılara sahiptir.

    bir hücre binlerce alıcıya sahip olabilir, yüzeyine çivilenmiş,dış dünyaya
    açılmanın
    çeşidi olarak.

    Bir peptit bir hücreye yanaştığı zaman...

    gerçekten bir anahtarın bir kilide girmesi gibidir...


    alıcı yüzeyine oturan ve ona bağlanan...
    alıcıyı hareket ettiren,kapı zilinin çalması gibi...

    hücreye bir sinyal gönderir.


    -Parti zamanı!


    Yetişkinlikte neler oluyor...
    küçük arızalarımızı çoğumuz yol boyunca...

    615
    00:58:27,528 --> 00:58:31,357
    duygusal olarak ayrık bir yerde işliyoruz...

    616
    00:58:31,498 --> 00:58:35,008
    ya da bugün dünmüş gibi işliyoruz.

    617
    00:58:36,900 --> 00:58:39,715
    -Nedir o?
    -Karışım.

    İster bağlantısız yerde...
    ister yüksek duygusal tepki yerinde...

    çünkü gerçekte ikisi de eski bir zamana giderler...

    kişi bir bütünmüş gibi çalışmaz.
    Hücrenin dışında milyarlarca alıcı bölgesi...
    gerçekten sadece gelen bilgiyi alan alıcılar mı?

    Üzerinde peptit oturan bir alıcı...
    hücreyi çok çeşitli şekillerde değiştirebilir.

    Bütün biyokimyasal olaylar dizisini başlatır...

    bazıları hücrenin çekirdeğinin değişmesiyle
    sonuçlanır.

    -Selam.
    Büyüyünce ben de senin gibi fotoğrafçı
    olacağım.

    Öğütlerin var mı?
    -Çok fazla fotoğraf çek.
    -Sağol!

    Her hücre kesinlikle canlıdır...

    ve her hücre bir bilince sahiptir...
    özellikle bilinci şöyle tanımlarsak...

    bir gözlemcinin bakış açısı.

    Her zaman hücrenin bakış açısı olacaktır.

    Aslında,hücre bilincin vücuttaki en küçük birimidir.

    Ben açım!

    -Bir servis tabağını ele geçirdik.

    Evet!Bırak gelsin.Bırak gelsin.Evet.

    Bağımlılık için benim tanımım çok basit:

    durduramadığınız bir şey.
    Bana acı çektirme lütfen.Canım acıdı!

    Vücudumuzun hücrelerinin biyokimyasal tutkularını yerine getirecek
    durumları getiriyoruz...

    kimyasal ihtiyaçlarımıza uyan durumları yaratarak...

    Bana her zaman olur.
    -Her gün!
    -Neden ben?

    Bağımlı her zaman daha fazlasına ihtiyaç duyacaktır...

    kimyasal olarak onların istediklerini en yüksek seviyede yapabilmek için.

    Bana sakinleşmemi söyleme! Beni her zaman yönetiyorsun.
    Benim tanımım gerçekten şu anlama geliyor--
    eğer duygusal durumunuzu kontrol edemiyorsanız...

    ona bağımlısınız demektir.

    Bunun
    Beni kazıklamayacaktın--

    Sözleşmeyi neden okumadın?
    -Hiçbir şey yapma,ben de yapmam.

    Yarısı yenmiş karidesini kokteyl sosuna daldırma.

    Hay senin sağlık kurallarına!
    Ben gelinin kardeşiyim.

    Kıçımı kokteyl sosuna bile sokarım.

    Ne diye dikiliyorsun orada?Çık ve servis yap.Herkesin servis tabağının
    dolu olduğundan emin ol.

    Eğer öyleyse birisi gerçekten özel bir insana aşık olduğunu nasıl
    söyleyebilir örneğin?
    Onlar sadece bağımlı oldukları duyguları...

    önceden tahminle aşık olurlar.

    Çünkü aynı insan gelecek hafta
    kavga etmeden yapabilir...

    şikayet etmeden.

    Vay canına,bu duygusal görünümümüzün manzarasını...

    kişisel ihtiyaçlara ve kimliklere göre değiştirdiğimizi göstermez mi?

    -Lanet olsun nasıl görmezsin?

    Hayır!Hayır,hayır,hayır,hayır.
    İşin esprisini kaçırdınız.Bu bir fotoğrafçı şakasıdır.

    Sen devam et,şeye müziğe?
    İyi misin?

    Damadı kızı becerirken gördüm!

    Ne zaman?

    Şimdi!

    Ben birlikteydim,şey--damatla--

    Hey,dudak okuyabiliyorum!

    Özür dilerim.Şimdi damatlaydım.

    Paulette'yi seviyor.

    -Nerede?

    -Orada.

    Polonyalılar-- Smokinin içinde hepsi
    birbirine benziyor.

    Teşekkürler.

    -Teşekkürler.
    -Sorun değil.

    Ağzıma değdi.
    Neyse boşver.
    -Adın ne?
    - Elliot.Merhaba.

    -Benim Amanda.
    Hey,Amanda.Adını ben sormalıydım--

    -Düğünlerde çok fotoğraf çektin mi?

    -Evet.Nefret ederim.
    Şeyi gene ellerimle yaptım.Afedersin.

    Biz duygularız ve duygular da biziz.

    Yine duyguları ayıramıyorum.Şöyle düşündüğünüz zaman,

    sindiriminiz her açıdan,açılıp kapanan her büzgen...

    beslenme için gelen her hücre grubu
    ve sonra boşaltılan...

    bir şeyi iyileştirir ya da tamir eder--
    Bunların hepsi duygu moleküllerinin etkisi altındadır.

    Demek istediğim,hepsi bir vızıltı.

    Duygular kötü mü diye sorarsanız.

    Duygular kötü değil.Onlar hayat.

    Deneyimimizin zenginliğini renklendirirler.

    Bağımlılığımız,sorun burda.

    Çoğu insanın farkına varamadığı...
    duygulara bağımlı olduklarını anladıkları zaman--

    -İçki?

    -sadece psikolojik değil.Biyokimyasal.

    bunu düşünün.

    Eroin hücrelerdeki aynı alıcı mekanizmasını kullanır,duygusal
    kimyasallarımızın kullandığı.

    Kolayca görürüz ki,eğer eroine bağımlı olabiliyorsak...

    herhangi bir sinirsel peptite de bağımlı olabiliriz...

    herhangi bir duyguya da.

    -Damada!
    -Damada.
    -Ne haber çocuklar?
    -Merhaba.

    -Neye ihtiyacımız var?
    -Tilkilere.Sevişecek!Evet,bebek!

    Şerefe.

    Devam edenle ilgili arama komutu
    belirli bir duygu durumunu bulmaya bağlıdır.

    Demek istediğim,duygusal bir bakış açımız olmasa gözlerimizi bile
    yönlendiremeyiz.

    "İnek"
    "Sevişir"

    "Köpek"
    "Sevişmez"

    "İnek"

    "Sistem göçtü"
    Bana aşık olmaz.

    Anneciğim!Ne demeye bekliyorsun?

    Hadi be pislikler!Size inanamıyorum çocuklar!

    Hadi.Çekilin gidin şuradan.

    Selam,tatlım!
    Hadi bebek.İstediğini biliyorsun.Bana öyle bakma.

    Sekse bağımlı insanlara ne demeli?

    -Merhaba,koca çocuk.

    Cebinde bir roket mi var,yoksa sadece beni görmekten mutlu musun?

    "Tilki"

    "Sevişir"

    "Vay"
    "Sevişir"

    "İptal"

    "Süper tilki"

    -Kendine gel!Buraya!

    -Biraz polka müziği duymak istiyorum,tamam mı?

    Bu insanlar biraz polka müziği duymak istiyorlar. Polonya düğünü polkasız
    olmaz!

    Hayır! Bırakır mısın?
    Kahrolası Polonya müziği olmadan...

    Polonya düğünü nasıl olur?

    Çek ellerini aletlerimden!
    İstediğim gibi polka olmadan Polonya düğünü olmuş olmaz!

  8. #28
    AtillaGenis AtillaGenis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    Zihnimiz kelimesi kelimesine vücudumuzu yaratır.

    Her şey hücrede başlar.Hücre protein üreten makinedir...

    fakat sinyalini beyinden alır.

    Alıcılar duyarlılıklarına göre değişirler.

    Eğer verilen alıcı,bir ilaç ya da iç salgı ile...

    uzun süre ve yüksek şiddette

    bombardıman edilmişse...

    gerçekten küçülecektir.

    Onlardan daha az olacaktır.

    Veya hassasiyeti alınmış,düzenlenmiş
    bir şekilde birleştirilecektir.

    Bu yüzden,aynı miktarda ilaç veya iç salgı...

    çok daha küçük bir etki ortaya çıkaracaktır.

    Eğer hücreyi aynı davranışla ve aynı kimyayla gün be gün tekrar tekrar
    bombardıman ediyorsak...

    o hücre sonunda bölünmeye karar verdiğinde...

    kardeş hücresini ya da kız hücresini ürettiğinde...

    o hücre o özel duygusal nöropeptitler için daha fazlı alıcı bölgesine...
    ve vitaminler,mineraller,besinler,sıvı değişimi için de daha az alıcı
    bölgesine sahip olacaktır...

    artıkların veya toksinlerin atılması için bile.

    Yaşlanma,uygunsuz protein üretiminin sonucudur.

    yaşlandığımızda ne olur?

    Derimiz esnekliğini kaybeder. Elastin bir proteindir.

    Enzimlerimize ne olur?İyi sindirim yapamayız.

    Sinoviyal sıvımıza ne olur?Bunlar hassaslaşan ve sertleşen...

    proteinlerdir.Kemiklerimize ne olur?Güçsüzleşirler.

    Sonuçta bütün yaşlanma uygunsuz protein üretiminin sonucudur.

    Sonra gene şu soru çıkar:

    ne yediğimiz gerçekten önemli mi?

    Beslenme gerçekten bir etkiye sahip mi...

    eğer hücrenin alıcı bölgeleri yoksa...20 yıl duygusal olarak kötüye
    kullanılmışsa...

    sağlığı için gerekli besinleri içeri alamamışsa?


    Evet beyler,şimdi rotayı düzeltme zamanı...

    yörüngemiz için,maceramızın yolu için.

    Ve bu rota düzeltmesi yeni bir paradigmaya harekettir;eskinin
    genişletilmesi--

    aynı evrenin bizim modellerimizde düşündüğümüzden daha geniş olması gibi.

    ve o her zaman bizim düşündüğümüzden daha geniş olacak.

    Senden nefret ediyorum.

    Senden nefret ediyorum.

    Seni geri zekalı!

    Berbatsın!Şu haline bak! Şişkosun! Çirkinsin! Hiçbir şeye değmezsin!

    Yaşlanıyorsun!

    Senden nefret ediyorum!

    Seni hayrete düşürdü,değil mi?

    Eğer düşünceler suya bunu yapabiliyorsa...

    bizim düşüncelerimizin bize ne yapabileceğini hayal et.

    Gelmiş geçmiş hiç kimse...

    sana yeterli,akıllıca bilgi veremedi senin güzel kendin hakkında--

    senin nasıl mükemmel çalıştığın hakkında.

    Neden bağımlılıkların var?

    Çünkü daha iyi bir şeyin yok.

    Daha iyi bir şeyi hayal etmedin,çünkü kimse sana daha iyisini nasıl hayal
    edeceğini öğretmedi.

    Ben senin kötü olduğunu düşünüyor muyum?
    Senin kötü olduğunu düşünmüyorum.
    Senin iyi olduğunu düşünüyor muyum?
    Senin iyi olduğunu da düşünmüyorum.

    Bence sen Tanrısın.

    Genelde,psikiyatri alanı insanların davranış özgürlüğüne pek izin vermez...

    Bir sürü berbat sorun tanımlayarak-- hepsi değil,tabii ki fakat psikolojik
    sorun diye tanımlanan bir sürü berbat sorun...

    gerçekten insanların berbat seçimler yapmalarıyla eş değerdir.

    Farklı seçimler yapmaları için yol gösterilmeye ihtiyaçları var.

    ben--

    şey,diş macununu alabilir miyim?

    Sağol.

    "Biz"in yok olduğunu söylerken,fiziksel olarak yok olduğumuzu
    kastetmiyorum.

    Kastettiğim,beynin kişiliğimizle alakalı olan bölümünden...

    insanlarla ilişkilerimizle alakalı,yerlerle ilişkilerimizle alakalı...

    nesnelerle ilişkilerimizle alakalı,zamanla ve olaylarla ilişkili
    bölümlerinden çıkmak.

    Beynin birleşmeli bölgelerinde biz var olmuyoruz...

    kişiliğimizi,kimliğimizi onaylayan yerlerde.

    Dünyada hayatı yaşayan ortalama bir insan için...

    Hayatını sıkıcı ve istek uyandırmayan bulmasının nedeni...

    onu harekete geçirecek bilgiyi almak için hiçbir girişimde
    bulunmamasındandındır.

    Çevreleri tarafından o kadar hipnotize olmuşlar ki...

    basın-yayından,televizyondan...

    ideallarini yaratan ve yaşayan insanlardan...

    herkes gerçekte kimsenin olamayacağı fiziksel görünüşe sahip olmaya
    çabalıyor...

    güzellik ve cesaret tanımları...

    hepsi birer illüzyon
    çoğu insan teslim olup 'mediokrasi'de yaşamlarını sürdürüyor.

    O hayatı yaşayabilirler ve ruhu--istekleri hiçbir zaman gerçekte su yüzüne
    çıkmaz ve başka biri olmak isterler.

    Fakat su yüzüne çıkarsa ve kendilerine daha fazlası var mı diye
    sorarlarsa--

    Veya,neden buradayım? Hayatın amacı ne?

    Nereye gidiyorum? Ölünce ne olacak?

    Bu soruları sormaya başlarlar.İdraklarıyla ilgilenmeye,etkileşime
    girmeye...

    başlarlar, belki de sinir bozukluğu yaşarlar...gerçekte,oluşan;eski
    kavramlarının...

    hayatlarına ve dünyaya bakmalarını sağlayan kavramlarının çökmeye
    başlamasıdır.

    Beynimizde yepyeni bir bölgedeyiz...

    yepyeni bir bölgede olduğumuz için de,beyni yeniden bağlıyoruz...

    aslında yeni bir kavrama yeniden bağlıyoruz.


    Sonuçta bizi tamamen değiştirecektir.

    Eğer zihnimi değiştirirsem,seçimleri mi değiştirir miyim?

    Seçimlerim değişirse,hayatım değişir mi?

    Niye değişemiyorum? Neye bağımlıyım?

    Ne kaybederim eğer kimyasal olarak...

    Bir insana,yere,nesneye,zamana ya da olaya bağlıysam...

    kaybetmek istemiyorum,çünkü belki de onlardan kimyasal olarak geri
    çekilmeyi tecrübe etmem gerekiyordur?

    İşte size insan dramı.

    Amanda,ben Bob,bu gece geleceğini umduğumu söylemek için aradım.

    Seni gerçekten görmek istiyorum.

    Ben,şey,gerçekten seninle konuşmak istiyorum.
    Çözebileceğimizi biliyorum.

    Samanyolu'ndaki tek gezegen hangisi...

    dinin zaptettiği yerlerle dolu olan?

    Neden böyle biliyor musunuz?
    Çünkü,insanlar doğru ve yanlışı kurgulamışlar.

    830
    01:26:06,272 --> 01:26:11,996
    Eğer bunu yaparsam,Tanrı beni cezalandıracak.
    Diğerini yaparsam,ödüllendirileceğim.

    831
    01:26:12,132 --> 01:26:15,218
    Bu gerçekten yetersiz bir açıklama...

    832
    01:26:15,470 --> 01:26:19,349
    takip etmemiz için bir yol haritası çizecekse...


    fakat acıklı sonuçlara gebe.


    Çünkü gerçekte iyi ya da kötü diye bir şey yoktur.


    Biz görünüşte onları öyle yargılıyoruz.


    Bu senin,günahın ve ahlaksızlığın yanında olduğun anlamına mı
    geliyor?Hayır.


    Bu basitçe şu anlama geliyor;burada uğraştığın şeyler hakkında ifadeni
    ve anlayışını geliştirmen gerek.


    Yaptığım şeyler var ve onların beni geliştireceğini biliyorum.


    Başka şeyler var onlar beni geliştirmeyecek.

    Fakat bu iyi ya da kötü değil.
    Seni cezalandırmayı bekleyen bir Tanrı yok;
    çünkü birini ya da diğerini sen yaptın.

    İnsanları mahkum eden bi Tanrı yok.

    Herkes Tanrıdır.

    Aynı zamanda,Tanrı bir yönetici ismi gibidir...

    dünyayı tecrübe edişimizle ilgili kısımlarda...

    her nasılsa üstün ve yüce.

    Tanrının ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok.

    Tanrının ne olduğuyla ilgili bir deneyimim var.Tanrı denen varlıkla ilgili
    çok gerçek bir şey var...
    Tanrıyı tarif etmek için hiçbir fikrim olmamasına rağmen,Tanrıyı bir
    kişi veya bir nesne şeklinde görmek.

    Bunu yapamıyorum gibime geliyor.
    Bir insana Tanrıyı açıklaması için soru sormak...

    bir balığa yüzdüğü suyu açıklamasını sormak gibidir.

    Tanrı bütün nesnelerin ruhlarının süperpozisyonudur.
    Sen yaparken bir Tanrısın, bu yoldan yürümek zorundasın.

    Fakat bir gün,bağımlılık durumunu sevdiğin kadar soyutu da sevmek zorunda
    olacaksın.

    Kendime iyilik yapmam vücuduma yaptıklarımla değil...

    zihnime yaptıklarımla mümkün olur.

    Eğer kaderimizi bilinçli bir şekilde biz tasarlıyorsak...

    ve bilinçli bir şekilde manevi bir bakış açısındaysak...

    şu düşünceyi ortaya atarız; düşüncelerimiz gerçekliğimizi veya hayatımızı
    etkiler...
    çünkü gerçeklik hayata eşittir...

    o zaman günümü yarattığımda şöyle bir sözleşmem olur.

    Şöyle derim;"Bu zamanı günümü yaratmam için kullanıyorum...

    kuantum sahasını etkiliyorum.

    Eğer gözlemci ben bunları yaparken beni izliyorsa...

    ve manevi bir bakış açım varsa...

    o zaman dikkat ettiğinin bir işaretini gönder benim yarattığım şeylerden
    herhangi birine...

    ve onları tahmin edemeyeceğim bir hale sok...

    böylece ben de bu şeyleri tecrübe ederek kabiliyetime şaşırayım...

    ve bunu öyle bir yap ki,bunun senden geldiğine dair en ufak bir şüphem
    olmasın."

    Beyin milyonlarca farklı şeyi yapabilecek kapasitededir...

    o insanlar gerçekten şunu öğrenmeli kendilerinin ve zihinlerinin nasıl
    inanılmaz olduğunu...

    hepsi kafalarının içinde bu inanılmaz şeye sahip...

    onlar için birçok şeyi yapan,bize öğrenmeyi sağlayan,değişen ve
    uyarlayan...

    şu anda olduğumuzdan bizi daha iyi yapabilir...

    kendimizi gerçekten aşmamıza yardım edebilir--

    Var oluşumuzun bir üst seviyesine bizi çıkarması ...

    için bir yol olabilir,böylece dünyayı daha derin bir şekilde anlarız...

    böylece nesnelerle ve insanlarla ilişkilerimizi daha derin bir şekilde
    anlarız...

    sonuç olarak da dünyamızda kendimiz için daha fazla anlam yaratırız.

    Beynimizin manevi bir bölgesi olduğunu gösterebiliriz;fakat oraya sadece
    erişimimiz var...

    ve yapabileceğimiz sadece bu.

    Ne istediğimizi formüle etmemiz gerekiyor, ona konsantre olmamız...

    ona odaklanmamız ve onun farkında olmamız gerekiyor...

    o zaman izimizi kaybederiz. Zamanın izini kaybederiz.

    kimliğimizin izini kaybederiz.

    Bu deneyimle içli dışlı olduğumuz zaman...

    izimizi kaybederiz,zamanın izini kaybederiz...

    o resim gerçek olan tek resimdir.Herkes bu deneyime...

    kafasını topladığı zaman ve bir şey istediği zaman ulaşır.

    Bu kuantum fiziğinin hareketidir.Gerçeği ortaya koyar.

    Tam etkili gözlemcidir.

    Bilincin etrafındakileri etkiler.

    Maddesel özellikleri etkiler.

    Geleceğini etkiler.

    Geleceğini yaratıyorsun.

    Dikkat ettiğinin bir işaretini gönder benim yarattığım şeylerden herhangi
    birine...

    ve onları tahmin edemeyeceğim bir hale sok...

    böylece ben de bu şeyleri tecrübe ederek kabiliyetime şaşırayım...

    ve bunu öyle bir yap ki,bunun senden geldiğine dair en ufak bir şüphem
    olmasın.

    Hiç kendinizi olduğunuz başka birinin gözünden gördünüz mü...

    Ne başlangıç ama.

    Bir an durup kendinize son gözlemcinin gözünden baktınız mı?

    Ben düşündüğümden daha fazlasıyım.

    Bundan daha fazla da olabilirim.
    Çevremi etkileyebilirim,
    insanları.Uzayın kendisini etkileyebilirim.

    Geleceği etkileyebilirim.

    Bütün bunlardan sorumluyum.
    Ben ve etraf ayrı değiliz. Hepsi tekin parçası.

    Hepsiyle bağlantılıyım.

    Yalnız değilim.

    Evrenin bu birbirine bağlılığı...

    hepimizin birbirine bağlılığından ve evrenle bağlantımızdan ileri geliyor
    temel seviyede...

    Maneviyat için yerli yerinde bir tanım bence.

    Buradaki amacımız benim inancıma göre...

    isteyerek kabiliyetlerimizi geliştirmek...

    ve nasıl etkili yaratıcılar oluruz onu öğrenmek.

    Biz burada yaratıcılarız.

    Boşluğu fikirlerle ve düşünce konaklarıyla doldurmak için buradayız.

    Bu hayattan bir şeyler yapmak için buradayız.

    Kuantumu fark etmek,gerçekten seçimimiz olan yeri fark etmek...

    zihni fark etmek için.Bakış açısının değişimi...

    Birinin aydınlatılması ile olur.

    Kuantum mekaniği fiziksel varlığı olmayan özgürlük olgusuna izin verir...

    insan doğasına dokunması için.

    Kuantum fiziği, kısa ve öz olarak söylersek... olasılıkların fiziğidir.

    Esas itibariyle şu soruyu ortaya çıkarır; kimin olasılıkları...

    ve kim seçiyor bu olasılıklar arasından...

    deneyimin gerçek olayını bize vermek için.

    Mantıklı ve anlamlı tek cevap...

    her şeyin temeli olan bilinç.

    Bilgiyi kovalamalıyız...

    bağımlılıklarımızın müdahalesi olmadan...

    ve eğer bunu yapabilirsek, gerçek olarak bilgiyi ortaya koyarız...

    ve vücutlarımız bunu tecrübe eder, yeni yollar, yeni kimyalarla,

    yeni hologramlarda...düşüncenin başka yerlerinde...

    vahşi rüyalarımızın ötesinde.

    Hepimiz bir gün avatarların seviyesine ulaşacağız...

    tarihte okuduğumuz gibi--

    Buda ve İsa.


    Cennetin krallığına hoş geldiniz... yargılama olmadan,nefret olmadan...

    imtihan olmadan,hiçbir şey olmadan.

    Bu gerçekliğe gerçek demeye izin verdik...

    hayal gücüyle...

    hareketsizliği kırmak için,

    kaostan çıkmak için

    ve onu biçiminde tutmak için ona madde diyoruz.

    Etkileri nasıl ölçebiliriz?

    Hayatımızı yaşamaya başlıyoruz ve sonra hayatımızın bir yerinde...

    bir şey değişiyor.

    Eğer değişiyorsa,hayatımızın bilim adamları oluyoruz...

    neden burada olduğumuzun nedeni de bu zaten.

    GörünenDeneyin ve doğruluğunu görün.

    -hey,geri döndün. -Döndüm.

    -Soruma hala cevap vermedin?

    -Hangi soru?

    -Labirentin ne kadar uzağına gitmek istiyorsun?

    Bunu uzun uzun düşün bir süre.

    Dr. David Albert Profesör, Fiziğin Felsefi Temelleri Bölümü Bölüm Başkanı
    Columbia Üniversitesi

    Adım David Albert.Doktoram teorik fizik üzerine.

    -Rutgers Üniversitesi'nde biyokimya üzerine çalıştım,

    sonra Atlanta,Georgia'daki Life Üniversitesi'nde chiropractic bölümüne
    devam ettim.

    Lisansüstü eğitimim anatomi,fizyoloji,nörokimya,nörofizyol oji ve genetik
    üzerine.

    Kuantum fiziği okudum.

    Bazen öğrettim de.Kuantum fiziği hakkında bir kitap yazdım ve kuantum
    fiziğinin anlamı hakkında birçok kitap yazdım.

    Dr. Amit Goswami Fizik Profesörü,Oregon Üniversitesi

    Doktoramı Harvard'da yaptıktan sonra,parçacık araştırması yapan Avrupa
    laboratuvarı CERN'e gittim...

    sonra da Stanford'a dahil oldum.


    Oradaki çalışma alanım birleştirilmiş kuantum alanı teorilerini
    geliştirmeyi kapsıyor.

    Bu alanda yüzlerce yayınım var,muhtemelen en iyi...

    SU5 süpersimetrik büyük birleştirilmiş alan teorisiyle biliniyorum.

    >Dr. John Hagelin

    Fizik Profesörü ve Bilim,Teknoloji,Kamu Yönetimi Enstitüsü Bölüm Başkanı
    Maharishi Üniversitesi

    Stuart Hameroff Anesteziyoloji ve Psikoloji Profesörü

    Geçimimi anestezi uzmanlığından sağlıyorum ve hastalarımı uyuttuğum her
    gün...

    nereye gittiklerini neden orada olduklarını merak ediyorum.

    Beni anesteziye ve bilinç araştırmalarına çeken de bu oldu.

    Arizona Üniversitesi Bilinç Araştırmaları Merkezi Müdür Yardımcısı

    Dr. Miceal Ledwith Sistematik Teoloji Eski Prefesörü Maynooth Üniversitesi
    İrlanda

    Adım Miceal Ledwith.Hayatımın önemli bir bölümünde teoloji prefesörüydüm.

    Dr. Daniel Monti Thomas Jefferson Üniversitesi'nde Zihin-Vücut Hekimliği
    Programı'nda Müdür

    Ben bir doktorum, psikiyatri ve insan davranışlarında uzmanlığım var.

    Jefferson Tıp Fakültesi'nde çalışıyorum.

    Maneviyat ve beynin bu bölümüyle ilgili çalışmak çok ilgimi çekti...

    çünkü çocukluktan beri sorduğum sorularla ilgiliydi...

    Gerçeklik hakkında,doğruyu anlayışımız hakkında ve neyin gerçek olduğu
    hakkında.
    Büyüdükçe maneviyatın bu sorulara cevap vermede önemli bir yeri olmasına
    karşın...

    Bilimin de çok önemli bir yeri olduğunu fark ettim.

    Sonuçta bu iki kuvveti bir araya getirmeye çalışıyorum.

    Andrew B. Newberg Radyoloji Bölümü'nde Yardımcı Doçent Doktor Pensilvanya
    Üniversite Hastanesi Nükleer Tıp Bölümü'nde görevli doktor

    Dr. Candace Pert


    Değiştirilmiş peptitler patentini elinde bulunduruyor

    Benim adım Candace Pert.Georgetown Tıp Fakültesi'nde profesörüm.

    Ramtha

    Ramtha Aydınlanma Okulu Baş Öğretmeni

    Önemli düşünürleri filme alıyoruz.

    Bu odadaki herkes önemli bir düşünür...

    Şimdi onları düşündürüyoruz.

    Bu her zaman bir numaradır,değil mi?

    Jeffrey Satinover Psikiyatri doktoru,Master'ı fizik üzerine C.G.Jung Vakfı
    Eski Başkanı
    Harvard'da Psikoloji ve Din okutmanı


    Şunu açıkça belirteyim,ben fizikten mezun oldum. Henüz tam anlamıyla bir
    teorik fizikçi değilim.

    Talih bana gülerse ve deliler gibi çalışırsam problem kümelerim ve
    sınavlarım üzerine vs...

    umarım temel bir kuantum teorisi uygulayabileceğim...

    kuantum bilgi işlemine.

    Dr. William Tiller Madde Bilimi ve Mühendislik Emekli Prefesörü Stanford
    Üniversitesi

    Karar verdim ve bölüm başkanlığından, profesyonel komitelerden ayrıldım...

    bütün hükümet komitelerini de bıraktım.

    Büyük bir zamanım olabilirdi işe ayıracağım.

    Tabii ki,bütün yüksek pozisyonları bıraktım;

    fakat bir şeyi feda etmek zorundasınız.Günlük işimi devam ettirmem
    gerekiyordu...

    ailemin geçimi için.

  9. #29
    Anu anlatıyor. nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.323
    Konular
    2872
    tutarlı bir düşünceyi temsil ederken kimse hiçbir zaman düşünceyi görmüyor.Gördükleri nörofizik...

  10. #30

    Üyelik tarihi
    Oca-2009
    Mesajlar
    1.108
    Konular
    5
    Bende kitabıda vardı. güzel bir paylaşım olmuş AtillaGenis.


4 Sayfadan 3. İlkİlk 1234 SonSon