Hastaliklarin Önlenmesi
Eğer kişi zamaninda akupunktur tedavisi olursa, hastaliğin ilerlemesi
önlenebilir mi?
Çoğu kez, evet. Önlem, Geleneksel Çin Akupunkturu'nun ana amaci ve
temelinde yatan ana kavramdir. İdeal olarak ve öncelikle bir önleyici tedavi
olarak görülmeli ve kullanilmalidir.
Uzman, hastalik ciddi olarak gelişmeden çok önce, hastanin nabizlarindan ve
diğer teşhis yöntemleri ile o kişide herşeyin yolunda olmadiğini anlayacaktir.
Daha önce Çinliler, oniki organ ve işlevler beraberce dengede ve uyumluca
çaliştiklarinda, kişinin beden, zihin ve ruhunda hiç bir hastaliğin olamayacağini
keşfettiğini anlatmiştim. İnsanoğlu tarafinda bilinen her hastalik bir ya da daha
fazla sayida organ ve işlevlerin enerji dengesizliğinden kaynaklanir. Bu nedenle,
eğer uzman dengesizliğin ilk işaretlerini görebilirse, düzeltip bedenin normal
işlevlerine dönmesini sağlayabilir ve böylece hastaliğin ilerlemesini engeller.
Düzenli araliklarla muayene olmanin çok önemli olduğu anlaşiliyor. Akupunktur
uzmani, insani yalnizca bir şeyin bozulmaya başlayip başlamadiğini anlamak
için muayene etmeyi kabul eder mi?
Tabii, memnuniyetle eder. Geleneksel akupunkturun en keyifli, kuvvetli ve
güven veren yönü onun bir önlem ve sağlik bakimi sistemi olmasidir. Eski Cinde,
insanlar akupunktur uzmanlarini, her mevsim değişiminde herhangi bir
dengesizlik işaretinin olup olmadiğini kontrol etmesi ve düzeltmesi için ziyaret
ederlerdi. Bu, modem Çin içinde hala geçerlidir.
Eğer biraz düşünecek olursaniz, arabamizi iyi çalişmaya devam etmesi için
düzenli araliklarla servise götürürüz. Eğer tamirci araba üzerinde çalişmasi
gerektiğini söylerse, hiç tereddüt etmeden izin veririz. Ama biz sahip olduğumuz
en değerli şeyler olan beden, zihin ve ruhumuz için ne yapariz? Onlari gözleyip,
uzun yillar sağlikli ve mutlu yaşamalari için arada bir servise götürür müyüz?
Kaç kişinin geç kalip, zararin ortaya çikarak, bedenlerinin mekanizmasi
bozulana kadar beklediğini görmek için herhangi bir doktorun muayenehanesine
gidip bakmaniz yeterli olacaktir. Keşke daha önce dikkat etmiş olsaydilar.
(Onlari da suçlamak doğru olmaz. Bati tibbi sağlik bakimindan çok, devamli
olarak hastaliğin tedavisini vurgular ve çareler arar.)
Çinliler çok daha akilli davranmişlardir. İnsanlar akupunktur uzmanlarina
hastaliklari önleme yeteneklerinden dolayi, kendilerini iyi hissettiklerinde
giderlerdi. Gerçekten de, hastalanirlarsa da uzmanin vazifesine son verildiği
söylenir. (Eski Çinin askeri ya da yüksek derecede ki memurlar sinifinda, bazen
de uzmanin hayatina son verilirdi!) Fakat, doktorlarin bu sorumluluklariyla
açikça ortaya konan, hastaliği engellemek için sadece arada bir kontrolden geçip
tedavi görmenin yeterli olmadiğidir; insanlar kendilerine de bir rol düştüğünü
bilirlerdi -doktorlarin önerilerini dinlemeleri, beden, zihin ve ruhlarinin
işlevlerini, çevre ve başkalariyla olan ilişkilerini gözlemeleri gerektiğini
bilirlerdi.
Daha önce, akupunktur uzmaninin insanin enerji dengesini neden yitirdiğini
anlamasi gerekir demiştiniz. Galiba kişinin de tekrar ayni dengesizliğe
ditmemesi için dengesizliğin nedenini anlamasi gerekir?
Söylediğiniz doğru. Kişi, dengesizliğin ilk ortaya çikişinda nedenlerini bilmez ve
tekrar etmesine önleyecek önlemler almazsa, o zaman dengenin tekrar bozulmasi
çok kolay olacaktir. Eğer hastaliği önleyeceksek, nedenlerini bizim de anlamamiz
gerekir. Kendi kendimize "hastalik nasil ortaya çikti?" diye sormaliyiz.
O zaman, oniki meridyen ya da enerji hatlarinin işlevlerini ve dengelerini neler
bozar?
Bunun cevabi iki yönlüdür.
İlki, kişinin yaşamini nasil sürdürdüğüdür. Bu genel yöndür. Çinliler oniki
meridyenden akan enerjinin gerginlik, zorluklar ve duygusal sarsintilara karşi
hassas olduğunu görmüşlerdir. Tüm hastaliklar bu faktörlere bağlanabilir diye
düşünülür. (Tabii mekanik ve kimyasal nedenli hastaliklarin dişinda.)
İkincisi kişinin beden, zihin ya da ruhsal bir hastaliktan şikayeti olabileceğidir.
Çinliler, hastaliğin kişinin içindeki durumla diş dünyanin birbirlerini
etkilemesinden kaynaklandiğina ve bunu ortaya çikaran belirli iç ve diş (her biri
yedişer) etkenler olduğuna inanirlar. Örneğin, aşin korku, keder, kizginlik,
sevinç, üzüntü ve endişe iç etkenler olarak enerji dengesini etkileyecektir. Ayrica
kalitsal beden yapisi da etken olabilir. Diş etkenler olarak da çevresel
değişiklikler etkin olabilir; bunlar, geleneksel olarak, soğuk, sicak, kuruluk,
nemlilik, islaklik, rüzgar ve ateştir.
Hepimiz, belirli zamanlarda, bu iç ve diş etkenlerle yüz yüze geliriz ama sağlikli
bir beden, zihin ve ruh bunlarla başa çikabilir. Örneğin, bazen endişeleniriz ya
da çok aşiri sicak ya da nemli yerlerde bulunuruz; fakat, kisa bir süre sonra zihin
ve bedenimiz alişir ve bu durumdan kötü etkilenmeyiz. Fakat, beden, zihin ve
ruhumuz devamli olarak iç ve diş etkenlerin etkisi altinda kalirsa, bu Chi
enerjisinin ciddi olarak dengesini bozmasina ve beden, zihin ve ruh olarak
hastalik belirtilerinin ortaya çikmasina neden olur.
İltihapli ve bulaşici hastaliklarda, eğer kişi tam olarak sağlikli ise, Çinliler
bedenin hastaliğa karşi gelebileceğine inanirlar. Gerçekten, bedenin direnci, bu
etkenlerden biri yüzünden azaldiğinda ise hastalik yerleşebilir. Sağlikli kalmak
için olaylarla hareket edip, değişebilmeliyiz ve gerginlik yaratan etkenlerle
direncimizi bozacak ve normal enerji dengemizi tekrar kuramayacak kadar
yüklenmemeliyiz.
Enerji dengemizi bozmamak için ne yapmaliyiz? Çinliler ne yaparlardi?
Çinliler bizim doğada var olan herşeyin bir parçasi olduğumuzu ve de herşeyden
etkilendiğimizi anlamişlardi. Bizim bugün çok sik yaptiğimiz gibi kendilerini
herşeyden ayri ve kopuk görmezlerdi. Ayrica kendi sağliklarinin, bugün, bizim
sağliğimiz için sorumluluğu doktorlara birakmamizdan çok farkli olarak, kendi
sorumluluklari olduğunu görmüşlerdi. Çinliler için nasil sağlikli ve dengeli
olunacağini bilmek çok önemli idi.
Önce yaşam hizlarini düşünelim. Tabii ki bizimkinden çok daha yavaşti.
İnsanlarin düzen, huzur, mutluluğunun (buna bağli olarak sağliğinin) her kişinin
Tao'yu takip etmek için sarfettiği çabadan çiktiğini anlamişlardi (XIII. Bölüm'e
bakiniz). Her kişinin öncelikle yapmak istediği kendi içinde ve hayatinda denge
ve uyumu bulabilmekti. İdeal olarak, bu denge ve uyum gittikçe genişleyen
daireler halinde yayilacakti- aileye, evlerine, oradan köy ya da şehre, oradan da
gittikçe genişleyerek tüm ülkeye. Tüm yönleriyle işlerini, ailenin ve komşularin
tüm ihtiyaçlarini, ülke hükümetinin siyasetini destekleyecekti. Hayatin ve sanat
çalişmalarinin tüm gereksinimlerinin üretimini etkileyecekti. Bu Doğa ile
yaşamayi ve Doğa'nin kanunlarini kabul eden bir hayat felsefesi idi.
Yaşam her zaman günden geceye, hareketten dinlenmeye, mutluluktan hüzne,
yang'den yin'e devamli hareket edip akmaktadir. Böylece herşey geçicidir.
Çinliler, yarin başarisizliğin olabileceğini, başari ve hirsa kapilmanin manasiz
olduğunu gördüler. Yarin yok olabilecek bir şey için böbürlenmek aptallikti.
Böylece iyi ya da kötü, gelen ve gideniyle, doğa kanununu kabullendiler.
Bu nedenle, Tao'yu takip etmek için çok eski Çinliler aşiri olan her şeyden
kaçmayi, herşeyde ilimli olma gerekliliğini vurguladilar. Genelde basit yemeyi ve
yaşami seçtiler, çok nadir olarak vücutlarini ya da zihinlerini fazlasiyla
yorarlardi; ve doğal olarak da aşin kazanç için uğraşmazlardi.
Doğa kanunu anlayişlari ve hastaliğa neden olan yedi iç ve diş etkenlerle (bir
önceki cevaba bakiniz) kendilerinde de herhangi bir hastalik işaretini tanirlardi.
Başağrisi, iştahsizlik, yüksek ateş ya da benzeri gibi en ufak belirtilere dikkat
edip, onlarla mümkün olduğu kadar kendileri uğraşirlardi. Yaşamlarinda neler
olduğunu, neler yediklerini, mevsimi, günün hangi saati olduğunu, havayi
düşünürlerdi. Ve arazlarin nedenlerine, doğanin verdiği mesajlara uyarak, karşi
koymaya çalişmişlardi. Belirtiler aşiri gerginlik, ya da çalişmadan; ya fazla, ya
da yanliş yiyeceklerden olabilirdi. Bazi yiyecekler ateşli durumlar, bazilari ise
soğuk ve uyuşuk durumlar, kol ve bacak ağrilari için yararlidir. Bazilari ise kani
temizlemek ya da kan yapmak için faydalidir. Bazisi kuvvet ve enerji verir, ve
bazilari enerjiyi yatiştirir. Böylece beslenme alişkanliklari, yiyecek, egzersiz,
davraniş, nefes alma, bağirsak v e benzeri şeylerle ilgilenmişler ve hastaliğin
nedenlerini belirliye bilecek miyiz diye bakmişlardi.
Çinliler ayni zamanda hastaliklarin yavaş geliştiğini gözlemlediler. Hastaliğin
belirtileri, kendisinin ciddi bir şekilde ortaya çikmasindan aylar ya da yillar önce
görülebilir. Ne kadar küçük olsa da, tekrar eden her belirti ciddi bir ikaz işareti,
beden, zihin ve ruhun her şeyin yolunda gitmediğini söyleyen bir tehlike belirtisi
olarak alinmalidir. Bu ilk belirtiler yerlerini ciddi bir hastaliğa birakmadan önce,
sorunun altinda yatan nedeni keşfedecek kadar bir süre vardir.
İnsanlar, sadece kendi kendilerine çözüm getiremediklerinde, Geleneksel
akupunktur uzmanina başvururlardi. O da ustalik ve bilgisi ile nedenin kesin
olarak yerini belirler ve düzeltmeye koyulurdu. Akupunkturun yani sira bu
tedavi, bitkileri kullanmak ve masaj, diet ve fiziksel egzersiz programi, nefes
alma egzersizleri, bağirsaklarin daha iyi çalişmasi için ilaçlar gibi şeyleri de
içirirdi.
Bu bilgileri, burada, Bati'da hastaliğin önlenmesi için ne şekilde kullanabiliriz?
Bir kez beden, zihin ve ruh hastaliklarinin kendi kendilerine olmadiklarini,
bizim hiç bir sorumluluğumuz yokmuşçasina dişaridan gelip bize
saldirmadiklarini anlarsak onlardan daha az korkariz. O zaman belki biz de
kendimiz için biraz daha sorumluluk üstleniriz. Genellikle soğuk alginliği, baş
ağrisi, aylik kanamalarin düzensizliği, kusma hissi ya da yüksek ateş gibi
şeylerin ne yazik ki öyle rast gele olduğunu düşünürüz. Hatta daha ciddi bronşit,
anfizem, kalp zafiyeti, mafsal iltihabi ya da kanser gibi problemlerde bizim hiç
bir hatamiz olmadiğini düşünürüz.
Fakat bu hastaliklar çoğu kez doğal yaşami ve doğa kanunlarini hiçe saymaktan
çikar. Çoğu zaman sağliğimizla yaşamamiz arasindaki ilişkiyi göremeyiz.
Bizlerinde eski Çinliler gibi bu bilgiyi kullanabilmemiz gerekir.
Ayni zamanda bizi doktorun iyileştirmesi gerektiğini düşünür, müdahale ederek
bizi iyileştirmesini bekleriz. Bizi iyileştirme sorumluluğunu ona yükleriz
(başaramazsa onu suçlayabiliriz de). Esrarengiz bir diş kuvvetin bizi iyileştirip
birakacağini ümit ederiz. Eğer doktor ile beraber çalişmayi isteseydik, sağlikli
kalmak için onun önerilerini kabul edip sorumluluk yüklemeydik ne kadar iyi
olurdu.
Sağliğimizin ve mutluluğumuzun başkalari tarafindan gözetilmesini beklemekle
biz kendimize sahip çikmamiş oluruz. Kendi kendimize yetecek gücü yitirmek
bizi gereksiz yere korkutur ve aciz kilar. Geleneksel Çin Akupunkturu'nun
güzelliği bunu tam tersini yapmasindadir. kendimize bakmamiz ve
saklanmamamiz için güç verir; kendimize yardim etmemizi ve yine kendimiz için
sorumluluk almamizi sağlar.
Dikkat edersek, biz kendi şartlarimiz, çevremiz, iç ve diş diğer etkenlerden
etkilenmeyi önleyebiliriz. Hasta olmaya başladiğimizi farkettiğimiz zamanlar
vardir ve işte o zaman bunlari düşünüp hastaliğa neden olan etkenleri
düzeltmeye çalişmaliyiz. Hastalik hiç de esrarengiz değildir. Basit olarak neden,
vücut, zihin ve ruhumuza fazla yüklenilmesinin doğal ve kabul edilebilir bir
sonucudur. Çinlilerin verdikleri mesaj ilimli bir hayat sürmek, ve doğanin ritmi
ile uyum içinde yaşamaktir. Bunu biraz daha açikliğa kavuşturmak için doğanin
ritminin ve ilimli yaşamak ile ne demek istediğimizi düşünelim.
Önce, yin ve yang ve beş elementin nasil çaliştiğini düşünelim. (Bunlardan III.
Bölüm'de söz etmiştim). Yin ve yang'in doğal ritminin gün ve gecenin, ve hareket
ve dinlenmenin birbirini takip etmesinde ifade edildiğini görebiliriz. Beş
elementin doğal ritmini de mevsimlerin ritminde görebiliriz. Bu doğal ritimlerin
bozulduğunu hayal edin. Günün gece boyunca ya da gecenin gün boyunca devam
ettiğini varsayalim. Ya da sonbahar yerine yine ilk baharin geldiğini düşünelim.
Tam bir karmaşa yaşanacaktir. Ama işte bizim yaptiğimiz da zaten budur.
Devamli olarak günleri gecelere, ve geceleri güne uzatmaya çalişiyoruz -dinlenme
zamaninda aktif olmak, ya da tam tersi gibi.
Çocuklar yorulduğunda gözleyiniz. Kivrilip yatar ve hemen uyurlar.
Aciktiklarinda, yemek yerler; ve biktiklari zaman da dururlar. Bu yin ve yang'in
doğal ritmine uymak demektir. Ama biz büyükler bu ritim ve ilimli yaşamayi
reddederiz. Çok yorgun olduğumuz halde kendimizi çalişmaya zorlariz. Gece çok
geç saatlere kadar uyanik kaliriz. Kalkmamiz gereken saatte uyuruz. Karnimiz
tokken, ya da henüz acikmamişken yeriz, aciktiğimizda da doğru dürüst yemeyiz.
Bu tür alişkanliklarin hiç bitmeyen bir listesini yapabiliriz. İstediklerimizi
yapmak için doğayi bilmemezlikten geliriz; doğa kanunlarini devamli hiçe
saymamiza rağmen, iyi bir haşati tüm yil boyunca hiç durmadan biçebileceğimizi
düşünürüz.
Duygularimizla neler yaptiğimizi düşünelim. Bir çocuk mutlu olduğunda güler;
üzgün olduğunda ya da cani acidiğinda ağlar. Ama büyükler içimizden geldiği
gibi doğal olmanin kabul edilemeyeceğini düşünürüz. Gözyaşi, keder ve
kizginliğimiz, bastirir, ve içimizden geleni çok az gösteririz. Böylece doğal
tepkileri ve beş elementin akişini durdururuz.
Tekrar Günortasi ve Geceyarisi (IV. Bölüm) kanunlarini düşünelim. Eğer kendi
doğal saatimize biraz daha dikkatle bakarsak, işlerimizi doğru (ya da yanliş)
zamanda yapmamiz için bize yol gösterecektir. Yemeklerimizi mide için en uygun
zamanda.
örneğin sabah yedi ile dokuz arasi yersek, doğanin ritim akişina uymuş oluruz ve
bu da bizim yararimizadir. Diğer bir deyişle, iyi kahvalti etmek önemlidir.
Bağirsaklarimizi sabah beş ile yedi arasi boşaltmamiz daha iyidir. Akşam saat
yedi ve onbir arasi sosyal ve aktif olmak daha kolaydir. Gece onbir de yatip
uyumak iyidir (böylece ahşap elementinin "bakanlar"i, biz zihinsel ve fiziksel
olarak hareketli değilken, planlama ve karar alma ile uğraşabilirler. Bu saatte
fazla hareket uykusuzluğa neden olabilir).
Hastaliğa neden olan yedi iç ve yedi diş etkeni düşündüğümüzde (daha önceki
cevaplarda açiklanan) dengeye ve her hangi bir faktörün fazla olup olmadiğina
dikkat etmeliyiz. Çok uzun zamandan beri mi kederliyim? Aşin derecede
üzüntülü ya da kizgin miyim? Rutubetli evden niçin aşiri rahatsiz oluyorum?
Niçin hep üşüyorum?
Yaşam tarzimizi, içinde olduğumuz durumlari ve bunlarin sağliğimizi nasil
etkilediklerini düşünmeliyiz. Ne tür aşin baski ve gerginliklerle karşilaşiyorum?
Beğenmediğim ve kizdiğim bir işte mi çalişiyorum? Başa çikmak zorunda
olduğum öfke, kizginlik, nefret, kiskançlik, yalnizlik ya da keder mi var? Çok
kötü şartlar altinda mi çalişiyorum? Çok aşin mi çalişiyorum, yoksa gerektiği
kadar çalişmiyor muyum? Çok fazla karar ve sorumluluk almak durumunda
miyim? Belki canim sikiliyor? Belki de günümüzdeki rekabetten derece almak,
takdir edilmek, başari, güç, mevkii için çalişmaktan mi rahatsiz oluyorum?
Bu nedenle beş elementi hatirlamamiz gerekli. Duygularimiz aşin ya da
uygunsuz olduğunda farkina varabiliriz. Hep ağliyor muyum? Her zaman şikayet
mi ediyorum? Belirli yiyecekleri ve tadlari canim çok mu çekiyor? Sik sik
bulunduğum yerin fazla sicak ya da soğuk olduğunu mu hissediyorum? Buna
benzer her hangi bir işaret bizi dengesizlik mi var diye şüphelendirmelidir ve
daha iyi bir denge ve uyum için değişiklikler yapmayi arzu etmeli ve böylece de
hastaliklari önlemeliyiz.
Günümüzde, doğal olarak sağlikli bir yaşam sürmek kolay değildir. İdeal olarak
çok daha temiz yiyecekler yemeli, daha temiz hava almali, doğa ile daha uyumlu
ve baskilardan uzak, sakin çalişmaliyiz. Doğaya, evrene ve tanriya daha yakin
sakin ve mutlu yaşamasini bilmeliyiz.
Bütün bunlarin hepsi bizim kontrolümüzde değildir ve tabii ki bazi zorluklara,
baski ve endişelere mani olunamaz. Bazen işlerimiz yolunda gitmez ve kazalar
olabilir; ama kişisel durumumuzu düzeltmek için yapabileceğimiz çok şey vardir.
Belki yapilacak en önemli şey değerlerimizi yeniden gözden geçirmektir.
Teknolojik hengameden hayal kirikliğina uğramiş ve hayatlarina başka yönlerde
zenginlik ve anlam getirmek isteyenler her zaman daha sağlikli bir yaşama
doğru adim atmişlardir. Yaşamdaki kaliteyi nerede bulduklari hiç önemli
değildir. Dinde, felsefede, sanat ya da müzikte, doğaya ve doğa kanunlarina daha
yakin yaşamayi mümkün kilan bir yaşam tarzinda bulabilirler. Günlük yaşamin
basit işlerinde ve zevklerinde de bulabilirler. Önemli olan onu nerede olursa
olsun bulabilmektir.
Bir kez bu değerlendirme yapildiğinda her şey yerini bulacaktir. Yaşama,
işimize, zevklerimize ve sahip olduklarimiza karşi olan tutumumuz doğal olarak
değişir. Zevklere ve maddi zenginliğe verdiğimiz önem yok olur. Yaşamdan
alacağimiz şeyler için çabamiz azaldikça, yaşama neler verebileceğimizi
görmenin zevkini keşfederiz. Tüm insanlara bedava verilmiş doğal şeylerdengökyüzü,kuşlar, ağaçlar ve hepsinden önemli bize eşlik eden tüm insanlardan zevk alacak zamani daima bulabiliriz. Daha çok görür, işitir ve yapilmasi gereken şeylere dikkatimizi daha çok verebiliriz. Koşuşma ve telaş içinde iken gözümüzden kaçan yaşam zenginliğini bulmaya başlariz.
Değerlerimizi ve hayata bakişimizi doğrudan bu şekilde değiştirmeye başlarsak,
fiziksel bedenin durumunu etkileyen zihin ve ruh uyumuna doğru yaklaşiyoruz
demektir. Ch'i enerjisi daha kuvvetlenip dengesini bularak, çok daha sağlikli
düzeyde işlev görmemizi mümkün kilar. Böylece, değerlerin tekrar gözden
geçirilmesi bile beden, zihin ve ruhun bakiminda yardimci bir adimdir.
Özetleyecek olursak, kendi sağliğimiz için sorumluluk almayi öğrenebiliriz.
Yaşam tarzimiza ve onun getirdiği gerginliklere dikkatle bakabilir ve baskilarin
belirtilerini görebiliriz. Ayni zamanda, doğa kanunlari ve devinimiyle uyum
içinde yaşamaya çalişabilir ve bizi daha dengeli ve ilimli bir yaşama
götürmelerine izin verebiliriz.
Kendimize -bedenimize, zihnimize, ruhumuza- iş ve oyun, egzersiz ve dinlenme
için uygun zaman ayirarak, daha iyi bakabiliriz. Burada dinlenme, güneş ve
dünyanin devrimi ile uyumlu olarak uyumaktir, geceyi gündüze, gündüzü geceye
çevirmeye çalişmak değil. Her gün kendimizi tazelemek ve tekrar kendimizle bir
olabilmek için yalniz ve sessiz olabileceğimiz zamani ayirmaliyiz.
Beslenme ve Yemek Yeme Alışkanlığı
Diğer bir sorumluluk da beslenmemize ve yemek yeme alişkanliklarimiza dikkat
etmektir. Daha önce söylediğim gibi, belirli tadlar belirli elementlerle ilgilidir. Bu
nedenle doğru dengelenmiş bir şekilde beslenmek hem tad, hem de besin
açisindan faydali olur. Çok tatli, ekşi ve aci, fazla baharatli, tuzlu yememeye
dikkat etmeliyiz. Tüm tadlari kararinda almaliyiz. Çinliler, eskisinden yaptiklari
gibi, hala yiyeceklerin taze olmasina çok önem verirler. Sebzeleri topladiktan, eti
hayvanin öldürülmesinden bir kaç saat içerisinde yemeğe çalişirlar. Bunun
nedeni, içindeki Chi enerjisi henüz canli iken yiyeceği yemektir. (Bu nedenle
günde iki kez sebze pazari kurulur). Bu uygulamada büyük bilgelik vardir ve biz
de mümkün olduğunca aynisini yapmaya çalişmaliyiz. Çok fazla dondurulmuş,
konserve edilmiş, kimyasal madde ile muhafaza edilmiş yiyeceklere bağimli
olmamaliyiz; yiyecekleri taze iken, yani mevsiminde almali ve yemeliyiz.
Yemekleri belirli saatlerde ve en önemlisi, kararinda, yemeğe çalişabiliriz.
Hatirlamaliyiz ki mide, yemeği en iyi sabahlari, en az da geceleri sindirebilir.
Sağlik açisindan günün ana yemeğini çoğunlukla yaptiğimiz gibi geceleri yemek
elbette ideal değildir. Bir ata sözü vardir, "Kahvaltiyi kral gibi, öğle yemeğini
prens ve akşam yemeğini de yoksul gibi yiyin"der. Bu çok anlamlidir.
Beslenme şeklimizin mümkün olduğu kadar sağlikli, dengeli ve taze olmasini
sağlamanin yani sira, püskürtülen ilaçlarla kirlenmemiş, çok fazla kimyasal tad
ve renk verilmemiş ve de ticari amaçlarla bozulmayi önleyici kimyasal ve kati
maddeleri olmayan yiyecekleri seçmemiz gerekir.
Çok miktarda doğal gübre ile yetiştirilmiş, buğday tohumu gibi besinleri
parçalanmamiş tahil ve hububat yemeliyiz. Kepekli ekmek ve kepekli un
ürünleri, işlenmemiş pirinç, kepekli buğday, arpa, çavdar dövülmüş yulaf- tüm
bunlarin sağlikli bir beslenmeye büyük yardimi vardir. Baklagiller ve nohut,
fasulye, soya fasulyesi, mercimek, findik ve ceviz gibi sert kabuklu yemişler,
susam ve ayçiçeği tohumlari, filizlenmiş Çin fasulyesi gibi belirli tohumlarin
besin değeri son derece yüksektir ve değerli protein kaynaklandir. Beslenmemizi
bunlarla takviye edersek, fazla yendiğinde bedenimize hayvansal yağ veren et ve
peyniri çok yememize gerek kalmaz. Çok miktarda sebze, salata ve meyve yemek
(tekrar taze ve mevsiminde olmalari tercih edilmeli) alişkanliğini edinmelisiniz.
Eğer tatlandirilmiş yiyecekler istiyorsak saf rafine edilmemiş şeker ve bal
kullanmaliyiz.
Batida çok fazla tatli ve yağli yemek yeme eğilimindeyiz. Bedenlerimizi şeker,
pasta, tatli, şekerleme, meşrubat ve bisküvilerle doldurmamaliyiz. Ayni şekilde,
çok miktarda tereyaği, krema, yağli süt, peynir, çikolata yememeli ya da
tereyağli, kizartilan etten damlayan yağ ve domuz yaği ile pişirilmiş ya da
kizartilmiş, çok yağli, şişmanlatici yemeklerden kaçinmaliyiz.
Yeme alişkanliklari üzerine son bir nokta olarak da "yemekleri içmeli, içecekleri
yemeliyiz". Bu çok eski ama akilli bir sözdür. Yiyeceklerimizi ağzimizda iyice
ufaltip su gibi olana kadar çiğnemeliyiz ve sivilari da çok yavaş yudum yudum
içip ağzimizdaki salgilarla iyice karişana kadar tutmaliyiz. Yiyeceklerimiz kadar
nasil yediğimizde önemlidir. Hazim ve sindirimi doğru başlatmaliyiz, bu da tüm
yiyecek ve içeceklerin ağizdaki salgilarla iyice karişmasindan önce olamaz.
İhraç Etmek
Beslenme ve yemek yeme alişkanliklarina baktiktan sonra, dikkatimizi bunlari
ihraç etmeye çekmeliyiz. Bunun önemini ne kadar söylesem azdir. Bağirsaklar,
sidik torbasi ve böbrekler işlevlerini düzgün görebilmelidirler. Eğer onlarla ilgili
herhangi bir sorun varsa, önemseyip göstermeli ve tedavi ettirmeliyiz. Daha önce
Çinliler'in saatlerinden (IV. Bölüm) bahsedildiğinde söylendiği gibi bağirsaklarin
en iyi çaliştiği süre sabah beş ile yedi arasindadir. Eğer bu zaman içinde dişari
çikmayi alişkanlik haline getirir ve kendinize zaman tanirsaniz, göreceksiniz ki
kabizlik ve benzeri şikayetler sonucu ortaya çikan bir çok rahatsizliklar yok
olacaktir. Deri üzerinden de ihraç etmek çok önemlidir, terle atilan atiklar
düzenli olarak yikanmalidir.
Bedenden boşaltilmasi ve atilmasi gereken artiklarin bedende tutulmasi doğal
değildir ve kaçinilmaz olarak zararli ve toksik etkileri olacaktir. Bedene gerekeni
almak önemli olduğu gibi, gerekli olmayani atmak ta o kadar önemlidir.
Nefes Almak
Nefes almamiza özellikle dikkat etmeliyiz. İyi yemek kadar doğru nefes almakta
önemlidir. Hayati Ch'i enerjisi sadece "toprak ana"dan yediklerimizle değil, ayni
zamanda "gök baba"dan aldiğimiz nefesle yenilenir. Her gün bilinçli olarak taze
hava almak için harcanan zaman iyi harcanmiş zamandir. Nefes verme de ihraç
etmenin başka bir şeklidir. Doğru nefes vermesini bilmek, kendimizi atiklardan,
toksin ve gerginliklerden kurtarmak için yine çok faydali olacaktir.
Egzersizler
Egzersizlere gereken ilgiyi göstermeli ve kendimize uygun olanlari bulmaliyiz.
Yürümek belki en iyi yoldur ama değişik sporlar, dans, tai chi gibi hoşumuza
gidebilecek başkalari da vardir. Çin'de yaşli genç, hemen hemen herkesin
sabahin erken saatlerinde sokaklarda, meydanlarda ve parklarda taichi
egzersizleri yaptiklari görülür. Egzersiz dolaşimi, nefes almayi ve ihraç etmeyi
düzeltir; ve hepsinden önemli zihin ve duygularimizi sakinleştirir, rahatlatir.
Alışkanlıklarımızda Kararda Kalma
Alişkanliklarimizin kölesi olmamaliyiz. Arada sigara ya da puro, bir davette
alkollü bir içkinin bize hiç bir zarari olmaz. Yüklü geçen bir günden sonra
insanlar bir sigaranin ya da bir içkinin onlari rahatlatip gerginlikleri atmalarina
yardimci olduğunu hissederler. Ama bunu kararinda birakma önemlidir.
Eğer kendimizi siki bir gözlem altinda tutmuyorsak, çok sik olarak kendimizi
aşiriliğa kaçmiş buluruz. Bedenimizi gerginlikten kurtaracağimiza, onu daha çok
baski altinda biraktiğimizi görürüz. Bu aşiriliğa kaçma eğilimi çok şeyde görülür;
gece geç saatlere kadar uyanik kalmak, bir sürü partiler, davet ve eğlence, fazla
televizyon seyretmek, fazla fiziksel iş ya da egzersiz, fazla zihinsel çalişma, fazla
konuşma, fazla yemek yeme, fazla uyumak. Tüm bu aşiriliklar bizi sağliksizliğa
sürükleyebilir.
Bu nedenle amacimiz herşeyi kararinda birakmak olmali; ne kendimizi bu tür
zevklerden mahrum etmeliyiz, ne de aşiriliğa kaçmaliyiz. Mutlaka aşin
dengesizlik hallerinde olduğu gibi bazi şeylerin yasak edilmesi gerekebilir.
Dikkatli davrandiğimizda bu durumlarla da karşilaşmayiz.
Kişisel Olarak Dengeyi Bulma
Her birimiz diğerimizden farklidir. Bir kişi için doğru olan, bir başkasi için yanliş
olabilir. Her kişi kendi beden, zihin ve ruhunun ihtiyaçlarini anlamaya çalişmali
ve belirli sinirlar içinde kalmak için aklini kullanmalidir. Aşiriliğa kaçip tüm
hayatimizi bir şeyi yapmalimi yoksa yapmamali miyim diye endişe ile geçirmenin
de bir anlami yoktur. Beden son derece esnek bir organizmadir ve arada bir
karşilaştiğimiz çoğu baski ve gerginliklerle başa çikabilir.
Bunun ötesinde, kendi deneyimlerimden, iç dengeyi bulmamizda hayata bakiş
açimizin da önemli bir rol oynadiğini öğrendim. Eğer insanlar kendi endişelerini
daha az önemserler ve onun yerine başkalarina yardim etmeye çalişirlarsa, daha
kuvvetli ve sağlikli gelişeceklerdir. Bu alanda dengeyi bulmak, ruh ve zihni
kuvvetlendirir ve zamanla bu da kendini, bedenin sağlikli olmasinda kendini
gösterir.
Çocuklarımızın Eğitimi
Biraz zaman ayirir ve dikkat edersek, çocuklarimiza çok küçük yaşlarda
başlayarak sağlikli bir beden, zihin ve ruh için çalişmalarini ve aşiriliğa
kaçmamanin önemini öğretebiliriz. Bir çocuğun, henüz gelişme yaşinda iken her
hangi bir konudaki aşiriliğini hoş görmek, onu ilerideki yaşlarinda sağliğina
zararli alişkanliklara itmek olacaktir. Çocuklar beden mekanizmasinin
mucizelerini ve zihin, çevre ve tüm evrenle olan yakin ilişkisini öğrenmelidirler.
Hayatin en büyük zenginliklerinin hepimize bedava verilmiş olduğunu ve onlara,
tanrinin lütfettiği bütün bunlardan zevk alma firsatini da verildiğini
öğrenmelidirler.
Eğer "doğru" yetiştirilmişlerse; doğal devinim ve ritimlerle uyumlu yaşamaya,
kendi zihin ve bedenlerinden gelen mesajlari dinlemeye, yaşam tarzlarinin ve
çevrelerinin sağliklari üzerindeki etkilerini gözlemlemeye dikkat edebiliyorlarsa
ve tüm bunlara tepki gösterip ona göre davranabiliyorlarsa- yaşamlari da uzun,
ve mutlu olacaktir. Eğer gerçek değerleri sezme yeteneğini kazanabilmişler,
mutluluğun mevki, zenginlik ve maddi şeylerde olmadiğini anlamişlarsa ve
yaşamin kalitesinin yillarda değil, sadece her anin zenginliği ile ölçülebileceğini
öğrenmişlerse, hemen her durumda mutlu ve sağlikli olma firsatini
bulacaklardir.
Modern Dünyada Sağlık Bakımı
Kendimize bakmak için çaba gösteriyor ama buna rağmen basitte olsa yine bazi
sikinti veren rahatsizliklarimiz varsa, o zaman gerekli kişilere danişip tedavi
görmeliyiz. Bir sorun ne kadar erken teşhis edilir ve tedavisine başlanirsa, o
kadar az zarar vermiş olur ve düzeltilmesi de çok daha kolay olur.
Geleneksel Çin Akupunkturu burada kendini ortaya koyar ve niçin dünyada ki
en güzel iyileştirme yöntemlerinden biri olduğunu gösterir. Teşhis koyma ve
tedavi yöntemleri hastalik ciddi olarak gelişmeden, insanlarin sağlikli olmaya
dönebilmelerine sağlar.
Öte yandan akupunkturun tek başina hastaliği önleyemeyeceği de açikça
söylenmelidir. Uzman hastaliğin gelişmekte olduğu teşhisini koyar ve hastanin
yaşamindan kaynaklanan nedenleri, hastaliği hizlandiran etkenleri bulmaya
yardimci olabilir. Sonra o kişiye hastalikla savaşmasina yardim edecek tedaviyi
de yapabilir. Fakat, iyileşmenin kalici olabilmesi için, kişinin hayatinda
hastaliğa neden olan sebeplerin yine kişinin kendisi tarafindan düzeltilmesi
gerekir.
Teknolojik çağimiz, tüm ilerlemelere rağmen sağlik ve mutluluk açisindan kendi
tehlike ve risklerini de beraberinde getirmiştir. Ancak sorunlari taniyarak ve
insanlarin çözüm üretmek üzere birleşmesi ile sağlik şartlarini en iyi haline
getirebiliriz.
Daha önce söylediğim gibi, Çinliler, insanin herşeyin, tüm evrenin bir parçasi
olduğunu, evrendeki her şeyden etkilendiğini gördüler. Doğaya ve onun değişen
şartlarina büyük saygi duyuyorlar ve doğa kanunlarina göre yaşamaya önem
veriyorlardi.
İnsanlarin sağliği açisindan çevrenin durumu son derece önemlidir. Akupunktur
uzmani kişileri boşlukta yaşiyorlarmiş gibi tedavi edemez. İyileştirilmeleri ve
sağlikli kalmalari, ancak çevreleri -kendi toplumlari ve yaşam tarzlari- ile bir
ilişki içinde mümkün olur. Uzmanin görevi, gerektiğinde hastaliğa neden olan
etkenleri azaltmak için, insanlarin yaşam tarzlarinin sağliklarini nerede
etkilediğini göstermek ve durumu düzeltmek için önlem almalarini sağlamaktir.
Çevre sorunlari ve Bati'daki yaşam üzerine çok şey yazildi. Ona rağmen bu
konular sağlik için o kadar önemlidir ki, burada kisaca yine değinmek istiyorum.
Örneğin kendimize, "yüksek" yaşam standartlarinin, gittikçe artan dünya
nüfusunun, silahlanma ve uzaydaki yansin ve benzerlerinin bizi sağliğimiz
açisindan nasil etkilediğini sormaliyiz.
Son on yil içinde, çevre bilimi konusunda gittikçe artan bir duyarlilik gelişti ve
sağliğimizi tehdit eden tehlikelere karşi birkaç önlem de alindi. Buna rağmen,
geniş ölçekte yapilmasi gereken çok şey var. Bu gün yalnizca kendimizin değil,
dünyamizda yaşayan herkesin sağliği açisindan da sorumluyuz. Artik
davranişlarimizin dünyadaki etkileri her zamankinden daha fazla. Uzaydaki
faaliyetler, nükleer silahlanma, bilimsel araştirmalarin hepsi tüm gezegeni
etkilemektedir. Toksit maddelerin atilmasi hepimiz için endişe konusudur. Çikan
atiklar atmosferi ve okyanuslari kirletiyor, şimdiki ve gelecekteki nesillerin
sağliğini tehlikeye atiyorsa, sanayi ve imalati daha da geliştirmemize hakkimiz
olup olmadiği kendi kendimize sormaliyiz.
Her birimizin günümüzdeki ve gelecekteki dünya sağliği için endişe etmesi
gereklidir. Yalnizca tip ve benzeri mesleklerdeki insanlarin sağliği tehdit eden
tehlikelerle ilgilenmesi yeterli değildir. Hepimiz -politikacisi, sanayicisi, bilimle
uğraşanlari, araştirmacilari da içermek üzere- beraber çalişmali ve modern
çağimiz ve günümüzde ki davranişlarimizin sonuçlarina dikkatle bakmaliyiz.
Artik dünyamizin sağlikli olmadiği ya da eskiden olduğu kadar sağlikli olmadiği
şüphe götürmez. Bugün tüm dünyada çok fazla huzursuzluk ve karişiklik var ve
nükleer savaş tehdidi azalmiş değil.
Tip dünyasi insanlari sağlikli tutmak için zorluk çekiyor. Tip dünyasinda büyük
adimlar atildi; ama bu ilerlemeler Bati'daki yaşam tarzinin insanlari
hastaliklara itmesiyle tesirsiz hale getiriliyor.
Akupunktur uzmaninin görevinin çok önemli bir kismi hastalik nedenlerine
dikkati çekmek ve hastasinin önlem almasini önermektir. Hastaliklarin
artmasini önlemek istiyorsak Bati'nin davranişlarini oldukça değişmesi
gerekecektir. Toplum, yaşam tarzimizin, yaninda getirdiği tüm gerginliklerle
sağliğimizi etkilediğinin farkina varmalidir. Toplumun modem yaşamda
değişiklikler yapmayi istemesi ve bunun için bazi özverilerde bulunmasi gerekir.
Ancak bu öncelik kazandiğinda daha iyiye gidilebilir.
Özetlersek, modern dünyada, akupunktur sağlik bakimina üç şekilde olumlu
katkida bulunabilir:
1. Geleneksel teşhis koyma yolu ile- organ ve işlevlerin enerjilerindeki
dengesizliği, hastalik beden, zihin ve ruhta ortaya çikmadan, önce
görebilir;
2. Tedavi ile- bu dengesizliği, nedenlerini hastalik gelişmeden tedavi
ederek, düzeltmeyi amaçlar;
3. Eğitim yolu ile- daha iyi bir sağliğa sahip olmayi mümkün kilacak bir
yaşam tarzi için önerilerde bulunur. Ümit ederim ki eski Çin
öğretiminin, eskiden olduğu kadar bu gün de geçerli
olup, uygulanabilirliği açikça ortadadir.
Bu sağlikli yaşam eğitimini uzmanin bugünkü uğraşilari arasinda görüyor
musunuz? Uzmanin zamani, hasta kişileri tekrar sağliğa kavuşturma uğraşisi ile
dolu değil midir?
Bunun, günümüz uzmani için bir soru olduğu tartişilmaz. Her ne kadar
zamanini iyi olan, ama yine de akil danişmak isteyen insanlara yardim etmek ve
yol göstermek için harcamak istese de, ciddi şekilde hasta olup ondan yardim
isteyen hasta kişilerin önceliği vardir. Genel olarak, günümüzde akupunktur, genel
sağlik üzerine öğretim görevini daha basit şekillerde yerine getirir.
Danişmanlik ve öğretim görevliliği yapmak -böylece genel olarak sağliği
düzeltmek- gerçek Geleneksel Çin Akupunktur uzmani için her zaman çok
önemli idi. Eski Çin'de tip biliminin uğraşi alani çok genişti. Bu, Geleneksel Çin
Akupunkturu'nun temeli olan Nei Ching isimli kitaptan kisa bir bölüm vererek,
gösterilebilir. "The Yellow imparator", başbakan Ch'i Po ile konuşurken sağlik ve
yaşama sanati üzerine tüm sorulara yanit ister. Ch'i Po'nun Doğa, Cennet ve Tao
(The way- yol) konulari ve onlarin çalişmalarini anlatmasi için israr eder.
İnsanin, fiziksel yapisi, kani, yaşam nefesi, gelişmesi ve ölümü üzerine en ileri
seviyedeki çalişmalari anlamak ister.
Ölüm ve yaşaminin nedenlerini ve tüm bunlar için neler yapilmasi gerektiğini
bilmek ister. Tip eğitiminden beklenen, böylesine geniş kapsamli olmasiydi. Bu
örnek Çin tip kavrami üzerine bize ancak bir fikir verirdi. Tip, o zamanlar ayri ve
kendine özgü fiziksel bilim olarak öğrenilmezdi. İnsanin yaşamini ve evreni
tümüyle içine alan bir bilimdi, iyileştirme sanatinin, Doğa ve evrenle birliğini savunur,
felsefe ve dini de içerirdi. Böylece tip öğrencisi, eski Çin kültüründe var
olan üç basit inanci -Tao, Yin ve Yang ve beş elementi- içeren, eski felsefeyi
çalişip anlamak zorunda idi. Beden, zihin ve ruhu iyileştirmek için anatomi ve
fizyoloji kadar, bu tür bilgileri de bilmek zorundaydi.
Akupunktur uzmani böylece basit bir tip adamindan daha da ötedeydi. Sağliğin
her yönü ile ilgileniyordu. İnsanlara, beden, zihin ve ruhlarinin doğa kanunlari
ve tüm evren ile uyum içinde yaşami takip etmesi için yardim eden, yol gösterici,
akilli ve güvenilir bir eğitimciydi.
Modern dünyamizda bu kavramlarin artik yer almamasina rağmen, bugün bile
Geleneksel Akupunktur uzmani bunlari aklinda tutmali ve hastalarinin
tedavisinde uygulamalidir.