2 Sayfadan 1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
Toplam 16 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Akupunktur hakkında her şey

  1. #1
    hexagram hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır

    Akupunktur hakkında her şey

    Akupunktura dair herşeyi içeren bu yazıları eklemek herkes için iyi olacaktır
    Nasıl yapıldığından ne işe yaradığına dair her bilgiyi bulabilirsiniz...
    Yazılar alıntıdır..
    İşte bölümler:

    I. Akupunktur Nedir?
    II. Akupunktur Nasil İşlev Görür?
    III. Kişilerin Enerji Dengesinin Bozulduğu Nasil Ölçülebilir?
    IV. Akupunktur Uzmaninin Teşhis Yöntemleri
    V. İğnelerin Kullanilişi
    VI. Moksa Kullanimi ve Diğer Tedaviler
    VII. Akupunkturun Faydali Olabileceği Hastalik Tipleri
    VIII. Tedavi
    IX. Akupunktur Tedavisi Olurken İlaç Almak
    X. Akupunkturun Değişik Kullanimlari
    XI. Hastaliklarin Önlenmesi
    XII. Uzmanin Eğitimi ve Dereceleri
    XIII. Beden, Zihin ve Ruh


    Akupunktur Nedir?

    Akupunktur insanliğin bildiği en eski iyileştirme yöntemlerinden biridir. İlk kez
    yaklaşik 5000 yil Önce Çin'de ortaya çikmiştir. Bugün hâlâ kullaniliyor olmasi,
    bu tedavinin yararliliğini ve temel aldiği ilkelerin gerçekliğini gösterir. Bu
    ilkeler, doğanin düzenine bağlidir. Bu ilkelerin gözlemlenmesi ve anlaşilmasi
    geleneksel Çin tip düşüncesini de içeren tüm Çin uygarliğinin temelinde yatar.

    Bu ilkelerin, insan bedeninin sağliği için uygulanmasi ilk kez yazili olarak
    yaklaşik M. Ö. 2000 yillarinda, Çin düşüncesinin altin çağinda, tüm Çin
    Tibbi'nin bugüne kadar temel olarak aldiği bir kitapta yer almiştir (akupunktur
    ve moksa tedavisi bu kitabin önemli bölümleridir). Nei Ching'in, "San
    İmparatorun İç Hastaliklar Klasiği", yaşam üzerine bilimsel bir eserdir. Nei
    Ching, tüm akupunkturun temellerini oturttuğu ilk teoriyi ortaya koyduğu bu
    kitapta, evrenin doğa kanunlarin da nasil yaşanmasi kanunlarinca gerektiğini
    anlatir ve insan bedeninin işlevlerini uzun uzun inceleyip, hastaliklarini ve
    nedenlerini tanimlar. Bu ilk teori bedenin içinden akan hayat verici enerji ile
    ilgili Meridyen Teorisi'dir. (Bu konu bir sonraki bölümde incelenecektir.)

    Akupunktur ve moksa tedavisi, kişideki enerjiyi, doğal akişina ve dengesine
    döndürecek şekilde etkileyerek doğaya yardimci olur. Bu da beden, zihin ve
    ruhun sağliğina kavuşmasina olanak verir. Etki, bedenin belirli noktalarina çok
    ince iğneler batirilmasi ya da bir çeşit otun (ortemisia vulgaris latiflora) bu
    noktalarda yakilmasi ile sağlanir. Söz konusu otun bu yanmasina da moka
    tedavisi (Moxabustion) denir.
    Ben her akupunktur sözcüğünü kullandiğimda Geleneksel Çin Akupunkturu'nü
    kastediyorum: Daha doğru adi ile Klasik Çin Akupunkturu. Bu çok karişik bir
    iyileştirme sistemidir ve öğrenimi oldukça uzun zaman alir. Ustaliğini ve ilmini
    tam olarak öğrenmek ise çok daha uzun sürer.

    Bir geleneksel Çin Akupunktur uzmani hastasini tedavi ederken aklinda belirli
    hedefler vardir. Bunlar:
    • Hastayi bir bütün olarak tedavi etmek.
    Bu da, uzman, hastayi beden, ruh ve zihni ile bir bütün olarak ele almasi
    anlamina gelir. Uzman bu birliğin tüm evrenin bir parçasi olduğunu ve çevresi
    ile kendine özgü, kişisel, benzersiz bir ilişkide olduğunu kabul eder.
    • Hastaliğin nedenini araştirmak.
    Ortaya konan şikayetlerin ana konu olarak ele alinmasi son derece önemlidir.
    Şikayetler gerçekte bedenin yardim çağrisidir. Uzman, hastaliğin altinda yatan
    nedenleri bulmaya çalişacaktir. Bu amaçla enerji dengesizliğinin özelliklerini ve
    doğal enerji akiş ve dengesinin nerede ya da ne şekilde nerelerde bozulduğunu
    anlamasi gerekir. Bu bozukluk fiziksel, zihinsel ya da ruhsal olabilir.
    • Enerji dengesizliğinin nedenini bulduktan sonra, bu nedeni ortadan kaldirmak.
    Denge ve uyumu tekrar sağlanan enerji tüm doğanin gerektirdiği gibi aktiğinda,
    hastaliğin belirtileri de yok olmaya başlayacaktir (belirtilerin özellikle tedavi
    edilmelerine gerek kalmaksizin). Hastanin kendi hastaliğinin nedenleri ile
    ilgilenebilmesi için, mümkün olduğunca, rahatsizliğinin altinda yatan nedenleri
    anlamasi önemlidir. Ancak o zaman hastaliğina neden olan durumlari değiştirme
    olanaği bulabilir.
    • Hastayi iyileştirmek ve sağlikli kalmasini sağlamak.
    Tedavi süreci içinde hastanin da sorumluluk almasi gerekir. (Bu konu ilerideki
    bölümlerde ayrintili olarak incelenecektir.)
    Bir Geleneksel Çin Akupunktur uzmaninin hastayi sadece muayene ettiği andaki
    gibi görmesi yeterli değildir. Onu, tüm özgün kişiliği ile, beden, zihin ve ruh
    olarak kusursuz bir bütün olduğu halinde de görmeye çalişmalidir. Hasta olan
    kişinin davraniş ve hareketleri kendi doğal yapisina uygun olmayabilir. Hatta
    çok farkli da olabilir. Geleneksel Çin Akupunktur uzmaninin görevi, hasta
    kişinin yenilenmesini, canliliğini ve mümkün olan potansiyelinin ortaya
    çikmasini sağlamaktir.

    Burada şunu da belirtmeliyim ki, bugün tüm akupunktur uzmanlari Geleneksel
    Çin Akupunkturunu uygulamamaktadirlar. Bir çoğu, akupunkturu hastalik
    belirtilerinin tedavisinde kullanip, hastalik nedenleri ile ilgilenmezler. Gelecekte
    hastanin bu iki yöntem arasindaki farki bilmesi ve belirti tedavisindeki
    tehlikelerin bilincinde olmasinin çok önemli olduğuna inaniyorum. (Bu, X.
    Bölümde, ayrintilariyla incelenecektir.)
    Son olarak, akupunktur ameliyat ve operasyonlarda genelde kullanilan anestezi
    teknikleri yerine, ağri ve aci hislerinin uyuşturulmasinda kullanilir





  2. #2
    hexagram hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır

    Bölüm2-Akupunktur Nasıl İşlev Görür?

    Akupunktur Nasıl İşlev Görür?

    Akupunktur niye etkilidir? Daha önce bahsettiğiniz enerji akişi bedende
    dengelendiğinde ne oluyor?

    Geleneksel Çin tibbi, bedendeki ana organlarin ve sistemin çalişmasini kontrol
    eden bir "hayat gücü" olduğunu söyler. Bu hayat gücü ya da Ch'i enerjisi,
    meridyen olarak tanimlanan belirli hatlar izleyerek, bir organdan diğerine, her
    zaman ayni yönde hareket eder.

    Her biri bedendeki bir ana organi ya da beden fonksiyonlarini besleyen, oniki
    meridyen vardir. Bunlar kalp, ince bağirsak, mesane (sidik torbasi), böbrek,
    dolaşim, seks, üç isitici, safra kesesi, karaciğer, akciğerler, kalin bağirsak, mide
    ve dalaktir. Bunlardan her birinin ve dolayisiyla tüm sistemin sağlikli olmasi,
    düzgün ve uyum içinde çalişabilmesi için Ch'i enerjisinin her meridyende yeterli
    kuvvet ve miktarda serbestçe dolaşabilmesi gereklidir. Hastalik, bu enerjinin
    dengesinin bozulmasi durumudur. Ağrilar ya da hastalik belirtileri bize fiziksel,
    zihinsel ya da ruhsal nedenlerle bu dengenin bozulduğunu gösterir.
    Böylece akupunktur, kişinin enerjisindeki dengesizlikleri düzeltmeyi amaçlar
    diyebiliriz. Amaç, bu enerjiyi doğal dengesine ve akişina kavuşturmak, günlerin,
    mevsimlerin ve günün her saatinin doğal devri ile olan ritmini tekrar kurmaktir.
    Sonuç olarak uyum ve denge, kişinin beden, zihin ve ruhunda ve de çevresi ile
    ilişkilerinde tekrar sağlanmiş olur.
    Enerji dengesinin bozukluğu düzeldikçe kişinin bedeni, zihni ve ruhu da düzenli
    ve dengeli çalişmaya başlar.
    Böylece akupunktur uygulandiğinda ne olduğu özetlenmiş oluyor. Sağliğa
    kavuşmak için enerjiyi dengelemek gerekir.

    Akupunktur, iğne ve moksa kullanarak bu dengeyi nasil sağlar?
    Akupunktur meridyenler üzerindeki belirli noktalarda enerji akişini kontrol
    eder. İğneler bu noktalara yavaşça batirildiğinda, değişik etkiler meydana
    getirirler. İğneler el ile hareket ettirilmesine bağli olarak, enerji meridyene doğru
    çekilebilir veya meridyen uzaklaştirilabilir.
    Akupunktur tedavisinin sonunda meydana gelen enerji değişimi kendini bir çok
    şekilde gösterir. Önce nabiz atişi değişir ardindan ileride daha detayli
    anlatacağim gibi renksel, duygusal ve diğer değişiklikler görülür. Bu değişimlere
    burada değinmemin nedeni, değişimlerin çok açik olarak gözlemlenebilir
    olduğunu vurgulamaktir. Bir çok defa hastalar kendileri bu değişimlerin farkina
    varirlar: Örneğin Ch'i enerjisi dengesinin tekrar normale döndüğüne işaret
    olarak ağrilarin yok olmasi gibi.

    Kişi, hastaliğin gerçek nedeni iyileştirilmese de sağliğa kovuşturulabilir mi?
    Hem evet, hem de hayir. Tedavi genellikle yeterli görülebilir. Hastalar, organlar
    ve işlevleri kuvvetlenip normal duruma döndüğünde kendilerini daha iyi
    hissederler ve hastaliklari süresince baş edemedikleri durumlarla daha
    kolaylikla uğraşabilirler. Sağlikli olduklarinda olaylari daha açik görebilir ve
    böylece hayatlarina ilişkin daha olumlu ve akilci kararlar alabilirler. Örneğin,
    bazilari mesleklerini değiştirebilir. Bazilari o zamana kadar sakladiktan ve
    görmezlikten geldikleri sikinti ve dertlerini dişa vurabilirler. Tedavi öncesi yeteri
    kadar kuvvetli olmadiklari için yüzleşemedikleri tüm olaylar gibi, özel
    ilişkilerinde de uzlaşmaya varabilirler.
    Bunun yanisira tedavinin gerçekleşmesi ve kalici olmasi için, hastayi
    yönlendirip, beslenmede ya da yaşam tarzinda bazi değişiklikler yapmasi için
    cesaretlendirmemizin gerekeceği zamanlar da olacaktir. Bugün, eskiden de
    olduğu gibi, geleneksel akupunktur uzmaninin önemli bir rolü de hastayi sağlikli
    bir hayatin temeli olan Tao'ya (Çinliler'in anlayişi ile "Bütünlük"-XIII. Bölüm)
    yönlendirmektir.

  3. #3
    hexagram hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır

    Bölüm3-Kişilerin Enerji Dengesinin Bozulduğu Nasıl Ölçülebilir?

    Kişilerin Enerji Dengesinin Bozulduğu Nasıl Ölçülebilir?

    Yin-Yang ve Beş Element

    Enerjinin dengede ve uyum içinde olmasi ne demektir? Akupunktur uzmani
    bunu nasil ölçer?
    Çinliler kişinin enerji durumunu okuyabilecekleri bir sistem geliştirmişlerdir. Bu
    sistem, tüm Çin kültürünün temelinde yatan yin-yang ve beş element
    prensibidir. Bunlar doğrudan doğruya gözlemlerden doğmuştur. Çok eski
    zamanlarda Çinliler Doğa'ya karşi oldukça duyarliydilar ve onu yakindan
    izlediler. Gözlemlerinde her şeyin devamli değişim içinde olduğunu ve dünya
    üzerinde olan bizlerin de bu değişimden doğrudan etkilendiğimizi gördüler.
    Bunlar arasinda en açikça görülebilenler yil içindeki mevsimlerin, hatta gece ve
    gündüz değişiminin etkileriydi.

    Yin-Yang

    Çinliler yaradiliş enerjisinin devamli olarak gece ve gündüz, hayat ve ölüm gibi
    iki uç arasinda hareket ettiğini gördüler. Bir pilin arti ve eksi kutuplari arasinda
    akan enerji gibi, bir kutup diğeri olmadan aktif olamaz. Çinliler bu Ch'i
    enerjisinin kutuplarini yin ve yang olarak isimlendirdiler. Bunlarin doğada her
    alanda varolduğunu gözlemlediler.
    Fazla teknik ayrintilara girmeden, bu terimlerin anlamlariyla ilgili bir fikir
    vermek gerekirse, yang en basit şekilde güneş, sicaklik, büyüme, gündüz, isi ve
    erkek; yin ise gece, soğukluk, sakinlik ve kadin olarak isimlendirilebilir. Daha
    yakindan incelersek, yin ve yang'in biraz daha derin bir seviyede birbirlerini
    karşilikli etkilediklerini görebiliriz. Örneğin güneş olduğunda, yang bir dağin
    güneşli tarafi, yin ise gölgede kalan tarafi olarak tanimlanabilir. Bu öncelikle
    yang olarak tanimlanacak bir durumdur- gündüz, işik, güneş vardir ancak yin'de
    gölge ve bulutlarda mevcuttur. Ayni durum önceden yin olarak tanimladiğimiz
    gece için de söylenebilir. Yildizlarin işiklari yin içindeki yang olacaktir. Dolunay
    dünya üzerine işiklarini yaydiğinda yine dağin bir yüzü daha aydinlik, diğer
    yüzü da karanlik olacaktir. Burada, öncelikle yin olarak tanimlayacağimiz
    durumda da yin ve yang hep birlikte yer alirlar.
    Yin ve yang arasinda denge ve uyumu anlamak çok önemlidir. Her ikisi de
    gereklidir. Biri diğerinden daha üstün değildir. Her ikisi de, birinden öbürüne
    hareket ederek, sürekli değişerek ve birbirlerini dengeleyerek birlikte varolurlar.

    Görüyoruz ki gündüzler geceye, geceler gündüze değişiyor. Bu birbirine geçiş,
    yin-yang değişimi her yerde ve herşeyde vardir.
    Çinliler, bu dengenin sadece doğa içinde değil, insanlar için de önemini gördüler.
    Enerjinin bu iki halinin (güneş işiği ve gölgenin) bir kişi içinde de olupolmadiğina
    baktilar. Kişi, hareketli, enerji, sicak, dostça ve sempatik mi? Yoksa
    çekingen, durgun, içine mi dönük?
    Çinliler kişilerin, yin veya yang'in daha kuvvetli olduğu durumlarda sağliksiz
    olduğunu gözlediler. Devamli çalişan, hiç dinlenmeyen biri sonunda yiğilip
    kalacaktir. Devamli içine dönük, morali gittikçe bozulan, dişa açilma kabiliyetini
    kaybeden bir kişi de sonunda bedence de hasta olacaktir. İşte bu, kişinin
    dengede olup olmadiğini öğrenmek ilk ana anahtarimizdir. Bu yüzden ilk olarak
    kişinin yin ve yang özelliklerinde bir fazlalik ya da eksiklik olup-olmadiğina
    bakariz.

    Beş Element
    Çinliler gözlemlerinde bir adim daha ileri gittiler. Beş mevsimin dönüşümüne
    dikkat ettiler (ilkbahar, yaz, sonbahar ve kiş) ve ardindan, bu mevsimlerin
    yin'den yang'a, yang'dan yin e geçişlerinin insandaki etkilerini gözlemlediler.
    Örneğin ilkbahar ve yaz mevsimlerinde enerji artar ve aktivite başlar ve bu öncelikle
    yang'dir. Sonbahar ve kiş mevsimlerinde ise enerji azalir, durgunlaşir ve içe
    döner, bu da Yin'dir. Yilin her mevsimi kendine özgü niteliklere, lezzete ve
    varliğa sahiptir. Çinliler enerjinin tüm yil boyunca nitelik ve işlevlerinde beş ana
    değişimin yani beş mevsimin, olduğunu gözlemlediler.
    Örneğin, ilkbaharin bir doğuş ve büyüme mevsimi olduğunu zaten biliyoruz. Bu,
    tohumun filizlenip yukariya doğru büyümesinde görülür. Havada doğuşun
    heyecani vardir.
    Yazin güneş dünyayi isitir, bitkileri kucaklar ve onlara büyüyerek
    olgunlaşmalari için enerji verir.
    Yaz sonu ise, yazin şiddetinin yanisira serinletici, yumuşak bir esintiyi de
    beraberinde getiren bir mevsimdir. Bu doğa kanunlarinca, atilan tohumlarin
    haşatinin yapildiği mevsimdir.
    Sonbahar yapraklarin, içinden çiktiklari toprağa döküldükleri mevsimdir.
    Yaprak ve meyve yüklü ağaçlar bir sonraki yila hazirlik olarak tüm yeşilliklerini
    atmaya ve soyunmaya başlarlar.
    Kiş ise, bir geri çekiliş mevsimidir. Daha önceki dört mevsimin aktiviteleri şimdi
    yavaşlamaktadir. Tüm mevsimlerde değişik aktiviteler izleriz ama kiş bir
    dinlenme zamanidir.

    Çinliler mevsimlerin dönüşümünde, yaradilişin ana prensibinin ifadesini, yin'den
    yang'a, ve tekrar yin'e geçişte enerjinin büyük akişini gördüler. Durgunluktan
    aktiviteye ve tekrar durgunluğa; ölümden hayata ve hayattan ölüme, hepsi
    mevsimlerde gördüğümüz bir düzen içerisinde beş evre içerisinde hareket eder.
    Her evre kolayca tanimlayabileceğimiz özelliklere sahiptir (yaratici enerjinin beş
    evresi, beş element). Çinliler bu beş elementi ağaç, ateş, toprak, metal ve su
    olarak isimlendirdiler.
    Bu isimler sizi endişelendirmesin. Bunlar sadece her birimizin içinde dolaşan
    Ch'i enerjisinin değişik özelliklerini tanimlamak için konan isimlerdir. Size
    yukarida açikladiğim doğa kanunlari, içimizdeki enerjiyi de kontrol eden
    kanunlardir. Belki, elle tutulamayan, gerçek olduğunu görmediğimiz şeylere
    bildiğimiz isimleri vermek Önce şaşirtici gelebilir. Fakat bunlar Çinliler'in
    verdikleri isimlerdi ve bugün de hâlâ kullanilmaktadirlar. Çünkü, ileride
    göreceğimiz gibi, uygun özellikleri ifade ederler.
    İlkbaharda, yaratici devinim enerjisini, Çinliler Ağaç olarak isimlendirmişlerdir.
    Ağaç enerjisinin özelliklerini, ilkbahar mevsimini düşünerek tanimlayabiliriz. Bu
    enerji, doğuş, büyüme ve ekinlerin olgunlaşmaya yönelişinde kendisini gösterir.
    Bunu ilkbahar mevsimini de gördüğümüz gibi, kendimizde ve başkalarinda da
    görebiliriz. Bu, insanin doğuşunda, büyümesinde, gelecek için ümitlerinde,
    düşünce ve taşanlara başlamasinda ve buna benzer oluşumlarinda kendini
    gösterir.

    Yazin, enerjinin yaratici aktivitesi kendini, Çinliler'in ateş olarak isimlendirdiği
    biçimde ifade eder. Ateş enerjisi, yaz güneşinin sicakliğinda kendini ifade eden ve
    insan davranişlarinda da gözlemlenebilir. Ateş enerjisi insanin içindeki sevgi,
    neşe, şefkat gibi duygularla ilgilidir.
    Toprak elementinin özelliği bir anneninki gibidir. Ayni çocuğunu doyuran,
    bedeni, zihni ve ruhu için sevgi ve sicaklik veren bir anne gibi.
    Metal elementi sonbahar gibidir; ağaçlarin, yil sonunda yapraklarini dökmeleri
    gibi, bir sonraki ilkbahara ya da yeni bir başlangica kadar, tamamlanmiş olani
    elden çikarmak, yeni çabalara yer açmak gibi. Bu element ayni zamanda
    zehirlerin, toksit maddelerin ve gereksiz atiklarin atilmasindan sorumludur.
    Ayrica, kalite ile ilgili elementtir. Toprak elementinin anne oluşu gibi. Metal
    elementi de babadir. Dünyanin sonbaharda yeşilliğinden soyunmasiyla, iç ruhsal
    dünyalara, semaya, babaya bir dönüş vardir. Kişi hayatinin sonbaharinda çoğu
    kez ruhsal konulara döner, iç dünyasina, o kişiye daha anlamli gelen yeni bir
    hayat anlayişina yönelir.
    Su elementinin özellikleri, kiş mevsiminde gözlenebilir. Bu, sivilarin biriktirilip
    depolanmasindan sorumlu elementtir. Yağmurun tüm yil boyunca ve yazin
    yoğun sicakliğinda bize su sağlamak üzere dağlarin yamaçlarindan akarak
    nehirlere ve göllere birikmesi gibi. Su elementi de vücudumuzdaki tüm gerekli
    sivi ve salgilari temin eder.

    Elementlerin mevsimlerde gördüğümüz bu devinimini kendimizde de görebiliriz.
    Bizler de büyür, başkalarina sicaklik verip onlardan sicaklik alabiliriz;
    ihtiyaçlarimizi sağlar ve yönlendirebiliriz. Ve dinlenme zamani geldiğinde
    geçmişi düşünerek şükredip, önümüzdeki yeni mücadelelere zevkle bakabiliriz.
    Mevsimlerin dönüşümünden biliyoruz ki, doğa kanunlarina uyum gösterirsek,
    her sene tarlalarimizi ekip biçtikçe hasat, büyük sevinç ve kutlama olacak ve
    anne babamizla bağlanti kurulmuş olacaktir.
    Fakat bir de mevsimlerin ya da elementlerin dengeleri bozulduğunda ne
    olduğuna bakalim. Eğer, örneğin, yaz boyunca hiç sicaklik olmazsa, güneş ve
    onun isisi yoksa, o zaman ürünler olgunlaşamayacak ve ekinleri biçmek mümkün
    olmayacaktir. Toprak soğuk olacak ve ürün vermeyecektir. Bu çok eski
    zamanlarda, yiyecekleri bu mahsullere bağli olanlar için açlik demekti.
    Eğer bu açliği Ateş elementi ile karşilaştirirsak görürüz ki insanin içinde bir
    ateş, sicaklik yoksa, aşk, sevgi, anlayiş olmadan ve kendi içindeki sicakliği
    olmadan o kişi de yaşaminin mahsûlünü alamayacaktir. Dişaridaki toprak gibi
    verimsizleşip soğuyacak ve sonuç olarak hayati da tahil anban gibi boş olacaktir.
    Bu elementlerin devinimi, Çinliler'in, kişinin enerjisini ölçmekte kullandiklari
    ikinci önemli prensiptir. Beş elementin tutumunun beraber bir uyum içinde ve
    dengede çalişip-çalişmadiğina, herhangi birinin diğeri ile dengesinin bozulup bozulmadiğina bakarlar.

    Örneğin, çok fazla ya da çok mu az Ateş özellikleri var.
    Böylece yin-yang ve beş element prensiplerini ve Çinliler'in herşeyde bunlarin
    nasil çaliştiğini gözlediğini açiklamiş oldum. Onlar bir insanin içinde ve
    dişindaki enerjiler arasinda bir fark görmüyorlardi. Tüm yaradilişin ve
    dünyamizdaki tüm canlilarin içinde hareket eden ayni hayat gücüdür.
    Çevremizde gözleyebildiğimiz Ch'i enerjisinde olacak herhangi bir değişiklik
    bedenlerimizdeki Ch'i enerjisinde de görülecektir. Örneğin, çoğu insan
    ilkbaharda bir enerji artişi hisseder. Bizler, mevsimlerde kendini gösteren beş
    enerjinin devinimi ve yin-yang ile uyum içindeyiz.
    Bu da demektir ki, kişilerin yin-yang ve beş elementlerinin devinimine bakarak,
    dengelerinin bozulduğunu görebiliriz.

    Bu beş elementin kendini nasil ifade ettiğini açiklar misiniz?
    Beş elementin her biri kendini herşeyde gösterir. Duygularimiz, konuşma
    sesimiz, yüzümüzün rengi ve vücudumuzun kokusu, herbirimizde bu
    elementlerin durumlarini açikça ortaya koyar. Bunlarin yani sira başka
    şeylerden de bilgi edinebiliriz. Örneğin; tercih edildiği söylenen yemeklerin
    tadindan, bazi renklerin günün belirli saatlerinde sevilip sevilmemesinden olduğu
    gibi. Her bir elementin sadece fiziksel bedenimizle değil, daha da önemlisi
    zihinsel ve ruhsal yanimizla da açik bir ilişkisi vardir.
    Bu noktalari açiklamak için, daha önce anlattiğim meridyenleri ve enerji
    yollarini hatirlamanizi istiyorum. Bu oniki meridyenden iki tanesi Ağaç
    enerjisinin egemenliği altindadir. Belirli meridyenlerin enerjisi belirli organ ve
    işlevlerin çalişmasini kontrol eder; bu örnekte, Ağaç organlari karaciğer ve
    safrakesesidir. Ağaç, ayni zamanda gözlerimizin işlevini ve görüşümüzü,
    tirnaklarimizin, tendon ve ligmentlerin (kemikleri ve başka organlari birbirine
    birleştiren bağ) durumlarini kontrol eder.

    Duygularimizla ilgili olarak Ağaç kizginliği kontrol eder. Eğer ilkbaharin
    karakterinin tanimini hatirlarsak, yeniden büyüme ve gelecek için ümitten söz
    etmiştim, iki Ağaç meridyeni bizi hayatimizin bu yönleri ile ilgilenmeye iter;
    "özel" girişim ve gelecek için ümit.

    Bati dünyasinda büyümüş olan bir kişi, elementlerin bu niteliklerini anlamada
    önce zorluk çekebilir. Eski Çinliler, bunlarin, varliğimizin her düzeyinde
    kendilerini nasil ortaya koyduklarini anlatmak için çok güzel bir yol
    bulmuşlardir. Her bir elementin kontrol işlevim devletin bir bakani ile
    karşilaştirmişlardir. Her bir meridyen kişinin beden, zihin ve ruh birliği içinde
    belirli işlevleri olan bir bakanin kontrolünde denmiştir
    Böylece iki Ağaç elementi meridyenlerinin bakanlari, Planlama (karaciğer) ile
    Karar Alma ve Yargi (safrakesesi) ile ilgilenirler. Bu bakanlar kişi ile ilgili her
    düzeyde bu işlevlerin çalişmasindan sorumludurlar.
    İlk duyuşta bu biraz soyut gelebilir. Fakat daha yakindan incelersek bu
    düşüncedeki bilgeliği görebiliriz.
    Tekrar ilkbahar düşüncesine, ilkbaharin niteliğine ve Ağaç enerjisine dönelim.
    Daha öncede söylediğim gibi bu, yeniden doğuş, ümit ve gelecek aylarin
    planladiği zamandir. Burada planlama ve karar alma yetkililerini çalişirken
    görebiliriz. Hayatimizin ilkbaharinda geleceğimiz, seçeceğimiz yön ve işimiz için
    planlar yapariz. Yeni bir fikrin doğuşunda, yeni bir tasarimda, kendimizi
    planlama ve karar alma durumunda buluruz. Yillik tatilimiz, örneğin, önce ilk
    fikirlerimizle, nereye gideceğimize karar vermekle ve onun planlanmasi ile
    başlar.

    Belki şimdi Ağaç enerjisinin gözlerimizi kontrol etmesinin anlamini
    anlayabilirsiniz. Neler olduğunu görebilmemiz için fiziksel olarak gözlerimize,
    geleceğimizi tasarlamak için de "iç gözümüze" ihtiyacimiz vardir.
    Böylece Ağaç "bakanlari", görmenin tüm yönleri ile fiziksel, zihinsel ve ruhsal
    ilgilenirler. İnsanlarin "ne yapacağimi bilmiyorum; doğruyu göremiyorum" ya da
    "ne yönde karar alacağimi göremiyorum" dediklerim duyariz.
    Ya da geleceğimizin olmadiğini düşünürsek ne olur? Umutsuz, içimize kapanmiş,
    olabileceklere karşi kendimizi korku içinde hissetmez miyiz?
    Böylece görme (vision)nin, kelimenin tam anlamiyla tüm duygularimizla ilgili
    olduğunu görürüz. Bu durumda kendimizi huzursuz hissedip kizmaz miyiz? Bize
    hiç bir gelecek vaad etmeyen bir dünyaya kizmamiz anlaşilmaz değil midir? Ayni
    şekilde yanliş planlar yapip, kararlar alarak kendimizi zor durumlara sokarsak
    yine öfkelenmez miyiz?

    Sonuç olarak, umut ve öfke Ağaç elementinin ifadesinin doğal bir parçasidir.
    Daha önce söylediğim gibi, iki Ağaç meridyeni karaciğer meridyeni ve safrakesesi
    meridyeni olarak adlandirilir. Herbiri, doğrudan beslediği ve sorumlu olduğu
    organin ismini taşir. Belki de böyle fiziksel olarak isimlendirilmiş olmalari bir
    talihsizliktir. Çünkü Bati'daki bizler o zaman sadece organlarin kendilerini
    düşünürüz. Fakat daha önce açikladiğim gibi, meridyenler çok daha fazlasiyla,
    tüm beden, zihin ve ruhtaki belirli işlevlerin ince yönleri ile de ilgilidir.
    Tüm elementleri ve meridyenlerini bu şekilde açiklayabilirim. Fakat, ümit
    ederim ki, bu tek örnek Çinliler'in beş elementi nasil kavradiklarina ve herşeyin
    bir birlik içindeki ilişkilerine bir açiklik getirmiştir. Kişi sağlikli olduğunda bu
    birlik ile uyumdadir. Element dengesizliği nedeni ile bu birlikten uzaklaşip
    yabancilaşmak o zaman hastaliklara da açiğiz demektir.
    Sonuç olarak, Ağaç elementinde, eğer bunlar doğanin takdir ettiği gibi işlev
    görmüyorsa, eğer dengede değillerse, o zaman Ağaç enerjisinin ifadesi olarak
    tanimladiğim yönler de dengelerini kaybedecek ve işlevlerinde başarili
    olamayacaklardir.

    Karaciğerin ve safrakesesinin ya da her ikisinin de düzgün işlev görmeyeceğini
    bekleyebiliriz. Hastalik fiziksel olarak çok ilerlememiş olabilir, fakat gözlerde ve
    görüşte (vision), fiziksel olduğu kadar zihinsel görüşte de, zorluklar ortaya
    çikabilir. Tirnaklar bazi sağliksiz belirtilerini ortaya koyabilir (fazla sert, kirilgan,
    fazla kalin, fazla yumuşak olduklarinda). Ligmentlerdeki rahatsizliklar
    ağrilara, kasilmalara neden olabilir. Kişi çok kizgin olabilir. Belki, kişi plan
    yapamadiği, karalar alamadiği için zihni karişmiş olabilir; yeni gelişmelere, yeni
    fikirlere yol açacak olan "gelecek için ümit besleme" yeteneğini yitirmiş olabilir.
    Bu durumda Ağaç elementinin dengede olmadiğini anlariz.
    Ağaç elementi kendini her yerde ifade eder. Bu elementleri yakindan taniyarak,
    kişi hakkinda doğrudan bilgi edinilebilinir. Dengenin bozulduğunu; beden
    kokusunun, kişinin sesinin ya da yüz renginin değişmesinden anlayabiliriz.
    Kişinin bazi yemeklere daha çok yöneldiğini görebiliriz. Ayni kişinin mevsimlerden
    birini daha çok sevip, bir diğerini sevmediğini, günün belirli saatlerinde
    kendini kötü hissettiğini görebiliriz. Bütün bunlar teşhis koymamiz ve daha
    sonra da tedavimizin nasil etki ettiğini anlamamiza yardimci olur. Bu geleneksel

    Çin Akupunkturu'na ait çok özgün bir durumdur.
    Bati tibbinda, devamli gelişen bir teşhis koyma sistemimiz var, ancak bu teşhis
    koyma sistemi, hastaliğa neden olan problemlerin tedavisi üzerine yol gösterici
    bilgi vermeyi içermez. Geleneksel Çin Akupunkturu'nda teşhis, uzmana
    hastaliğin gerçek nedenlerini tedavi etmede, doğa kanunlarina uygun olarak yol
    gösterir. O nedenle ağaç elementinde bir dengesizlik teşhis etmişsek, tedavisi
    onu tekrar dengesine kavuşturmak, diğer elementlerle dengesini tekrar kurmak
    olacaktir.

    Kişi bundan sonra iyileşmeye başlayacak ve arizalar da yok olacaktir. Sadece
    karaciğer ve safra kesesi düzgün olarak çalişmayacak, ayni zamanda gözleri ve
    görüşü de iyileşecek, tirnaklari ve ligmentleri düzelecektir. Kişi daha az alingan
    olup, hiddetini daha iyi kontrol edecektir, planlama ve karar almada daha
    başarili olacaktir. Yüksek tonda konuşmayi birakacak ve ekşi yemeklere olan
    aşin isteği azalacaktir. İlkbahar için duyulan aşiri sevgi veya nefret normale
    dönecektir. Ağaç enerjisi dengeye girdikçe ve diğer elementlerle uyum sağladikça
    tüm şikayetlerin ve arizalarin yok olmaya başladiği gözlenecektir.
    Bana beş elementin bir kişide nasil kendini gösterdiğini sormuştunuz. Ağaç
    elementini Örnek göstererek kişide denge ve dengesizlik halini gösterdim. Ayni
    şekilde diğer dört elementin de nasil kendini ifade ettiğini görebiliriz.
    Ayni zamanda akupunktur uzmaninin, kişinin enerjisini nasil algilayip, yin-yang
    ve beş elemente bağli olarak denge ve uyum içinde olup-olmadiğini
    anlayabildiğini gösterdim. Kişinin element durumunun izlenmesi akupunktur
    teşhis ve tedavisinin özünü oluşturur.

  4. #4
    hexagram hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır

    Bölüm4-Akupunktur Uzmanının Teşhis Yöntemleri:

    Akupunktur Uzmanının Teşhis Yöntemleri

    Hastanin Enerji Durumu Daha Ayrintili Olarak Nasil Anlaşilir?
    Akupunktur uzmani teşhiste Bati'daki doktorlardan daha farkli yöntemler mi
    kullanir?
    Evet. Daha önce denge ve dengesizlikten söz ettiğimde anlattiğim gibi, Çin
    tibbinda teşhis, kişideki enerji dengesizliğin ne tip bir dengesizlik olduğunu
    bulmak demektir. Akupunktur uzmani, ilk önce hangi elementin dengesinin
    bozulduğunu bulmalidir. Çünkü ancak ondan sonra o element içindeki hangi
    meridyenin dengesini kaybettiğini bulabilir.
    Böylece, Batili bir doktorun muayenesinde yaptiğindan çok farkli bir yol izler.
    Akupunktur uzmani, fiziksel hastalik belirtisini aramaz, buna neden olan enerji
    dengesizliğini araştirir. Yüksek tansiyon olsun, damar sertleşmesi olsun, migren
    ya da başka bir şey olsun, belirtilerin kendisi o kadar önemli değildir. Bunlar
    yararli bilgilerdir, fakat teşhis koymaya doğrudan yardimci olamazlar. Hastaliğa
    isim koymak, onun nedeninin tedavisine yol açmaz.
    Bunun için, geleneksel Çin doktoru örneğin yüksek tansiyona, kas tutulmasina
    ya da migrene neden olan element enerji dengesizliğini araştirmak ister. Bunun
    teşhisi ona tedavi için ne tür bir yol seçmesi gerektiği üzerine çok açik bilgiler
    verecektir.
    Akupunktur uzmani önce hangi elementin dengesini kaybettiğini nasil bulur?

    Bunun için nelere bakar?
    Daha önce Ağaç elementinin, dengesi bozulduğunda, kendini nasil gösterdiğini
    anlatmiştim. Ne yazik ki, geleneksel teşhis bu kadar basit değildir. Sadece bir
    elementin dengesini kaybettiği hastayi bulmak oldukça zordur. Kişi daha çok iki
    ya da üç elementin dengesizlik belirtilerini gösterir; çünkü birindeki dengesizlik
    diğerini de etkileyecektir. Şimdi bir Su dengesizliği, bir Ağaç dengesizliği ve bir
    Ateş dengesizliği olduğunu düşünelim. Teşhis koymadaki ustalik bunlardan
    hangisinin esas olduğuna karar vermektedir. Akupunktur uzmani, esas element
    üzerine çalişmaya başladiğinda, diğer bir element de kendini düzeltebilecektir.
    Esas enerji dengesizliğini bulmak için, geleneksel akupunktur uzmani dört ana
    tekniği kullanmak üzere eğitilmiştir. Enerji dengesizliğinin belirtilerini (Ağaç
    elementinde bahsettiğim gibi) dört yolla bilgi toplayarak bulur.

    Soru Sorma:

    Bu yolla problemin tarihini ve tanimini öğrenecektir. Problemin belirtilerini, ne
    zaman ve nasil başladiğini, tedavi olarak o zamana kadar nelerin yapildiğini,
    kişinin tüm hastaliğinin geçmişini ve hastanin yaşamini genel çizgileri ile
    öğrenmek isteyecektir. Örneğin, geçmişte ve yakin zamandaki zorluklar, başka
    hastaliklar, üzüntüler, önceki rahatsizliklar, çocukluk dönemine ilişkin konular,
    aile ilişkileri ve diğerleri gibi. Esas elementin dengesinin bozulmasi hastanin çok
    genç yaşinda başlamiş ve kendini belirli hastalik ve duygusal rahatsizliklarla
    göstermiş olabileceği için aile geçmişi Özellikle önemlidir. Yillar geçtikçe bu ilk
    denge bozukluğu diğer elementlerin de zorlanmasina ya da dengelerinin
    bozulmasina neden olmuş olabilir.

    Akupunktur uzmani, hastaya daha önce değindiğim diğer bir çok konuda da
    sorular soracaktir. Sorular fiziksel rahatsizlikla doğrudan ilişkili olmayabilir,
    ancak rahatsizliğin esas nedenlerini bulmak üzere düzenlenmişlerdir. Onun için
    hasta muayene sirasinda yilin değişik mevsimleri, günün değişik zamanlari,
    hava ve özellikle sevdiği ve hoşlanmadiği yiyecekler üzerine sorular
    sorulduğunda fazla şaşirmamalidir. Mesleği, anne ve babasi, okulu hakkinda
    sorular olacaktir, liste çok uzundur.
    Akupunktur uzmaninin amaci, fiziksel bedeni olduğu kadar zihinsel ve ruhi
    durumu da anlamaktir. Çünkü sadece fiziksel bedendeki belirtileri tedavi etmek
    geçici olur, hastayi tüm sağliğina kavuşturmakta yetersiz kalabilir ya da hiç
    yarari olmayabilir. Bu nedenle ilk muayene iki ya da üç saat kadar sürebilir.
    Nedenlerden emin olamazsak, beden, zihin ve ruhumuzu sağliğa
    kavuşturabileceğimizden emin olamayiz.

    Dinleme:

    Hastayi dinlemek akupunktur uzmaninin bilgi almak için başvurduğu ikinci
    yoldur. Dinlenecek iki önemli şey vardir. Birincisi, hastanin sesidir. Daha önce de
    söylediğim gibi, eğer Ağaç enerjisi dengesizse, o zaman hastanin bağirarak
    konuştuğu gözlenecektir (ya da bağirma sesinden tamamen yoksun olacaktir.
    Hasta yalniz kizgin olduğunda değil, en uyumlu zamanlarda da bağiriyor
    olacaktir. Gerçekten hoşlandiği bir şeyden bahsederken ya da gerçekten
    üzgünken bile.

    İkincisi de hastanin kullandiği kelimeler ve onlari söyleyiş şeklidir. Akupunktur
    uzmani kişinin kendini nasil ifade ettiğini dinler. Akici bir şekilde mi konuşuyor,
    durarak, kekeleyerek, tereddütlü, korku ile mi, yoksa endişeli mi konuşuyor?
    Kelimelerin ve sesin element dengesizliğine nasil ip ucu verdiğinden
    bahsetmiştim. Ağaç enerjisinin gözleri ve görüşü kontrol ettiğini ve Ağaç
    dengesizliği olan bir hastanin "yönümü göremiyorum" ve "yarin için bir umut
    göremiyorum", diyebileceğini söylemiştim. Bu konuşmalar bir problemin işareti
    olabilir ve bu durumda akupunktur uzmani Ağaç elementim ve bu elementle birlikte
    kabul edilen iki organi daha yakindan incelemek isteyebilir.

    Ayni zamanda yalnizca duyduğu sesleri değil, hastanin bedeninin pozisyonunu
    ve konuşurken tavrini da irdeleyecektir. Uzmanin ilk bakişta belli gözlemleri
    olabilir, fakat daha dikkatli dinleyip baktiğinda ilk izlenimlerinin, gerçekte
    doğru olmadiğinin farkina varabilir. İlk görünüşteki davraniş, hastanin
    gerçekten kendini nasil hissettiğini belirtmez. Örneğin, her gün gözlemleyebileceğimiz gibi, bayan X kendini perişan ve mutsuz hissediyor olabilir.
    Yine de sokakta "Merhaba, nasilsiniz" diyen bir tanidiğina rastladiğinda "O, çok
    iyiyim, teşekkür ederim" diye cevap verebilir. Siradan bir insan bu cevabi gerçek
    olarak kabul edecektir. Deneyimli bir akupunktur uzmani, bayan X'in bir maske
    arkasinda gizlendiğini görüp duyacaktir. O kişinin gerçekten kendini gösterdiği
    gibi değil, aslinda tamamen farkli hisler içinde olduğunu görecektir.

    Daha ileri gitmeden, bu örneklerin benim burada yazdiğim kadar basit
    olmadiğini vurgulamaliyim. Amacim akupunktur teşhisinde kullanilan
    metodlarin kolayca anlaşilabilmesi. Uygulamada teşhis çok defa karmaşiktir.
    Size örnek verdiğim Ağaç'in kendini göstermesi ayni zamanda başka organlar
    vasitasi ile ortaya çikiyor olabilir. Bu ancak yillarin deneyimi ile yeterince
    anlaşilabilir. Bunu belirtiyorum, çünkü biri yersiz bağiriyor ya da "gelecek için
    bir ümit göremiyorum" dediği için o kimsenin Ağaç dengesizliğinden dolayi
    rahatsiz olduğunu sanmamaliyiz. Böyle olabilir ama bu mutlaka öyle öyle demek
    değildir. Yukarida verilenler akupunktur teşhis metodlarinin daha iyi
    anlaşilmasi için verilen bazi örneklerdir.

    Görme:

    En çok bilgiyi sağlayan "görme" bizi teşhis koymanin üçüncü bölümüne getiriyor.
    Bu, belki de diğer üç teknikten en önemlisidir. İlk önce Akupunktur uzmani,
    yüzün belirli kisimlarindaki renklere bakar. Bu, cildin yüzeydeki rengi değil,
    bedenin bir organinda ya da herhangi bir elementte dengesizlik olduğunda
    ortaya çikan bir renktir. Bu renklenmeyi ayirdedebilmek deneyim ve ustalik
    ister.
    Örneğin, bizim üstünde konuştuğumuz Ağaç dengesizliğinde yeşilimsi bir renk
    yüzün belirli kisimlarinda görülebilir. Bu, karaciğer ya da safra kesesi normal
    işlevini göremediği zaman daha belirgin hale gelir. Ayrica bu dengesizliğe dikkat
    çeken diğer ipuçlari da vardir. Kişi özellikle giyiminde yeşil rengi seçiyor olabilir;
    ya da çevresini; yeşille donatabilir. Öte yandan yeşilden tamamiyle kaçiniyor, hiç
    bir şekilde yeşil giymiyor da olabilir. Bu her iki tutumda, coşku ile sevme ya da
    hiç hoşlanmamak, Ağaç dengesizliğinin belirtileri olabilir.
    Hayatinizin belirli bir döneminde özellikle bir rengi nasil bir tutku ile
    sevdiğinizi, o renk için deli olduğunuzu hatirlayin. Zaman geçtikçe bu tutkunuz
    azaldi. Bugün o rengi de diğer renklerle ayni derecede önemsiyorsunuz. Hatta
    şimdi bu renkten hiç hoşlanmiyor da olabilirsiniz.
    Akupunktur uzmani hastanin hareketlerini, duruşunu izleyecektir. "Hastanin
    nereden geldiğine" karar vermesini sağlayacak ifadelere bakacaktir. Yüz
    ifadelerine, saçinin cinsine, tirnaklarina bakacaktir. Hastanin kendisine,
    bedenine, giyimine özen gösterip göstermediğine dikkat edecektir. Tüm bunlar
    hastanin tavri üzerine bilgi verir.
    Ayrica, işlev bozukluklarini ya da zihinsel ve fiziksel yara izlerini, hastanin
    değişik durumlarda gösterdiği davranişlari yeni bir insanla karşilaşmada,
    randevularini planlamasinda, kendi hakkindaki konuşmalarini izlemesi gerekir.
    Tüm bu izlenimler herhangi bir element dengesizliği hakkinda bilgi verebilir.
    Böylece, Ağaç dengesizliği olan bir hasta yeşil giyiyor ve yüzünde de koyu
    yeşilimsi bir renk gösteriyor olabilir. Hasta çok gergin ve kati beden yapisinda
    olup genellikle sinirli ve sert hareket edebilir. Gülümsemesine rağmen ifadesi
    sert olabilir. Giyimi, aşiri titizliği düşündürecek şekilde temiz ve düzenli, ya da
    tamamiyle bakimsiz görülebilir.

    Başka bir insanla karşilaştiğinda güler yüzlü olabilir, ancak konuştuğunda
    güvensiz ve saldirgan bir tavir takinabilir ve bir sonraki buluşmasi için karar
    vermekte güçlük çekebilir. "Şu saatte mi yoksa bu saatte mi olsun, şu gün mü
    yoksa, bu gün mü olsun?" gibi kararsizlik ya da "her Pazartesi saat onbirde
    gelebilirim" diyerek aşin derecede kararlilik gösterebilir. Ya da ne zaman
    geleceğine kendi karar vermek isteyebilir. Akupunktur uzmaninin belirli bir
    saati kendisi için ayirdiğini bilir ve başkasina verilmesini istemeyebilir. Tüm
    bunlar ya hirçinlikla ya da hiç bir kizginlik işareti olmadan ifade edilebilir.
    Görmek son derece önemlidir. Çoğu insan, görmenin sadece fiziksel gözlerimizle
    yaptiğimiz bir şey olduğunu kabul eder ve çoğumuzun yaptiği da odur. Bu, yalniz
    A'dan B'ye gidebilmek için gereklidir. Kararlarimizi da, bu şekilde yüzeyde
    gördüklerimizle aliriz.
    Akupunktur uzmani hastaya bir bütün olarak bakmak üzere eğitilmiştir. Hasta
    sadece fiziksel gözü ile hevessizce görmeden mi bakiyor. Aklinin gözü ile
    bakamiyor mu? Ya da daha önemlisi ruhu ile, ya da ruhunun gözü ile göremiyor
    mu? Belki kişi, etrafina yalnizca bakiyor ve herşeyi maddi yönü ile tartiyor; bir
    çoğumuzun yaptiği gibi. Kişi bir sürü şey de özellikle Doğa'da olan güzellik ve
    coşku ile, ilişkide değildir.
    Bu yetenek, en iyi birbirimizi nasil gördüğümüz konusunda değerlendirilebilir.
    Dürüst olursak kaçimiz "şu insandan hoşlaniyorum, ya da hoşlanmiyorum" diye
    yargida bulunur. Böyle bir sözü yüzeyde gördüklerimiz ile söylemeye öylesine
    hevesliyizdir ki, eğer o kişilerin yüzü sevimli ise, onlara daha rahatlikla
    sokulabiliriz ve iyi giyimli ise yine daha rahatlikla yaklaşabiliriz. Fakat yüz o
    kadar sevimli değil ve giyimi perişan ve derbeder ise onlara kolayca
    yaklaşamayiz.

    Onlar hakkinda küçültücü şeyler bile söyleyebiliriz. Görüyorsunuz bu yalniz
    fiziksel ya da profesyonel olmayan bir gözle görmektir. Öyle olmasaydi, onlara ne
    kadar neşe ve güzellik verebilirdik, çünkü nihayet bunlarin altinda Tanri ile olan
    bağ yatmaktadir. Her bir kişide o güzellik, neşe, Tanri vardir. Belki de bu neşe o
    kadar ilginç ve çekici olmayan, elbiseleri bakimsiz bir kişide daha açiklikla
    ortaya çikar. Gerçekten o kişiye görerek bakarsak dikkatimizi çekecek öylesine
    bir güzellik görebiliriz ki.
    Her birimize, her insanda, her yaşayan hücrede, her çiçekte, her bir çimende, her
    ağaçta, olan gerçek özü görmeyi öğretebilsek, bu herkes için büyük bir mutluluk
    kaynaği olacaktir.
    Geleneksel Akupunktur uzmani devamli olarak kendini yüzeyin altindakini
    görmek için geliştirir ve hiçbir zaman diş görünüşe göre tedavi kararlari almaz.

    Hissetme:

    Hissetme teşhis koymada dördüncü tekniktir. Yine buradan toplanabilecek
    bilgiler çok farklidir. Hissetme, sedece hastaya dokunmak değildir. Ne zaman bir
    kişi ile karşilaşsaniz, ondan bir duygu alirsiniz; ve onun nasil bir insan olduğunu
    hissedersiniz. Varliğini odanin içinde hissedersiniz, duygularinin nasil olduğunu
    hissedersiniz, ayrica ruhunu hissedersiniz, büyük bir ruh mu taşiyor? Cesur mu?

    Ya da zayif ruhlu mu? Kendine az mi güveniyor? bunu hissedersiniz, bu hisle
    iletişim kurabilirsiniz.
    Bu beni Geleneksel Çin teşhisinde en önemli "hissetme" yöntemine getirdi; nabiz
    ölçme. Akupunktur uzmani dokunma ile her bilekte alti olmak üzere toplam
    oniki nabzi ayirt edebilir. Bu nabizlardan hissettikleriyle her oniki meridyenden
    akan Ch'i enerjisinin durumunu okuyabilir. Enerjideki en ufak dengesizliği açik
    bir rahatsizliğa dönüşmesinden çok daha önce hissedilebilir. Sadece nabizlarin
    okunmasi ile hastanin sağlik durumu hakkinda hemen her şeyi öğrenmek
    mümkündür. Muayene sirasinda nabizlar bir kaç kez alinacaktir.
    Fiziksel muayenede akupunktur uzmani cildin dokusuna ve kalitesine, cildin
    sicaklik derecesine, bedenin değişik yerlerindeki sicakliğina bakacak ve karnin
    muayenesinde göbek nabzini da ölçecektir. Eklem yerlerinin hareketliliğine ve
    omurganin duruşuna bakacaktir. Uzman, hastanin bu muayene sirasinda onun
    dokunmasina karşi gösterdiği tepki ile de bir çok yararli bilgiler elde edebilir.
    Tüm muayene iki saat veya daha uzun sürebilir, fakat bu sürenin sonunda
    Akupunktur uzmani her beş elementin durumu ve oniki meridyen üzerine yeterli
    bilgi sahibi olacaktir. Hangisinin hastaliğa neden olan, problemlerin
    kaynaklandiği ana element olduğunu yeterli şekilde hissedecektir. Ancak son
    kararini vermeden önce bazi diğer noktalari da göz önüne almalidir.

    Bu konuya devam etmeden önce nabiz ölçmede Çinliler'in yönteminden söz eder
    misiniz?
    Daha önce söylediğim gibi, Akupunktur uzmani her iki bilekte toplam oniki
    nabiz hissedebilir. Sol bilekteki alti tanesi kalp, ince bağirsak, karaciğer, safra
    kesesi, böbrek ve idrar torbasi meridyenlerinin nabizlaridir. Sağ taraftakiler ise
    akciğerler, kalin bağirsak, dalak, mide, seks-dolaşim ve üç isitici
    meridyenlerinindir.

    Bu oniki nabiz belirli yerlerdedir. Akupunktur uzmani aynen Batili doktorlarin
    yaptiği gibi, anadamarda kanin aktiğini hissederse de gerçekte bu damar
    boyunca belirli yerlerdeki gerekli Ch'i enerjisinin miktarini ve kalitesini
    ölçüyordur. Bu oniki yerden her birinde Ch'i enerjisinin bir meridyendeki,
    dolayisiyla onun kontrol ettiği organin durumunu tam olarak anlamasi
    mümkündür. Örneğin, karaciğer meridyenindeki Ch'i enerjisi karaciğer organini
    besler ve karaciğer meridyeninin nabzini dinleyerek karaciğer yetkilisinin nasil
    görev yaptiği ve organin nasil çaliştiği öğrenilebilir.
    Batida eğitim görmüş ve akupunktur öğrenmek için gelen doktorlar bu tür nabiz
    ölçme yöntemini kabul etmekte güçlük çekerler. Karaciğer, böbrek ve midenin
    durumunun sadece bir ana damardan okunabilineceğine inanamazlar. Buna
    rağmen, kendileri bu oniki nabzi ölçmeyi öğrendikçe, zamanla bir yer ile diğeri
    arasindaki farkliliklari hissetmeye başlarlar. İlk önceleri bu farkliliklari bileğin
    anatomik yapisi ile açiklamaya çalişirlar. Bir nokta da damar cilde daha yakin
    olduğu için daha kuvvetli hissedilir, diğer bir noktada daha içeridedir diye
    düşünürler. Fakat ilk tedavilerini yaptiklarinda nabiz ölçmenin gerçek değerini
    kabul ederler.
    Nabizlari okuyup tedavilerini planladiktan sonra uygun noktalari iğnelerler.
    Nabizlari tekrar okuduklarinda değişmiş olmasina hayret ederler. Kolun çok
    içerisinde olduğu için zayif hissedildiğim düşündükleri nabiz, cilde yakin olduğu
    için kuvvetli olduğunu sandiklari nabiz kadar kuvvetli hissediyordur.
    Çoğunlukla bu nabiz değişmesinin niçin olduğu üzerine bir fikirleri yoktur ama
    şimdi bu değişime kuvvetle inanmaktadirlar. Biraz daha deneyimle, tüm
    Geleneksel Çin Tibbinda uğraşanlarin inandiği gibi, bu çok sayida nabizlarin
    gerçekliğine, tedavinin planlamasindaki ve yapilan tedavinin etkinliğini
    ölçmedeki değerine inanirlar.

    On iki nabzi okumak kolay midir?
    Hayir, kolay değildir. Nabizlari okumak çok deneyim ister, Parmak uçlarinin
    hassasliğini geliştirmek çok çalişmayi gerektirir. Yillarin deneyimi olan bir
    akupunktur ustasi her bir oniki nabizda yirmi sekiz farkli atişi okuyabilir. Bu
    ölçmelerden hastanin beden, zihin ve ruh sağliği açisindan neleri geçirmiş olduğunu,
    şimdiki durumunu ve neler olabileceğini söyleyebilir.
    "Sorma" dan söz ettiğinizde hastanin kendisini günün belirli zamanlarinda daha
    iyi ya da kötü hissedebileceğine değinmiştiniz. Niçin olduğunu söyleyebilir
    misiniz?

    Daha önce Çinliler'in gece ve gündüz devirlerini gözlemlediğini ve güneşin gökte
    yükselmesi, gecenin gelip güneşin alçalmasiyla enerjinin kalitesinin değiştiğim
    gördüklerini söylemiştim. Ayni dikkatle gözlediklerinde, oniki meridyenden her
    birinin aktivitesinin yirmi dört saatlik devirde en yüksek ve en durgun
    zamanlari olduğunu gördüler. Yüksek enerji dalgasi bir meridyenden diğerine
    devamli bir devir halinde bedende gece gündüz hareket ediyordu.
    Örneğin, safra kesesi meridyenindeki enerjinin gece on birden sabah bire kadar,
    karaciğerin sabah birden üçe kadar en yükseğe ulaştiğini gördüler ve böylece her
    oniki meridyenin devinimini buldular. Bu teşhis için son derece değerli bir bilgi
    kaynağidir. Örneğin, kişi "sabah üç'e kadar uyuyamiyorum" diyebilir. Bu ağaç
    elementinin üzerinde şüphe uyandirir. Safra kesesi ve karaciğerin o saatten
    sonra önce hastanin uyumasina firsat vermeyecek kadar aktif olduklari akla
    gelir. Ya da başka biri sabah birde veya üçte çok şiddetli başağrisi ile uyandiğini
    söyleyebilir. Ağrilarin çok şiddetlendiği saatlerde ya da rahatsizliğin artmasi gibi
    nedenlerden akupunktur uzmani dikkatini çoğu zaman belirli organa çevirebilir.
    Yirmi dört saatlik devirde, yükseliş zamaninin tam aksi olan saat (12 saat önce
    ya da sonra) meridyenin dinlendiği süredir. Kişi "Günün ortasinda moralim çok
    bozuk olabiliyor. Sabah on bir civarinda başliyor" diyebilir. Bu, bedenin ağaç
    elementlerden birindeki enerjisinin çok alçak olmasi ile başedemediğinin işareti
    olabilir.

    Yeryüzündeki enerji ayni bu yükseliş ve alçaliş devirlerini izler. Buna Çinliler
    Gün ortasi ve Gece Yarisi Kanunu derler. Bu kanun, yukarida kisaca verdiğim
    tanimlamaya göre çok daha karmaşiktir, fakat size günün değişik zamanlarinin
    belirli organlarla nasil bağlantili olduğunu göstermek için ana hatlariyla verdim.
    Size tekrar tavsiyem kendi kendinize teşhis koymaya başlamamanizdir. Gerçekte
    ağrilarin sabah bir ile üç arasi daha şiddetlenmesi ya da hafiflemesinin nedeni
    karaciğer olmayabilir; neden, karaciğeri etkileyen bir başka organ da olabilir.
    Bu ön muayeneyi yaptiktan sonra akupunktur uzmaninin hangi meridyenin
    öncelikle dengesini kaybettiğini ya da hastaliğa hangisinin neden olduğunu
    bulmasi için başka neler yapmasi gerekir?

    Hatirlayacaksiniz, daha önce mevsimlerin devimine bakmiştik. Örneğin,
    ilkbahar nasil yaza geçer? Bu mevsim değişkenliğini Ağaç'in Ateş haline gelmesi
    olarak da görebiliriz; ya da daha doğrusu Ağaç'in Ateş'i meydana getirişi olarak
    görebiliriz demiştim. Böylece eğer hasta Ağaç dengesizliğinin bir çok belirtilerini
    gösteriyorsa, Ateş elementinde de bazi rahatsizlik işaretlerini görmeyi bekleriz.
    Zayif bir Ağaç enerjisi çok kuvvetli bir Ateş enerjisi yaratamayacaktir. Bu
    nedenle dikkat edersek, hastanin bazi Ateş dengesizlik işaretlerini de
    gösterdiğini görürüz. Neşesiz olduğunu, güneş işiği ya da sicaklik istediğini
    izleriz. Ancak biz buna rağmen problemin öncelikle bir Ağaç enerji
    dengesizliğinden kaynaklandiğini söyleyebiliriz.
    Fakat diyelim ki hastanin toprak elementinde de problem olduğunu bulduk.
    Örneğin, beslenme konusunda çok dikkatli olmasina rağmen kontrol edemediği
    bir iştahi var fazla tatli yiyor. Daha önce belirtmiştim ki böyle bir kişi kati ve
    soğuk olabilir. Sorunlarina sempati gösterildiğinde çok aşin tepki gösterebilir.
    Sempatiden hiç hoşlanmiyor olabilir ve reddeder; daha da soğuk davranabilir. Bu
    Toprak belirtilerinin bir anlami olabilir mi? Cevap, "evet"tir.
    Çin'liler mevsimleri izlemelerinden, bir kontrol çemberinin varliğini gördüler. Bir
    çiftçi, yaz sonunda topladiği mahsullerin o yilin ilkbaharinin ne kadar iyi
    geçtiğine bağli olduğunu söyleyecektir. Ne kadar tomurcuklanma vardi?
    Aşilanma oldu mu? İlkbahar soğuk muydu? Böylece, bir anlamda ilkbahar, gelen
    "yaz sonu" mevsimini etkiliyor, üzerinde etki yapiyor denebilir.
    Ayni şekilde bir mevsimin bir sonraki mevsimi etkilemesi tüm devir için
    geçerlidir.
    Eğer mevsimleri ayni kalitede Ch'i enerjisi ile değiştirirsek (çizime bakiniz)
    görürüz ki Ağaç Topraği kontrol ediyor ve böylece enerji bir çember etrafinda
    dönüyor.

    Böylece, eğer Ağaç enerjisinin sorunu varsa, toprak enerjisinin dengesini
    kaybetmesini bekleyebiliriz. Yeterli derecede kontrol altinda değildir. Böylece
    hasta, hem Toprak enerjisinde hem de Ağaç enerjisinde dengesizlik gösterebilir.
    Ama denge bozukluğunun Ağaç enerjisinde olduğunu düşünmemiz daha anlamlidir.
    Bu, bizi Çin'liler tarafindan yapilmiş teşhis ve tedavide etkin olan, olağan üstü
    bir gözleme getirir. Ağaç enerjisinde dengesizlik belirtileri olduğunu söylediğim
    hastaya geri dönelim. Bu, bir deyişle bu dengesizliğin diğerlerinden daha belirli
    olmasidir. Bu Ağaç enerjisi nereden gelmektedir? Çizimde gösterdiğim gibi bu bir
    önceki elementten kaynaklanmaktadir. Ağaç Su'ya bağimlidir ya da Su
    elementinin Ağaç enerjisinin annesi olduğunu söyleyebiliriz.

    < Beş Elementler
    Bu terimleri tanimladiğimizda spekülasyon yapip
    teorilere destek göstermeye çaliştiğimiz düşünülebilir.
    Ancak Çin'liler bebeğini emziren anneye baktiklarinda
    onun çocuğuna olan doğal sevgi ve ilgisini gördüler.
    Anne hastalandiğinda belki çocuğuna yeteri kadar süt
    veremiyordur ya da sütün kalitesi bozulmuştur. Bu
    nedenle bebek daha çok acikir ve ağlar. Bebeğin istediği
    sadece annesinin sevgisi ve sütüdür.
    Bu sahneye şöyle bir bakarsak, önce böylesine ağlayan bir çocuğun hasta
    olduğunu, tedaviye ihtiyaci olduğunu düşünürüz Fakat bu yanliş olacaktir.
    Gerçekte, bu durumda gereken, anneyi sağliğa kavuşturmak için mümkün olan
    her şeyi yapmaktir. Anne iyileştiğinde bebeğini yeterli miktarda ve kalitedeki
    sütü ile besleyecek ve sadece bir annenin verebileceği yumuşak sevgi dolu ilgiyi
    gösterebilecektir. Tabii ki çocukta artik ağlamayacaktir.
    Şimdi hastaya geri dönersek ve Ağaç enerjisinin sikintida olduğunu görürsek
    kendimize "bebek sikintida" ise "annesi artik onu beslemiyor mu?" diye sorariz.
    Su elementinin; "çocuk" olan Ağaç elementi için savaşina yakindan bakariz.
    Burada sikinti nedenini ve çözümünü bulabiliriz.

    Örneğin, akupunktur uzmani hastanin geçmişi ile ilgili olarak not aldiğinda, çok
    zor bir çocukluk dönemi geçirmiş olduğunu görmüş olabilir. Çocuk kendisini en
    ufak yanlişlari için çok ağir cezalandirilan babasindan korkmuş olabilir. Çocuk
    içine dönük ve sinirli büyüyüp, korkunç kabuslar görmüş olabilir. Genç yaştaki
    bu korku belki onun Su elementini tehdit etmiştir. Şimdi, yetişkin olan hasta, Su
    elementinin çocuğu olan Ağaç elementi üzerindeki gerginliğin belirtilerini
    gösteriyordur.
    Böylece, problemin Ağaçta görülmesine karşilik, anneye yani Su'ya bakip önce
    onu iyileştirmek gerekecektir. Su enerjisini tedavi edip onun dengesini kurunca
    "çocuk" olan "Ağaç"da kendi kendisini iyileştirecektir. Çinliler Shen (yaratici)
    devinimin bu yönünü Anne/Çocuk Kanunu olarak isimlendirmişlerdir.
    Size bu kanunun değerini göstermek üzere bir örnek vereceğim. Batili doktor
    tarafindan bir kalp hastaliği tespit edilen hastayi ele alalim. Hasta bu yüzden
    ilaç almaktadir. Fakat bir Çin'li doktor -hastaya kendi anlayişi ile teşhis koyup-
    Ateş enerjisi belirtileri olmasina rağmen ya da kalp şikayetleri olmasina rağmen,
    sorunun "anne"de- Ağaç enerjisini de olduğunu görebilir. Bu nedenle, tedavi
    edilecek olan Ağaç enerjisi, organ olarak da karaciğer ve safra kesesidir.
    Karaciğer meridyeni "kalbin annesi"dir ve böylece, karaciğer tedavi edildikçe,
    kalp sikintilari da yok olacaktir. Eğer kalp sürekli olarak ilaçla tedavi edilirse
    durumu hafifletebilir ama hastanin hiç bir zaman gerçekten iyileşemeyeceği
    trajik bir gerçek olarak kalir.
    Söylediklerimizden ilk olarak hangi meridyenin baski altinda bozulduğunun
    teşhisini koymanin oldukça karmaşik bir işlem olduğu anlaşiliyor. Bu ilk
    muayenenin sonunda belirlenebilir mi?

    Akupunktur uzmani genellikle ilk görüşmenin sonunda hangi meridyenin
    öncelikle yardima ihtiyaci olduğunu ya da hastaliğin çikmasinda etken olmuş
    olduğunu anlayacaktir. Ancak, bazen iki saat kadar vakit alabilecek olan ilk
    muayenenin sonunda, tüm bilgiler uzman tarafindan tekrar dikkatle gözden
    geçirilir. Etkenlerden birini ya da hastaliğin nedenini açikliğa kavuşturup, emin
    olmadan önce, bu işlem üzerinde oldukça vakit harcamasi gerekebilir. Bu
    yüzden, ancak çok nadir olarak ilk muayenenin sonunda tedavinize başlanir.
    Akupunktur uzmani hastaliğin nedenlerini saptayip tedaviye başlamadan önce
    elindeki tüm bilgileri değerlendirecektir.

    Hasta ilk muayeneden sonra kendisine ne gibi bilgiler verilmesini bekleyebilir?
    Bu akupunktur uzmani ve hastaya bağli olarak değişir. Ancak, söylediğim gibi,
    hasta batili anlayişta bir teşhis konmasini beklememelidir. İlk görüşmeden ve
    alinan notlar üzerinde çaliştiktan sonra uzman sonuçlari açiklamak isteyecek ve
    normal olarak enerji dengesizliğinin ve hastaliğin nedenlerini akupunktur
    anlayişi içinde anlatacaktir.

    Genellikle akupunktur uzmani, hasta isterse, tedavinin her safhasinda sonuçta
    nereye ulaşilmak istediğini anlatacaktir. Biz bunun son derece önemli olduğuna
    inaniriz. Çünkü dengeye kavuşturmayi ümit ettiğimiz sizin bedeniniz, zihniniz
    ve ruhunuzdur. Bu nedenle neler yapildiğini öğrenmek en doğal hakkinizdir.
    Hastanin, yapmak istediğimizi anladiğinda, bize daha çok yardimci olduğunu ve
    tedavi için işbirliği yaptiğini belirledik.
    Bu teşhis yöntemini; kişide kendini gösteren elementleri seçebilmeyi, yüzde
    renkleri görmeyi, konuşmasinin sesini duymayi, kokusunu almayi, diş
    görünüşün altindaki duygulari algilamayi ve nabzini ölçmeyi öğrenmek zor
    mudur?

    Şüphesiz ilk düşünüldüğünden daha zordur. Gerçekte bizler görmez, işitmez,
    korku almaz ve hissetmeyiz. Belki de, dürüst davranmak gerekirse, bu alandaki
    yeteneklerimizin sadece çok az bir kismini kullaniriz. Okuyucu bu söylediklerime
    itiraz edebilir, onun için ne demek istediğimi açiklayacağim.
    Geleneksel Çin Akupunktur uzmanliğinda ustalik kazanmanin çok uzun zaman
    almasinin nedenlerinden biri, insanlarin doğduklarinda Tanrinin onlara verdiği
    duyulari geliştirmemeleridir. Bu duyulari geliştirecekleri yerde, tekrar
    eğitilmelerini gerektirecek kadar köreltmiş, bazi durumlarda zarar vermişlerdir.
    Örneğin, görüşümüz çok kisitlidir. Gördüklerimiz sadece elde etmek
    istediklerimizle ilgili olarak görmek istediklerimizdir. Diyelim ki sabah ise ya da
    alişverişe gitmek için evden çiktik ve yolumuzun üzerinde çiçek açmiş bir ağaci,
    çimenlerle çevrilmiş bir çiçek bahçesini ya da bir tarlayi gördük, bazi insanlara
    rastladik. "O çok güzel çiçek açmiş ağaci gördün mü? ya da "Bahçedeki çiçekleri
    gördün mü?" diye sorulduğunda, "evet, gördüm. Çok güzeldi" ya da "Mary'i
    gördün mü?" sorularina "Evet, onu işe giderken yolda gördüm" veya "Onu aliş
    verişe giderken gördüm" diyebiliriz. Hatta Mary'nin elbisesi üzerine bir gözlemde
    bulunabiliriz. Ama bu bati dünyasinda ki siradan bir kişinin en değerli armağani
    olan görmeyi nasil rastgele ve yüzeysel olarak kullandiğinin göstergesidir.
    Eğer biz gerçekten bahçedeki çiçeklerden sadece birisine tam anlami ile görmek
    için baksaydik, tanimlamasi güç bir güzellik ve büyü olduğunu görecek ve
    neredeyse o çiçekten çikan canliliği ve titreşimleri hissedebilecektik. Doğa onlari,
    hepimizin zevk almasi için yaratmiştir. Elimizde bir çiçeği tuttuğumuzda daha
    önce yaptiğimiz gibi gelişi güzel değil de, yapisina, dokusuna, renklerine ve
    şekline bakarsak sadece fiziksel gözlerimizin yani sira nerede ise "zihnimizin
    gözüyle" görürüz. Ve hatta bir an için, "ruhumuzun gözü" ile de görebiliriz.

    Çiçek açmiş bir ağaca yakindan baktiğimizi kabul edelim. Ancak böylece bu tek
    ağaçtaki ululuğu ve mucizeyi fark edebilir ve dünyada ki her ağaçtan ne kadar
    farkli olduğunu görürüz. İki ağaç hiç bir zaman birbirinin aynisi olamayacaği
    gibi iki çiçek ya da iki insan ayni olamaz. Eğer doğanin yarattiği, benzeri
    olmayan ağacin kendisini görebilmek için zaman ayirabilseydik ve sadece gelişi
    güzel değil fakat fiziksel, zihinsel ve ruhsal gözümüzle görmeyi öğrenebilseydik,
    herkese açik olan bu muhteşem güzellikten etkilenecektir. Fakat bunlara hala
    vakit ayirmayiz. A'dan B'ye giderken yanlarindan geçeriz. "Evet, o çiçeği, çimeni,
    ağaci gördüm" deriz, îşte, görüşümüz sinirli dediğimde bunlari kastediyorum.
    "Bunu görüyorum, şunu görmüyorum" gibi ifadeler kullandiğimizda, sadece
    fiziksel gözümüzün bir tabakasi ile gördüklerimiz üzerine- belki de görülmesi
    gerekenin ancak beste birini gördüğümüz halde- büyük iddiada bulunuruz.
    Bu durum, daha da önemlisi, insanlari nasil gördüğümüze de uygulanabilir. Bir
    kişiyi sadece giyimi nedeniyle bile kendimizden uzak tutabiliriz. Eğer durup, her
    kişiye zaman ayirabilsek, tekrar benzersiz güzelliği, her yaşayan insanda ki
    Tanriyi görebiliriz. Bu da bize kendi insanliğimizi, kardeşlerimizin gerçek
    değerini gösterecektir. Ancak genellikle biz sadece fiziksel gözümüzle
    gördüklerimizin işiği altinda kararlar alir ve yargilara variriz. İşte Geleneksel
    Çin Akupunkturu eğitiminde zor olan bu sikici alişkanliklardan
    kurtulabilmektir.

    Görme üzerine söylediklerim işitme içinde geçerlidir. Prensip olarak sadece
    istediklerimizi duyariz ve istemediklerimizi duyduk!arimizin dişinda birakiriz.
    Kelimeleri duyabiliriz, fakat kelimelerdeki sesi duymak için ya da onlarin
    arkasindaki ifadeleri hissedebilmek için, kişinin içinden derinden gelen
    özellikleri durup dinlemeliyiz.
    Ayni kisitlamalar, şüphesiz koku alma ve dokunma duyularimiz içinde
    söylenebilir. Hiç çocuklarina bunlari açiklayip, onlari bu yeteneklerini son
    sinirlarina kadar kullanmalari için yüreklendiren anne ve baba hatirlayabilir
    misiniz?

    Eğer bunu yapsalardi sonuç, daha mutlu ve doyumlu çocuklar olurdu. Ama hayir.
    Ne yazik ki bize verilen bu yetenekleri hakkimiz olarak görürüz ve onlari
    geliştirip kullanacağimiza, köreltip görmezlikten gelir, belki de ilmi eğitim, isim,
    mevki, daha iyi bir iş peşinde koşarken köreltiriz. Sanki maddi dünyada ki
    servetlere sahip olmak için, mevsimlerin güzelliğini, hayatin kalitesini bir
    kenara birakir ve bencilce işlerimizin peşinde koşariz. Sanki elimizde bir bardak
    taze kaynak suyu varken gidip bayatlamiş havuzun suyunu içmeyi tercih ederiz.
    Burada ilave etmek isterim ki, insanin size öğretebilecekleri sinirlidir. Bizim
    gerçek ve en bilgili hocamiz Doğa'nin kendisidir. Doğa, bizim kendi içimizde
    olgunlaşabilmemiz için hayati öğretmek üzere vardir. Bizim açik fikirli olmamiz,
    duyularimizi onarmamiz ve Doğa'nin bilgeliğine duyarli olmamiz gerekir. Bir
    çocuğu alin, -henüz yanliş yönlendirilmemiş, aldatilmamiş, bu gün bir çok
    insanin peşinde olduğu maddesel uğraşlara yönlendirilmemiş bir çocuğu- onda
    kavranmasi güç bir güzellik, kalp temizliği ve duyarlilik göreceksiniz.

    Bir bebek, annesini tam anlami ile "görebilir", hatta anne fiziksel görme alaninin
    dişinda olsa bile. Bir bebek annesinin varliğini, annesini görmediği halde
    hissedebilir. Bir bebek sadece bir dokunma ile o kişinin ona yakin biri olup
    olmadiğini anliyabilir ve bu yalnizca ona Tanri'nin bu dünyada yolunu bulmasi
    için verdiği duyulari kullandiğindandir. Her birimizde bir zamanlar bu
    yetenekler vardi.
    Akupunktur uzmani için gereken, bu tür bir duyarliliktir. Bunu tekrar
    kazanabilmek uzun yillar isteyen bir çalişmadir. Ancak o zaman uzman beden,
    zihin ve ruhun sikinti işaretlerini doğrulukla algilayabilecek ve Geleneksel Çin
    tibbina hükmeden doğa kanunlarini yorumlayabilecek ve kullanabilecektir.
    Tekrar soruya dönersek, batida eğitim gören bir kişi için insanin beden, zihin ve
    ruhunun verdiği işaretlerin (sorunlu elementlerin verdiği işaretlerin) anlamlarini
    doğru olarak algiliyabilmek ve okuyabilmek güçtür. Bunu yapabilmek için kişi
    kendi duyarliliğini geliştirmelidir. Teşhis koyma, o uzman için kendi doğal
    yeteneklerini geliştirdikçe kolaylaşacaktir.

    Akupunktur uzmani bilinen batili teşhis yöntemlerini de kullanacak midir?
    Bazilarini uygulayacaktir. Ne de olsa batinin etkisinde olan bir toplumda
    yaşiyoruz ve Bati tibbinin deneyimlerinin getirdiği yararli bazi bilgileri
    kullanmak akillica olur. Bu yöntemler bir çok okullarda yine batida yetişmiş
    doktorlar tarafindan öğretiliyor ve öğrenciler bu yöntemlerle yetiştiriliyorlar.
    30-40 yillik bir deneyimi olan akupunktur ustasi sonuca varmak için bati
    yöntemlerinden faydalanma gereği duymayacaktir. Fakat böyle bir ustalik
    kazanana kadar uzmanlar bazilarini kullanabilirler ve ilk muayenelerinde
    yararlanabilirler. Bunlar, geleneksel yolla konulan teşhislerin doğruluğunu
    kanitlamak için olabilir. Tansiyon ölçülmesinin, stetoskop ile kalp ve ciğerlerin
    dinlenmesinin teşhis koymada yararlari olacaktir. Elektro kardiogram ve idrar
    tahlilleri gibi teşhis teknikleri kullanilabilir. Ancak, esas olarak, fiziksel yoklama
    Geleneksel Çin tibbinin esaslari çerçevesinde yapilacaktir.

  5. #5
    hexagram hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır

    Bölüm5-İğnelerin Kullanışı

    İğnelerin Kullanışı

    Akupunktur tedavisinde kullanilan iğnelerin içerisinde ya da üzerinde herhangi
    bir madde var midir?
    Geleneksel eğitim görmüş bir akupunktur uzmanina tedavi oluyorsaniz,
    herhangi bir ilaç kullanilmaz, elektrik akimi verilmez ve iğnelerin içerisinde ya
    da üstünde başka bir madde yoktur.

    Nasil iğneler kullanilir?
    Genelde paslanmaz çelikten olup insan saçindan daha kalin değildirler. Bati
    tibbinda kullanilan iğneler gibi içleri boş değil.

    İğne can acitir mi?
    Duyulacak hissi tanimlamak güçtür. Bir kişinin duyacaği bir başkasinin
    duyacağindan farkli olacaktir. Bazi kişiler aci duyarlar ama bu, anliktir.
    Genellikle iğne cilde batirildiğinda deri altindaki akupunktur noktasina ulaşana
    kadar bir şey hissedilmez. Bu his uyuşma, ağri, "canlilik" duygusu ya da sivri bir
    şeyin dokunma hissi olabilir, ama yine de kaza ile iğne battiğinda
    duyduğunuzdan çok daha az aciyacaktir. İnanlarin çoğu ise hiç bir şey
    duymazlar.

    İğnenin batişini, duyulan aci olarak bati tibbinda yapilan iğnelerle
    karşilaştirabilir miyiz?
    Böyle bir karşilaştirma öz konusu olamaz. Akupunktur denince bir çok kişinin
    aklina deri altina uygulanan şiringalarla yapilan iğneler gelir, fakat onlardan
    çok daha az ürkütücüdür. Bir çok kez hasta iğnenin battiğinin farkinda bile
    değildir.

    Farkli boylarda ve tiplerde iğneler var midir?
    Evet, en yaygin olarak kullanilan iğnelerin boylari 1.5 ile 4.0 cm arasinda
    değişir. Değişik tipte iğneler vardir ve akupunktur uzmaninin tercihine bağli
    olarak kullanilirlar (aslinda belirli işlemleri olan iğneler vardir, örneğin moksa
    tedavisinde kullanilan iğneler gibi-... VI. Bölüm'e bakiniz).

    İğneler hangi derinliğe kadar batirilirlar?
    İğnelerin batirildiği derinlik oldukça değişir. Çoğu akupunktur noktasi derinin
    hemen altinda olduğu için genelde iğne sadece deriyi delecek kadar batirilir.
    Ancak diğer bazi noktalar için iğnenin 0.5 cm ile 4-5 cm derinliğe inmesi
    gerekebilir. Bu derinlik ayrica hastanin bedenindeki yağ miktarina da bağlidir.
    Ancak iğnenin derine inmesiyle hastanin duyacaği acinin artacağini
    düşünmeyin. Hasta iğnenin 5 ile 7 cm arasinda bir derinliğe batirilmasiyla,
    derinin hemen altina batirilan iğne ile duyduğundan daha fazla aci
    duymayacaktir. İğne akupunktur noktasina ulaşana kadar hissedilmeyecektir.
    İğne batirildiktan sonra ayrica hareket ettirilir mi?
    Bu amaçlanan etkiye göre değişir. Ama çoğunlukla hafif bir şekilde döndürülür.
    Tabii ki bu teknik bir konudur fakat bu döndürme çok hafif bir şekilde yapildiği
    için hasta çoğu kez bu döndürmenin bilincinde değildir.

    Genelde kaç iğne kullanilir?
    Bu hastadan hastaya ve gereken tedaviye göre değişir. Çoğunlukla bir tedavide 2
    ile 6 arasinda iğne kullanilir. Uzmanin daha çok sayida iğne kullanmak
    isteyeceği durumlarda vardir. Saniyorum dergilerde yayinlanan yazilar nedeni
    ile -prostati olan bir hastanin 40-50 iğne batirilmiş olarak yattiğini gösteren
    resimler gibi- bu soru çok sik sorulur. Geleneksel tedavide bu sayida iğne
    kullanmaya gerek yoktur.
    Kullanilan iğnelerin sayisi uzmanin becerisini, ustaliğini ya da tedavinin
    başarisini göstermez. Daha çok iğne daha iyi tedavi demek değildir. Hiç bir
    zaman kevgire döndürülmezsiniz!

    Akupunktur iğneleri bedenin nerelerine batirilir?
    Daha önce açikladiğim gibi, her meridyenin beden içinde hareket ettiği belirli bir
    hat vardir. Bu hat o meridyene ismini veren organdan geçer. Her meridyenin,
    cilde yakin geçtiği varsayilan bu hattinin üzerinde de akupunktur noktalari yer
    alir. Çok sik kullanilan noktalar, bacaklarin alt kisimlarinda, ayakta, kollarin
    dirseğe kadar olan kisminda ve ellerdedir. Ancak, bedenin diğer kisimlarinda
    olan ve sik kullanilan noktalar da vardir.

    Geleneksel akupunkturda tedavi, rahatsizlik belirtilerinin olduğu bölgelere
    yapilmadiği için, tedavi noktalarinin bedende çok yaygin olmasi doğal
    karşilanmalidir. İğnelerin vücutta batirildiklari noktalar çoğu kez şikayetlerin
    olduğu bölge ile doğrudan ilişkili değildir. Ancak meridyenlerin genel enerji
    akişini özellikle kontrol eden noktalar kollarin ve bacaklarin alt kisimlarinda, el
    ve ayaklardadir. Bu nedenle, en çok kullanilan noktalar buralardadir.

    Hasta çok kan kaybeder mi?
    İğnelerin batirildiklari noktalar kanamaz. Her yüz iğneden doksan dokuzunda
    kan çikmayacaktir. Ancak, iğne akupunktur noktasina çok yakin olan kilcal bir
    damara dokunabilir ve çok az bir kan çikmasina ya da çürümeye neden olabilir.
    Bu gerçekten çok az görülür. Çok nadir olarak cinlilerin kan "meridyene girdi,
    tikadi" dediği bir olayda olabilir O zaman uzman isteyerek bir noktanin
    kanamasini sağlayabilir. Sonuçta bir, iki, en fazla üç damla kan çikacak ve
    hemen de duracaktir.

    İğne tedavi süresinde kirilabilir ya da eğritebilir mi?
    Hasta iğne bedene girerken ya da girdikten sonra çok ani olarak hareket ederse,
    bazen eğrilebilir. Uzman en iyi kalitede iğne kullandiği takdirde, iğnenin
    kirilmasina ya da ucunun kopmasina olanak yoktur. Yeterli eğitim almiş her
    uzman en iyi kalitede iğneleri kullanilmasinin ne kadar önemli olduğunu bilir.
    Bu iğneler paslanmaz çelikten yapilmiştir, sap ve ana kismi ayri olmayip tek
    parçadir. Bu iğneler kirmadan düğüm atilabilecek kadar esnektir. Bu nedenle
    tedavi sirasinda kirilmalarina olanak yoktur.

    İğneler sadece Çin'de mi yapilirlar? Etkinlikleri kullanilan malzeme ile değişir
    mi?
    İğneler dünyanin bir çok yerinde yapilmaktadirlar, ben Çin'de elle yapilmiş
    olanlari kullaniyorum.
    Gümüş ya da altin iğnelerin bazi sonuçlari elde etmek için kullanildiklarini
    duymuşsunuzdur. Kanimca bu fikir eski Çin yazilarinin tercümesinde yapilan
    hatalardan kaynaklanmiştir. Bu iğneler bulunan en iyi malzemelerden
    yapilmişlar fakat kullanilacaklari sosyal siniflara göre altin ya da gümüş saplara
    takilmişlardi. Batida iğnelerin kendi değerlerine fazla önem verilebiliyor.
    Tedavinin etkinliği kullanilan metalin cinsine ya da değerine bağli değildir.
    Çin'de akupunktur metal iğnelerin keşfinden çok daha önce de vardi. O zamanlar
    taş ve kemikten yapilmiş iğneler kullanilirdi.

    İğneler tedaviden önce sterilize edilirler mi?
    Evet. Bu son derece önemlidir. Bu yapilmadiğinda virüs ya da bakteri iltihaplari
    geçirme riski olacaktir.
    İğneler her tedaviden önce sterilize edilirler. Akupunktur uzmani çoğu kez belirli
    iğneleri sadece bir hastada kullanacak ve bu iğneleri ayni hastanin ilerideki
    tedavisi için saklayacaktir.

    Sterilize etmede kullanilan sağlik bilgileri her bölgede değişebilir, her bilinçli
    eğitim görmüş uzman o bölgedeki sağlik kurulunun gerekli gördüğü şartlara
    uyacaktir. Bunlar bölgeden bölgeye çok az farklilik gösterir. Bu yöntemler
    kaynatma ve sicak hava metodlarini içerebilir. Bu metodlar iğne kalitesinin
    bozulmasina neden olabileceği için iğneler her sterilize edildiklerinde
    oluşabilecek çukurlaşma, çikintilar ve de körleşmeleri açilarindan kontrol
    edilirler. İğnelerde bozulma tespit edilir edilmez atilirlar. Hastanin cildini
    sterilize eden bir siviyla silmek bu gün artik standart bir uygulamadir.
    Sterilize işlemi uzmanin her zaman çok önem verdiği bir konudur. Geleneksel
    Çin Akupunktur Kolejinin 21 senelik tarihinde mezunlarimizdan tek bir
    tanesinin bile bu konuda ihmal ile suçlandiğini hatirlamiyorum. Bu Kolej
    mezunlarinin ihmal sonucu hiç bir kimse sariliğa ya da mikrobik bir hastaliğa
    yakalanmamiştir. Bu, kanimca, bilinçli yetiştirilmiş akupunktur uzmanlarinin
    uygulamada bu konuya verdikleri büyük önemi gösterir

  6. #6
    hexagram hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır

    Bölüm6-Moksa Kullanımı ve Diğer Tedaviler

    Moksa Kullanımı ve Diğer Tedaviler

    Uzman, iğnelerin dişinda başka tedavilerde uygular mi?
    Evet, bazi durumlarda hiç iğne kullanilmaz. Bir çeşit masaj akupunktur
    noktalarina uygulanabilir ve bazen da bir Çin Osteopathy sistemi kullanilir.
    Ayrica akupunktur noktalari değişik yöntemlerle isitilabilir.

    Akupunktur noktalarina isi nasil uygulanir?
    En çok uygulanan küçük koni şeklinde ki bir moksa parçasinin akupunktur
    noktasina konularak yakilmasidir. Moksa, Artemisia Vulgaris Latiflora isimli,
    Çin Pelin otu gibi bir bitkinin soyulmuş ve kurutulmuş yapraklarindan yapilir.
    Kahverengi yün görünümdedir. Akupunktur noktasi isidan çok etkilenir.
    Çoğunlukla üç ya da beş parça ardi ardina akupunktur noktasinda yakilir, bazen
    bu sayi daha da artabilir. Nadir olarak moksa sarimsak, zencefil ve tuz karişimi
    üzerinde özel etki sağlamak üzere de yakilabilir. Başka bir şekilde de, l, 1.5 cm
    çapindaki bir moksa çubuğu yakilir. Çubuk cildin üzerinde, isi rahatsizlik
    vermeyecek kadar yakinma getirilerek, ileri geri dolaştirilir.
    Moksa cildi yakabilir mi?

    Hayir. Moksanin ucu yakildiktan sonra, çubuk çok yavaş yanar. Uzman hastaya
    o bölgenin yeterli isinip isinmadiğini sorar ve cevap üzerine kalan moksa ciltten
    uzaklaştirilir. Çubuk cilt üzerinde yanmaya neden olacak kadar tutulmaz ve bu
    nedenle, tedavi doğru yapilirsa, hiç bir yanma tehlikesi yoktur.
    Etkinlik olarak moksa ve iğne kullaniminin arasinda ne fark vardir?
    Moksanin Chi enerjisi üzerinde isitici ve besleyici bir etkisi vardir ve hastanin ya
    da denge bozukluğunun özelliğine bağli olarak etkisinin kuvvetli olacaği
    durumlarda iğne yerine kullanilabilir. Çoğunlukla, her ikisi beraber, önce moksa,
    sonra da iğne kullanilir. Diğer bir şekilde de moksa özel bir iğnenin diğer ucuna
    konarak yakilir ve isi akupunktur noktasina yavaşça iletilir. Hastada gerçek bir
    iğne korkusu varsa ya da bazen çocuklarin tedavisinde, iğnelerin yerine sadece
    moksa ve masaj uygulanir.

    Bir masajdan söz ettiniz. Gazetelerde okuduğum yazilara göre insan bedenindeki
    belirli noktalari ovarak bazi şikayetleri rahatlatabiliyor. Bu gerçek bir
    akupunktur yöntemi midir?
    Hayir bu uygulama bir çeşit "yerel doktorluk" (I. Bölüm) ya da şikayetlerin
    doğrudan tedavisine yönelik bir akupunkturdur. Bu noktalara masaj yapilmasi
    şikayetlerin bastirilmasina neden olabilir. Fakat, şikayetler azalmiş gibi
    görünürse de, hastalik daha derinde ilerleyebilir. Bir örnek verecek olursam, bir
    kimsenin arada bir başi, dişi ya da kami ağriyorsa belirli noktalara masaj
    yapilmasi istenen rahatlamayi getirebilir. Fakat o kimsenin sürekli bir baş
    ağrisi, devamli bir karin ya da başka bir ağrisi varsa bu yöntemle rahatlamayi
    sağlamak tabii ki hastaliği bastirmak olacaktir.
    Masaj bir yandan ilk yardim olarak kullanildiğinda faydalidir ama öte yandan
    sürekli ve geçmeyen şikayetlerin tedavisinde son derece tehlikeli olabilir.
    Örneğin, bir kimse karaciğer dengesizliği nedeni ile devamli baş ağrilari
    çekiyorsa, bedenin belirli noktalarina masaj yapmak baş ağrilarini azaltabilir
    ama baş ağrisinin nedeni olan karaciğer dengesizliği, onun işlev görmemesi ya da
    ona bağli enerjilerle ilgili olarak hiç bir şekilde etkin olmayacaktir. Bir
    Geleneksel Akupunktur uzmani baş ağalarinin nedenini belirleyebilecektir.
    Örneğin, ağrinin nedeni karaciğer enerji dengesizliğindense, bunu tekrar
    kuracak ve uyumu sağlayacaktir. Baş ağrilari yok olacaği gibi, tekrari önlenmiş
    olacaktir. Ancak tabii ki hastanin dengesini korumasina olanak olmayabilir.
    Örneğin, hasta çok aşin alkol ya da uyuşturucu kullaniyor olabilir.

  7. #7
    hexagram hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır

    Bölüm7-Akupunkturun Faydali Olabileceği Hastalik Tipleri

    Akupunkturun Faydali Olabileceği Hastalik Tipleri

    Bu başlik konusunda biraz duraksadim, çünkü akupunkturun kişiye bir bütün
    olarak bakmasindan çok, bilinen hastaliklarla uğraştiği izlenimini veriyor. Bizim
    belirli isimlerle tanidiğimiz hastaliklar aslinda altta yatan enerji dengesizliğinin
    işaretleridir. Bu nedenle akupunkturun belirli isimlerle bilinen hastaliklari
    tedavi ettiğinden söz etmek doğru olmaz. Her kişi kendine özgü olduğundan, ayni
    hastaliğin değişik kişilerde ortaya çikişi farkli nedenlerle olacaktir. Şikayetler
    kendilerine benzer şekilde gösteriyor olabilir ancak altta yatan nedenler
    farklidir.
    Çok rastlanan bir şikayeti, örneğin Migren'i ele alir ve bu bir çeşit baş ağrisinin
    nedeninin, bundan şikayet eden bütün insanlar için ayni olduğunu söylersek, söz
    konusu bütün insanlarin özgün tabiatini ve yapisini göz ardi etmiş olmaz miyiz?
    Çin düşüncesini bir kenara birakirsak bile bu genel mantik ve bilinen gerçeklere
    ters düşer. Doğanin sonsuz farkliliğini alaya almak olur.
    Bunun yani sira, bilinen hastaliklarla açiklanabilecek durumlarda vardir. Fakat
    unutmamaliyiz ki, Geleneksel Akupunktur uzmanina her danişildiğinda, uzman
    o kişiyi sadece bu kisitli ve belirli isimlerle değil bir bütün olarak, özgün beden,
    zihin ve ruh olarak, düşünecektir.
    Saniyorum ki, insanlar "migrenimi tedavi edebilir misiniz?" ya da
    "depresyonumu geçirebilir misiniz?" dediklerinde, çoğunun sorduğu "benimkine
    benzer şikayetlerde başarili oldunuz mu?" sorusudur. Fakat, dürüst olmak
    gerekirse, uzman hastayi geleneksel yöntemlerle muayene edip, ilk bir kaç
    tedaviye ne cevap verdiğini görene kadar hastanin tedaviden yararlanip yararlanamadiğini bilemez.

    Hastalik akupunkturun faydali olamayacaği kadar ilerlemiş olabilir mi?
    Hastaliğin, tedavinin ötesinde ilerlediği, insanlarin artik etkin olamayacaklari
    safhaya geldiği zamanlarda olur. Uzman bir kaç tedaviden sonra bunu
    anlayacaktir ve de ahlak kurallarina göre bunu hastaya söylemesi gerekir. Buna
    rağmen akupunktur tedavisi yine de ağrilarin azaltilmasinda kullanilabilir. Bu,
    uzmanin yasal olarak "yerel-doktor"luğa ya da aneztezi tedavisine baş vurarak
    hastanin geri kalan ömrünü mümkün olduğu kadar rahat geçirmesini
    sağlayacaği nadir durumlardandir. Ancak bu sadece uzman hastaya durumu tüm
    gerçeği ile açikladiktan, hasta da anlayip onayladiktan sonra yapilabilir.

    Hangi durumlarda kesinlikle akupunkturun uygulanmamasini tavsiye edersiniz?
    Akupunkturun kullanilmasini, bir kaza sonucu ya da çok ilerlemiş hastaliklarda,
    hastanin hayatini kurtarmak üzere acil olarak ameliyat ya da başka bir
    müdahale gerektiren durumlarda tavsiye etmem. Yukarida da söylediğim gibi
    artik kimsenin etkin olamayacaği ölümle sonuçlanacak durumlarda akupunktur
    sadece inanin ağri ve izdiraplarini azaltmak amaci ile kullanilabilir.
    Tedavi edip etmeme kararinin kolaylikla alinamayacaği durumlarda
    muayeneden sonra kendime bu kişi için akupunkturun en iyi tedavi yöntemi olup
    olmadiğini sorarim. Bir çok nedenle batili tedavi yöntemlerini -ameliyat ya da
    başkasi- tavsiye etmek daha iyi olabilir. Şüpheye düştüğüm her durumda,
    kendime bu hasta karim ya da çocuğum olsaydi ne yapardim diye sorarim.
    Kronik hasta olan bir çok kişi ağri kesmek gibi çeşitli nedenlerle devamli ilaç
    almaktalar. Bu akupunktur tedavisini güçleştirir mi?

    Tabii ki uzmanin işini zorlaştirir. İlaçlar izdirap çeken kişiyi çok rahatlatabilir
    fakat, uzun vadede bedene zarar verirler ve uğraşilmasi gereken bir konu daha
    yaratirlar. Kişinin hastaliktan kurtulmasina yardim etmek yerine onu bastirir,
    hastaliğin daha derine inmesine neden olurlar. Hastanin asil şikayetlerine,
    ilaçlarin neden olduğu yan etkilerde eklenir.
    Yine de, tüm bunlarin yani sira, hastayi, yan etkileri olmayacak şekilde
    rahatlatmali ve korumaliyiz. Bu da o kişinin aldiği ilaçlara ve dozajina bağli
    olacaktir.
    Sağlam bir beden hastaliklari yenecek, yapilan zararlari tamir edecek ve kendini
    dengede tutacak tüm "ilaçlari" kendi yapar; hastalikli bir beden yapamaz.
    Akupunktur bedenin kendini tamir ve bakimi için gerekli enzim ve salgilari,
    insülin, pepsin, adrenalin, kortizon, hydrochloric asiti ve diğerlerini üretme
    kabiliyetini tekrar sağlamasini amaçlar.

    Akupunkturun belirli kifayetsizlikten kaynaklanan hastaliktan
    iyileştirebileceğini mi söylüyorsunuz?
    Çok kez bu tür hastaliklar akupunktura iyi cevap verirler. Batida hastaya eksik
    olan maddeyi vererek onu iyileştirebileceğimize inandiririz. Örneğin, demir
    (kansizlik için), insülin (diabetikler için), vitaminler, kalsiyum, hormonlar, ve
    diğerleri... Bu maddelerin bedene verilmesi o madde ile ilgili eksikliği kalici bir
    şekilde düzeltemez, bedene sadece bir süre için yardimci olur. Akupunktur,
    yetersizliğin nedenini düzelterek bedenin ya gerekli maddeyi kendinin
    üretmesini sağlamayi ya da düzgün dengeli bir beslenme ile gerekli olani
    alabilmesini amaçlar. Tabii hemen eklemek gerekir ki akupunktur bazi
    durumlarda başarili, bazilarinda ise başarisizdir.

    Akupunktur uyuşturucu, alkol ve sigara gibi alişkanliklara faydali olabilir mi?
    Evet, olabilir. Kişi beden, zihin ve ruh olarak sağlikli olduğunda alkol ve
    uyuşturucularin uyarisina, rahatlatmasina, yardimina ihtiyaç duymaz. Bu
    alişkanliklarin her biri bu gün modern yaşamda kaçinmasi güç olan bir
    güvensizlik, gerginlik ya da zorluklarin işaretidir. Akupunktur sonuç olarak
    ortaya çikan enerji dengesizliğini geçici olarak düzeltebilir, fakat kalici olarak
    iyileştirilmesi ancak bu alişkanliklara neden olan zorluklarin ya da
    gerginliklerin sona erdirilebilmesi, çözülebilmesiyle mümkün olabilir.
    Soruya basit bir cevap vermek yerine bu alişkanliklara yatkin olma konusuna
    dengeli bir şekilde bakalim. Sigara, alkol ve uyuşturucu maddeleri kinamak çok
    kolay. Taraf tutmak istemiyorsam da, belki içimizde belli bir hoşgörü ile, tüm
    bunlara karşi tek tarafli, ön yargili ve düşmanca tavir almak yerine, daha
    akillica ve sevgi ile bakmamiza imkan verecek bir olgunluğu geliştirebiliriz diye
    düşünüyorum.

    Önce sigara içmeyi ele alarak ne söylemek istediğimi açiklayayim. Son yillarda
    sigara içmenin zararlari üzerine o kadar çok açiklama yapildi ki, sigara içen
    olsun içmeyen olsun, hiç kimsenin sigara içmenin açabileceği zararlari, akciğer
    hastaliklari, kalp hastaliklari, bu hastaliklar için harcanan çok büyük miktarda
    paralar ve benzerleri- red edebileceğini düşünemiyorum. Sigara içenleri bu
    hareketlerinin sonuçlarini hak ettiklerini söyleyip, dişlamak çok kolaylaşti. Bu
    tezi elinde viski bardaği ile savunan o kadar çok insan gördüm ki!
    Alkole de ayni şekilde bakildiğini varsayalim- çok büyük sayida karaciğer,
    böbrek ve daha önemlisi alkolü aşin kullanmaktan doğan akil hastaliklari
    olduğunu görebiliriz. Yine hastanelerde büyük sayida yataklarin bu nedenlerle
    işgal edildiğini, bakimlari için zaman ve para harcandiğini görüp yine başlarina
    gelenleri hak ediyorlar diyebiliriz.

    Bu kadarla niye yetinelim? Bu tür yorumlar uyuşturucu alanlar için, hatta
    doktorlarin reçete ile ilaç verdikleri insanlar için bile söylenebilir. Uzun sürede
    tekrarlanan reçeteler sonucu, artik doktorun kontrolünden çikmiş alişkanliklar
    için de çok büyük harcamalar yapilmaktadir. Çok sayida insanlarin ilaçlarin yan
    etkileriyle ya da neden olduklari hastaliklarla hastane yataklarini
    doldurduklarina işaret edebiliriz. Daha da ileri gidersek yemek yemede bile
    alişkanliklar bulabiliriz. Aşin yemek yeme alişkanliği olan insanlar gittikçe aşin
    kilolu olmaya başlarlar. Ayni şekilde benzeri sonuçlar bunlarda da görülür- çok
    fazla yemenin getirdiği sağliksizlik ve hastaliklar. (Bunun terside ayni şekilde
    geçerlidir; kendilerini fazla dietle hasta eden insanlar gibi.) Bunlarda yine sağlik
    ve hastane kaynaklarinda aşin boşa harcamalara neden olur.
    Bu nedenle, eğer sigara içenlere karşi bir tavir almak istenirse, adil davranarak,
    ayni şekilde içki içenlere, uyuşturucu bağimlilarina ve aşin yemek yiyenlere
    karşida alinmasi gerekir.
    Şimdi tekrar soruya geri dönersek.
    Çok sigara içen, aşiri içki ve fazla ilaç alan ya da gereksiz yemek yiyen, benim
    gözümde hasta bir insandir. Onlari bu aşiriliğa sürükleyen bir neden vardir. Bu
    alişkanlik, onlari oyalar ya da bir tür rahatlik sağlar; belki de yüzleşmeyi
    başaramadiklari bazi güncel sorunlardan kaçmalarina yardimci oluyordur.
    Geleneksel Çin Akupunkturu bu tür alişkanliklarda başarili olabilir ve de oluyor.
    Daha iyi bir denge ve uyumu beden, zihin ve ruh arasinda sağlayabilir; ve
    böylece bu aşiriliklar için gereksinme de yok olur.
    Herhangi bir kişinin ara sira içki, sigara içmesinde, arada bir abur cubur
    yemesinde ya da ilaç almasinda (reçete ile verilmek şarti ile) hiç bir sakinca
    görmüyorum. Denge ve uyum için de biraz hoşgörü gereklidir. Akupunktur
    uzmani, hastasi ile işte böyle bir denge kurmaya çalişir.

    Akupunktur hamilelik süresince de kullanilabilir mi?
    Evet, kullanilabilir; fakat sadece iyi eğitim görmüş, çok deneyimli bir uzman
    tarafindan uygulanmalidir. Ancak böyle bir uzman hamile bir kişinin
    hastaliklarini güvenle tedavi edebilir. Hastaliğin yani sira, usta bir uzman
    hamileliğin sağlikli geçmesini de sağlayabilir. Sağlikli demekle sabah mide
    bulantilarinin, aşin kilo, depresyon ve diğer sorunlarin olmadiği bir hamilelikten
    bahsediyorum. Hamileliğin son ayindaki tedavi çoğu zaman daha kolay ve
    normal doğumu sağlar.
    Doğum sirasinda akupunktur anestezisi de kullanilabilir. Usta bir uzman,
    sürekli olarak annenin enerji seviyesini tam olarak anlamak üzere eğitildiği için,
    bunu da tam bir güvenlik içinde yapabilir.
    Hamile bir kadini tedavi ederken ne kadar dikkatli olmak gerektiğini
    söylememin nedeni, annenin tedavisi yapilirken, henüz doğmamiş bebekte
    etkilenecek ve de tedavi görüyor olacaktir. Bu nedenle, bu tedavilerin sadece ve
    sadece çok iyi eğitim görmüş ve çok deneyimli uzmanlar tarafindan yapilmasi
    gerektiğini tekrar vurgulamak isterim.

    Akupunktur doğum kontrolünde ve düşüklerde kullanilabilir mi?
    Bazi doğu ülkelerinde akupunktur hem doğum kontrolünde hem de düşüklerde
    kullanilmaktadir. Fakat bu tür bir akupunktur uygulamasi, çeşitli nedenlerle,
    benim kolejimde eğitilmiş ve mesleğe hak kazanmiş uzmanlar tarafindan
    kullanilmayacaktir. Bu sadece bizim meslek ahlaki prensiplerine değil, ayni
    zamanda bu tip sistemine hükmeden doğa kanunlarina da aykiridir.

    Akupunktur kemik kiriklarinin tedavisinde de kullanilir mi?
    Evet. Hastanin kirik kemikleri her zaman yapildiği gibi yerine oturtulmalidir,
    fakat akupunktur iyileşmesine yardimci olur ve iyileştirme sürecini hizlandirir.
    Benim tedavisini yaptiğini bir çok hastanin alçilarinin tahmin edilen süreden
    yaklaşik olarak üç hafta önce açilmasi mümkün olmuştur.
    Modern tip ve Geleneksel Çin Akupunkturu'nun en başarili uygulamasi Çin'de
    bu konuda yapilmiştir. Çinliler iyileşme süresinin, alçinin çikarilip yerine ince
    çubuklarin kullanilmasiyla çok kisaltilabileceğini iddia ediyorlar. Bu çubuklar,
    kemikleri siki olarak istenilen pozisyonda tutarken, öte yandan çevresinin de bir
    ölçüde hareket etmesine izin verir. Böylece, akupunktur tedavisi, bu bölgeye
    enerji getirerek, bedenin o kisminin işlevlerini en uygun şartlarda yerine
    getirmesine yardimci olarak, hizla iyileşmeyi sağlar.

    Akupunktur tümörlerin tedavisinde kullanilir mi?
    Daha önce de işaret ettiğim gibi, Geleneksel Çin Akupunkturu, hastaliklari
    bilinen isimlerine göre tedavi etmez ve "tümör" de bu gruba girer. Tümörlerin
    küçüldüğünü ya da tamamen yok olduğunu kaydeden bir çok çalişma olduğu gibi
    tedavinin hiç bir şekilde etkin olmadiği durumlar da vardir. Bu, esas olarak
    hastaliğin nedenine ve ne kadar ilerlemiş olduğuna bağlidir.

    Saman nezlesi, alerjiler ya da uykusuzluk gibi şikayetlerde akupunktur faydali
    olabilir mi?
    "Saman nezlesi", "alerjiler", "uykusuzluk" tekrar şikayetlere verilen isimlerdir.
    Alerjilerin ve uykusuzluğun nedenleri çok çeşitlidir. Bu çeşit dertler üzüntü,
    korku, gerginlik, depresyon, keder ve bir çok diğer zihinsel durumlardan
    kaynaklanabilir; ya organik bozukluklarin neticesi olabilirler; ya da bir çok kez
    olduğu gibi organik ve zihinsel faktörlerin bileşiminden kaynaklanabilirler.
    Hastanin enerji dengesi sağlandikça saman nezlesi, uykusuzluk ve diğer alerjiler
    de yok olacaktir.

    Bu zihinsel hastaliklarin da akupunkturun faaliyet alanina girdiğini mi gösterir?
    Evet, gerçekten Öyledir. Geleneksel Çin Akupunktur uzmaninin her zaman
    beden, zihin ve ruhu bütün olarak ele aldiğini ne kadar söylesem azdir. Özellikle
    belirtmek isterim ki bunlar birbirinden ayri, kopuk düşünülmez. Tüm fiziksel
    bozukluklar zihinsel olarak denge bozukluğuna neden olacaktir; bu da kendini
    depresyon, kizginlik, üzüntü gibi şekillerde gösterir. Ayni şekilde, tüm zihinsel
    rahatsizliklar fiziksel bedende tepkilere neden olacaktir; örneğin hastalik,
    uykusuzluk, iştahsizlik, yorgunluk ya da ağrilar gibi.

    Fiziksel ya da zihinsel rahatsizliklarin tek başlarina var olmalari olanaksizdir.
    Kişideki her hangi bir dengesizlik kendini, bir bütünün iki parçasi olan fiziksel
    ve zihinsel "beden"de gösterecektir. Tabii ki ruh da etkilenebilir. Çoğu insan
    fiziksel ağrilara bir dereceye kadar dayanabilir; insanlarin dayanmayi güç
    bulduklari zihinsel izdiraplardir. İnsanlar ruhen çok kötü etkilendiklerinde de
    artik yaşama devam etmekte bir anlam bulamazlar.
    Tüm tedaviler beden, zihin ve ruh arasinda denge kurmayi amaçlar. Bu nedenle,
    kişilerin fiziksel ve zihinsel yönleri birlikte tedavi edilir; biri iyileştiğinde diğeri
    de iyileşecektir.

    Bugünlerde bir çok hastaliğin Psikomatik-akil ile beden arasindaki ilişkiden
    doğduğunu duyuyoruz. O zaman, siz bu fikre tam olarak katilmiyorsunuz
    diyebilir miyiz?
    Dikkatinizi yine beden, zihin ve ruh arasindaki devamli etkileşmeye çekerim. Bir
    insanin devamli baş ağrisi çektiğini varsayalim. Bunun nedeni zihinsel zorluklar
    ya da belirli bir fiziksel bozukluk olabilir- örneğin böbreklerin ya da sidik
    torbasinin ya da bedendeki başka bir organin görevini tam yapamamasi gibi.
    Aynca neden ruhsal da olabilir. Tedaviye başlamadan önce, hastalik nedeninin
    nereden kaynaklandiğini (vücut, zihin, ruh) doğru olarak tespit etmek son derece
    önemlidir.
    Bir hasta bana lumbago (bel ağrisi) tedavisi için geldi. Kendisini daha iyi
    hissedip tedavisi bittiğinde kocasi teşekkür etmek için beni ziyaret etti. Bana
    kaminin lumbagosunu tedavi ettiğim için teşekkür ediyordu. Karisi daha önce
    herşeyden o kadar çabuk sinirleniyordu ki, hayatini onunla paylaşmak çok
    güçleşmişti. Kaminin bu derece değişeceği hiç aklina gelmemişti. Karisi tekrar
    mutlu ve neşeli idi ve kocasinin ifadesi ile yine "iki çocuk gibi" idiler.
    Öyle görünüyor ki Bati tibbi her zaman fiziksel rahatsizliklarin kişinin zihinsel
    durumunu etkilediğini takdir edemiyor. (Bugün bunun daha önemsenmesi, çok
    sevindiricidir.) Bedendeki her organ ve işlevin bozukluğu kişinin zihinsel ve
    ruhsal durumunda çok özel ve değişik şekilde etkili olur. Bu zihinsel ve ruhsal
    durumun gözlemlenmesi uzmanin fiziksel bedende ki bozukluğun kaynağini
    belirlemesine yardim eder.

    Akupunktur bu konuya çok şüphe ile bakan bir kimseye de faydali olabilir mi?
    Evet, tabii. İyileşme işlemi, kişinin inanmamasindan etkilenmeyecektir.
    Bunun yani sira, bu işlemi etkileyebilecek bazi diğer nedenler olabilir. Örneğin,
    kişi iyileşmeyi engelleyecek bir hayat tarzini sürdürmekte israr edebilir. (Bu
    kendi başina bir hastaliğin işaretidir.) Fakat, tedavi ilerledikçe, bu kişinin
    dengesini bularak tavrini ve hayat tarzini değiştirdiğini ve böylece gelişmeleri
    ters yönde etkilemediğini görmeyi ümit ederiz.

  8. #8
    hexagram hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır

    Bölüm8-Tedavi

    Tedavi

    Genelde kaç tedavi gereklidir?
    Bu kişiye göre değişir. Başkalarinin tecrübesine göre yol göstermek yanliş olur.
    Bazi hastalarin sekizden az tedaviye gereksinimleri olabilir, bir başkasinin ise
    seksen. Daha çok hastaliğin şiddetine ve ne süredir devam ettiğine bağlidir. Bir
    sürü başka etkenlerin yani sira, hangi ilaçlarin alinmiş olduğu ya da alinmakta
    olduğu iyileşmenin hizini etkileyebilir.
    Bazen hastaliği çok uzun süredir devam eden bir hastanin akupunktur
    tedavisine çok çabuk cevap vererek yalnizca iki uç tedaviden sonra "mucizevi"
    şekilde iyileştiğini duyabilirsiniz; ama bu çok nadirdir. Hastalik çok yerleşmişse
    düzeltilmesinin de uzun süre alacaği beklenir. Bunun için çok sabir ve çalişmak
    gerekecektir.

    Tedaviler ne araliklarla yapilir?
    Bu da değişir. Genelde, tedavi ilk iki, üç hafta için haftada iki kez, daha sonra da
    bir kez yapilir. Hasta kendim daha iyi hissetmeye başlayinca tedavilerin arasi,
    belki iki haftada bir, sonra da ayda bir olmak üzere açilir.

    Tedavinin getirdiği yararlar kalici midir, yoksa bir kaç ay ya da bir yil sonra
    tekrar tedavi gerekir mi?
    Bu büyük ölçüde hastaya bağlidir. Hasta ilimli beslenme şekli ve alişkanliklarla
    yaşamini sürdürüyor, gereksiz gerginlik ve sikintilardan kaçiniyorsa tedavinin
    bir süre sonra tekrarlanmasina gerek kalmaz. Fakat hasta, tekrar hastaliğa
    neden olan yaşam tarzina ve şartlarina geri dönerse, hastalikta yine ortaya
    çikacaktir ve başka tedaviler gerekecektir.
    Genelde, insanlar tedavi sonrasinda yaşamlarinda daha ilimli bir davranişa
    geçerler. Kliniğe belki bir kaç ayda bir, örneğin mevsimlerin değişiminde ya da
    yilda bir, iki kez kontrol için gelirler. Uzman o zaman nabizlardan beden, zihin
    ve ruhta olan herhangi bir bozukluğu, hastalik arazlariyla ortaya çikmadan çok
    önce söyleyebilir. Zaten Geleneksel Çin Akupunkturu öncelikle önleyici bir tip
    sistemi olarak düşünülmüştü. Hastaliği ortaya çiktiktan sonra tedavi edecek tip
    sistemi olarak düşünülmesi ikinci derecede kaliyordu.

    İlk görüşme ve tedaviler kaça mal olur?
    Fiyatini belirlemek çok güç, çünkü bu uzmandan uzmana ve mevcut imkanlara
    bağli olarak değişecektir. Fakat, genellikle diğer alternatif tip uzmanlariyla ayni
    ücreti alirlar.

    Tedavi ne kadar sürer?
    Genelde, tedavi yarim saat ile kirkbeş dakika arasinda değişir, ama bir çok
    tedavi de bir saatten fazla sürecektir. Tedavinin kendisi için ayrilan süre ana
    kistas olmamalidir. Uzman tedavi süresince hastada bazi değişikliklerin
    olduğunu görmek isteyecektir. Genelde , bu sonuçlar elde edilinceye kadar
    hastanin gitmesine müsaade etmeyecektir. Bazen hasta çok çabuk yanit verir ve
    uzman yarim saat içinde istediği neticelere ulaşir; bazen de bu bir saat ya da
    daha uzun bir süre gerektirebilir.

    Tedavi sirasinda ne olur?
    Önce nabizlar dinlenir ve uzman bir önceki tedaviden beri hastanin nasil
    geliştiğini tespit etmek için sorular sorar. Daha sonra da istenen neticelere
    ulaşmak için ya iğne ya da moksa kullanacaktir. İğneler bazen sadece bir iki
    saniye, bazen ise bir kaç dakika, arada birde yarim saatten fazla ciltte tutulur.
    Sonra hastanin tepkilerini ölçmek için nabizlari ölçülür ve hastanin renk, koku,
    ses ve duygularindaki değişimler gözlenir. Bu süre içinde iğne ve moksa
    görevlerini yaparken hasta sadece gevşeyip dinlenecektir.

    Hasta tedavi süresince yatar mi yoksa oturur mu?
    Bu tamamen hastaya bağlidir. Çoğu kez hastanin tam olarak gevşeyebilmesi için
    yatmasi önerilir. Ancak hastanin tedavi için ötüyor olmasinin gerektiği
    durumlarda vardir.

    Hastalar genelde tedaviden ürkerler mi?
    Evet, sanirim çoğu hasta ürker. Eminim ki, on hastanin dokuzu iğneler
    batirildiğinda enjeksiyon iğneleri kadar aci vereceğini düşünürler. Biz
    uzmanlarimizin, ilk konsültasyondan sonra hastaya iğneyi ve nasil batirildiğini
    göstermesini isteriz (ancak bunun, enerji dengesini etkileyebileceği için, herhangi
    bir meridyen ya da akupunktur noktasina yapilmasi uygun olmaz.) Böylece hasta
    ilk tedavi için geldiğinde kendini daha güvenli ve rahat hissedecektir. Bu ilk
    deneyimden sonra insanlar genellikle yapilacak tedaviye hazir hissederler.

    Hasta ne kadar kisa zamanda kendini daha iyi hissedeceğini ümit edebilir?
    İyileşmenin hizi hastaliğin cinsi, şiddeti ve hastanin durumuna bağli olarak çok
    farklilik gösterir. Bazi hastalar ilk tedavi ile beraber değişiklikleri hissederler,
    fakat genelde iyileşmenin dört, beş tedaviden sonra görülmesi beklenir.
    Görülen ilk iyileşmenin belirtileri her zaman şikayetlerin azalmasi değildir. Çoğu
    kez hasta daha kolaylikla gevşeyebilir, kendini daha canli hissediyordur, daha
    huzurludur ya da hayattan daha çok zevk aliyordun Tüm bunlar Chi enerjisinin
    tekrar dengesine kavuştuğunu gösteren olumlu işaretlerdir; doğal olarak bunu
    şikayetlerin azalmasi takip edecektir.

    Hasta tedaviye karşi ters bir tepki gösterebilir mi?
    Duyulan rahatsizliklar genelde azdir ve hastayi günlük yaşaminda etkilemez.
    Bazen şikayetlerin arttiği ya da şiddetlendiği görülebilir ama bu fazla sürmez.
    Çoğunlukta hasta, tedavinin böyle bir etkisi olabileceği konusunda uyarilir.
    Bu tür şiddetlenmeler, aslinda, yüreklendirici bir işaret olarak da görülebilir.
    Hastanin tedaviye iyi tepki verdiğini, durumunun hafifletileceğini ya da
    iyileştirilebileceğini gösterir. Bu şiddetlenme enerji dengesinin tekrar
    kurulduğunu gösteren bir "iyileşme krizi" olarak görülür.
    Dediğim gibi, şikayetlerin bu şekilde artmasi sadece biraz rahatsizlik verir.
    Fakat, şunu da belirtmek gerekir ki, hastaliğin çok yerleşmiş olduğu
    durumlarda, duyulan tepki de ağir olabilir. Ancak, çok kisa, belki bir saat ile bir
    gün arasinda sürer. Tabii ki uzman bu tür ağir tepkilerin ortaya çikmasina engel
    olmak isteyecektir ama bazen fazla seçeneği yoktur. Bir seferinde alti aydir çok
    hasta olan biri bana "önemli olan, iyileşmeme yardim edebilmeniz. Eğer sonunda
    tam olarak iyileşeceksem, bu tür sikintiya dayanirim" dedi.

    Bu tür sikintilarin yani sira başka etkilerde görülebilir mi?
    Evet, olabilir. Hasta şikayetlerinin artmasi dişinda, enerji dengesini tekrar
    ayarlanmasina tepki gösterebilir. İlk tedavilerden sonra kendini her
    zamankinden daha yorgun ya da uykulu hissedebilir (ve de eve gidip bir saat
    kadar dinlenmesi önerilir). Tedavi bağirsaklarin çok çalişmasina, üşümeye, cilt
    tahrişine ya da sivilcelere ya da terlemeye neden olabilir. Tüm bu belirtiler
    hastanin tedaviye cevap verdiğini ve toksik madde ve zehirlerden kurtulduğunu
    gösterir.
    Bu tür tepkiler tedavi edilen organa ya da işleve bağlidir. Örneğin, aylik
    kanamasi çok ve ağrili geçen rahatsizliğinin düzeltilmesi için dalak ve midesi
    tedavi edilen bir kadin, daha önce tercih ettiği baharatli ve acili yemekler yerine,
    caninin şekerli yiyecekleri çekmesine şaşirabilir (ya da tam tersi, tatlilarin
    yerine baharatli yemekler için aniden duyulan istek gibi.) Benzer tepkiler
    geçicidir ve organin işlevi düzeltildiğinde doğal dengeye ulaşilacaktir.
    Uzmanin sonuçta varmak istediğinin beden, zihin ve ruhun bir bütün olarak
    dengesini kurmak olduğunu akilda tutmaliyiz. Tedaviden kaynaklanan tüm
    bölgesel tepkiler ve sikintilar, enerjinin belirli organ ve işlevlerde ki akişinin özel
    olarak ayarlanmasindan ortaya çikmaktadir. Son olarak ta bir sürü insanin da
    hiç bir tepki ya da sikinti belirtisi göstermediğini söylemeliyiz.

    Tedavi Kanunu:

    Tedavi etkilerinin daha iyi anlaşilabilmesi için geleneksel tibbin önemli bir
    kanunundan burada söz etmek faydali olacaktir. Bu kanuna göre, tedavinin
    etken olabilmesi için hastalik içerden dişariya, üstten alta ilerlemelidir ve
    hastalik belirtileri tedavi süresince ilk ortaya çiktiklarinin tersi bir sirada tekrar
    belirecektir. Buna Tedavi Kanunu denir.
    Bu kanunun akupunktur tedavisi boyunca pratik bir önemi vardir. Eğer geçmişte
    bir hastalik geçirdiyseniz -örneğin kizamik- ve bedeniniz bu hastaliği doğal
    olarak geçirip, yendiyse, sisteminiz hastaliktan tamamen temizlenmiş olacak ve
    ileride de hiç bir sorununuz olmayacaktir. Fakat, bir nedenden dolayi hastalik
    bastirilmiş ve doğal olarak geçişi önlenilmiş ise, o zaman, hastalik geçmiş gibi
    görünüyorsa da (hastalik belirtileri yok olduysa) gerçekte daha derinlere itilmiş
    olabilir. Örneğin, hastalik ve rahatsizliklar çoğunlukla ilaçlarla bastirilirlar.
    Ateşiniz yükseldiğinde doğal dönüm noktasina ulaşmadan düşürülmüş ve
    dolayisiyla bedenden tam olarak temizlenmemiş olabilir. Doğal olarak iyileşme
    röntgenle, radyoterapi ile, şok, ilaç, aşi ve benzeri yöntemlerle önlenilmiş olabilir.
    Hastanin hayatinda daha önce bastirilmiş ya da önlenilmiş olan sorunu,
    akupunktur tedavisiyle ve vücut dengesini bulup kendini iyileştirmeye
    başladiğinda tekrar ortaya çikabilir (eğer bir soğani düşünecek olursak, soğanin
    zarlarini soydukça her bir zara ulaşildiğinda orada bastirilmiş olan
    rahatsizliklara tekrar rastlanacaktir). Fiziksel, zihinsel ve ruhsal olsun,
    bastirilmiş sorunun tekrar ortaya çikmasi iyiye işarettir. Bu beden, zihin ve
    ruhun tedavi için en iyi şekilde çaliştiklarini, içeriden dişariya doğru tüm eski
    problemleri temizlediklerini gösterir.

    Bir varsayimi ele alalim. Bayan B'nin sürekli göğüs şikayeti için tedavi istediğini
    düşünelim; son 7-8 yildir bu dertten şikayetçi olsun. İlk görüşmemizde, genç
    kizken çok kötü bir egzamasi olduğunu ve kortizonlu bir kremle tedavi edilmiş
    olduğunu öğreniyoruz. Gerçekte yapilan yüzdeki egzamayi kremle temizleyip,
    egzamaya neden olan etkenlerin göz ardi edilip tedavi
    edilmesidir. Sonuçta, egzama bastirilmiş ve beden, zihin ve ruhun derinliklerine
    itilmiştir. Bu nedenle, yillar sonra yine ayni şikayetlerin belirmesini anlayişla
    karşilamak gerekir, fakat bu kez bedenin yüzeyinde, ciltte değil akciğerde,
    belirmektedirler. (Cilt Geleneksel Çin Akupunkturu'nda akciğerlerin devami
    olarak düşünülür.) Bayan B akupunktur tedavisi gördükçe göğsündeki
    şikayetlerinin de azaldiğini göreceğiz; fakat tedavi süresince bir ara egzamanin
    da tekrar ortaya çikmasina şaşirmamak gerekecektir. Tedavi Kanunu ile
    anlatilmak istenen bu; içeriden dişariya doğru iyileşmedir.

    Başka bir durumu ele alalim- omuzlarda ki bir mafsal iltihabi iyileşmeye
    başladikça, önce ellerde daha kötüleşecektir. Bu da hastaliğin yenildiğini
    gösteren bir işarettir. Yukaridan aşağiya doğru hareket ederek bedenden
    çikmaktadir. Bastirilmiş bir sorun kendini fiziksel olarak ifade edebilir, ancak
    zihinsel ve duygusal karşiliği da olabilir. Bu nedenle, tedavi sirasinda, hastanin
    ilk ortaya çiktiğinda tamamen halledilmemiş duygusal bir sorunu tekrar yüzeye
    çikabilir- eski bir korku, çözülmemiş bir keder, unutulmamiş bir kizginlik ve
    benzerleri gibi. Bu eski çözülmemiş problemler tedavi sirasinda bir iki saatliğine
    ya da daha uzun bir süre için tekrar ortaya çikabilir; bu tamamen hastanin
    vücut, zihin ve ruhu ile sorunu ne sürede çözebileceğine bağlidir.
    İlk çiktiğinda problem çok ağir ve uzun sürmüş ise, o zaman uzman tarafindan
    tedavisi de zaman alabilir ve hastanin da yardim ederek üzerinde çalişmasi
    gerekecektir. Önemli bir nokta, hastanin ne olduğunu anlamasi ve ne beklemesi
    gerektiğini bilmesidir. Herşeyin olumlu bir yönde -iyi olmaya doğru- hareket
    ettiğini bilmesinin verdiği tatminle, bu problemlerin tekrar ortaya çikmasini da
    olumlu karşilayabilir.
    Bu deneyim ile hastanin akupunktur tedavisi olmamasi tavsiye edildiği bazi
    durumlarda vardir. Örneğin, yaşli bir kişi mevcut hastalik belirtileriyle ilaçlarin
    yardimi ile de olsa baş edilebiliyorsa- örneğin astimi var ve geçmişinde kötü bir
    egzama ve sedef hastaliği geçirmiş- o zaman enerji dengesini bozup, bu tür bir
    tedaviye başlamak hiç de akillica olmayacaktir. Bu eski şikayetlerin tekrar
    ortaya çikmasiyla hastanin daha da kötü olacaği düşünülebilir. Genç bir insanda
    ise, çoğu zaman bu tür geçici sikintilari yaşayip hastaliği derinden temizlemek,
    gelecekte ki sağliği açisindan daha uzun vadeli bir yatirim olur.

    Akupunkturun zarari ya da zararli yan etkenleri olabilir mi?
    Bu konuda araz tedavisi yapan akupunktura dönmek isterim. Eğer gerçekten
    Geleneksel Akupunktur tedavisi yapiliyorsa, hasta sadece yukarida anlatilan
    tepki ve rahatsizliklarla yüzleşecektir. Bu tedavi ile hastaya herhangi bir zarar
    vermek imkansizdir. Ama, eğer "yerel doktor" ya da (nedenlerini değil) belirtileri
    tedavi eden bir akupunktur uygulaniyorsa, hastaliğin altinda yatan dengesizliği
    daha da bozacaği için, zararli olabilir.
    Bu tür "ilk yardim" tedavileri, geçici rahatlama getirirse de, uzun vadede
    hastanin enerji dengesi ve sağliği için zararli olabilir, bu nedenle, uzmanin
    gerçekten Geleneksel Çin Akupunktur tedavisi (arazlar değil, hastaliğin
    nedenlerini ortadan kaldirmayi amaçlayan tedavi) yapmaya ehliyetli olmasina
    dikkat etmek son derece önemlidir.

    İğnelerden mikrop kapma tehlikesi var midir?
    Eğitim süresince iğnelerin sterilize edilmesi konusuna son derece ağirlik verilir
    (V. Bölüm). Klinik sağlik bilgisi son derece önemlidir. Her iyi yetişmiş uzman
    okulunun ortaya koyduğu uygulama kurallarina uymak zorunda olduğu gibi,
    çaliştiği bölgenin ve ülkenin yasalarina da uymak zorundadir. Bu kurallara
    uyulmasi zorunluluğu Geleneksel Akupunktur Odasi tarafindan ve (XII. Bölüm)
    diğer iki profesyonel Akupunktur Odasi tarafindan denetlenir.

    Akupunktur tedavisi sirasinda ilaç almayi durdurmali miyim?
    Hayir, tabii ki değil. İzin almadan ilaç almayi durdurmak tehlikelidir. (Bu, bir
    sonra ki bölümde daha etrafli olarak anlatacağim, son derece önemli bir
    konudur.)

    "Sosyal alişkanliklar" için ne düşünüyorsunuz? sigara ve içki içmeye her
    zamanki gibi devam edebilir miyim?
    Uzman bunlari sadece tedaviye engel olduklarina inandiği zamanlarda
    yasaklayacaktir.
    Daha önce söylediğim gibi, çoğunlukla, hastalar kendi dengelerini düzelttikçe, bu
    tür "sosyal alişkanliklara" olan bağimliliklari ve istekleri azalacaktir. Doğal
    olarak, ya tamamen birakirlar ya da azaltirlar. Başlangiçta uzman bu konularda,
    hastanin sağliği tehlikede olmadikça ya da tedaviyi engellemedikçe, bu konuda
    kesin bir tutum içinde olmayacaktir.

    Akupunktur tibba olan ihtiyaci ortadan kaldirir mi?
    Öyle olmasi gerekmez. Nadir olarak akupunktur tedavisinin yani sira bir tür
    dahiliye ilaci vermek gerekebilir. Reçetesi akupunktur uzmani tarafindan
    yazilacak ve tüm tedavinin içinde yer alacaktir. Bu tür bir ilaç Bati bitki tibbinda
    ve de Homoeopati'de olduğu gibi doğal kaynakli olacaktir.
    Buna rağmen, büyük sayida hasta, akupunktur tedavisine geldiklerinde zaten
    Bati ilaçlari ile tedavi görmektedirler. Bunlar birden bire durdurulmamalidir,
    ama bir süre içinde hasta onlar olmadan işlev görmeye başlayana kadar yavaş
    yavaş azaltilmalidir. Bu tabii hastanin doktoru ile bir anlaşma içinde yapilmalidir.
    Bilhassa tekrar belirtmeliyim ki doktora danişmadan ilaç almayi birden
    birakmak çok tehlikelidir.

    Tedavi için yaş haddi var midir? Akupunktur çocuklar için güvenilir bir tedavi
    yöntemi midir? Yaşli bir kişi için iyileşme, daha mi uzun sürer?
    Hiç bir yaş haddi yoktur, ama çok deneyimi olmayan bir uzman yedi yaşin
    altindaki bir çocuğu, tedavi etmeyecektir. İyileşmenin ne kadar süreceği
    hastanin yaşindan çok hastaliğinin ne kadar süredir devam ettiğine bağlidir.
    Yetmiş yaşinda olup sadece bir senedir hasta olan biri otuz yaşinda olup on
    senedir bu hastaliği çeken birinden daha çabuk iyileşecektir. Kesinlikle güvenebileceğimiz
    bir ölçü yoktur; her kişi özgün bir insandir ve akupunktur
    tedavisine yaş, cinsiyet ya da herhangi bir şeye bağimli olmadan reaksiyon
    gösterecektir.

    Tedavi sirasinda uygulayabileceğimiz öneriler ya da bilgiler var midir?
    Evet. Yapilmasi ya da yapilmamasi gereken bazi şeyler vardir.
    * Tedavi yapilacaği gün banyo yapilmamasi. En fazla iki saat önce olma
    şarti ile kisa bir duş alinabilir.
    * Tedaviye telaşla ya da acele ile gelmemek.
    * Tedavi öncesi ve tedaviden sonra iki saat içinde ağir yemek yememek.
    * Tedavinin yapildiği gün kan vermemek.
    * Tedaviden sonraki, bir iki saati sakin geçirmek. (Bazi tedavilerden
    sonra belirli öneriler ya da tavsiyeler kişisel bazda verilecektir.)

    Tedavinin tatmin edici bir şekilde ilerlemesi için yardimci olabilir miyiz?
    Bu sorunun cevabi XI. Bölüm'de kapsamli olarak verilecek, ama, kisaca
    alişkanliklarda, beslenmede ve yaşam tarzinda aşiriliğa kaçmamak gerektiğini
    önemle belirtmek isterim. Bir çok insanin doğal kabul ettiği yaşam tarzlarindan
    doğan gerginliklerle savaşabilmek her tür tip bilimi için zordur. İnsanlarin bir
    gecede hayatlarini değiştirmelerini beklemek haksizlik olursa da, en azindan bu
    tür zorluklarin etken olduğunun farkinda olmali ve hayatimizi yönetmelerine
    izin vermemeliyiz.
    Ch'i enerjimiz yediğimiz yemekle ve soluduğumuz hava ile yenilenir. Ve eğer
    organlar ya da beden, zihin ve ruhun "memurlari" (düzenleyenleri) işlerim
    başarili bir şekilde yürüteceklerse, o zaman en üstün kalitede ki Ch'i enerjisi ile
    beslenmelidirler. Bir Rolls Royce'un normal benzinle işlemesini bekleyemezsiniz,
    biz de beden, zihin ve ruhumuzun karişik bir beslenme ve taze olmayan bir hava
    ile işlem görmesini beklememeliyiz. Fiziksel bedenimiz için olduğu kadar,
    zihinsel ve ruhsal sağliğimiz için, beslenmemizin en üstün kalitede olmasina,
    taze hava ve egzersize ihtiyacimiz vardir.

    Genel olarak, dengeli bir beslenmeyi amaçlamaliyiz. Dondurulmuş hazir gidalar
    yerine taze olanlari tercih ediniz. Beyaz şekeri ve unu, kepekli un ve rafine
    olmamiş şekerle değiştiriniz. Daha önce pişirilmiş,, dondurularak ya da konserve
    edilerek muhafaza edilmiş "kolay yemekler" yememeye özellikle dikkat ediniz.
    Besin değerlerini kolayca yok ettiği için sebzeleri fazla pişirmeyiniz. Fakat öte
    yandan da çok aşin "yemek hastasi olup yemeğe esiri olmayiniz; bunun faydadan
    çok zarari olacaktir.
    Neleri yediğimize bir bakmak faydali olabilir. Besin değeri olmayan ne çok şey
    yediğimizi anladiğimizda hayret edebiliriz. Biraz gayretle, bu değersiz şeyler
    besin değeri olduğu gibi, ayrica hoşlanabileceğimiz yemeklerle değiştirebilir.

  9. #9
    hexagram hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır

    Bölüm9-Akupunktur Tedavisi Olurken İlaç Almak

    Akupunktur tedavisi yapilirken bütün diğer ilaçlarin birakilmasini tavsiye eden
    broşürler gördüm. Böyle yapmak doğru olur mu?

    Bir önceki bölümde de söylediğim gibi, bu doğru olmaz. Bu tür açiklamalari
    sorumsuzca ve tehlikeli buluyorum. Geleneksel Çin Akupunktur tedavisine gelen
    hastalarin büyük bir bölümünün daha önce reçete ile verilmiş ilaçlar almakta
    olduğunu ve de bir çoğunun bu ilaçlar sayesinde yaşamlarini devam ettirdiğini
    kabul etmemiz gerekir. Bu ilaçlarin cinsi, dozaji çok farklidir ve hastanin
    uzmana hangi ilaçlari, ne dozda aldiğini söylemesi çok, önemlidir.
    Geniş kapsamda ele alirsak, bu ilaçlarin iki sinifa ayrildiğini görürüz. Birincisi
    ağrilar, gerginlikler, sikintilar gibi şikayetler için verilenler, ikincisi insülin,
    steriod gibi yaşamin bağimli olduğu ilaçlar. Hastanin, akupunktur tedavisine
    gösterdiği cevaba bağli olarak, birinci grupta ki ilaçlara ihtiyaci azaldiğini
    gördüğünde, bunlari yavaş yavaş almayi birakmasi daha kolay ve tehlikesiz
    olacaktir. Ama ikinci grup ilaçlarin erken birakilmasi hastanin sağliği ve hatta
    yaşami için ciddi şekilde tehlikeli olabilir. Akupunktur tedavisi ilerledikçe, bu
    tür ilaçlari da azaltmak mümkün olabilir; ama bu son derece dikkatli ve yavaş
    olmali, etkileri de çok yakindan gözlenmelidir.

    Akupunktur, uzmani doğal olarak hastanin tedaviye cevap verdiğini ve tedavi
    ettiği organ ve işlevlerin kuvvetlendiğini görmeden ilaçlarin azaltilmasini tavsiye
    etmeyecektir. Ancak o şartlarda ilaçlarin az bir oranda azaltilmasini düşünebilir.
    Mümkün olan her durumda, bu ilaçlari vermiş olan doktorla anlaşarak, onun
    onayi ile ilaçlari azaltacaktir.
    Hiç bir durumda hasta, iyimser olduğu bir anda dahi bu hislerin etkisinde
    kalarak aniden ilaçlarini almayi durdurmamalidir. Eğer bunu yaparsa bedenine
    gereksiz bir yük bindirmiş olur ve başka bir kriz yaratarak iyileştirmesini de
    geciktirebilir.
    Doğal iyileştirme uzmanlarinin ilaçlara karşi olmadiğini belirtmeliyim. Bu son
    derece mantiksiz bir tutum olacaktir. İlaçlar, yaşamin bağimli olmadiği
    durumlarda olsa bile, özellikle kronik (yerleşmiş) durumlarda çok yararli
    olabilirler. Örneğin, zor ve gergin bir durum karşisinda alman uyku ilaci,
    hastanin beden, zihin ve ruhunun dinlenmesini sağlayarak, geçici ve kisa süreli
    bir darbenin etkisinden kurtulmasinda yardimci olabilir. Ama uyuyamiyor diye
    (benim bir çok hastamin başina geldiği gibi) birisine beş yil uyku ilaci vermek çok
    akillica bir tutum olmayacaktir. Uyuyamamasinin nedenini araştirip onu
    düzeltmeye çalişmak çok daha olumludur.

    Akupunktur tedavisi olurken arada bir aspirin ya da hazimsizlik tabletleri
    almak doğru olur mu?
    Akupunktur tedavisi görürken, herhangi bir ilaci almadan önce uzmana
    danişmaniz sizin için çok daha iyi olacaktir. İdeal olarak, uzmana şimdiye kadar
    reçete ile verilmiş hangi ilaçlari almakta olduğunuzu söylemelisiniz ve uzman da
    tedaviyi bunu göz önüne alarak planlayacaktir. Ama eğer siz uzmana haber
    vermeden kendi kendinize yeni ilaçlar almaya başlarsaniz, bu planlanan tedaviyi
    kariştiracak ve tedavinin iyi bir şekilde gelişmesini de önleyebilecektir.
    Akupunktur tedavisinin belki de en önemli özelliği, hastanin "iyileşme kanunu"
    türünden veya tedaviye karşi tepkiyi ağirlaşarak ve şiddetlenerek gösteriyor
    olmasidir. Böylece, hasta geçirdiği nezle, baş ağrisi, derideki lekelerin ya da
    bağirsak bozukluğunun doğrudan doğruya tedavinin bir neticesi olduğunu
    anlamazsa kendini tedavi etmeye kalkişacaktir (ve hatta ilaç için bir doktora
    gidecektir). Bu noktada ilaç almak, beden tam hastalikla uğraşmaya
    başlamişken ve onu doğal olarak yenerken, belirtilerini bastirmak, hastaliği
    beden içine geri itmek olacaktir. İyeleşmenin olabilmesi için, bu tüm tepkilerin
    doğal gelişimlerini geçirmelerine izin vermek önemlidir.

    Ama, şüphede iseniz, uzmaniniza danişin. Ayni şekilde bunun tersi bir hataya da
    düşmemek gerekir -akupunktur tedavisi görürken beliren her başka hastaliğin
    yapilan tedavi sonucu olduğunu düşünmek gibi. Gerçekten soğuk almiş, nezle
    olmuş, içkiyi fazla kaçirmiş, zonaya yakalanmiş, yiyecek zehirlenmesi ya da
    başka bir şey geçiriyor olabilirsiniz. Böyle bir durumda gerçekten ilaç
    gerekebileceği için uzmani haberdar etmelisiniz- çünkü tedavisini yaptiği asil
    nedenlerin yani sira bu tür gelişmeleri de iyileştirebilir.

  10. #10
    hexagram hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır

    Bölüm10-Akupunkturun Değişik Kullanimlari

    Akupunkturun Değişik Kullanimlari

    Daha önce bazi akupunktur uzmanlarinin hastalik nedenleriyle ilgilenmeyip
    hastalik arazlarini tedavi ettiklerinden söz ettiniz. Bu konuda biraz daha
    açiklama yapabilir misiniz?

    Akupunkturun birbirinden farkli iki ayri şekilde kullanilabileceğini açik bir
    şekilde ortaya koymamiz son derece önemlidir. Bunlardan biri sadece hastalik
    arazlarini tedavi amaci ile kullanilmasidir ve bu tedavi yöntemi büyük tehlikeler
    yaratir.

    Hastaliğin ve nedenlerinin ele alinişina kisaca bir daha değinmek isterim. Daha
    önce açikladiğim gibi, bir meridyendeki enerji dengesini yitirirse bir süre sonra
    kişi tehlike işaretlerini almaya başlayacaktir. En basit şekilde, beden, zihin ya
    da ruh. "yolunda gitmeyen bir şeyler var, lütfen yardim et" demektedir. Bu
    işaretler fiziksel, duygusal ya da zihinsel olabilir; ama her biri hastaliğin ilk
    belirtisidir. Bunlar ikaz ya da yardim çağrilaridir.

    Eğer yardim etmek üzere hiç bir şey yapilmazsa, durum daha kötüleşecek ve
    sonunda romatizmal eklem ağrilari, lumbago (bel ağrilari, migren (başağrilari)
    gibi isimlerle bilinen hastaliklarin arazlari ortaya çikmaya başlayacaktir.
    Eğer hastanin iyileşmesi isteniyorsa, hastalik nedenleriyle ilgilenilmesi,
    mümkünse de ortadan kaldirilmasi gerekliliği çok açiktir. Enerji dengesi
    akupunktur ile sağlaninca, belirtiler de yok olacak, hasta kendini daha iyi
    hissedecek ve sağlikli kalacaktir.
    Çinlilerin akupunkturu ilk kullanma amaçlari buydu. Geleneksel Çin
    Akupunkturu kişi ile bir bütün olarak ilgilenir ve amaci hastaliğin altinda yatan
    nedenleri keşfetmek ve bu nedenlerle doğrudan ilgilenmektir.
    Böylece, ilk endişe, arazlari ortadan kaldirmak değildir, eğer böyle yapilirsa
    hastalik bastirilmiş olacaktir.

    Geleneksel akupunktur, "bu kişinin hastalik belirtileri neler?" diye değil "nasil
    bir insan bu tür arazlari gösterir ve niçin?" diye sorar.
    Uzmanlari bu tip sisteminde yetiştirmek çok uzun zaman alir. Çinliler, gerçek
    ustaliğa yirmi yilda ulaşilabileceğini söylerler. Geleneksel akupunktur teorisi
    basit görünse de uygulamasi karmaşiktir. Örneğin, nabizlari ve enerji durumunu
    okumak, ana enerji durumunu okumak, ana enerji dengesizliğini belirlemek ve
    gerekli tedaviyi kararlaştirmak, seslerin, renklerin, duygularin ve kokularin
    analizini yapmayi öğrenmek kolay değildir. Bu nedenlerden ötürü akupunktur
    ustasi olabilmek uzun zaman alir.
    Bütün bunlari söylüyorum çünkü diğer tip akupunktur uygulamasinin -"formüllü
    akupunkturun"- Batida yaygin olmasinin bir nedeni de budur. Batililar
    geleneksel Çin Akupunktur uzmanlarinin uyguladiği akupunktur tedavisinin
    başarili sonuçlarini gözleyip, akilda tutarak kopya etmek istemişlerdir. Fakat,
    gerçekte, uzmanlari ve tedavilerini sadece gözlemekle çok az bilgi sahibi
    olunabilinir, çünkü Geleneksel akupunktur da hiç bir zaman iki insan ayni
    şekilde tedavi edilmez. Her insan eşsiz bir varliktir ve kendine özgün bir tedavi
    gerektirecektir. Bu nedenle, çoğunlukla görülen arazlar için formüle edilmiş
    tedavileri uygulamak doğru olmayacaktir.

    Çinliler, yüzyillardir belirli sorunlar için çeşitli formülleri toplayip
    onaylamişlardir. Ama, iyi eğitim görmüş bir uzman, önce Geleneksel Akupunktur
    prensipleriyle teşhis koyup, ondan sonra uygun formüllerden birini seçebilecek
    kadar Geleneksel Akupunktur kavramlari ve uygulamasi üzerine bilgi sahibidir.
    Batida, bu formüller uygunsuz şekilde kullanilmaktadir. Sadece bir hafta sonu
    ya da bir hafta kadar kisa bir eğitim görüp; belki de bir kaç hafta Çin'de kalarak,
    akupunktur yapan çok insan vardir. Bunlar, kendilerini akupunktura yetkili
    görürler, fakat, gerçekte yaptiklari tedavi sadece hatirladiktan ve belirli
    isimlerde ki hastalik ve arazlari için kullanilan formülleri uygulamaktir. Bu
    tarzda çalişan bir uzman örneğin migren için kitabina bakar ve formül olarak
    verilen bir noktalar listesini yardimci olur ümidiyle uygular.

    Bu sadece aptalca olmayip, daha önce de söylediğim gibi, ayni zamanda zararli
    da olabilir. Migren ağrisi çeken tüm hastalari rahatlatmak için herbirine ayni
    noktalari kullanmak her hastanin ayri bir insan olduğunu reddetmek olur. Hiç
    bir migren ağrisi ayni nedenlerden kaynaklanmaz. Birinin migreni çok endişeli
    olmasindan, diğerininki çok fazla yağli yemek yemesinden ve öbürününki de
    belki aldiği ilaçlardan kaynaklaniyordur. Problem belki dalakta, belki
    karaciğerde, belki de safra kesesinde ya da küçük bağirsaklardadir. Migrenden
    şikayeti olan her iki insanin ayni noktalari kullanarak tedavisi nasil mümkün
    olabilir?

    Eğer yetersiz eğitilmiş bir uzman hastalik belirtilerine dayanarak tedavi uygular
    ve bu belirtilere iyi geldiği varsayilan genel bir formül seçerse, hastanin enerjisi
    dengeye gireceğine daha da bozulabilir. Hastalik belirtileri kaybolsa bile, bir kaç
    ay ya da bir kaç yil sonra (hastalik belirtilerine yönelik akupunktur tedavisinin
    enerjiyi daha da bozmasi nedeni ile) çok daha ciddi rahatsizliklar ortaya
    çikabilir.

    Uzak Doğu'da, daha önce de söylediğim gibi Geleneksel Akupunktur, "yereldoktorluğu" ya da formül akupunkturunu sadece geçici ve ilk yardim olarak
    onaylar ve izin verir. Başinizin ağridiğini varsayalim, belki çok geç yattiniz, fazla
    içki içtiniz, beklenmeyen bir sikinti ve şok geçirmişsiniz- ağriyi geçirmek için bir
    Aspirin ya da Disprin alirsiniz. Böyle bir durumda, Uzak Doğu'da, ağriyi
    geçirmek üzere bir Disprin almak gibi, formül tedavisi uygulanabilir. Fakat
    tekrar eden baş ağrilariniz varsa o zaman siz de devamli Disprin almazsiniz;
    yardim etmesi için doktorunuza danişirsiniz. Bunun gibi, devamli baş ağrisi
    çeken biri geleneksel tip uzmanindan yardim isteyecektir.
    Size bu iki tip akupunkturu ortaya koyan gerçek bir olayi anlatayim. Otuz sekiz
    yaşinda bir Amerikali doktor çok kisa bir akupunktur kursuna devam etmiş;
    sanirim bu 10 günlük bir kursmuş. Akupunktur noktalarinin nerelerde olduğunu
    ve belirli problemlere yardimci olabilecek noktalari öğrenmiş. Kendinin beş
    senedir tekrar eden bir diz ağrisi vardi ve kendi kendini tedaviye karar vermiş.

    Bir kaç hafta dizinin çevresinde ki bir kaç noktayi uyarmiş ve ağrisi tamamen
    yok olmuş. Aşaği yukari bir sene sonra bir kalp krizi geçirdi. Uzmanlar hiç bir
    neden bulamadilar. Görünüşte hayatinda, sağliğinda ya da ailesinin geçmişinde
    herhangi bir kalp rahatsizliğina neden olabilecek hiç bir sorun yoktu. Uzmanlar
    bunun nedenlerine bir açiklik getiremediler. Ama hiç kimsenin aklina doktorun
    kendi kendine akupunktur tedavisi yapmiş olacaği gelmedi. Büyük bir olasilikla
    kalp krizine neden olan ya da katkida bulunan uyguladiği "araz akupunkturu"
    idi. Bu noktalarin her gün yoğun olarak uyarilmasi kalp enerjisini dengesini çok
    ciddi bir şekilde bozabilir ve kalbin üzerine de büyük bir baski yaratabilir.
    Ağriyi geçirmek üzere bedenin bir bölümüne enerji verildiğinde, o enerjinin,
    bedenin başka bir yerinden alinmakta olduğu bilinmelidir. Yukaridaki olayda,
    kalp meridyeni enerjisinden mahrum edilmiş olabilir.
    Görüyorsunuz ki bu harika tip sistemi çok kolaylikla yanliş ya da kötüye
    kullanilabilir. Batidaki uygulanmasinda ki bir diğer zorluk da bizim sağliğa ve
    hastaliğa bakiş ve anlayişimizin Çinlilerden farkli olmasidir. Bizim için geçerli
    olan sağlik yöntemi, hastalik belirtilerinin bir an önce ortadan kaldirilmasidir.
    Bati ve Doğu tedavi sistemleri rahatsizliklara tamamen farkli iki uçtan bakarlar.
    Batili doktorlar belirli rahatsizliklari tedavi etmek üzere eğitilmişlerdir. Bu
    nedenle her birinin belirgin ilgi alanlari ve (kalp, böbrek, göz, sinir ve bir çok
    diğer konularda) hünerleri olan uzmanlarimiz vardir. Doktorlar iltihaplari
    öldürmek, ağrilari geçirmek, hastalik belirtilerini kontrol etmek ve (hormon
    yetersizliği gibi) yetersizlikler için reçeteler yazarlar. Cerrahlar bedenin
    hastalikli kisimlarini keser, kiriklari tamir ederler.

    Daha önce söylediğim gibi, Geleneksel Çin doktoru hastalik belirtilerine sorunun
    kendi değil, sadece bir işareti olarak bakar. Hastaliğin nedenlerini araştirmak
    üzere eğitilmiştir ve amaci öncelikle nedenlerle uğraşmak ve ikinci derecede
    belirtilere bakmaktir.

    Batida eğitim görmüş bir doktor için Geleneksel Akupunktur öğrenmek, tani
    olarak anlamak ve uygulamak, hastalik ve rahatsizliklara bakiştaki temel
    farkliliklar nedeni ile fazlasiyla zordur. Öte yandan, "araz akupunkturu" mevcut
    tip sistemine kolaylikla girebilmektedir. Batida eğitilmiş bir doktora migren için
    bir formül, lumbago için bir başka formül, eklem ağrilari için bir başkasi ve
    benzerleri olmasi gayet normal gelir. Bu nedenle akupunktur noktalarini
    bulmayi öğrenip onlari bu şekilde kullanabilmek işlerine gelir.

    Günümüzde, Bati'da akupunktura gittikçe artan bir ilgi var. Tip dünyasinda, bir
    çok doktor akupunkturu kendi uğraşilari içine alip, hastanelerde de bunun
    uygulanmasini istiyorlar. Ne yazik ki, gittikçe artan sayida doktor kisa kurslara
    devam edip sadece "araz akupunkturu"nu öğreniyor. Bu yöntemin vereceği
    zararlar ve Geleneksel Akupunkturun uygulanmasi üzerine hiç bir bilgileri yok.
    Başka bir nokta da bir kimsenin ayni anda hem Doğu, hem de Bati tibbim
    uygulamaya çalişmasinin akillica bir davraniş olmayacağidir. Yedi ile on sene
    eğitimden geçtikten sonra, çok az sayida doktor beş on sene harcayip geleneksel
    akupunkturu yeterli bir şekilde öğrenmeyi istemektedir (Bati sistemiyle tatmin
    olmayip, tamamiyle alanlarini değiştirmek isteyenler dişinda). Bunun yani sira,
    akupunktur uygulamasinda, Bati tibbinin rolü yok gibidir. Daha önce de
    söylediğim gibi, kavramlar tamamiyle farklidir.
    Cinde, tüm tip öğrencileri anatomi, fizyoloji, patoloji gibi ayni temel eğitimden
    geçerler. Ondan sonra ya Bati Tibbinda ya da Geleneksel Çin tibbinda uzmanlik
    kazanirlar. Mezun olduktan sonra, yan yana çalişirlar ve belli bir hasta için
    geleneksel tibbin mi yoksa modern tibbin mi daha yararli olacağina beraber
    karar verirler.

    Ama hiç biri her iki tibbi birden ne öğrenmeye ne de uygulamaya kalkar.
    Eğer bu prensip Bati'da bu şekilde anlaşilmaz ve uygulanmazsa, bir çok
    doktorun muayenehanesinde ve hastanelerde çok sağliksiz bir akupunktur
    uygulaniyor olacaktir. Ne yazik ki, akupunktur da bu yetersiz temellere göre
    yargilanacaktir. Ayni zamanda, doğal olarak insanlar doktorlarinin yapacaği
    herhangi bir akupunktur tedavisinin iyi ve tamamen güvenli olduğunu da
    sanacaklardir. Açikladiğim gibi, bu tamamen doğru olmayabilir. İyi bir
    akupunktur sadece iyi taninmiş bir kolejde, en az üç senelik bir eğitim görmüş ve
    araz ya da formül akupunkturu yapmayan bir uzman tarafindan yapilabilir.
    Esasinda çok eskiden Cinde, özel bir çalişmadan geçmeden akupunktur üzerine
    biraz bilgi edinmiş insanlarin var olduğunu düşünebiliriz. Bu kişiler belirli
    tedavilerin, kulak, karin, baş ağrisi gibi ağrilara iyi geldiğinin farkina
    varmişlardi. Böylece kendi ailelerini tedaviyle başlayarak yine kendi çevreleri
    içinde diğer kişilerin de basit rahatsizliklarini tedavi etme alişkanliği doğmuştu.
    Bu şekilde çalişan kimse de 'yerel doktor' (local doctor) ya da 'yalinayakli doktor'
    (barefoot doctor) diye taniniyordu. Çin gibi çok büyük kirsal yerleşmelerin olduğu
    bir ülkede en yakindaki yetkili uzmanin yüzlerce kilometre ötede olduğu
    düşünülürse, böyle bir sisteme olan ihtiyaci anlamak da kolaylaşacaktir. Yerel
    doktor tedavisi bu nedenle, tam yetkili bir Geleneksel Akupunktur uzmanina
    ulaşilana kadar, gerektiği halde acil servis ve ilk yardim tedavisi olarak çok
    önemliydi.

    Bu gün de Çin'de, çok geniş kirsal kesimlere başka bir şekilde hizmet etmek
    mümkün olmadiğindan, hâlâ bu tür akupunktura ihtiyaç duyulmaktadir. Ama,
    bu Bati için gereksiz olduğu gibi uygun da değildir. Bati doktorlarinin ciddi
    hastaliklar için yeterli eğitimi olmadan 'araz akupunktur" tedavisi yapmasi, ilk
    yardim için eğitilmiş bir kişinin ameliyata kalkişmasina benzer. İyi, etkin,
    güvenilir ve uzun vadede yararli akupunktur geleneksel bir eğitim gerektirir.

    Son zamanlarda kulağin zimbalanmasinin, kilo kaybetmek, sigara ya da
    alkolden vazgeçmek için yardimci olduğu üzerine çok reklam yapildi. Bu konuda
    ne düşünüyorsunuz?
    Kulaktaki bir akupunktur noktasini zimbalayarak o kişiyi yemekten, sigara ya
    da alkol almaktan vazgeçirmeye çalişmak yine bir arazi tedavi etme çabasidir.
    Daha basit olarak yine bir 'araz akupunktur' örneğidir.
    Bu insan niçin alkol aliyor, sigara içiyor ya da aşin yemeğe düşkün diye kendi
    kendimize sormaliyiz. Genelde, tüm bu alişkanliklar insanlarin yaşamlarini
    olduğu gibi devam ettirmeleri için koltuk değneği görevi görürler. Sağlikli bir
    beden, zihin ve ruh halindeki hiç bir insan kendine, ailesine ve içinde bulunduğu
    topluma yük olacak kadar alkole bağlanmaz.
    İnsanlarin "içkiye itildiğini" söyleriz ve çoğu kez bu kesinlikle doğrudur. Kişi
    zihninde, vücudunda ya da ruhen öylesine izdirap çekmektedir ki, bundan
    kaçmak ihtiyacini duyar. İşlev görebilmek ve izdiraplariyla başa çikabilmek için
    alkolün yardimina ihtiyaci olduğunu düşünür. Ayni şey yemek içinde geçerlidir.
    Çaresiz olan bir sürü hasta, boşluğu doldurmak, çaresizlik hissini yenmek için
    teselliyi yemekle arar. Yiyecekler bir koltuk değneği ya da emzik yerine geçer.
    Benzer nedenler çok fazla sigara içmenin altinda da yatar.
    Kilo kaybetmek, sigara ya da içki içmeyi birakmak için araz tedavisi olan
    insanlar biliyorum. Tedavileri bazilari için etkindi; ama sadece ellerinden koltuk
    değneği alindiği için, sonradan ciddi bir sinir krizine neden oldu.
    Böyle tepkiler aşin alişkanlik nedenlerinin tedavi edilmesinin ne kadar önemli
    olduğunu vurgular. Neden yok olduğundan, sigara ya da içki içmek, aşiri yemek
    yemek arzusu yok olacaktir. Arazlar, aşin istekler bastirilarak yok edilirse,
    mutlaka başka yollardan ortaya çikacaktir.
    Son senelerde Kizil Çin 'i ziyaret eden Batili insanlarin öncelikle filme aldiklari
    ve üzerinde yazilar yazdiklari konu akupunkturun anestezideki kullanimi oldu.

    Bu, Geleneksel Akupunktur uzmaninin görevinin bir parçasi midir?
    Bu akupunkturun farkli ve özel bir şekilde kullanimidir. Tam anlamiyla bu
    uygulamaya Akupunktur analjezi (ağri duymazliği) demek gerekir çünkü hasta
    uyutulmamiştir. Ameliyat sirasinda hastanin bilinci yerindedir ve sadece
    bedeninin belirli bir kisminda aci hissini kaybetmiştir. Bati'da çok konu
    olmasinin nedeni kullanilan tekniğin yeni olmasi ve Cinde de çok reklaminin
    yapilmiş olmasidir.

    Modern Çin'deki akupunkturcular eski sistemleri araştirmakta ve bedenin
    ameliyat yapilmasi gereken farkli bölgelerin uyuşturulmasi için denemeler
    yapmaktaydilar. Bu, çok basit bir işlemdir- bedenin belirli noktalarina
    akupunktur iğneleri batirilir. Çoğunlukla iki, belki de dört iğne genellikle
    bacağin alt kismina ve ayaklara ya da kollarin aşaği kismina ve kulaklara
    batirilir. Sonra iğnelerin her biri ameliyattan yirmi dakika kadar önce uyarilir
    (ameliyat sirasinda da belirli araliklarla). Bu uyarmalar ya elle ya da bir makina
    ile yapilir.
    Bu uygulamanin çok başarili olduğu görülmüştür. Hastalar ameliyat süresince
    bilinçli ve tamamen rahat ve sakin görünürler. Kan basinci, solunum ve nabiz
    normaldir. Birçok kez hasta cerraha faal olarak yardimci da olur (örneğin, kendi
    nefes alişini düzene sokarak).

    Uyuşturulmuş bölgede bir his duyulur ama aci hissedilmez. Cerrah deriyi
    yardiğinda hasta sanki cildinin üzeri bir kalemle çizilmiş gibi bir his duyar. Bir
    organin hareket ettirildiğinin, kemiğin kesildiğinin farkindadir ama tüm
    hissettiği bu kadardir. Cinde ulaşilmasi güç kirsal bölgelerde, çok acele ameliyat
    olmasi gereken hastalarin hastaneye getirilemediği ya da anestezi için gerekli
    malzemelerin bölgeye ulaştirilamadiklari durumlarda, bu tür anestezi
    yöntemleri özellikle çok faydalidir. Bu tekniği kullanarak çok sayida hastanin
    hayati kurtarilmiştir.

    Batida da, Akupunktur aneljesinin oynayabileceği önemli bir rol vardir.
    Geleneksel anestezi kullanilmasi, yaşamlari, yaşlilik ve kalp yetersizliği gibi
    nedenlerle tehlikeye girecek hastalari ameliyat etmeyi mümkün kilacaktir. Bu
    insanlar şimdi başka tür anestezi imkani olmadiği için hayatlarini izdirap içinde
    geçiriyorlar.
    Akupunktur aneljesinin bir kaç faydasi daha vardir. Sadece kullanilan
    geleneksel yöntemlerden daha ucuz değil, ayni zamanda hastalara ameliyat
    süresince ya da sonrasinda, hiç bir yan etkide bulunmamasi gibi çok büyük bir
    özelliği de vardir. Acil bir durumda, midenin boş olmasi gibi bir gereksinim olmadiği
    için, ameliyatlar derhal yapilabilir. Hasta ameliyattan önce ya da sonra
    istediği zaman yemek yiyebilir. Ameliyat sonrasi hastanin kendine gelme süresi
    çok kisadir. Hasta çoğu zaman ameliyat masasindan kalkip yatağina
    yürüyebilecek kadar iyidir.
    Tüm bunlara rağmen, Batida ki kullanimi açisindan bir tereddütümü de dile
    getirmeliyim. Ağri hissinden korkmak üzere şartlandiğimiz ve önemli
    ameliyatlar sonunda ortaya çikan sarsintilari gözlediğimiz ve hakkinda çok şey
    duyup düşündüğümüz için, ameliyat sirasinda bilinçli olmamizi beklemek bize
    çok zor gelebilir (özellikle bölgesel uyuşmanin ameliyat sirasinda birden
    azalmasi da mümkün olduğu için).
    Akupunktur aneljesi doğum sirasinda çok başarili olarak kullanilabilir. Anne
    doğum sirasinda tamamen bilinçli olduğu halde hiç bir ağri duymayacaktir.
    Ayrica ilaçlara da gerek kalmayacaktir. İnsanlar bu konuda kolaylikla
    eğitilebilecekleri için, doğum sirasinda akupunktur kullanilmasi Batida sağlik
    hizmetlerine çok büyük yararlar sağlayabilir. Bu durumda, Geleneksel
    Akupunktur uygulamak için gerekli tüm eğitimi almaya gerek yoktur. Uzman
    akupunkturu sadece bu amaçla kullanacaktir ve teşhis koyma ya da tedavi ile
    ilgilenmeyecektir.

    Görüldüğü gibi. Akupunktur aneljesi Geleneksel Akupunktur ve hatta "yerel
    doktor" ya da "yalinayakli doktor" tatbikatindan çok farklidir. Eğer bir kimseye
    ameliyat, diş tedavisi, doğum gibi nedenlerle akupunktur aneljesi uygulanmişsa,
    daha sonra bir Geleneksel Akupunktur uzmani tarafindan kontrol edilmeli ve
    enerjisinin tekrar dengesini bulduğundan emin olunmalidir (sadece nadiren
    dengeyi tedavi etmek gerekir). Bu kontrol, o kimsenin gelecekteki sağliğini
    güvenceye alacaktir.


Benzer Konular

  1. Piramitler Hakkında Sırlar ve Bilgiler
    Konuyu Açan: haarun, Forum: Mısır Mitolojisi.
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 24-May-2009, 10:40
  2. Dj tiesto hakkında
    Konuyu Açan: danny, Forum: Diğer Müzik Türleri.
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 23-Eyl-2007, 16:54
  3. Akupunktur hakkında kısa kısa..
    Konuyu Açan: buraQ, Forum: Alternatif Terapiler.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 16-Tem-2006, 20:48

Sayfa etiketleri:

dispirin nedir

akapunkturda alina veri̇len işikk

akupunktur tedavisini ilk hangi uygarlık bulmuşturakupunktur hakkında her şeyAkapunktur ile ilgili herşey

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140