2 Sayfadan 2. Sayfa BirinciBirinci 12
Toplam 16 sonuçtan 11 ile 16 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Akupunktur hakkında her şey

  1. #11
    hexagram hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır

    Bölüm11-Hastaliklarin Önlenmesi

    Hastaliklarin Önlenmesi

    Eğer kişi zamaninda akupunktur tedavisi olursa, hastaliğin ilerlemesi
    önlenebilir mi?

    Çoğu kez, evet. Önlem, Geleneksel Çin Akupunkturu'nun ana amaci ve
    temelinde yatan ana kavramdir. İdeal olarak ve öncelikle bir önleyici tedavi
    olarak görülmeli ve kullanilmalidir.

    Uzman, hastalik ciddi olarak gelişmeden çok önce, hastanin nabizlarindan ve
    diğer teşhis yöntemleri ile o kişide herşeyin yolunda olmadiğini anlayacaktir.
    Daha önce Çinliler, oniki organ ve işlevler beraberce dengede ve uyumluca
    çaliştiklarinda, kişinin beden, zihin ve ruhunda hiç bir hastaliğin olamayacağini
    keşfettiğini anlatmiştim. İnsanoğlu tarafinda bilinen her hastalik bir ya da daha
    fazla sayida organ ve işlevlerin enerji dengesizliğinden kaynaklanir. Bu nedenle,
    eğer uzman dengesizliğin ilk işaretlerini görebilirse, düzeltip bedenin normal
    işlevlerine dönmesini sağlayabilir ve böylece hastaliğin ilerlemesini engeller.
    Düzenli araliklarla muayene olmanin çok önemli olduğu anlaşiliyor. Akupunktur
    uzmani, insani yalnizca bir şeyin bozulmaya başlayip başlamadiğini anlamak
    için muayene etmeyi kabul eder mi?

    Tabii, memnuniyetle eder. Geleneksel akupunkturun en keyifli, kuvvetli ve
    güven veren yönü onun bir önlem ve sağlik bakimi sistemi olmasidir. Eski Cinde,
    insanlar akupunktur uzmanlarini, her mevsim değişiminde herhangi bir
    dengesizlik işaretinin olup olmadiğini kontrol etmesi ve düzeltmesi için ziyaret
    ederlerdi. Bu, modem Çin içinde hala geçerlidir.
    Eğer biraz düşünecek olursaniz, arabamizi iyi çalişmaya devam etmesi için
    düzenli araliklarla servise götürürüz. Eğer tamirci araba üzerinde çalişmasi
    gerektiğini söylerse, hiç tereddüt etmeden izin veririz. Ama biz sahip olduğumuz
    en değerli şeyler olan beden, zihin ve ruhumuz için ne yapariz? Onlari gözleyip,
    uzun yillar sağlikli ve mutlu yaşamalari için arada bir servise götürür müyüz?
    Kaç kişinin geç kalip, zararin ortaya çikarak, bedenlerinin mekanizmasi
    bozulana kadar beklediğini görmek için herhangi bir doktorun muayenehanesine
    gidip bakmaniz yeterli olacaktir. Keşke daha önce dikkat etmiş olsaydilar.
    (Onlari da suçlamak doğru olmaz. Bati tibbi sağlik bakimindan çok, devamli
    olarak hastaliğin tedavisini vurgular ve çareler arar.)
    Çinliler çok daha akilli davranmişlardir. İnsanlar akupunktur uzmanlarina
    hastaliklari önleme yeteneklerinden dolayi, kendilerini iyi hissettiklerinde
    giderlerdi. Gerçekten de, hastalanirlarsa da uzmanin vazifesine son verildiği
    söylenir. (Eski Çinin askeri ya da yüksek derecede ki memurlar sinifinda, bazen
    de uzmanin hayatina son verilirdi!) Fakat, doktorlarin bu sorumluluklariyla
    açikça ortaya konan, hastaliği engellemek için sadece arada bir kontrolden geçip
    tedavi görmenin yeterli olmadiğidir; insanlar kendilerine de bir rol düştüğünü
    bilirlerdi -doktorlarin önerilerini dinlemeleri, beden, zihin ve ruhlarinin
    işlevlerini, çevre ve başkalariyla olan ilişkilerini gözlemeleri gerektiğini
    bilirlerdi.

    Daha önce, akupunktur uzmaninin insanin enerji dengesini neden yitirdiğini
    anlamasi gerekir demiştiniz. Galiba kişinin de tekrar ayni dengesizliğe
    ditmemesi için dengesizliğin nedenini anlamasi gerekir?
    Söylediğiniz doğru. Kişi, dengesizliğin ilk ortaya çikişinda nedenlerini bilmez ve
    tekrar etmesine önleyecek önlemler almazsa, o zaman dengenin tekrar bozulmasi
    çok kolay olacaktir. Eğer hastaliği önleyeceksek, nedenlerini bizim de anlamamiz
    gerekir. Kendi kendimize "hastalik nasil ortaya çikti?" diye sormaliyiz.

    O zaman, oniki meridyen ya da enerji hatlarinin işlevlerini ve dengelerini neler
    bozar?

    Bunun cevabi iki yönlüdür.
    İlki, kişinin yaşamini nasil sürdürdüğüdür. Bu genel yöndür. Çinliler oniki
    meridyenden akan enerjinin gerginlik, zorluklar ve duygusal sarsintilara karşi
    hassas olduğunu görmüşlerdir. Tüm hastaliklar bu faktörlere bağlanabilir diye
    düşünülür. (Tabii mekanik ve kimyasal nedenli hastaliklarin dişinda.)
    İkincisi kişinin beden, zihin ya da ruhsal bir hastaliktan şikayeti olabileceğidir.
    Çinliler, hastaliğin kişinin içindeki durumla diş dünyanin birbirlerini
    etkilemesinden kaynaklandiğina ve bunu ortaya çikaran belirli iç ve diş (her biri
    yedişer) etkenler olduğuna inanirlar. Örneğin, aşin korku, keder, kizginlik,
    sevinç, üzüntü ve endişe iç etkenler olarak enerji dengesini etkileyecektir. Ayrica
    kalitsal beden yapisi da etken olabilir. Diş etkenler olarak da çevresel
    değişiklikler etkin olabilir; bunlar, geleneksel olarak, soğuk, sicak, kuruluk,
    nemlilik, islaklik, rüzgar ve ateştir.
    Hepimiz, belirli zamanlarda, bu iç ve diş etkenlerle yüz yüze geliriz ama sağlikli
    bir beden, zihin ve ruh bunlarla başa çikabilir. Örneğin, bazen endişeleniriz ya
    da çok aşiri sicak ya da nemli yerlerde bulunuruz; fakat, kisa bir süre sonra zihin
    ve bedenimiz alişir ve bu durumdan kötü etkilenmeyiz. Fakat, beden, zihin ve
    ruhumuz devamli olarak iç ve diş etkenlerin etkisi altinda kalirsa, bu Chi
    enerjisinin ciddi olarak dengesini bozmasina ve beden, zihin ve ruh olarak
    hastalik belirtilerinin ortaya çikmasina neden olur.

    İltihapli ve bulaşici hastaliklarda, eğer kişi tam olarak sağlikli ise, Çinliler
    bedenin hastaliğa karşi gelebileceğine inanirlar. Gerçekten, bedenin direnci, bu
    etkenlerden biri yüzünden azaldiğinda ise hastalik yerleşebilir. Sağlikli kalmak
    için olaylarla hareket edip, değişebilmeliyiz ve gerginlik yaratan etkenlerle
    direncimizi bozacak ve normal enerji dengemizi tekrar kuramayacak kadar
    yüklenmemeliyiz.
    Enerji dengemizi bozmamak için ne yapmaliyiz? Çinliler ne yaparlardi?
    Çinliler bizim doğada var olan herşeyin bir parçasi olduğumuzu ve de herşeyden
    etkilendiğimizi anlamişlardi. Bizim bugün çok sik yaptiğimiz gibi kendilerini
    herşeyden ayri ve kopuk görmezlerdi. Ayrica kendi sağliklarinin, bugün, bizim
    sağliğimiz için sorumluluğu doktorlara birakmamizdan çok farkli olarak, kendi
    sorumluluklari olduğunu görmüşlerdi. Çinliler için nasil sağlikli ve dengeli
    olunacağini bilmek çok önemli idi.

    Önce yaşam hizlarini düşünelim. Tabii ki bizimkinden çok daha yavaşti.
    İnsanlarin düzen, huzur, mutluluğunun (buna bağli olarak sağliğinin) her kişinin
    Tao'yu takip etmek için sarfettiği çabadan çiktiğini anlamişlardi (XIII. Bölüm'e
    bakiniz). Her kişinin öncelikle yapmak istediği kendi içinde ve hayatinda denge
    ve uyumu bulabilmekti. İdeal olarak, bu denge ve uyum gittikçe genişleyen
    daireler halinde yayilacakti- aileye, evlerine, oradan köy ya da şehre, oradan da
    gittikçe genişleyerek tüm ülkeye. Tüm yönleriyle işlerini, ailenin ve komşularin
    tüm ihtiyaçlarini, ülke hükümetinin siyasetini destekleyecekti. Hayatin ve sanat
    çalişmalarinin tüm gereksinimlerinin üretimini etkileyecekti. Bu Doğa ile
    yaşamayi ve Doğa'nin kanunlarini kabul eden bir hayat felsefesi idi.
    Yaşam her zaman günden geceye, hareketten dinlenmeye, mutluluktan hüzne,
    yang'den yin'e devamli hareket edip akmaktadir. Böylece herşey geçicidir.
    Çinliler, yarin başarisizliğin olabileceğini, başari ve hirsa kapilmanin manasiz
    olduğunu gördüler. Yarin yok olabilecek bir şey için böbürlenmek aptallikti.
    Böylece iyi ya da kötü, gelen ve gideniyle, doğa kanununu kabullendiler.
    Bu nedenle, Tao'yu takip etmek için çok eski Çinliler aşiri olan her şeyden
    kaçmayi, herşeyde ilimli olma gerekliliğini vurguladilar. Genelde basit yemeyi ve
    yaşami seçtiler, çok nadir olarak vücutlarini ya da zihinlerini fazlasiyla
    yorarlardi; ve doğal olarak da aşin kazanç için uğraşmazlardi.

    Doğa kanunu anlayişlari ve hastaliğa neden olan yedi iç ve diş etkenlerle (bir
    önceki cevaba bakiniz) kendilerinde de herhangi bir hastalik işaretini tanirlardi.
    Başağrisi, iştahsizlik, yüksek ateş ya da benzeri gibi en ufak belirtilere dikkat
    edip, onlarla mümkün olduğu kadar kendileri uğraşirlardi. Yaşamlarinda neler
    olduğunu, neler yediklerini, mevsimi, günün hangi saati olduğunu, havayi
    düşünürlerdi. Ve arazlarin nedenlerine, doğanin verdiği mesajlara uyarak, karşi
    koymaya çalişmişlardi. Belirtiler aşiri gerginlik, ya da çalişmadan; ya fazla, ya
    da yanliş yiyeceklerden olabilirdi. Bazi yiyecekler ateşli durumlar, bazilari ise
    soğuk ve uyuşuk durumlar, kol ve bacak ağrilari için yararlidir. Bazilari ise kani
    temizlemek ya da kan yapmak için faydalidir. Bazisi kuvvet ve enerji verir, ve
    bazilari enerjiyi yatiştirir. Böylece beslenme alişkanliklari, yiyecek, egzersiz,
    davraniş, nefes alma, bağirsak v e benzeri şeylerle ilgilenmişler ve hastaliğin
    nedenlerini belirliye bilecek miyiz diye bakmişlardi.

    Çinliler ayni zamanda hastaliklarin yavaş geliştiğini gözlemlediler. Hastaliğin
    belirtileri, kendisinin ciddi bir şekilde ortaya çikmasindan aylar ya da yillar önce
    görülebilir. Ne kadar küçük olsa da, tekrar eden her belirti ciddi bir ikaz işareti,
    beden, zihin ve ruhun her şeyin yolunda gitmediğini söyleyen bir tehlike belirtisi
    olarak alinmalidir. Bu ilk belirtiler yerlerini ciddi bir hastaliğa birakmadan önce,
    sorunun altinda yatan nedeni keşfedecek kadar bir süre vardir.
    İnsanlar, sadece kendi kendilerine çözüm getiremediklerinde, Geleneksel
    akupunktur uzmanina başvururlardi. O da ustalik ve bilgisi ile nedenin kesin
    olarak yerini belirler ve düzeltmeye koyulurdu. Akupunkturun yani sira bu
    tedavi, bitkileri kullanmak ve masaj, diet ve fiziksel egzersiz programi, nefes
    alma egzersizleri, bağirsaklarin daha iyi çalişmasi için ilaçlar gibi şeyleri de
    içirirdi.

    Bu bilgileri, burada, Bati'da hastaliğin önlenmesi için ne şekilde kullanabiliriz?
    Bir kez beden, zihin ve ruh hastaliklarinin kendi kendilerine olmadiklarini,
    bizim hiç bir sorumluluğumuz yokmuşçasina dişaridan gelip bize
    saldirmadiklarini anlarsak onlardan daha az korkariz. O zaman belki biz de
    kendimiz için biraz daha sorumluluk üstleniriz. Genellikle soğuk alginliği, baş
    ağrisi, aylik kanamalarin düzensizliği, kusma hissi ya da yüksek ateş gibi
    şeylerin ne yazik ki öyle rast gele olduğunu düşünürüz. Hatta daha ciddi bronşit,
    anfizem, kalp zafiyeti, mafsal iltihabi ya da kanser gibi problemlerde bizim hiç
    bir hatamiz olmadiğini düşünürüz.

    Fakat bu hastaliklar çoğu kez doğal yaşami ve doğa kanunlarini hiçe saymaktan
    çikar. Çoğu zaman sağliğimizla yaşamamiz arasindaki ilişkiyi göremeyiz.
    Bizlerinde eski Çinliler gibi bu bilgiyi kullanabilmemiz gerekir.
    Ayni zamanda bizi doktorun iyileştirmesi gerektiğini düşünür, müdahale ederek
    bizi iyileştirmesini bekleriz. Bizi iyileştirme sorumluluğunu ona yükleriz
    (başaramazsa onu suçlayabiliriz de). Esrarengiz bir diş kuvvetin bizi iyileştirip
    birakacağini ümit ederiz. Eğer doktor ile beraber çalişmayi isteseydik, sağlikli
    kalmak için onun önerilerini kabul edip sorumluluk yüklemeydik ne kadar iyi
    olurdu.

    Sağliğimizin ve mutluluğumuzun başkalari tarafindan gözetilmesini beklemekle
    biz kendimize sahip çikmamiş oluruz. Kendi kendimize yetecek gücü yitirmek
    bizi gereksiz yere korkutur ve aciz kilar. Geleneksel Çin Akupunkturu'nun
    güzelliği bunu tam tersini yapmasindadir. kendimize bakmamiz ve
    saklanmamamiz için güç verir; kendimize yardim etmemizi ve yine kendimiz için
    sorumluluk almamizi sağlar.

    Dikkat edersek, biz kendi şartlarimiz, çevremiz, iç ve diş diğer etkenlerden
    etkilenmeyi önleyebiliriz. Hasta olmaya başladiğimizi farkettiğimiz zamanlar
    vardir ve işte o zaman bunlari düşünüp hastaliğa neden olan etkenleri
    düzeltmeye çalişmaliyiz. Hastalik hiç de esrarengiz değildir. Basit olarak neden,
    vücut, zihin ve ruhumuza fazla yüklenilmesinin doğal ve kabul edilebilir bir
    sonucudur. Çinlilerin verdikleri mesaj ilimli bir hayat sürmek, ve doğanin ritmi
    ile uyum içinde yaşamaktir. Bunu biraz daha açikliğa kavuşturmak için doğanin
    ritminin ve ilimli yaşamak ile ne demek istediğimizi düşünelim.
    Önce, yin ve yang ve beş elementin nasil çaliştiğini düşünelim. (Bunlardan III.
    Bölüm'de söz etmiştim). Yin ve yang'in doğal ritminin gün ve gecenin, ve hareket
    ve dinlenmenin birbirini takip etmesinde ifade edildiğini görebiliriz. Beş
    elementin doğal ritmini de mevsimlerin ritminde görebiliriz. Bu doğal ritimlerin
    bozulduğunu hayal edin. Günün gece boyunca ya da gecenin gün boyunca devam
    ettiğini varsayalim. Ya da sonbahar yerine yine ilk baharin geldiğini düşünelim.
    Tam bir karmaşa yaşanacaktir. Ama işte bizim yaptiğimiz da zaten budur.
    Devamli olarak günleri gecelere, ve geceleri güne uzatmaya çalişiyoruz -dinlenme
    zamaninda aktif olmak, ya da tam tersi gibi.

    Çocuklar yorulduğunda gözleyiniz. Kivrilip yatar ve hemen uyurlar.
    Aciktiklarinda, yemek yerler; ve biktiklari zaman da dururlar. Bu yin ve yang'in
    doğal ritmine uymak demektir. Ama biz büyükler bu ritim ve ilimli yaşamayi
    reddederiz. Çok yorgun olduğumuz halde kendimizi çalişmaya zorlariz. Gece çok
    geç saatlere kadar uyanik kaliriz. Kalkmamiz gereken saatte uyuruz. Karnimiz
    tokken, ya da henüz acikmamişken yeriz, aciktiğimizda da doğru dürüst yemeyiz.
    Bu tür alişkanliklarin hiç bitmeyen bir listesini yapabiliriz. İstediklerimizi
    yapmak için doğayi bilmemezlikten geliriz; doğa kanunlarini devamli hiçe
    saymamiza rağmen, iyi bir haşati tüm yil boyunca hiç durmadan biçebileceğimizi
    düşünürüz.

    Duygularimizla neler yaptiğimizi düşünelim. Bir çocuk mutlu olduğunda güler;
    üzgün olduğunda ya da cani acidiğinda ağlar. Ama büyükler içimizden geldiği
    gibi doğal olmanin kabul edilemeyeceğini düşünürüz. Gözyaşi, keder ve
    kizginliğimiz, bastirir, ve içimizden geleni çok az gösteririz. Böylece doğal
    tepkileri ve beş elementin akişini durdururuz.
    Tekrar Günortasi ve Geceyarisi (IV. Bölüm) kanunlarini düşünelim. Eğer kendi
    doğal saatimize biraz daha dikkatle bakarsak, işlerimizi doğru (ya da yanliş)
    zamanda yapmamiz için bize yol gösterecektir. Yemeklerimizi mide için en uygun
    zamanda.
    örneğin sabah yedi ile dokuz arasi yersek, doğanin ritim akişina uymuş oluruz ve
    bu da bizim yararimizadir. Diğer bir deyişle, iyi kahvalti etmek önemlidir.
    Bağirsaklarimizi sabah beş ile yedi arasi boşaltmamiz daha iyidir. Akşam saat
    yedi ve onbir arasi sosyal ve aktif olmak daha kolaydir. Gece onbir de yatip
    uyumak iyidir (böylece ahşap elementinin "bakanlar"i, biz zihinsel ve fiziksel
    olarak hareketli değilken, planlama ve karar alma ile uğraşabilirler. Bu saatte
    fazla hareket uykusuzluğa neden olabilir).

    Hastaliğa neden olan yedi iç ve yedi diş etkeni düşündüğümüzde (daha önceki
    cevaplarda açiklanan) dengeye ve her hangi bir faktörün fazla olup olmadiğina
    dikkat etmeliyiz. Çok uzun zamandan beri mi kederliyim? Aşin derecede
    üzüntülü ya da kizgin miyim? Rutubetli evden niçin aşiri rahatsiz oluyorum?
    Niçin hep üşüyorum?

    Yaşam tarzimizi, içinde olduğumuz durumlari ve bunlarin sağliğimizi nasil
    etkilediklerini düşünmeliyiz. Ne tür aşin baski ve gerginliklerle karşilaşiyorum?
    Beğenmediğim ve kizdiğim bir işte mi çalişiyorum? Başa çikmak zorunda
    olduğum öfke, kizginlik, nefret, kiskançlik, yalnizlik ya da keder mi var? Çok
    kötü şartlar altinda mi çalişiyorum? Çok aşin mi çalişiyorum, yoksa gerektiği
    kadar çalişmiyor muyum? Çok fazla karar ve sorumluluk almak durumunda
    miyim? Belki canim sikiliyor? Belki de günümüzdeki rekabetten derece almak,
    takdir edilmek, başari, güç, mevkii için çalişmaktan mi rahatsiz oluyorum?
    Bu nedenle beş elementi hatirlamamiz gerekli. Duygularimiz aşin ya da
    uygunsuz olduğunda farkina varabiliriz. Hep ağliyor muyum? Her zaman şikayet
    mi ediyorum? Belirli yiyecekleri ve tadlari canim çok mu çekiyor? Sik sik
    bulunduğum yerin fazla sicak ya da soğuk olduğunu mu hissediyorum? Buna
    benzer her hangi bir işaret bizi dengesizlik mi var diye şüphelendirmelidir ve
    daha iyi bir denge ve uyum için değişiklikler yapmayi arzu etmeli ve böylece de
    hastaliklari önlemeliyiz.
    Günümüzde, doğal olarak sağlikli bir yaşam sürmek kolay değildir. İdeal olarak
    çok daha temiz yiyecekler yemeli, daha temiz hava almali, doğa ile daha uyumlu
    ve baskilardan uzak, sakin çalişmaliyiz. Doğaya, evrene ve tanriya daha yakin
    sakin ve mutlu yaşamasini bilmeliyiz.

    Bütün bunlarin hepsi bizim kontrolümüzde değildir ve tabii ki bazi zorluklara,
    baski ve endişelere mani olunamaz. Bazen işlerimiz yolunda gitmez ve kazalar
    olabilir; ama kişisel durumumuzu düzeltmek için yapabileceğimiz çok şey vardir.
    Belki yapilacak en önemli şey değerlerimizi yeniden gözden geçirmektir.
    Teknolojik hengameden hayal kirikliğina uğramiş ve hayatlarina başka yönlerde
    zenginlik ve anlam getirmek isteyenler her zaman daha sağlikli bir yaşama
    doğru adim atmişlardir. Yaşamdaki kaliteyi nerede bulduklari hiç önemli
    değildir. Dinde, felsefede, sanat ya da müzikte, doğaya ve doğa kanunlarina daha
    yakin yaşamayi mümkün kilan bir yaşam tarzinda bulabilirler. Günlük yaşamin
    basit işlerinde ve zevklerinde de bulabilirler. Önemli olan onu nerede olursa
    olsun bulabilmektir.

    Bir kez bu değerlendirme yapildiğinda her şey yerini bulacaktir. Yaşama,
    işimize, zevklerimize ve sahip olduklarimiza karşi olan tutumumuz doğal olarak
    değişir. Zevklere ve maddi zenginliğe verdiğimiz önem yok olur. Yaşamdan
    alacağimiz şeyler için çabamiz azaldikça, yaşama neler verebileceğimizi
    görmenin zevkini keşfederiz. Tüm insanlara bedava verilmiş doğal şeylerdengökyüzü,kuşlar, ağaçlar ve hepsinden önemli bize eşlik eden tüm insanlardan zevk alacak zamani daima bulabiliriz. Daha çok görür, işitir ve yapilmasi gereken şeylere dikkatimizi daha çok verebiliriz. Koşuşma ve telaş içinde iken gözümüzden kaçan yaşam zenginliğini bulmaya başlariz.

    Değerlerimizi ve hayata bakişimizi doğrudan bu şekilde değiştirmeye başlarsak,
    fiziksel bedenin durumunu etkileyen zihin ve ruh uyumuna doğru yaklaşiyoruz
    demektir. Ch'i enerjisi daha kuvvetlenip dengesini bularak, çok daha sağlikli
    düzeyde işlev görmemizi mümkün kilar. Böylece, değerlerin tekrar gözden
    geçirilmesi bile beden, zihin ve ruhun bakiminda yardimci bir adimdir.
    Özetleyecek olursak, kendi sağliğimiz için sorumluluk almayi öğrenebiliriz.
    Yaşam tarzimiza ve onun getirdiği gerginliklere dikkatle bakabilir ve baskilarin
    belirtilerini görebiliriz. Ayni zamanda, doğa kanunlari ve devinimiyle uyum
    içinde yaşamaya çalişabilir ve bizi daha dengeli ve ilimli bir yaşama
    götürmelerine izin verebiliriz.
    Kendimize -bedenimize, zihnimize, ruhumuza- iş ve oyun, egzersiz ve dinlenme
    için uygun zaman ayirarak, daha iyi bakabiliriz. Burada dinlenme, güneş ve
    dünyanin devrimi ile uyumlu olarak uyumaktir, geceyi gündüze, gündüzü geceye
    çevirmeye çalişmak değil. Her gün kendimizi tazelemek ve tekrar kendimizle bir
    olabilmek için yalniz ve sessiz olabileceğimiz zamani ayirmaliyiz.

    Beslenme ve Yemek Yeme Alışkanlığı

    Diğer bir sorumluluk da beslenmemize ve yemek yeme alişkanliklarimiza dikkat
    etmektir. Daha önce söylediğim gibi, belirli tadlar belirli elementlerle ilgilidir. Bu
    nedenle doğru dengelenmiş bir şekilde beslenmek hem tad, hem de besin
    açisindan faydali olur. Çok tatli, ekşi ve aci, fazla baharatli, tuzlu yememeye
    dikkat etmeliyiz. Tüm tadlari kararinda almaliyiz. Çinliler, eskisinden yaptiklari
    gibi, hala yiyeceklerin taze olmasina çok önem verirler. Sebzeleri topladiktan, eti
    hayvanin öldürülmesinden bir kaç saat içerisinde yemeğe çalişirlar. Bunun
    nedeni, içindeki Chi enerjisi henüz canli iken yiyeceği yemektir. (Bu nedenle
    günde iki kez sebze pazari kurulur). Bu uygulamada büyük bilgelik vardir ve biz
    de mümkün olduğunca aynisini yapmaya çalişmaliyiz. Çok fazla dondurulmuş,
    konserve edilmiş, kimyasal madde ile muhafaza edilmiş yiyeceklere bağimli
    olmamaliyiz; yiyecekleri taze iken, yani mevsiminde almali ve yemeliyiz.
    Yemekleri belirli saatlerde ve en önemlisi, kararinda, yemeğe çalişabiliriz.
    Hatirlamaliyiz ki mide, yemeği en iyi sabahlari, en az da geceleri sindirebilir.
    Sağlik açisindan günün ana yemeğini çoğunlukla yaptiğimiz gibi geceleri yemek
    elbette ideal değildir. Bir ata sözü vardir, "Kahvaltiyi kral gibi, öğle yemeğini
    prens ve akşam yemeğini de yoksul gibi yiyin"der. Bu çok anlamlidir.
    Beslenme şeklimizin mümkün olduğu kadar sağlikli, dengeli ve taze olmasini
    sağlamanin yani sira, püskürtülen ilaçlarla kirlenmemiş, çok fazla kimyasal tad
    ve renk verilmemiş ve de ticari amaçlarla bozulmayi önleyici kimyasal ve kati
    maddeleri olmayan yiyecekleri seçmemiz gerekir.

    Çok miktarda doğal gübre ile yetiştirilmiş, buğday tohumu gibi besinleri
    parçalanmamiş tahil ve hububat yemeliyiz. Kepekli ekmek ve kepekli un
    ürünleri, işlenmemiş pirinç, kepekli buğday, arpa, çavdar dövülmüş yulaf- tüm
    bunlarin sağlikli bir beslenmeye büyük yardimi vardir. Baklagiller ve nohut,
    fasulye, soya fasulyesi, mercimek, findik ve ceviz gibi sert kabuklu yemişler,
    susam ve ayçiçeği tohumlari, filizlenmiş Çin fasulyesi gibi belirli tohumlarin
    besin değeri son derece yüksektir ve değerli protein kaynaklandir. Beslenmemizi
    bunlarla takviye edersek, fazla yendiğinde bedenimize hayvansal yağ veren et ve
    peyniri çok yememize gerek kalmaz. Çok miktarda sebze, salata ve meyve yemek
    (tekrar taze ve mevsiminde olmalari tercih edilmeli) alişkanliğini edinmelisiniz.
    Eğer tatlandirilmiş yiyecekler istiyorsak saf rafine edilmemiş şeker ve bal
    kullanmaliyiz.

    Batida çok fazla tatli ve yağli yemek yeme eğilimindeyiz. Bedenlerimizi şeker,
    pasta, tatli, şekerleme, meşrubat ve bisküvilerle doldurmamaliyiz. Ayni şekilde,
    çok miktarda tereyaği, krema, yağli süt, peynir, çikolata yememeli ya da
    tereyağli, kizartilan etten damlayan yağ ve domuz yaği ile pişirilmiş ya da
    kizartilmiş, çok yağli, şişmanlatici yemeklerden kaçinmaliyiz.
    Yeme alişkanliklari üzerine son bir nokta olarak da "yemekleri içmeli, içecekleri
    yemeliyiz". Bu çok eski ama akilli bir sözdür. Yiyeceklerimizi ağzimizda iyice
    ufaltip su gibi olana kadar çiğnemeliyiz ve sivilari da çok yavaş yudum yudum
    içip ağzimizdaki salgilarla iyice karişana kadar tutmaliyiz. Yiyeceklerimiz kadar
    nasil yediğimizde önemlidir. Hazim ve sindirimi doğru başlatmaliyiz, bu da tüm
    yiyecek ve içeceklerin ağizdaki salgilarla iyice karişmasindan önce olamaz.

    İhraç Etmek

    Beslenme ve yemek yeme alişkanliklarina baktiktan sonra, dikkatimizi bunlari
    ihraç etmeye çekmeliyiz. Bunun önemini ne kadar söylesem azdir. Bağirsaklar,
    sidik torbasi ve böbrekler işlevlerini düzgün görebilmelidirler. Eğer onlarla ilgili
    herhangi bir sorun varsa, önemseyip göstermeli ve tedavi ettirmeliyiz. Daha önce
    Çinliler'in saatlerinden (IV. Bölüm) bahsedildiğinde söylendiği gibi bağirsaklarin
    en iyi çaliştiği süre sabah beş ile yedi arasindadir. Eğer bu zaman içinde dişari
    çikmayi alişkanlik haline getirir ve kendinize zaman tanirsaniz, göreceksiniz ki
    kabizlik ve benzeri şikayetler sonucu ortaya çikan bir çok rahatsizliklar yok
    olacaktir. Deri üzerinden de ihraç etmek çok önemlidir, terle atilan atiklar
    düzenli olarak yikanmalidir.
    Bedenden boşaltilmasi ve atilmasi gereken artiklarin bedende tutulmasi doğal
    değildir ve kaçinilmaz olarak zararli ve toksik etkileri olacaktir. Bedene gerekeni
    almak önemli olduğu gibi, gerekli olmayani atmak ta o kadar önemlidir.

    Nefes Almak

    Nefes almamiza özellikle dikkat etmeliyiz. İyi yemek kadar doğru nefes almakta
    önemlidir. Hayati Ch'i enerjisi sadece "toprak ana"dan yediklerimizle değil, ayni
    zamanda "gök baba"dan aldiğimiz nefesle yenilenir. Her gün bilinçli olarak taze
    hava almak için harcanan zaman iyi harcanmiş zamandir. Nefes verme de ihraç
    etmenin başka bir şeklidir. Doğru nefes vermesini bilmek, kendimizi atiklardan,
    toksin ve gerginliklerden kurtarmak için yine çok faydali olacaktir.

    Egzersizler

    Egzersizlere gereken ilgiyi göstermeli ve kendimize uygun olanlari bulmaliyiz.
    Yürümek belki en iyi yoldur ama değişik sporlar, dans, tai chi gibi hoşumuza
    gidebilecek başkalari da vardir. Çin'de yaşli genç, hemen hemen herkesin
    sabahin erken saatlerinde sokaklarda, meydanlarda ve parklarda taichi
    egzersizleri yaptiklari görülür. Egzersiz dolaşimi, nefes almayi ve ihraç etmeyi
    düzeltir; ve hepsinden önemli zihin ve duygularimizi sakinleştirir, rahatlatir.

    Alışkanlıklarımızda Kararda Kalma

    Alişkanliklarimizin kölesi olmamaliyiz. Arada sigara ya da puro, bir davette
    alkollü bir içkinin bize hiç bir zarari olmaz. Yüklü geçen bir günden sonra
    insanlar bir sigaranin ya da bir içkinin onlari rahatlatip gerginlikleri atmalarina
    yardimci olduğunu hissederler. Ama bunu kararinda birakma önemlidir.
    Eğer kendimizi siki bir gözlem altinda tutmuyorsak, çok sik olarak kendimizi
    aşiriliğa kaçmiş buluruz. Bedenimizi gerginlikten kurtaracağimiza, onu daha çok
    baski altinda biraktiğimizi görürüz. Bu aşiriliğa kaçma eğilimi çok şeyde görülür;
    gece geç saatlere kadar uyanik kalmak, bir sürü partiler, davet ve eğlence, fazla
    televizyon seyretmek, fazla fiziksel iş ya da egzersiz, fazla zihinsel çalişma, fazla
    konuşma, fazla yemek yeme, fazla uyumak. Tüm bu aşiriliklar bizi sağliksizliğa
    sürükleyebilir.
    Bu nedenle amacimiz herşeyi kararinda birakmak olmali; ne kendimizi bu tür
    zevklerden mahrum etmeliyiz, ne de aşiriliğa kaçmaliyiz. Mutlaka aşin
    dengesizlik hallerinde olduğu gibi bazi şeylerin yasak edilmesi gerekebilir.
    Dikkatli davrandiğimizda bu durumlarla da karşilaşmayiz.

    Kişisel Olarak Dengeyi Bulma

    Her birimiz diğerimizden farklidir. Bir kişi için doğru olan, bir başkasi için yanliş
    olabilir. Her kişi kendi beden, zihin ve ruhunun ihtiyaçlarini anlamaya çalişmali
    ve belirli sinirlar içinde kalmak için aklini kullanmalidir. Aşiriliğa kaçip tüm
    hayatimizi bir şeyi yapmalimi yoksa yapmamali miyim diye endişe ile geçirmenin
    de bir anlami yoktur. Beden son derece esnek bir organizmadir ve arada bir
    karşilaştiğimiz çoğu baski ve gerginliklerle başa çikabilir.
    Bunun ötesinde, kendi deneyimlerimden, iç dengeyi bulmamizda hayata bakiş
    açimizin da önemli bir rol oynadiğini öğrendim. Eğer insanlar kendi endişelerini
    daha az önemserler ve onun yerine başkalarina yardim etmeye çalişirlarsa, daha
    kuvvetli ve sağlikli gelişeceklerdir. Bu alanda dengeyi bulmak, ruh ve zihni
    kuvvetlendirir ve zamanla bu da kendini, bedenin sağlikli olmasinda kendini
    gösterir.

    Çocuklarımızın Eğitimi

    Biraz zaman ayirir ve dikkat edersek, çocuklarimiza çok küçük yaşlarda
    başlayarak sağlikli bir beden, zihin ve ruh için çalişmalarini ve aşiriliğa
    kaçmamanin önemini öğretebiliriz. Bir çocuğun, henüz gelişme yaşinda iken her
    hangi bir konudaki aşiriliğini hoş görmek, onu ilerideki yaşlarinda sağliğina
    zararli alişkanliklara itmek olacaktir. Çocuklar beden mekanizmasinin
    mucizelerini ve zihin, çevre ve tüm evrenle olan yakin ilişkisini öğrenmelidirler.
    Hayatin en büyük zenginliklerinin hepimize bedava verilmiş olduğunu ve onlara,
    tanrinin lütfettiği bütün bunlardan zevk alma firsatini da verildiğini
    öğrenmelidirler.
    Eğer "doğru" yetiştirilmişlerse; doğal devinim ve ritimlerle uyumlu yaşamaya,
    kendi zihin ve bedenlerinden gelen mesajlari dinlemeye, yaşam tarzlarinin ve
    çevrelerinin sağliklari üzerindeki etkilerini gözlemlemeye dikkat edebiliyorlarsa
    ve tüm bunlara tepki gösterip ona göre davranabiliyorlarsa- yaşamlari da uzun,
    ve mutlu olacaktir. Eğer gerçek değerleri sezme yeteneğini kazanabilmişler,
    mutluluğun mevki, zenginlik ve maddi şeylerde olmadiğini anlamişlarsa ve
    yaşamin kalitesinin yillarda değil, sadece her anin zenginliği ile ölçülebileceğini
    öğrenmişlerse, hemen her durumda mutlu ve sağlikli olma firsatini
    bulacaklardir.

    Modern Dünyada Sağlık Bakımı

    Kendimize bakmak için çaba gösteriyor ama buna rağmen basitte olsa yine bazi
    sikinti veren rahatsizliklarimiz varsa, o zaman gerekli kişilere danişip tedavi
    görmeliyiz. Bir sorun ne kadar erken teşhis edilir ve tedavisine başlanirsa, o
    kadar az zarar vermiş olur ve düzeltilmesi de çok daha kolay olur.
    Geleneksel Çin Akupunkturu burada kendini ortaya koyar ve niçin dünyada ki
    en güzel iyileştirme yöntemlerinden biri olduğunu gösterir. Teşhis koyma ve
    tedavi yöntemleri hastalik ciddi olarak gelişmeden, insanlarin sağlikli olmaya
    dönebilmelerine sağlar.
    Öte yandan akupunkturun tek başina hastaliği önleyemeyeceği de açikça
    söylenmelidir. Uzman hastaliğin gelişmekte olduğu teşhisini koyar ve hastanin
    yaşamindan kaynaklanan nedenleri, hastaliği hizlandiran etkenleri bulmaya
    yardimci olabilir. Sonra o kişiye hastalikla savaşmasina yardim edecek tedaviyi
    de yapabilir. Fakat, iyileşmenin kalici olabilmesi için, kişinin hayatinda
    hastaliğa neden olan sebeplerin yine kişinin kendisi tarafindan düzeltilmesi
    gerekir.

    Teknolojik çağimiz, tüm ilerlemelere rağmen sağlik ve mutluluk açisindan kendi
    tehlike ve risklerini de beraberinde getirmiştir. Ancak sorunlari taniyarak ve
    insanlarin çözüm üretmek üzere birleşmesi ile sağlik şartlarini en iyi haline
    getirebiliriz.
    Daha önce söylediğim gibi, Çinliler, insanin herşeyin, tüm evrenin bir parçasi
    olduğunu, evrendeki her şeyden etkilendiğini gördüler. Doğaya ve onun değişen
    şartlarina büyük saygi duyuyorlar ve doğa kanunlarina göre yaşamaya önem
    veriyorlardi.

    İnsanlarin sağliği açisindan çevrenin durumu son derece önemlidir. Akupunktur
    uzmani kişileri boşlukta yaşiyorlarmiş gibi tedavi edemez. İyileştirilmeleri ve
    sağlikli kalmalari, ancak çevreleri -kendi toplumlari ve yaşam tarzlari- ile bir
    ilişki içinde mümkün olur. Uzmanin görevi, gerektiğinde hastaliğa neden olan
    etkenleri azaltmak için, insanlarin yaşam tarzlarinin sağliklarini nerede
    etkilediğini göstermek ve durumu düzeltmek için önlem almalarini sağlamaktir.
    Çevre sorunlari ve Bati'daki yaşam üzerine çok şey yazildi. Ona rağmen bu
    konular sağlik için o kadar önemlidir ki, burada kisaca yine değinmek istiyorum.
    Örneğin kendimize, "yüksek" yaşam standartlarinin, gittikçe artan dünya
    nüfusunun, silahlanma ve uzaydaki yansin ve benzerlerinin bizi sağliğimiz
    açisindan nasil etkilediğini sormaliyiz.

    Son on yil içinde, çevre bilimi konusunda gittikçe artan bir duyarlilik gelişti ve
    sağliğimizi tehdit eden tehlikelere karşi birkaç önlem de alindi. Buna rağmen,
    geniş ölçekte yapilmasi gereken çok şey var. Bu gün yalnizca kendimizin değil,
    dünyamizda yaşayan herkesin sağliği açisindan da sorumluyuz. Artik
    davranişlarimizin dünyadaki etkileri her zamankinden daha fazla. Uzaydaki
    faaliyetler, nükleer silahlanma, bilimsel araştirmalarin hepsi tüm gezegeni
    etkilemektedir. Toksit maddelerin atilmasi hepimiz için endişe konusudur. Çikan
    atiklar atmosferi ve okyanuslari kirletiyor, şimdiki ve gelecekteki nesillerin
    sağliğini tehlikeye atiyorsa, sanayi ve imalati daha da geliştirmemize hakkimiz
    olup olmadiği kendi kendimize sormaliyiz.

    Her birimizin günümüzdeki ve gelecekteki dünya sağliği için endişe etmesi
    gereklidir. Yalnizca tip ve benzeri mesleklerdeki insanlarin sağliği tehdit eden
    tehlikelerle ilgilenmesi yeterli değildir. Hepimiz -politikacisi, sanayicisi, bilimle
    uğraşanlari, araştirmacilari da içermek üzere- beraber çalişmali ve modern
    çağimiz ve günümüzde ki davranişlarimizin sonuçlarina dikkatle bakmaliyiz.
    Artik dünyamizin sağlikli olmadiği ya da eskiden olduğu kadar sağlikli olmadiği
    şüphe götürmez. Bugün tüm dünyada çok fazla huzursuzluk ve karişiklik var ve
    nükleer savaş tehdidi azalmiş değil.
    Tip dünyasi insanlari sağlikli tutmak için zorluk çekiyor. Tip dünyasinda büyük
    adimlar atildi; ama bu ilerlemeler Bati'daki yaşam tarzinin insanlari
    hastaliklara itmesiyle tesirsiz hale getiriliyor.

    Akupunktur uzmaninin görevinin çok önemli bir kismi hastalik nedenlerine
    dikkati çekmek ve hastasinin önlem almasini önermektir. Hastaliklarin
    artmasini önlemek istiyorsak Bati'nin davranişlarini oldukça değişmesi
    gerekecektir. Toplum, yaşam tarzimizin, yaninda getirdiği tüm gerginliklerle
    sağliğimizi etkilediğinin farkina varmalidir. Toplumun modem yaşamda
    değişiklikler yapmayi istemesi ve bunun için bazi özverilerde bulunmasi gerekir.
    Ancak bu öncelik kazandiğinda daha iyiye gidilebilir.

    Özetlersek, modern dünyada, akupunktur sağlik bakimina üç şekilde olumlu
    katkida bulunabilir:
    1. Geleneksel teşhis koyma yolu ile- organ ve işlevlerin enerjilerindeki
    dengesizliği, hastalik beden, zihin ve ruhta ortaya çikmadan, önce
    görebilir;
    2. Tedavi ile- bu dengesizliği, nedenlerini hastalik gelişmeden tedavi
    ederek, düzeltmeyi amaçlar;
    3. Eğitim yolu ile- daha iyi bir sağliğa sahip olmayi mümkün kilacak bir
    yaşam tarzi için önerilerde bulunur. Ümit ederim ki eski Çin
    öğretiminin, eskiden olduğu kadar bu gün de geçerli
    olup, uygulanabilirliği açikça ortadadir.

    Bu sağlikli yaşam eğitimini uzmanin bugünkü uğraşilari arasinda görüyor
    musunuz? Uzmanin zamani, hasta kişileri tekrar sağliğa kavuşturma uğraşisi ile
    dolu değil midir?
    Bunun, günümüz uzmani için bir soru olduğu tartişilmaz. Her ne kadar
    zamanini iyi olan, ama yine de akil danişmak isteyen insanlara yardim etmek ve
    yol göstermek için harcamak istese de, ciddi şekilde hasta olup ondan yardim
    isteyen hasta kişilerin önceliği vardir. Genel olarak, günümüzde akupunktur, genel
    sağlik üzerine öğretim görevini daha basit şekillerde yerine getirir.
    Danişmanlik ve öğretim görevliliği yapmak -böylece genel olarak sağliği
    düzeltmek- gerçek Geleneksel Çin Akupunktur uzmani için her zaman çok
    önemli idi. Eski Çin'de tip biliminin uğraşi alani çok genişti. Bu, Geleneksel Çin
    Akupunkturu'nun temeli olan Nei Ching isimli kitaptan kisa bir bölüm vererek,
    gösterilebilir. "The Yellow imparator", başbakan Ch'i Po ile konuşurken sağlik ve
    yaşama sanati üzerine tüm sorulara yanit ister. Ch'i Po'nun Doğa, Cennet ve Tao
    (The way- yol) konulari ve onlarin çalişmalarini anlatmasi için israr eder.
    İnsanin, fiziksel yapisi, kani, yaşam nefesi, gelişmesi ve ölümü üzerine en ileri
    seviyedeki çalişmalari anlamak ister.

    Ölüm ve yaşaminin nedenlerini ve tüm bunlar için neler yapilmasi gerektiğini
    bilmek ister. Tip eğitiminden beklenen, böylesine geniş kapsamli olmasiydi. Bu
    örnek Çin tip kavrami üzerine bize ancak bir fikir verirdi. Tip, o zamanlar ayri ve
    kendine özgü fiziksel bilim olarak öğrenilmezdi. İnsanin yaşamini ve evreni
    tümüyle içine alan bir bilimdi, iyileştirme sanatinin, Doğa ve evrenle birliğini savunur,
    felsefe ve dini de içerirdi. Böylece tip öğrencisi, eski Çin kültüründe var
    olan üç basit inanci -Tao, Yin ve Yang ve beş elementi- içeren, eski felsefeyi
    çalişip anlamak zorunda idi. Beden, zihin ve ruhu iyileştirmek için anatomi ve
    fizyoloji kadar, bu tür bilgileri de bilmek zorundaydi.
    Akupunktur uzmani böylece basit bir tip adamindan daha da ötedeydi. Sağliğin
    her yönü ile ilgileniyordu. İnsanlara, beden, zihin ve ruhlarinin doğa kanunlari
    ve tüm evren ile uyum içinde yaşami takip etmesi için yardim eden, yol gösterici,
    akilli ve güvenilir bir eğitimciydi.

    Modern dünyamizda bu kavramlarin artik yer almamasina rağmen, bugün bile
    Geleneksel Akupunktur uzmani bunlari aklinda tutmali ve hastalarinin
    tedavisinde uygulamalidir.





  2. #12
    hexagram hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır

    Bölüm12-Uzmanin Eğitimi ve Dereceleri

    Uzmanin Eğitimi ve Dereceleri

    Geleneksel Çin akupunktur sanatinda ustalik kazanmak için ne kadar eğitim
    gerekir?

    Geleneksel Çin Akupunkturu teşhisinde ustalik kazanmak gerçekten bir 'ömür
    boyu" sürebilir. Bunu söylerken, tüm teşhis hünerlerini- örneğin oniki nabzin her
    birinin yirmi sekiz değişik özelliklerini okuyabilmeyi, yüzün renklerini açikça
    görebilmeyi, konuşmanin sesini, kokulari ve duygulari derin ve tam olarak
    ayirabilmeyi demek istiyorum. Akupunkturun tüm tekniklerini öğrenerek hüner
    kazanmak çok uzun zaman alir. Ama pratikte yeterli yetkiyi kazanabilmek için
    en azindan üç yillik bir eğitim gerekir demek doğru olur. Diğer tip sistemlerinde
    olduğu gibi bir kaç belirli ustalik derecesi vardir.
    Geleneksel Çin Akupunkturu Kolejinde, üç senelik bir eğitimden sonra lisans
    belgesi veririz. Bu belgeyi (Lic. Aç.) alan her kişi akupunktur tedavisi yapmaya
    hak kazanmiştir. Belge sahibi, birinci, ikinci ve üçüncü yillarin teorik ve pratik
    sinavlarindan geçmiş ve bir senelik klinik eğitimini kontrol altinda
    tamamlamiştir.

    Lisans belgesi alanlarin çoğu eğitimlerine devam etmek isterler. En az derece
    Lic. Aç. derecesi olduğu için, bu sanati daha derin çalişmalari için teşvik edilirler.
    Bu Tip sistemi öylesine ilgi çekicidir ki çoğu da eğitime devam etmeye
    isteklidirler. Daha sonraki her derece (B. Aç., M. Aç. ve diğerleri) uzmanin aldiği
    eğitim, deneyim ve anlayişin göstergesidir.
    Bu Tip sisteminin eğitimi sadece zeka kabiliyetine bağli değildir. Daha önemlisi,
    yaşama karşi bir duyarlilik geliştirebilmek ve Geleneksel Çin Tibbinin altinda
    yatan felsefeyi anlayabilmektir. Bu Tip sisteminin arkasindaki bilgelik öylesine
    derindir ki, uzmanin öğreniminin hayatinin geri kalan kisminda da devam
    edeceği bir gerçektir. Eğitimi hiç bir zaman sona ermez.
    Lisans belgesi almiş olanlarin çoğu devam ederek Diploma (Bachelor degree)
    derecesi almaya çalişirlar. İki yil süren bu çalişmada önem verilen, Klinik teşhis
    ve tedavisidir. Başarili öğrenciler iki sene daha eğitim ile kazanilan yüksek
    (Master degree) derecesi için kabul edilebilirler. Diploma eğitiminde olduğu gibi
    bunda da öncelikle Klinik çalişmasi ağirliktadir. Bu iki derece kurslarinin
    sinavlari ilk ve ikinci yilin sonunda yapilir ve dereceler ancak Klinik eğitim ve
    sinavlari başari ile tamamlayanlara verilir. Son olarak, uzmanlarin üç yil
    sürecek olan doktorluk (Doktoral degree) derecesi için müracaatlarina izin verilir.
    Bu Kolejin verdiği en yüksek derecedir ve Koleje ilk başvurudan sonra en az
    on yillik bir eğitimin tamamlandiğini gösterir.

    X. Bölüm'de, araz akupunkturunun sinirlarini ve bu gelenek üzerine yeterli bilgi
    sahibi olmayan kişiler tarafindan uygulanan akupunkturun tehlikelerini
    açiklamiştim. Burada da yalnizca yetersiz eğitim almiş kişilere tedavi olmanin
    güvenli olmayacağini tekrarlayabilirim. Akupunktur tedavisinin çok faydalari
    vardir, ama yanliş uygulandiğinda zarar da verebilir.
    Onun için, akupunktur uzmani ararken, akupunktur tedavisi yapan bazi
    kişilerin (hastanelerde ve muayenehanelerde ki bir çok doktor da dahil olmak
    üzere) çok kisa bir eğitim gördüklerini ve sinirli akupunktur bilgi ve anlayişina
    sahip olduklarini hatirlamaliyiz. Genellikle, bu kişilerin yetersiz eğitim
    gördüklerinden haberleri yoktur ve içinde bulunduklari durumun tehlikeleri
    konusunda bilgi sahibi değildirler. Kolejde okuyan öğrencilerin bir kismi Batili
    doktorlardir ama yine de diğer öğrencilerle ayni sürede bir eğitimden geçmeleri
    gerekir.

    Bir uzmanin tedavi için yeterli eğitimi olup olmadiğini nasil bilebiliriz?
    Uzman seçerken bakmaniz gereken iki şey vardir, ilk olarak Geleneksel eğitim
    görmüş olmasi ve uygun yeterlilik lisanslarinin olmasi, sonra da, güvendiğiniz
    kişiler tarafindan tavsiye edilmiş olmasi. Herhangi başka bir uzmani, avukat,
    dişçi, veteriner ve diğerleri- seçerken olduğu gibi, ayrica anlaşabileceğiniz ve
    güvenebileceğiniz biri olmalidir.
    Yeterlilik derecesi ne olursa olsun, uzmanin yetkili, baştan sona kadar bilgili ve
    dikkatli olmasi için fazladan bir önlem ve güvence olarak aşağidaki önerileri de
    dikkate alabilirsiniz.

    İlk muayeneniz ne kadar sürdü? eğer bir saatten az sürmüş ise yapilacak
    tedavinin kalitesinden şüphe edebilirsiniz. Uzman nabizlari sik sik dinledi mi?
    İyi bir akupunktur uzmani nabizlari en azindan her tedaviden önce ve sonra
    dinler. Kendi kendinize, ayrica uzmanin keyfiniz ve sağliğinizi araştirip
    araştirmadiğini (yoksa sadece arazlarla ilgilenip mi tedavi etti?) sormalisiniz.
    İngiltere'de, Çin'de tip eğitimi yapan hastanelerin düzeyinde eğitim programlari
    olan üç Geleneksel Çin Akupunkturu koleji vardir.
    Tabii ki, en yetkili şekilde, 1960 yillarinda Royal Leamington Spa'da kurulan
    kendi kolejim üzerinde konuşabilirim. Geleneksel Çin Akupunkturu'nu batililara
    çok siki geleneksel yöntemlerle öğretmek üzere açilan ilk Kolejdi. O zamandan
    beri bir çok öğrenci Kolej sinavlarini verdi ve hepside şimdi kayitli uzmanlardir.
    Çoğu İngiltere'de, diğerleri ise dünyanin çeşitli ülkelerinde çalişmaktadirlar.
    Diğer iki kolej, the International College of Oriental Medicine ve the British
    Acupuncture Society (İngiliz Akupunktur Odasi). Bu kolejlerin öğrencileri de
    profesyonel standartlarda geleneksel eğitim görürler ve yukarida açiklanan
    dereceleri alirlar.

    Ülkedeki standartlari daha da korumak üzere Geleneksel Akupunktur Derneği
    adinda profesyonel akupunktur uzmanlarinin kayitli olduğu bir dernek vardir.
    The College of Traditional Chinese Acupuncture kolejinden Lisans ya da daha
    yüksek derecesi olan herkes buraya üye (M. T. Aç. S) ya da (Associate Member)
    aza (A. T. As. S) olabilirler.

    Bu dernek ciddi bir sorumluluk yüklenmiş olan bu sağlik bakim mesleğinde
    gerekli standartlari korumayi amaçlar ve üyeleri siki iş ahlak kanunlarina göre
    çalişirlar. Bu kanunlar halki korur ve dernek üyelerinin
    dürüstlüğünü/güvenirliliğini (integrity) sağlar. Aşağidaki adrese yazarak kayitli
    uzmanlarin isimlerini ve çaliştiklari bölgeyi öğrenebilirsiniz; The Secretary,
    Traditional Acupuncture Society, "Grange Pal Stratford -upon- Avon,
    Warwickshire.
    The British Acupuncture Association ve the International College of Oriental
    Medicine kolejlerinin kendi mezunlarini kaydettikleri profesyonel dernekleri
    vardir. Bu üç kuruluş, şu anda beraber çalişmaktadirlar ve eğitim ve profesyonel
    bakim üzerine ortak standartlar geliştirmeye çalişiyorlar. Beraberce tüm üyeler
    için bir meslek kanunu yayinladilar ve bastirdiklari, her üç derneğe de üye olan
    uzmanlarin adlarinin bulunduğu Ulusal akupunktur sicilini her üçünden de
    isteyebilirsiniz.

    Şunu da ilave etmeliyiz ki, bu ülkede eğitimlerini dişarida görmüş uzmanlarda
    çalişiyorlar. Bu durumlarda güvence ve yol
    göstermek için en emin yol, onlarin da eğitimlerini araştirmak olacaktir. Üç yilin
    altinda yapilan her hangi bir akupunktur çalişmasi yetersiz olacaktir. Teşhis ve
    tedavileri de Geleneksel Çin Akupunkturu'na uygun olmalidir. Diğer tip
    alanlarindaki yeterlilik belgeleri onlari akupunktur alaninda yeterli kilmaz.
    Her ne kadar akupunktur bağimsiz ve ayri bir tip bilimi ise de, batidaki
    uzmanlarin (orthodox) anatomi, fizyoloji ve patoloji üzerine sağlam bilgileri
    olmasi gerekir. Yukarida ismi geçen her üç kolej, yeni öğrencilerinden bu
    konularda yeterlilik belgeleri isterler ve bu belgeleri yoksa eğitimleri süresince
    bu konularda da eğitilirler. Daha önce bahsettiğim gibi, Çin'de tüm tip
    öğrencileri Geleneksel Çin tibbi ya da Bati tibbinda ihtisas yapmadan önce bu
    ana konulari öğrenirler.

  3. #13
    hexagram hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır

    Bölüm13-Beden,Zihin ve Ruh

    Beden,Zihin ve Ruh

    Tao ve hayatin ruhsal yönlerine daha önce kisaca değinilmişti. Bütün bunlari bir
    araya getirerek insanin Doğa'ya uyumunu daha iyi gösteren bir anlayiş getirmek
    istiyorum.
    Hemen bir güçlükle karşilaşiyorum, Tao üzerine konuşmak öncelikle varoluşu ile
    çelişkiye düşmektedir. Taoist bilgin Lao L'zu "Tao bir 'yol'dur, tarif edilemez,
    sadece yaşanir" der.

    Basitleştirirsek, Tao güzellik, harmoni ve bütünlüğü dolu dolu içeren Doğa ile
    tam bir uyum içinde bir varoluş şekli olarak görülebilir. Beden, zihin ve ruhu;
    doyum, mutluluk ve sağliğa kavuşturacak olan yol tüm güzelliği ile yaşamin
    özüne bağlidir. Geleneksel Çin Akupunkturu, Tao'nun geliştirilmesinde yardimci
    olur. Tao ile uyum içinde olan bir iyileştirme biçimidir. Uygulamasi her zaman o
    kadar dikkatli ve güvencelidir ki, önlenmedikçe, vücut, akil ve ruhu Doğa'nin ön
    gördüğü şekilde sağliğa kavuşturur. İnsanin kaşlarini çatmasina, ruhunun
    çökmesine neden olan doğal kanunlara karşi gelmek ve uymamak, doğa ile
    ahengi bozmaktir. Tao, hepimizin ruhundaki güzellik ve potansiyelin algilanmasi
    olduğu için bedenden çok zihin yoludur.

    Ama o zaman ruh nedir?

    Bir çok kişi 'ruh" sözcüğünü kullandiğinizda rahatsiz olur. Sizin bir takim mistik
    yaratiklarindan söz ettiğinizi ya da bir çeşit dini sefere çiktiğinizi sanirlar. Ben,
    kendim, ruhun gerçek anlam ve öneminin unutulmasini ve bilinmek
    istenmemesini modem Bati dünyasinin büyük trajedilerinden biri olduğuna
    inaniyorum. Medeniyetin zirvesinde olduğumuzu iddia ederiz ama gerçekte
    yaşadiğimiz barbar bir çağdir. Şüphesiz, eğer yalnizca zihin ve bedenden ibaret
    olsaydik o zaman sadece akilli robottan başka birşey olmayacaktik. Teknoloji
    bize bugün "düşünebilen" ve "uygulayabilen" makineler sağladi. Fakat bir kişiyi
    benzersiz ve eşsiz yapan nedir? insan hayatina gerekli olan, sonsuz neşe, anlayiş
    ve merhameti kazandiran kalite ve kivilcimi veren nedir? İşte o ruhtur. Fakat
    bugün ona ne kadar değer vermekteyiz? Üzülerek söylüyorum ki nerede ise hiç.
    Bir çocuğun ilk yillarindaki fiziksel gelişmelerini "o, bebek ne kadar büyüdü" der
    ölçeriz. Daha sonra, zeka gelişmesini "biliyor musunuz, oğlum siniftaki diğer
    öğrencilerden iki kitap daha önde" der ölçeriz. Fiziksel vücudun gelişmesi ve
    aklin gelişen yetenekleri bize gurur veren nedenlerdir. Fakat çocuğun en önemli
    yönü ne olmalidir? Çocuğu ruhsal gelişimi için ne kadar teşvik ederiz?

    Hastaliklara karşi savaşi kazamamamizin nedeni bu ruhsal dünyanin ihmal
    edilmesidir. İnsanin en derin ve öz tarafini terk ediyor ve ihmal ediyoruz. Ve,
    ruhumuz inkar edildiğinde uyum ve dengemizi sağlayamayiz. O nedenle de
    hastaliklara karşi zayif kaliriz.

    Bazi kişiler ruhu "tanri" diye adlandirirlar ve haklidirlar da, çünkü tanri her
    birimizin içindedir. Bir takim imgesel mistik ya da doğaüstü yaratiklardan değil,
    sizinde içinizde olan kendi "tanri"nizdan (ne isim ile adlandirirsaniz) söz
    ediyorum. En kutsal varlik. Tüm evrenin yaraticisi. Gökyüzünde ya da bir
    kilisedeki bir kimse değil, her birimizin içindeki kutsal varlik.
    Bilim ve teknolojide, tipta ya da benzer konulardaki "gelişmelere" karşin hastalik
    olaylari gittikçe artmakta. Öyle gözüküyor ki günümüzde yaşamimizi geçmiş
    zamanlardakinden de fazla kendi ateşimizi ve de o elementin temsil ettiklerini
    söndürecek şekilde yaşiyoruz. Doğal, anlik yaşadiğimiz sevgi, neşe, merhamet,
    anlayiş ve affetme duygularimizi geri plana atiyoruz. Her insanin dünyada her
    şeyden çok gereksinimi olan (ve burada özellikle 'arzuladiği sözcüğünü
    kullaniyorum) sevilmek ve sevmektir. Başka hiç bir şeye ondan daha çok önem
    veremeyiz, çünkü sevgi hayatimizin yakitidir ve eğer ateş elementi dengesini
    kaybederse ateş sönmeye başlar.
    O kişi başka birini sevme, başkasi tarafinda sevilme ya da kendini sevme
    yeteneğini kaybeder. O zaman affetme, merhamet ve anlayiş olamaz.
    Günümüzde kaç kişi sevgi alişverişi olmadiği için bomboş bir hayat yaşiyor
    olmali? Gerçekten, eğer kimseyi sevemiyorsaniz ya da kimse sizi sevmiyorsa,
    hayatin ne anlami olabilir? Bu beden, zihin ve ruhumuzu ihmal etme gibi aptalca
    davranişlari, gereksiz ölçüde mevki ve zenginlik için uğraşilan birakip, onlarin
    gerçek gereksinimlerine dönmeliyiz. Bunlarin hiç biri tek başina neşe ve doyum
    getirmez, bunlara olan aç gözlülüğümüz hastaliklarla son bulur.
    Tabii ki bir çocuğa sevgi vermenin önemini kavrariz; fakat sonra yaşimiz
    ilerlediğinde gereksinimlerimizin daha farkli olduğunu düşünürüz. Bu konuda
    çok eski Çin bilgeliğinden çok şey öğrenebiliriz. Hepimiz biliyoruz ki,
    bebekliğimizde annemizin bizi sevip beslemesine, babamizin bize yol gösterip
    korumasina bağimliyizdir. Fakat büyüyüp anne ve babamizdan ayrilma zamani
    geldiğinde, hayatta kalmamizi yediğimiz yiyecekleri (ki yaşantimiza destek olur)
    ve nefes aldiğimiz havayi (ki bize ilham verir) öleceğimiz güne kadar sağlayan
    toprak ana'yi ve gök baba'yi unuturuz. Ama, Çinliler gibi, her zaman
    hatirlamaliyiz ki, insanlar yaşlari ne olursa olsun, her zaman 'çocuk'turlar ve
    Doğa'daki anne ve babamizi, tipki fiziksel dünyadaki anne ve babamiz gibi,
    sevme ve saymayi öğrenmeliyiz, çünkü onlarsiz biz de yok olmaya mahkum
    oluruz.

    Ruhsal öncelikleri iyi kavramak bize iyi ve doğal bir hayati olduğu gibi görme sağ
    duyusu verir. Büyümüş rolü oynamamiz, büyükler gibi davranmamiz ve onlarin
    sahip olmalarini düşündüklerimize sahip olmak için çabalamamiz gerekmiyor.
    Çocuklar gibi, çocukken olduğumuz gibi mutlu ve doyumlu olabiliriz. Bu anlayiş
    bizi kendimizi önemseme duygularindan kurtarip alçak gönüllü olmaya yöneltir.
    Bütün insanlarin toprak anaya ve gök babasinin bir olmasi onlarin bir insanlik
    ailesinde kardeş olmalari demektir. Herkesin eşit olduğu ve herkesin birbirine
    özen gösterdiği bir aile.

    Böylece, Geleneksel cin Akupunkturcusu kendi rolünün çok özel olduğunu,
    insanlari iyileştirebileceğini iddia etmez. Uygulayici Doğa'nin bir hizmetkâri
    olarak her çocuk adina vücut, akil ve ruhun denge ve harmonisi için çalişan
    alçakgönüllü bir aracidir.

  4. #14
    hexagram hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    oo birleştirince acayip birşey olmuş
    hepsini okuyamazsınız hemen sanırım ama kopyalayın dursun bilgisayarınızda

  5. #15
    hilmiselvi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2007
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    28
    Konular
    1
    Ellerinize saglik cok zahmet olmus,
    Ben de ufak bir katki yapayim. Rahatsizligim sebebi ile akapunktura gitmistim. Turkiye'nin ilk akapunktur doktorlarindan biriydi ve kendisinde eski belgelerin oldugunu soyledi. Bu belgelre gore akapunktur Uygur Turklerindne Cine gecmis, bu eski Cin belgesinde Turklerin kemik uclarini vucuda batirarak rahatsizliklikleri gecirdikleri yaziyor.
    Eger igneden korkuyorsaniz EFT teknigi de akapunkturun baska bir versiyonu ve hatta daha etkilisi, cunku sebebi bulup onu ortadan kaldirabiliyor,
    Selamlar

  6. #16
    hexagram hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Enerji noktalarına bastırarak tedavi yöntemi eski bir yöntemdir,haklısın.Nokta tedavi diye biliyorum ismini.Vücudun her yerinde enerji noktaları vardır.Akupunktur da zaten kulaktaki enerji noktalarından tüm vücuda etki etmek vardır.Aynı şey aslında el ve ayaklarımız için de geçerlidir.


Benzer Konular

  1. Piramitler Hakkında Sırlar ve Bilgiler
    Konuyu Açan: haarun, Forum: Mısır Mitolojisi.
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 24-May-2009, 10:40
  2. Dj tiesto hakkında
    Konuyu Açan: danny, Forum: Diğer Müzik Türleri.
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 23-Eyl-2007, 16:54
  3. Akupunktur hakkında kısa kısa..
    Konuyu Açan: buraQ, Forum: Alternatif Terapiler.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 16-Tem-2006, 20:48

Sayfa etiketleri:

dispirin nedir

akapunkturda alina veri̇len işikk

akupunktur tedavisini ilk hangi uygarlık bulmuşturakupunktur hakkında her şeyAkapunktur ile ilgili herşey

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140